Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Yeni Soru Sor
Paylaşım Yap
500 ATP Ödüllü Soru: Zamansız varlık birden fazla olabilir mi? Hemen cevapla! 500 ATP Ödüllü Soru: Bilimsel Felsefi ya da Edebi bir metin; bir erkek için kadın(lar) tarafında, bir kadın için erkek(ler) tarafında etki yaratmıyorsa, yine de metnin sahibi için amacını gerçekleştirmiş hazzı yaratır mı? Hemen cevapla!
Sorulara Dön
Dilan Eser
Dilan Eser
155.5K UP
Üye 1 hafta önce
12

Daha akıcı yazılar yazmak için ne yapabilirim?

7 Cevap
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Tüm Reklamları Kapat
7 Cevap
Erkan Yıldırım
İnsan Kaynakları Yöneticisi 2 gün önce

Yazmak, kelimelerle bir dünya inşa etme ve o dünyanın kapılarını başka birine açma sanatıdır. Zihinsel bir tasarımdan ziyade içgüdüsel bir kazı çalışması gibidir.

Akıcılık, kitaplardan veya eğitimlerden öğrenilen bir "numara" değil; yıllar içinde zihninde ve parmaklarının ucunda nasırlaşan bir reflekstir.

Yazıda akıcılık, kelimelerin kağıt üzerinde sessizce çaldığı bir müziktir. Yazar, kelimeleri öyle bir sıraya dizer ki, okuyucu metnin içine daldığında akıntıya kapılır ve bir daha yüzeye çıkma ihtiyacı hissetmez. Bu, cümlenin nerede nefes alacağını, nerede duraksayacağını, nerede hızlanıp nerede yavaşlayacağını hissetmektir. Eğer cümleler hantal, kelimeler zorlamaysa ritim bozulur; okuyucu sese değil, enstrümanın gıcırtısına (kelime kalabalığına ve kurgu hatalarına) takılmaya başlar.

Tüm Reklamları Kapat

Bir fikrin genel kabul görmesi veya okuyucunun ona sempati duyması, mantıkla değil, insanın derinlerindeki hislerle ilgilidir. İnsanlar sadece çıplak gerçeklere teslim olmazlar; hissettiklerine inanma eğilimindedirler. Yazarın görevi, kendi içindeki bir sızıyı, bir coşkuyu veya bir şüpheyi okuyucuya öyle bir sunmaktır ki, okuyucu o duyguyu okurken sanki kendi düşüncesiymiş gibi sahiplensin.

Edebiyatta akıcılık ve fikrin doğru olması arasındaki o büyük ayrım burada tüm çıplaklığıyla ortaya çıkar: Bir yazar, dünyanın en korkunç, en kabul edilemez veya en gerçek dışı durumunu kusursuz bir ahenkle anlatarak sizi o fikre esir edebilir. Örneğin; Dostoyevski, bir katilin zihnine girmemizi ve onun hezeyanlarıyla empati kurmamızı sağlar. Cinayet veya suç "genel kabul gören" doğrular değildir; ancak Raskolnikov'un iç çatışmasının anlatımındaki o boğucu akıcılık, okuyucuyu o karanlık zihinde yürümeye ikna eder. Zarif ve şiirsel yazılmış kurgusal bir hikaye, kaba ve kötü yazılmış tarihi bir gerçekten çok daha sarsıcıdır. Çünkü insan zihni, ritme ve estetiğe karşı savunmasızdır.

Eğer okuyucunun konuya karşı en ufak bir sempatisi veya ilgisi yoksa, yazar kelimeleriyle o ilgiyi yaratmak zorundadır. Yazar, okuyucunun aklına bir köprü kurmadan önce kalbine bir kanca atar. Hiç kimsenin umursamadığı sıradan bir nesneyi, bir sokağı veya bir fikri öylesine tutkulu ve öyle duru bir su gibi anlatır ki, okuyucu fikrin kendisine değil, yazarın o fikre duyduğu tutkuya aşık olur.

Akıcılık okuyucuyu o dünyanın içinde tutar; ancak yazının iz bırakması, yazarın kendi ruhundan kopardığı bir parçayı o kelimelerin arasına dürüstçe bırakabilmesine bağlıdır. Kelimeler su gibi pürüzsüz aktığında, okuyucunun zihnindeki en sert önyargılar bile zamanla o suyun şeklini almaya başlar.

Tüm Reklamları Kapat

Yazmaya başlayan ya da başlamak isteyenlerin en büyük hatası, zihinlerindeki o muhteşem fikrin kağıda ilk döküldüğünde kusursuz bir şahesere dönüşeceğini sanmalarıdır. İlk taslaklar her zaman hantal, çirkin ve tökezleyerek ilerler. Akıcılık yazarken değil, yeniden yazarken doğar. Yazanın kendine kötü, eksik ve dağınık yazma izni vermesini gerektirir. Çamuru masaya fırlatıp dökmeden, ona şekil verip pürüzsüz bir vazo elde edilemez. Önce yazmalı, sonra o acımasız heykeltıraş moduna geçip fazlalıklar yontulmalıdır.

Yazarken bilge veya entelektüel görünmek için ağır, ağdalı ve yazana ait olmayan kelimelerle örtmeye çalışılmamalıdır. Eğer bir şey en basit kelimelerle, dolaysızca yalın olarak anlatılamıyorsa, yazar onu henüz kendi içinde tam olarak çözememiş demektir. En sarsıcı cümleler, genellikle en sıradan kelimelerin eşsiz bir dürüstlükle yan yana gelmesinden doğar. Yazar kendi sesine güvenmelidir. Kelimeleri bir kalkan olarak değil, kendi içindeki o ham hissi dışarı sızdıracak birer çatlak olarak kullanmalıdır.

Eğer yazmak için "o hissin", tutkunun veya ilhamın gelmesi beklenirse, ömür boyunca belki de sadece üç veya beş metin üretilebilir. Akıcılık, bir çeşit kas hafızası gibidir. Bir sporcu nasıl her gün antrenman yapıyorsa, yazar da her gün masaya oturmak zorundadır. Canı istemediğinde, kendini boş, yorgun veya yeteneksiz hissettiğinde bile yazmalıdır. Zihin terlemeye başladığında ve o disipline alıştığında ise kelimeler kendiliğinden akmaya başlar. "İlhamı" beklemeden, çalışarak onu masaya oturmaya mecbur bırakmak gerekir.

Dünya yazarın veri toplama laboratuvarı gibidir aslında. İnsanların nasıl tartıştığını, sessizliklerin ne anlama geldiğini, bir yaprağın rüzgarda nasıl kırıldığını izlemelidir. Ve en önemlisi; acımasızca okumalıdır! Sadece ilgisini çeken konulardaki kitapları değil; şiir, tarih, kötü yazılmış bir polisiye roman, bir felsefe metni... Ele geçirdiği her şeyi okumalıdır. Kelimeler yazarın cephanesidir. Zihninin deposu ne kadar dolu ve çeşitliyse, bir cümleyi kurarken ihtiyaç duyduğu o "tam uyan" kelimeyi o kadar hızlı bulur. Eğer yazar kelime ararken duraksamazsa, yazdığı metin de okuyucuyu duraksatmaz.

Yazarken ne kadar zeki olduğunu ne kadar derin düşündüğünü veya kelimelerle nasıl ustaca oynayabildiğini okuyucuya kanıtlama çabasında olmamalıdır. Yazar, bir vitrin mankeni değil, saydam bir cam gibi olmalıdır; ki okuyucu, o camdan bakıp arkadaki manzarayı, yani aktarmak istediği hissi ve düşünceyi görmelidir. Eğer okuyucu manzarayı bırakıp camın kendisine yani yazarın kurgusuna veya süslü kelimelerine takılıyorsa akıcılık bozulmuş demektir. Metin onun egosunu tatmin etmek için değil, okuyucuya bir şey hissettirmek için yazılmalıdır. Kelimeler bazen yazara ihanet eder, yazıyı tıkar, bazen de bir araya gelip yazarı bile şaşırtacak cümleler kurdurur. Bunun için sadece okumaya, dünyayı izlemeye ve kendi dürüst sesiyle yazmaya devam etmelidir.

Eğer yazar dilbilgisi veya edebi kurgu eğitiminden yoksunsa, bu eğitimden geçmemişse, yalnızca yoğun bir "hissetme" kapasitesine sahip bir zihne sahipse o zaman yazma süreci kurallı mühendislikten ziyade bir aktarım ve yontma işlemi olarak ele alınmalıdır. Eğitim eksikliği bir dezavantaj gibi görünse de kişiyi "edebi görünme" sahteliğinden koruyan organik bir avantaja dönüştürülebilir.

Sadece hissederek yazan birinin, o soyut duyguyu okuyucuya sarsıcı bir şekilde geçirebilmesi için kendi iç sesinin orijinal ritmini korumalıdır. Zihin o duyguyu hangi kelimelerle, hangi sokak ağzıyla veya hangi basitlikle üretiyorsa kağıda tam olarak öyle aktarılmalıdır. Etkileyicilik, kullanılan kelimenin zorluğunda değil, hissin çıplaklığındadır. Süslü kelimeler aramak yerine, en doğru ve en sade kelime bulunmalıdır.

Duygular soyuttur ve soyut kavramlar (üzüntü, korku, aşk) doğrudan kelime olarak yazıldığında okuyucuda yankı bulmaz. "Çok korktum" veya "Büyük bir acı hissettim" demek veriyi aktarmaz, sadece durumu özetler. Böyle durumda hissin bedendeki veya bedenin çevresindeki fiziksel karşılığını yazmalıdır. "Çok korktum" yazmak yerine, "Midesinin kasıldığını, ellerinin uyuştuğunu ve nefesinin boğazında cam kırıkları gibi takıldığını" yazmalıdır örneğin. Okuyucu yazarın "korku" kelimesiyle empati kuramaz, ancak kendi midesinin kasıldığı anları hatırlar ve duygu transferi bu fiziksel detay üzerinden gerçekleşir.

Dilbilgisi kurallarını (özne, yüklem uyumu, zarf tümleçleri) bilmemek, metnin akışsız olacağı anlamına gelmez. İnsan beyni, ana dilinin matematiğine doğuştan hakimdir. Göz yanılır ama kulak ritimdeki hatayı anında yakalar. Yazılan her paragraf bittiğinde yüksek sesle, karşıda biri varmış gibi okunmalıdır. Cümleyi okurken yazarın nefesi yetmiyorsa, dil bir kelimeye takılıyorsa veya o cümleyi günlük hayatta asla o şekilde kurmayacağını fark ediyorsa, o cümle bozuktur! Kulağın tırmalandığı o nokta, ritim düzelene kadar en basit haliyle yeniden yeniden yazılmalıdır.

Sadece hislerle yazarken mantık ve düzen eşzamanlı olarak devrede olamaz. Hem duyguyu yaşayıp hem de doğru yazmaya çalışmak sistemi kilitler. İlham veya duygu geldiğinde, hiçbir kural, noktalama veya hatayı umursamadan içten geçen her şey hızlıca metne dökülmelidir. Duraksamadan, geri dönüp silmeden. Sadece zihindeki o kaos kağıda boşaltılmalıdır. Duygu dalgası geçtikten (örneğin birkaç saat veya bir gün sonra) metnin karşısına acımasız bir editör gibi oturulmalı, duyguyu taşımayan, sırf laf kalabalığı yapan, tekrara düşen tüm kelimeleri ve cümleleri kesmeli, bir mermer bloğunun içindeki heykeli ortaya çıkarır gibi, fazlalıkları atarak geriye sadece o saf hissin iskeletini bırakılmalıdır.

Tüm Reklamları Kapat

Bazen yazar büyük felsefi çıkarımlar yapmaya çalıştığında genellikle klişelere düşer. Güç, genel doğrularda değil, o ana ait mikroskobik, son derece kişisel ve spesifik bir detaydadır oysa. Bir ayrılığı anlatırken "Dünyam başıma yıkıldı" gibi devasa ama boş bir cümle kurmak yerine, "Kapıdan çıkarken vestiyerde unutulmuş tek eşi kalmış eldivene bakıp kaldım" gibi o anın çok küçük ama kahredici bir detayına odaklanılmalı. Duygunun gerçekliği bu küçük detaylara gizlenmiştir çünkü.

Yazı yazmak, sonuçta iki zıt doğanın aynı kağıt üzerinde kusursuz bir uyumla birleşmesidir: Mühendisliğin soğukkanlı iskeleti ve sanatın nefes alan ruhu…

Zihindeki o coşkulu hisleri, sarsıcı gerçekleri veya sınır tanımaz kurguları kağıda dökerken önce bütün kurallar yıkılmalı, bırakılmalı ki kelimeler kendi yatağını bulsun, o ham duygu masaya dökülsün. Ancak bunun sonrasında, o duygu yığınını yontacak bir heykeltıraşın acımasızlığına, kelimeleri bir mühendis gibi tartan o disipline geçiş yapılıp; metindeki kibir, gereksiz süs ve ritmi bozan her ağırlık budanabilsin...

Unutulmamalıdır ki akıcılık, okuyucunun metin üzerinde hiçbir engele takılmadan süzülmesidir; etkileyicilik ise o süzülen zihnin, yazarın yarattığı o dünyaya tamamen teslim olmasıdır. Estetiğin ve ritmin gücü asla hafife alınmamalıdır. En imkansız düşünceler, en ağır gerçekler veya en karanlık kurgular bile doğru bir ahenkle[1], gösterişten uzak o saf "insan nefesiyle" yazıldığında okuyucunun en aşılmaz önyargılarını yıkacak güçtedir.

Kelimeler sadece birer araç değil, zihinleri işgal eden sessiz birer ordu gibidirler. Kötü yazmaktan korkmadan, sabırla yontarak, dürüstçe hissederek ve hiç durmadan kelimelerin o gizli müziğini aramaya devam ederek... Dünyayı değiştiren metinler, tam da bu inatçı arayışın içinden doğar.

Kaynaklar

  1. Erkan Yıldırım. (). Özgün Metin.
0
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Esat Kudret
Esat Kudret
760.6K UP
Akıl yürütmeyi öğrenmeye çalışan bir öğretmenim. 1 hafta önce

Dil gücünü hakikatten alır, hakikat ise bilimden...

Çin’in büyük önderi Mao " Attığınız okun hedefi on ikiden vurup vurmadığı feryat figandan belli olur." derken aslında ne gerçek bir canlı hedefi ne de sahiden bir oku kastetmez. Yegane dayanağı bilim olan hakikati kasteder.

Yatkınlık ve yetenek fakat!

Tüm Reklamları Kapat

Evet birçok uğraş için ilk akla gelen bu iki olgu ve sanki gökten zembille inermiş gibi.

Oysa bu iki olgunun üstünü kazıdığımızda altından çok daha doğru ve bilimsel olan azar azar birikim ve emek çıkar.

Birikimin özü ise tıpkı sağlıklı bir insanın ilk koşulu olan dengeli ve çeşitli beslenmedir. Birçok kaynaktan ve alandan dengeli ve sürekli beslenme. Gerisi bu besinin sindirilip iş yapabilme kapasitesine yani enerjiye dönüştürülmesidir. Emek budur ve çokça yapılmış ve ayıklanmış hatanın artakalanıdır ki buna pratik diyoruz.

Dünyanın birçok mutfağının birikimine sahip, aynı zamanda kendini kurtaracak kadar da estetik, felsefe, sosyoloji, matematik, psikoloji vb. ve belki de biraz müzik bilen, hata yapmaktan korkmayıp mutfağa küsmeden pratik yapan, yeni şeyleri cesurca deneyen bir aşçı, bir müddet sonra istese bile ne besin değeri ne estetiği ne de tadı ve kokusu itibarı ile kötü bir yemek yapamaz. Yaptığı yemeği kötü bir servis ile sunamaz.

Tüm Reklamları Kapat

Kaynak olarak paylaştığım kitap doğrudan ve özel olarak bu konu ile ilgili olmasa da, bu konu dahil, bakış açısı vermesi itibarı ile yaşama dair ne varsa (düşünmeyi düşünme ve öğrenmeyi öğrenme şeklinde özetleyebileceğim) bir ilk kılavuz görevi görecektir. Biraz sabır ve ısrar ile tabi ki.

Kaldı ki kendine de haksızlık etme. En etkileyici olan şey en başta zikrettiğimiz şeydir, yani devrimci olan şeydir. Ona da gerçek diyoruz. Gerçek devrimcidir ve devrimci olan hedefi on ikiden vurabilecek denli sade, az ve öz olandır. Yani gücünü bilimden alandır. Öyle sahtesinden, alınıp satılanından, kiralananından değil dosdoğru olanından… Bazılarının hoşuna gitmemesinin nedeni de budur ve önemsizdir.

İşte çoğu zaman en süslü, makyajlanmış vb. sözlerin değil, aksine çırılçıplak ve itici dahi olsa bir hakikatin önceleri yok sayılsa bile, yok sayanlarca da içten içe ve yaşamda karşılık bulup kök salmasının nedeni budur.

Aksine hiç tanık olmadım. Sevgiyle...

Kaynaklar

  1. Georges Politzer. (2012). Felsefenin Başlangıç İlkeleri. Yayınevi: Sol yayınları. sf: 208.
Bu cevap, soru sahibi tarafından en iyi cevap seçilmiştir. Ancak bu, cevabın doğru olduğunu garanti etmez.
8
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Eyüp Gassaloğlu
Okur 1 hafta önce

Olay sadece kelimeleri dilbilgisi kurallarına göre peş peşe dizmekten ibaret değil. İşin asıl sırrı, duygulara hitap edebilmekte bitiyor. Üstelik bu durum sadece yazı yazmak için değil; daha iyi konuşabilmek, ikna edebilmek ve hayattaki daha pek çok şey için de geçerli.

İnsanlar mantıklarıyla hareket ettiklerini zannederler ama direksiyonda her zaman duygular vardır. Şöyle bir tarihe dönüp bakın; mesela Hitler… Yaptıkları ve o karanlık ideolojisi bir yana, adam kitlelerin duygularına nasıl oynayacağını o kadar iyi çözmüştü ki, uygun ya da uygunsuz ne söylerse söylesin koca bir kalabalığı anında peşinden sürükleyebiliyordu. Ne dediyse "he" dediler ve edindiği o malum kitle, sırf çok rasyonel argümanlar duyduğu için değil, hislerine dokunulduğu için o yola girdi. Yani işin özü; duyguyu yakaladın mı, gerisi çorap söküğü gibi geliyor.

Bunlar dışında yazı için diyebileceklerim:

Tüm Reklamları Kapat

Uzun, bitmek bilmeyen cümleler okuyucuyu boğar. Kısa cümleleri uzunların arasına serpiştirin. Noktalara ve virgüllere, okuyucuya verdiğiniz birer nefes molası gözüyle bakın.

Fazla Yağları Eritin: "Gereksiz kelime" akıcılığın en sinsi düşmanıdır. Bir kelimeyi cümleden çıkardığınızda anlam bozulmuyorsa, o kelimeyi hiç acımadan çöpe atın. Metniniz ne kadar fit ve yalın olursa, o kadar hızlı okunur.[1]

Kaynaklar

  1. Eyüp Gassaloğlu. (). Özgün Görüş.
7
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Hüseyin Özgür Uçar
yazar 6 gün önce

Daha akıcı yazılar yazmak! Görece spekülatif bir konu; hangi tür metinler yazacaksınız? Şiir için kullanacağın metodoloji bilimsel makale için geçerli olmaz örneğin, öykü için kullanacağın anlatı dilini piyes yazarken kullanamayacağın aşikar… ben sorunuzu genel bir yazım çerçevesinde algılayıp ona göre yanıtlayacağım.

Biz yazarlar için içsel bir görü ile oluşturduğumuz metinler çoğu kez bizim için bile anlaşılamazdır; yazdıktan sonraki okumalarımız bu anlamıyla bize haz verir. İçimizde sakladığımız bir başka ben bu metinlerde ortaya çıkmaya başlar ve tanıklığını yapacağımız kişi bizi heyecanlandırır. Bu durumu Wittgenstein çok güzel açıklar “Ben kalemiyle düşünen bir adamım, çoğu zaman aklım kalemimin ne yazacağını bilmez” diyor.[1] Elbette buradan vahiy ya da benzeri bir ilham perisinden söz etmek mümkün değil ama yazma anına kadar diyalektik gelişmemiş iç dünyan seni o sözcüklere hazırlamamışsa bu yazim serüveni aslında hiç başlamamıştır ve eline kalemi alarak yazmaya başlayarak anlamlı ve akıcı bir metnin ortaya çıkmasını beklemek mümkün görünmemektedir.

Peki bilinçli olarak o seviyeye nasıl gelebilirsin? Muhtemeldir ki bunun cevabı da yazardan yazara değişecektir; kendi adıma günlük benzeri “defter” tutmak oldu bunun cevabı. Zaman içinde yazdığım mektupları defterle birleştirerek hibrit metinler ortaya çıkarmaya başladım. Zira mektup yazmak en samimi ifade biçimidir, defter tutmak ise pratiğini geliştirip kurgunun iskeletlerini oluşturmaya başlar. Bunu en duru şekilde dile getiren, Fransız şair ve düşünür Paul Valéry'nin şiirin yaratım süreciyle ilgili görüşleridir. Valéry, şiirin ilk dizesinin ya da ilk kıvılcımının "tanrılardan geldiğini", geri kalanının ise şairin emeği olduğunu söyler.[2]

Tüm Reklamları Kapat

Ancak bu küçümsenecek bir olgu değildir aksine ilk sözcüğü bulmamın yüceliğinin altını çizer.

“Sonsuzluk ve bir gün” isimli filmi izlediysen orada arkaik bir şairin hikayesi anlatılır: Köy köy, kasaba kasaba gezerek “sözcük” satın alır ve şu şiiri bizlere sunar “çiy tanesinin titreyişi, suya vuran son yıldız parlak bir güneşi müjdeledi. Bir tek bulut, en ufak bir sis perdesi yoktu, uçsuz bucaksız gökyüzünde. Meltemin soğuğu yüzümü okşuyordu hafifçe, kalbimin yapraklarına fısıldar gibi; hayat narindir, hayat narindir”.[3]

Kaynaklar

  1. Ludwıg Wıttgenteın. (1999). Yan Değiniler. ISBN: 991407781643. Yayınevi: altıkırkbeş.
  2. Paul Valery. (1924). Variete. Yayınevi: Éditions Gallimard.
  3. Teodoros Angelopulos. (sinema, 1999). Sonsuzluk Ve Bir Gün.
3
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Şehmus Savaş
Şehmus Savaş
71.3K UP
Bilimsel blog yazarı 3 gün önce

Yazı yazmak, yalnızca kelimeleri yan yana getirmek değil, düşünceleri etkili bir şekilde aktarabilme sanatıdır. İyi bir yazar, yazmaya başlamadan önce okuyucuya hangi fikri vermek istediğini belirler ve bütün metni bu ana fikir etrafında şekillendirir. Yazının güçlü olması için sade, anlaşılır ve akıcı bir dil kullanılmalıdır. Gereksiz uzun cümleler yerine, anlamı doğrudan veren ifadeler tercih edilmelidir. Ayrıca okuyucunun ilgisini canlı tutmak için günlük hayattan örnekler vermek, sorular sormak ve konuyu farklı açılardan ele almak önemlidir. Her yazının bir giriş, gelişme ve sonuç bölümü olmalı; girişte konu tanıtılmalı, gelişmede fikirler açıklanmalı ve sonuçta okuyucuyu düşündüren bir değerlendirme yapılmalıdır. Yazının tamamlanmasının ardından yeniden okunup düzenlenmesi de en az yazmak kadar önemlidir. Çünkü güçlü metinler çoğu zaman ilk taslaktan değil, yapılan düzeltmelerden sonra ortaya çıkar.[1]

Kaynaklar

  1. King, Stephen. On Writing: A Memoir Of The Craft. (15 Haziran 2026). Alındığı Tarih: 15 Haziran 2026. Alındığı Yer: Stephen King | Arşiv Bağlantısı
5
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Ebuzer Eser
Ebuzer Eser
116.2K UP
okur 1 hafta önce
Gazete okuyabilirsin Makale okuyabilirsin Kitap okuyabilirsin karşındaki insanın gözlerine bakıp ruhunu okuyabilirsin 4 yıl boşa felsefe okuyabilirsin yazdığın saçma salak blogları tekrardan okuyabilirsin bence bunların yararı olur rica ederim.

Kaynaklar

  1. yener. (Yayınlanmamış Doktora Tezi, 2026). Yenerfree.
5
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Daha Fazla Cevap Göster
Cevap Ver
Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
Evrim Ağacı'na Destek Ol

Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.

Evrim Ağacı'nı Takip Et!
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Bugün Türkiye'de bilime ve bilim okuryazarlığına neler katacaksın?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
"Bizler, ortalama bir yıldızın etrafında dönen, önemsiz bir gezegeni üzerinde bulunan, fazlaca gelişmiş bir maymun türüyüz. Ancak biz, Evren'i anlayabiliyoruz. Bu, bizi özel kılıyor."
Stephen Hawking
Kapak Görseli Seç
Videodan otomatik olarak çıkartılan karelerden birini seçin.
Kareler yükleniyor…
Videoyu kaydırarak istediğiniz kareyi seçin.
0:00 / 0:00
Kendi kapak görselinizi yükleyin. Görsel otomatik olarak kırpılacaktır.
Görseli sürükleyin veya tıklayın PNG, JPG veya WEBP (Maks. 10MB)