Zengin Olsanız Daha Mutlu Olur Muydunuz? Bir Odaklanma Yanılsaması

Yazdır
  • Bu yazıyı 9 dakika 3 saniyede okuyabilirsiniz.
Zengin Olsanız Daha Mutlu Olur Muydunuz? Bir Odaklanma Yanılsaması

Özet

Yüksek gelirin iyi bir ruh hali ile ilgili olduğu inancı yaygın ama çoğunlukla yanıltıcıdır. Ortalama gelirin üstündeki insanlar hayatlarından nispeten memnunlar ancak anlık deneyimler yaşarken diğerlerinden daha mutsuzlardır, daha gergin olma eğilimindedirler ve özellikle de eğlenceli aktivitelerle o kadar çok zaman geçirmezler. Dahası da, gelirin yaşam memnuniyeti üzerindeki etkisinin geçici olduğu görülür. İnsanların kendi hayatlarını ya da başkalarının hayatlarını değerlendirmede bir ölçüde basmakalıp kazanımlara odaklanmaları nedeniyle gelirin mutluluğa katkısını abarttıkları görüşündeyiz.

 

Çoğu kişi, daha zengin olsalar daha mutlu olacakları kanısındadır, ancak kişisel refah (iyi oluş) konusundaki anket bulguları, bu kanıyla büyük ölçüde tutarsızdır. Kişisel refah en yaygın olarak insanlara "Her şeyi dikkate aldığınızda, bugünlerde hayatınızdan tam olarak ne kadar memnunsunuz?" veya "Her şey düşünüldüğünde, hayatınızdan çok mutlu olduğunuzu mu, yeterince mutlu olduğunuzu mu, yoksa çok da mutlu olmadığınızı mı söylerdiniz?’’ soruları sorularak ölçülür. Bu tür sorular, kişinin yaşamının genel değerlendirmesini ortaya çıkarmaktadır. Alternatif bir yöntem de insanlardan o an hissettikleri duyguları ifade etmelerini ister ki bu da yaşanmış bir duygu veya mutluluk ölçütü ortaya koyar. Onlarca yıldır pek çok ülkede yürütülen araştırmalar, kişi başı reel gelirdeki büyük artışlara rağmen, yaşam memnuniyetine ya da mutluluğa dair rapor edilmiş genel yargıların son 40 yılda ortalama olarak pek değişmediğini göstermektedir. Belirli bir zamanda ve özgül bir örnek grubunda rapor edilen yaşam memnuniyeti ile aile bütçesi pozitif yönde ilişkili olmasına karşın, gelir artışlarının bireylerin belirtilen yaşam memnuniyetinde esasen geçici bir etkisi olduğu tespit edilmiştir. Dahası, genel bir ölçüt yerine yaşanmış bir mutluluk ölçütü kullanıldığında, gelir ile kişisel refah arasındaki ilişki daha zayıftır.

İnsanlar, yalnızca gelir değil, herhangi bir faktörün mutlulukları üzerindeki etkisini düşündüğünde, bunun önemini gözlerinde büyütmeye daha eğilimli olurlar. Biz bu eğilime odaklanma yanılsaması adını veriyoruz. Hatta gelir, yaşam memnuniyetleri veya mutluluklarına dair yargılarına nazaran anlık zevk odaklı deneyimleri hakkındaki yargıları üzerinde daha az etkiye sahiptir. Kişisel refahın ölçüldüğü yaşam memnuniyetine ilişkin standart anket soruları, insanların dikkatini maddi esenlik ve diğer koşulların dağılımındaki göreceli duruşlarına çekerek, odaklanma yanılsamasına neden olabilirler. Daha da önemlisi, odaklanma yanılsaması insanların verdikleri önemli kararlarda bir hata kaynağı olabilir.

Odaklanma yanılsamasının kanıtları çeşitli araştırma hatlarından gelir. Örneğin, Strack ve çalışma arkadaşları, öğrencilere (i) "Hayatınızdan genel olarak ne kadar memnunsunuz?" ve (ii) "Geçen ay kaç kişiyle randevunuz vardı?'' sorularının sorulduğu bir deneyi rapor ettiler. Bu soruların yanıtları arasındaki korelasyon, sorular bu sırayla sorulduğunda –0,012 idi (istatistiksel olarak 0'dan farklı değil), ancak soru sıralaması ters çevrilerek başka bir öğrenci grubuna sorulduğunda bu oran 0,66'ya yükseldi. Randevulaşma sorusu, katılımcılar mutlulukları hakkında daha genel bir soru ile karşılaştıklarında, açıkça hayatın bu yönünün belirginleşmesine ve bunun öneminin büyütülmesine ortam hazırladı. Önce katılımcıların evliliklerine veya sağlıklarına dikkat çekildiğinde de benzer odaklanma etkileri gözlemlendi. Bu araştırmadan elde edilen bir sonuç, insanların boylarını veya telefon numaralarını bildikleri gibi hayatlarından ne kadar memnun ya da tatmin olduklarını bilmediklerini göstermektedir. Genel yaşam memnuniyeti sorularına verilen cevaplar yalnızca sorulduğunda düşünülür ve bu yüzden de dikkatin yaşamın farklı yönlerine odaklanmasına daha yatkındır.

Gelire ilişkin odaklanma yanılsamasına bakmak için, çalışan kadınlardan bazılarının önceki gün kötü bir ruh halinde geçirdikleri zamanın yüzdesini tahmin etmelerini istedik. Katılımcılardan ayrıca, yüksek ve düşük gelir gibi farklı yaşam koşullarına sahip insanların normalde kötü bir ruh halinde geçirdikleri zamanı tahmin etmeleri istendi. Bu tahminler, bahsedilen yaşam koşullarına sahip diğer katılımcıların sağladığı ruhsal durum raporlarıyla karşılaştırıldı. Tahminler iki açıdan da kişisel hüküm içeriyordu. Birincisi, kötü ruh halinin süresi olduğundan fazla rapor edilmişti. Diğeri, odaklanma yanılsamasına uygun olarak, istenmeyen durumlara sahip kişiler için kötü ruh halinin tahmin edilen süresi ciddi anlamda abartılıyordu.

Odaklanma yanılsaması, refah araştırması sonuçlarının neden çoğu kez sezgilere (tahminlere) aykırı olduğunu açıklamaya yardımcı olur. Yanlış sezgiler büyük olasılıkla insanların olumlu ya da olumsuz olsun, koşullarını sürekli düşünmediklerini anlamamaktan kaynaklanır. Schkade ve Kahneman şöyle belirtmiştir:

Hayatta hiçbir şey, o meseleyi düşünürken sandığınız kadar önemli değildir.

Yakın zamanda yaşamlarında önemli bir değişiklik (engelli olma, piyangoyu kazanma veya evlenme gibi) yaşamış bireyler hiç şüphesiz her gün birçok kez yeni yaşam koşullarını düşünürler; ancak yeni koşula gösterdikleri ilgi sonunda değişir, dolayısıyla zamanlarının çoğunu kahvaltı yapmak veya televizyon seyretmek gibi şeylerle geçirip bunlardan keyif alarak veya almayıp hoşnutsuzluklarını göstererek geçirmeye başlarlar. Bununla birlikte, "Bu günlerde hayatınızdan ne kadar memnunsunuz?" gibi genel bir yargı sorusunun cevabını vermeleri istendiğinde muhtemelen içinde bulundukları durum kendini onlara hatırlatacaktır.

ABD örneklemlerinde, aile bütçesi ve bildirilen genel yaşam memnuniyeti (örneğin zaman içinde yaşanmış mutluluktan farklı olarak genel mutluluk) arasındaki korelasyon, sayısal ölçekte genel olarak 0,15 ila 0,30 arasında değişmektedir. 2004 yılı için genel mutluluk ile gelir arasındaki ilişki, Genel Sosyal Araştırmalar' dan (GSA) alınan verilerle incelenmiştir. Buna göre, en fazla geliri olan grup ile geliri 50.000 ile 89.999 dolar aralığında olanlar arasında neredeyse hiç fark bulunmamasına rağmen, 90.000 doların üstünde gelir elde edenlerin “çok mutlu” olduklarını bildirme olasılıkları gelirleri 20.000 doların altındakilerden iki kat daha yüksektir.

Çeşitli gruplarda gelir ve yaşam memnuniyeti yargıları arasındaki zayıf denebilecek korelasyonun, gelirin kişisel refah üzerindeki etkisini abarttığına inanmak için birtakım sebepler vardır. Birincisi, gelir artışı, bireylerin belirtilen yaşam memnuniyetinde çoğunlukla geçici bir etkiye sahiptir. İkincisi, belirli bir ülkenin zaman içerisindeki büyük gelir artışları kişisel refah ortalamasındaki artışlarla ilişkili değildir. Örneğin, Easterlin, 1958 ile 1987 yılları arasında Japonya'da gerçek gelirdeki beş kat artışın kişisel olarak bildirilen ortalama mutluluk düzeyinde bir artış ile çakışmadığını bulmuştur. Üçüncüsü, ülkelerdeki ortalama yaşam memnuniyeti, düşük gelir düzeyinde, kişi başına gayri safi yurtiçi hasıla (GSYİH) ile yükselme eğiliminde olmasına rağmen kişi başına düşen GSYİH 10.000 $'ı geçtiğinde yaşam memnuniyetinde ya çok az artış olur ya da hiç artış olmaz.

Dördüncüsü de, kişisel refah anlık olarak ölçüldüğünde, yaşam memnuniyeti veya genel mutlulukla ilgili genel bir yargıya ya da bir gün önceki ruh halinin genel bir değerlendirilmesine kıyasla, gün içerisindeki ortalama anlık mutluluk gibi yaşanmış duygularla gelir arasındaki korelasyon daha zayıftır. Bu ölçümde, Ekolojik Anlık Değerlendirme (Ecological Momentary Assessment - EMA) tekniği kullanılarak kişilerin fikri alınır veya Gün Yapılandırma Metodu (Day Reconstruction Method - DRM) kullanılarak kişilerden önceki günün her bölümündeki duygularını anımsamaları istenir. Bu model, muhtemelen süreç ağırlıklı mutluluktan çok yaşam memnuniyetinde yaşanan gürültünün sonucudur. Medeni durum gibi diğer yaşam şartlarının süreç ağırlıklı mutlulukla korelasyonu, genel yaşam memnuniyetiyle korelasyonundan daha zayıftır.

EMA verilerinin analizi, yaşanan etkilenme (duygulanım) ve gelir arasındaki zayıf ve kimi zaman ters bağlantıyı da gösterir. Özellikle de, bir iş gününde her 25 dakikada bir duygularının yoğunlukları 0 ila 3 ölçeğinde sorgulanan 374 işçinin Cornell İşyeri-Kan Basıncı Çalışması'ndaki EMA verilerini inceledik. Aile geliri; öfkeli / düşmanca (r = 0,14), endişeli / gergin (r = 0,14) ve heyecanlı (r = 0,18) derecelendirmeleriyle önemli ölçüde doğru orantılı iken, kişisel gelir ve gün içindeki ortalama mutluluk derecesi arasındaki korelasyon sadece 0,01 idi (p = 0,84). Dolayısıyla, yüksek gelir daha fazla yaşanmış mutlulukla değil, daha yoğun olumsuz yaşanmış duygularla ve daha fazla uyarılmayla ilişkilendirilmiştir.

Peki, gelir düzeyi neden kişisel refah üzerinde böyle zayıf bir etkiye sahiptir? Değişen derecelerde katkıda bulunabilecek birtakım açıklamalar bulunmaktadır. İlk olarak, Duesenberry, Easterlin, Frank ve diğerleri, gelir düzeyinden ziyade göreceli gelirin refah düzeyini etkilediğini ileri sürdüler; başkalarından daha fazla ya da daha az kazanmak, bireyin ne kazandığından daha büyük önem taşır. Gerçekten de, çok sayıda bulgu gelir dağılımındaki sıralamanın yaşam memnuniyetini etkilediğini göstermektedir. Toplum zenginleştikçe, var olan sıralama değişmez, dolayısıyla görece gelir hipotezi ulusal gelir artışına rağmen ortalama kişisel refah halinin istikrarını açıklayabilir. Yaşam memnuniyeti soruları, muhtemelen, mutluluğun anlık derecelendirmelerinde değil, ancak göreceli durum sorgulandığında bir düşünce uyandırır. Bu nedenle, göreceli gelir üzerine yüklenen önem, gelir ve genel yaşam memnuniyeti arasındaki korelasyonun gelir ve yaşanmış etkilenme arasındaki korelasyondan daha güçlü olmasına neden olur. Göreceli gelir hipotezi, bireyin gelirinde kalıcı bir artışın, göreceli konumu da yükselteceği halde neden refah üzerinde geçici bir etkiye sahip olduğunu tek başına açıklayamaz. Bununla birlikte, göreceli konumdaki artış, referans alınan gruptaki değişikliklerle telafi edilebilir: Bir terfiden sonra, yeni akranlar giderek artan bir şekilde bir referans noktası işlevi görürler ve bireyin önceki akranlarına göreceli gelişiminin etkisini nispeten azaltırlar.

İkinci olarak, Easterlin bireylerin ticari eşyalara uyum gösterdiklerini, Scitovsky de ticari eşyaların birçok birey için küçük mutluluklar sağladığını ileri sürmektedir. Dolayısıyla, tüketim olanaklarını artırarak refahı da artırması beklenen gelir artışlarının etkisi, ticari eşya tüketiminin belirli bir tüketim seviyesinin üstündeki refah düzeyinde çok az etkiye sahip olması sebebiyle ya da hedonik uyum nedeniyle çok kalıcı olmayabilir. Dahası da, insanların istekleri olanaklarına uyum sağlamakta ve geçinmek için ihtiyaç duyduklarını söyledikleri gelir, hem bir kesit hem de zaman içerisinde yükselmektedir.

Son olarak, başka bir açıklama ileri sürebiliriz: Gelir yükseldikçe, insanların zaman kullanımının, gelişmiş etkilenmeyle ilişkili (daha faydalı) faaliyetlere yöneldiği görülmemektedir. Kişisel refah, insanların zamanlarını nasıl geçirdikleriyle bağlantılıdır. ABD genelindeki temsili bir örneklemden edinilen bilgilere göre, geliri daha fazla olan insanlar pasif boş zaman etkinliklerine ayırdıkları zamandan (televizyon izlemek gibi) nispeten daha çoğunu işe, zorunlu iş dışı faaliyetlere (alışveriş ve çocuk bakımı gibi) ve aktif boş zaman etkinliklerine (egzersiz yapmak gibi) ayırmaya eğilimlidirler. Daha yüksek gelirli bireylerin zamanlarını nispeten daha fazla ayırdığı bu aktiviteler, ortalama olarak daha yüksek bir mutluluk düzeyiyle değil, daha çok aşırı gerginlik ve stresle ilişkilidir. Bu bulgu, gelir düzeyi ile genel yaşam memnuniyetinin neden yaşanmış mutluluktan daha ilişkili olduğunu açıklamaya yardımcı olabilir, çünkü gerginlik ve stres amaca ulaşılmasında eşlik edebilir ki bu da karşılığında yaşanmış mutluluğa sağladığından daha çok yaşam memnuniyeti yargılarına katkı sağlar.

Bu örneklemden edinilen sonuçlar, aynı zamanda odaklanma yanılsamasının olası rolünü de vurgulamaktadır. İnsanlar daha fazla gelirin kişisel refah düzeyini nasıl değiştireceğini derinlemesine düşündüğünde, muhtemelen akıllarına büyük ekran plazma TV seyretmek ya da golf oynamak gibi boş zaman uğraşlarına daha çok vakit ayırmak gelmektedir. Ancak gerçek hayatta, çalışmaya ve işe gidip gelmeye daha çok, pasif eğlenceye de daha az zaman ayırmayı (golfe belki biraz daha fazla ayrılabilir) düşünmelidirler. Zaman kullanımındaki bu kayma, gerilimi ve kişinin başarı ve tatmin duygusunu artırabilse bile, bunun tek başına yaşanmış mutlulukta çok fazla artışa neden olması pek mümkün değildir.

Gelir ile genel yaşam memnuniyeti ya da yaşanmış mutluluk arasındaki zayıf ilişkiye rağmen, pek çok kişi gelirini artırmak için oldukça yüksek motivasyona sahiptir. Bazı durumlarda, bu odaklanma yanılsaması, günün en kötü anları arasındaki evden işe işten eve yapılan uzun mesafeleri kabul etmekten günün en iyi anları arasındaki sosyalleşmeye harcanan zamanın feda edilmesine kadar, zamanın yanlış tahsis edilmesine yol açabilir. Dikkatin rolüne yapılan bir vurgu hem neden pek çok insanın yüksek gelir istediğini -odaklanma yanılsamasından dolayı mutluluk artışının daha fazla olacağını sandıkları için ve göreceli gelirdeki değişim güçlü duygusal tepkilerle ilişkili olduğu için- hem de neden gelir değişiminin uzun vadedeki etkisinin nispeten az olduğunu -dikkat eninde sonunda günlük hayatın daha eski yönlerine kayacağı için- açıklamaya yardımcı olmaktadır.


Yazan: Daniel Kahneman, Alan B. Krueger, David Schkade, Norbert Schwarz, Arthur A. Stone

Kaynak: Bu yazı Simge Çakır tarafından ScienceMag ve Princeton Working Papers adreslerinden çevrilmiştir.

Düzenleyen: Şule Ölez

Görsel: Chi King

0 Yorum
Evrim Ağacı
Evrim Ağacı
Site Yöneticisi
Profil
Geri Bildirim

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close