Aslında sahneye gözlerimizi açmadan çok önce, henüz anne karnındayken dış dünyayla bağ kurmaya başlıyoruz. İşitme ve dokunma duyularımız daha hamileliğin 20. ila 24. haftalarında aktifleşiyor; yani doğduğumuz an annemizin sesini çoktan tanıyor ve ten temasını tamamen hissedebiliyor oluyoruz. Görme ise en tembel duyumuz; bebekler doğduklarında dünyayı sadece 20-30 santimetre mesafeden, bulanık ve siyah-beyaz algılayabiliyor, gözlerin tamamen netleşmesi ve renklerin oturması 6 ila 8 ayı buluyor.[1]
Tam da bahsettiğin Inception benzetmesindeki gibi, hiçbirimiz dünyaya gözümüzü açtığımız o ilk anı ya da bebekliğimizi hatırlamıyoruz. Bilimde "bebeklik amnezisi" denilen bu durum yüzünden, çoğumuzun hafızasındaki en eski kayıtlar ancak 3 ya da 4 yaş civarına uzanıyor. Bunun temel sebebi, o dönemde beynimizin hafıza merkezi olan hipokampusun henüz gelişimini tamamlamamış olması ve dile dökemediğimiz anıları uzun vadeli saklayamaması. Neticede hayatımıza dair her şey, geçmişini bilmediğimiz bir rüyanın tam ortasında, bir parkta ya da bir oyuncağın başında aniden uyanıp yürümeye başlamamızla start alıyor.
Kaynaklar
- C. Jarrett. Why Can’t We Remember Early Life? - Bbc Science Focus Magazine. (1 Haziran 2017). Alındığı Tarih: 17 Mayıs 2026. Alındığı Yer: BBC Science Focus Magazine | Arşiv Bağlantısı