Daha akıcı yazılar yazmak! Görece spekülatif bir konu; hangi tür metinler yazacaksınız? Şiir için kullanacağın metodoloji bilimsel makale için geçerli olmaz örneğin, öykü için kullanacağın anlatı dilini piyes yazarken kullanamayacağın aşikar… ben sorunuzu genel bir yazım çerçevesinde algılayıp ona göre yanıtlayacağım.
Biz yazarlar için içsel bir görü ile oluşturduğumuz metinler çoğu kez bizim için bile anlaşılamazdır; yazdıktan sonraki okumalarımız bu anlamıyla bize haz verir. İçimizde sakladığımız bir başka ben bu metinlerde ortaya çıkmaya başlar ve tanıklığını yapacağımız kişi bizi heyecanlandırır. Bu durumu Wittgenstein çok güzel açıklar “Ben kalemiyle düşünen bir adamım, çoğu zaman aklım kalemimin ne yazacağını bilmez” diyor.[1] Elbette buradan vahiy ya da benzeri bir ilham perisinden söz etmek mümkün değil ama yazma anına kadar diyalektik gelişmemiş iç dünyan seni o sözcüklere hazırlamamışsa bu yazim serüveni aslında hiç başlamamıştır ve eline kalemi alarak yazmaya başlayarak anlamlı ve akıcı bir metnin ortaya çıkmasını beklemek mümkün görünmemektedir.
Peki bilinçli olarak o seviyeye nasıl gelebilirsin? Muhtemeldir ki bunun cevabı da yazardan yazara değişecektir; kendi adıma günlük benzeri “defter” tutmak oldu bunun cevabı. Zaman içinde yazdığım mektupları defterle birleştirerek hibrit metinler ortaya çıkarmaya başladım. Zira mektup yazmak en samimi ifade biçimidir, defter tutmak ise pratiğini geliştirip kurgunun iskeletlerini oluşturmaya başlar. Bunu en duru şekilde dile getiren, Fransız şair ve düşünür Paul Valéry'nin şiirin yaratım süreciyle ilgili görüşleridir. Valéry, şiirin ilk dizesinin ya da ilk kıvılcımının "tanrılardan geldiğini", geri kalanının ise şairin emeği olduğunu söyler.[2]
Ancak bu küçümsenecek bir olgu değildir aksine ilk sözcüğü bulmamın yüceliğinin altını çizer.
“Sonsuzluk ve bir gün” isimli filmi izlediysen orada arkaik bir şairin hikayesi anlatılır: Köy köy, kasaba kasaba gezerek “sözcük” satın alır ve şu şiiri bizlere sunar “çiy tanesinin titreyişi, suya vuran son yıldız parlak bir güneşi müjdeledi. Bir tek bulut, en ufak bir sis perdesi yoktu, uçsuz bucaksız gökyüzünde. Meltemin soğuğu yüzümü okşuyordu hafifçe, kalbimin yapraklarına fısıldar gibi; hayat narindir, hayat narindir”.[3]
Kaynaklar
- Ludwıg Wıttgenteın. (1999). Yan Değiniler. ISBN: 991407781643. Yayınevi: altıkırkbeş.
- Paul Valery. (1924). Variete. Yayınevi: Éditions Gallimard.
- Teodoros Angelopulos. (sinema, 1999). Sonsuzluk Ve Bir Gün.