Olay sadece kelimeleri dilbilgisi kurallarına göre peş peşe dizmekten ibaret değil. İşin asıl sırrı, duygulara hitap edebilmekte bitiyor. Üstelik bu durum sadece yazı yazmak için değil; daha iyi konuşabilmek, ikna edebilmek ve hayattaki daha pek çok şey için de geçerli.
İnsanlar mantıklarıyla hareket ettiklerini zannederler ama direksiyonda her zaman duygular vardır. Şöyle bir tarihe dönüp bakın; mesela Hitler… Yaptıkları ve o karanlık ideolojisi bir yana, adam kitlelerin duygularına nasıl oynayacağını o kadar iyi çözmüştü ki, uygun ya da uygunsuz ne söylerse söylesin koca bir kalabalığı anında peşinden sürükleyebiliyordu. Ne dediyse "he" dediler ve edindiği o malum kitle, sırf çok rasyonel argümanlar duyduğu için değil, hislerine dokunulduğu için o yola girdi. Yani işin özü; duyguyu yakaladın mı, gerisi çorap söküğü gibi geliyor.
Bunlar dışında yazı için diyebileceklerim:
Uzun, bitmek bilmeyen cümleler okuyucuyu boğar. Kısa cümleleri uzunların arasına serpiştirin. Noktalara ve virgüllere, okuyucuya verdiğiniz birer nefes molası gözüyle bakın.
Fazla Yağları Eritin: "Gereksiz kelime" akıcılığın en sinsi düşmanıdır. Bir kelimeyi cümleden çıkardığınızda anlam bozulmuyorsa, o kelimeyi hiç acımadan çöpe atın. Metniniz ne kadar fit ve yalın olursa, o kadar hızlı okunur.[1]
Kaynaklar
- Eyüp Gassaloğlu. (). Özgün Görüş.