Ani Bir Sinestezi - Nasıl Kör Oldum ve Renkler Nasıl Kulağıma Fısıldamaya Başladı?

Yazdır Ani Bir Sinestezi - Nasıl Kör Oldum ve Renkler Nasıl Kulağıma Fısıldamaya Başladı?

Sadece 72 saat içinde görme yeteneğimi tamamen kaybettim, ellerim ve ayaklarım sanki bir buzla kaplanmış gibiydi. Karanlığın içine hapsolmadan önce, bilinmeyen bir virüsün sebep olduğu ciddi baş ağrıları ve terlemeyle yatağa düştüm. Bağışıklık sistemim virüse karşı koymaya çalışırken, kendi sinirlerime saldırarak görüş ve hareket kaybıma sebep oldu ve kontrolden çıktı - yani biyolojik savunma sistemim tarafından alaşağı edildiğim söylenebilir.

Kör oluş sürecim yıkıcıydı. Sadece duyularımı değil, geçim kaynağımı da kaybetmiştim. Televizyon yapımcısı olarak, görme yetim benim işimdi, bu yüzden yeniden görmeyi umutsuzca istiyordum. Birkaç hafta sonra, bacağımdaki ve ayağımdaki bazı hareket kabiliyetlerini ve normal duyuları yeniden kazanmıştım ama görüşüm hala başlı başına bir problemdi.

Bir sabah görme yetim geri gelmeye başladığında, gözlerimi yabancı ve doğaüstü bir görüntüye açtım. İlk başta, sadece hafif ışık geçişlerini ayırt edebiliyordum. Her şey algılanabilir bir şekli olamayan, sadece girdap gibi dönen bir sisti. Başımın etrafındaki boğucu siyah perde artık olmadığı için bir süreliğine sevinmiştim ama kısa bir süre sonra etrafımdaki hiçbir nesneyi ayırt edemediğimi fark ettim. Zaman geçtikçe, ana hatlarıyla görüş alanımı oluşturan siyah çizgiler belirmeye başladı. Bu çizgiler pencereler, kapı çerçevelerini ve pek az şeyi ayırt etmemi sağlıyordu. Gri sis yavaş yavaş yerini birkaç adım sonrasındaki şeyleri gölgeleyen, çamurumsu kahverengi bir sise bıraktı. Renkler beni terk etmişti ve etrafımda usulca beni desteklemeye çalışan ailem cismî ya da insani olmayan silüetimsi, içi boş hayaletlerdi. Hiç bir şey olması gerektiği gibi değildi ve çocuklarımın yüzü saydam bir camın arkasında kahredici bir şekilde dolanıp duruyordu. Çoğu kez nerede olduğum hakkında hiçbir fikrim olmuyordu ve kalbim yerinden çıkacakmış gibi atıyordu. Defalarca tekrar normal hissedip hissetmeyeceğimi merak ettim.

Evde iyileştikçe, renkler köşelerden fısıldayarak yavaş yavaş yaşamıma tekrar girmeye başladı. Bu, sıklıkla renkleri görebildiğimi ama ayırt edemediğimi hissettiğim, çok kafa karıştırıcı bir süreçti. Çaresizce renkleri eşleştirmek için, tuhaf bir duyusal deneyim yaşadığıma inanarak durmadan ağaçlara ve lamba direklerine bakıyordum. İlk ayırt edebildiğimi düşündüğüm parlak, ana renklerdi. Sonra bunları kırmızı, mavi ve sarı renkler takip etti, ama gölgeli ve soluklardı. Yeşil, gri, soluk ve yumuşak renk tonlarında çok çabaladım. Bu alışık olduğum canlı gökkuşağı renkli dünya değildi.

Çoğunlukla, görsel dünyam siyah ve beyaz olmasına rağmen, renkler benimle konuşuyormuş gibi hissettiriyordu (gerçek manada değil ama duyularım anlamadığım bir şekilde iletişim halindeymiş gibiydiler.) Renklerle olan yeni ilişkimi açıklama girişimlerim etrafımda sadece sessizlik oluşmasına neden oluyordu. Duyusal sistemleri düzgün çalıştığı için, bu söylediklerim aileme hiçbir anlam ifade etmiyordu. Ve durumumu beni tedavi eden nörolojistlere tarif ettiğimde, bu görsel rahatsızlığa neyin sebep olduğunu kimsenin bilmediğini ama duygusal sistemimin çapraz eşlemeye (cross-wired) başlamış olabileceğini söyledi.

Beynimde renk bilgilerini aktaran bazı kanallar hala mevcuttu ama mesajın sadece bir kısmını alıyordum. Görüş yetimin zarar görmesine rağmen, renklerle hayat boyu sürmüş olan duygusal etkileşimim hala zarar görmemişti. Kendimi iyileştirmek için dili kullanamaya çalıştım. “Sen yeşilsin,” diye çimlere seslendim. Etrafımdaki dünyayı gözlemleyerek ve kendime renkleri hatırlatarak beynimi ne kadar uyarırsam, beynimdeki zarar gören devrelerin o kadar birleşeceğini ve bu sayede görüşümün düzeleceğine inandım. Bunu ne kadar çok yaparsam, o kadar işe yaradığını fark ettim.

İyileşme sürecim hakkında günlük olarak not tutmaya ve ses kayıt cihazı kullanmaya başladım. Ayrıca rengini bilmediğim nesneye baktığımda, dili kullanarak daha çok deneme yaptım. İlk olarak, uzun süre nesnelere bakıyor ve ne renk olabileceklerini tahmin etmeye çalışıyordum. Sonra, eğer yanlış tahminde bulunduysam, eşim Ed doğru rengi söylüyordu. Nesneye tekrar bakıp rengi kendi kendime sesli bir şekilde tekrar edersem, genellikle kısa süreliğine yumuşak renkleri bile görebiliyordum. Bir keresinde renkleri tekrar ederek Ed’in orada olduğunu söylediği, kapıyı tutan bir düzine farklı renkte kabloyu ayırt edebildim. Her bir rengin sesli olarak söylenişini duymadan, renkleri hiçbir şekilde göremiyordum.

Bu şekilde, evim ve mahallem kişisel görüş laboratuvarım oldu. Deneyimlerim o kadar garipti ki kendi gözlerime inanamadığım birçok zaman oldu. Fakat gözlerim hiç bir zarar görmemişti- tüm bu tuhaflıklar beynimin içinde gerçekleşiyordu.

Doktorum Avruıpa’da monofazik 100 bin insandan 1 kişide görülen nöromiliyetisoptika spektrum bozukluğu (monophasic neuromyelitis optica spectrum disorder) geçirdiğimi söyledi. Başlıca semptomlarım, optik nörit ve körlüğe sebep olan optik sinirlerin iltihaplanmasıydı. Bu iltihaplanma bağışıklık sistemimin kendi kendine saldırmasına sebep oldu ve ellerimde ve ayaklarımda oluşan duyu kaybının bir benzerine yol açtı. Sonuç olarak bu sinestezinin (duyum ikiliği) olağandışı ve nadir bir çeşidine sebep oldu ve bu durum hakkında daha çok öğrenme isteğimi arttırdı.

§

Sinestezi bir kişinin duyularının birbirine geçmesine sebep olan biyolojik bir durumdur. Bu yüzden bir tür duyusal tepki, başka bir duyunun uyarısıyla ortaya çıkar. Bu isim Antik yunan kelimeleri olan “birlikte” (syn-) ve “hissetmek” (aisthe) sözcüklerinden üretilmiştir. Bu tür duyu karşımı çeşitli duyuların dâhil olduğu çok farklı yollarla oluşabilir. Fakat çoğu sinestezi hastası bununla doğar. Sadece İngiltere’de sinestezi hastalarının nüfusa oranının yüzde 1 ile 4 arasında değiştiği tahmin edilmektedir. Bu durum ilk olarak 200 yılı aşkın bir süre önce kendi deneyimini tanımlayan Avusturalyalı Doktor Georg Sachs tarafından rapor edilmiştir. 1812’de, Georg Sachs hangi renkleri hangi numara ve harflerle eşleştirdiğini detaylıca belgelemiştir. 19. yüzyıl boyunca, bazı insanların bu renk ilişkilerini deneyimlediği kabul edilmiştir ancak bu durumun göz ile mi yoksa beyin ile mi ilgili olduğu konusunda tartışma yaşanmıştır. Şu anda bu durumun tamamen beyinle alakalı nörolojik bir durum olduğunu biliyoruz. Sinestezik hastaların bir sayıyı herhangi bir renkle ilişkilendirdiği düşüncesi bile bu durumun beyinle alakalı olduğunu gösteriyor. Sinestezik hastalar için telefon numarasının kendisini hatırlamaya çalışmadan önce onu ilişkilendirdiği renk ile hatırlamaya çalışması sık görülen bir durumdur.

Tanıştığım bir kadın Janet (adı değiştirilmiştir) grafem-renk sinestezi olarak bilinen hastalığa sahipti. Bu hastalıkta renkler bireysel harfler ya da numaralarla (grafemlerle) ilişkilenen zihinde görülmekteydi. Janet her bir harfi belirli bir renk olarak görüyordu ve ona göre her harf farklı bir kişiliğe sahipti; yani bazıları üzgün, bazıları ise neşeli olabiliyordu.

Janet bana dünyayı başkalarından farklı olarak gördüğünü nasıl şaşkınlık içinde fark ettiğine dair canlı ve gerçek bir bakış açısı sundu. Bir üniversite yöneticisiydi ve 40’lı yaşlarının başına kadar (aşağı yukarı benim de görüş yetimi kaybettiğim yaşlar) sıra dışı herhangi bir şey fark etmemişti. Soğuk bir öğleden sonra ofisteyken Janet, iş arkadaşıyla bebeğinin doğumu hakkında konuşuyormuş. Çocuk sahibi olma hakkında konuşup, gülüşmüşler. Janet, bir bebek için bir isim seçmenin zor olduğunu bilhassa eşiniz bebek için sevmediğiniz bir renge sahip bir adı seçtiyse çok daha zor olduğunu söylemiş. Ancak daha sonra arkadaşlarından biri ne demek istediğini sorana kadar odadaki herkes sessizliğe gömülmüş.

Janet, bireysel harfleri renk olarak gördüğünü açıkladığında ise, meslektaşları şaşkınlık içinde birbirlerine bakakalmışlar. Üstelik Janet, bir kelimenin ilk harfinin kelimenin geri kalan kısmına bile bir renk verebileceğini söylediğinde onları daha da şaşkına çevirmiş. İşte o an apaçık ortada ve hayatının içinde olan şeyin aslında diğer herkese anormal geldiğini fark etmiş. İlk başlarda durumu hakkında çok az şey biliyormuş ama sonunda bu durumu için bir isim bulmuş: sinestezi.

Janet, bununla doğan ve asla farklı bir şey hissetmeyen klasik bir sinestezi hastasıydı. Ortak deneyimlerimiz hakkında birçok kez konuşurken benim sinestezimin daha nadir ve oldukça farklı bir kişiliği olduğunu keşfettim.

§

Hastalığım korkunç bir işkence haline gelmişti. En kötüsü de hiç yürüyemiyordum. Ancak birkaç ay sonra bir baston yardımıyla sendeleyerek yürüyebildim.

Bir öğleden sonra kocamın koluna girip Londra’nın güney-doğu sokaklarında sendeleyerek yürüyordum. Küçük ve kararsız adımlar atarak, kauçuksu ayaklarımı ilerlemeye zorladım.

Ed ve ben yol boyunca yavaşça ve güçlükle ilerlerken, bir dizi geri dönüşüm kutusuna rastladık. Gelişmeye başlayan görme duyum hala karmakarışıkken, uzaktaki dönen şekilleri çöp kutuları olarak güçlükle tanımlayabilmiştim, ancak renklerinin mavi olduğunu söyleyebilirdim.

En yakın çöp kutusunu fark ettiğim an ileriye doğru sendeledim. Çöp kovasının kapağına baktığımda gördüğüm şeyi ancak hava fişek gösterisi olarak tarif edebilirdim. Mavi rengi daha önceden kodlamıştım ama bu sürekli değişen bir parıltı gibi taşıp, etrafa saçılıyordu. Çöp kutusunun tüm yüzeyi değişken, köpüren bir yığındı. Büyülenmiştim. Çöp kutusuna doğru eğildim ve sağ elimi uzattım. Hala neden çöp kutusuna dokunma gereği hissettim bilmiyorum ama yine de bunu yaptım. Sert plastiği hissederek, yüksek sesle “mavi” kelimesini söyledim. Parlama hemen durdu ve çöp kutusu mat, oldukça cansız mavi bir renk aldı. Dikkatlice geri adım attım ama şaşkınlığımla birlikte mavi rengin saçılması yeniden başladı. Biraz önce olanları nasıl açıklayacağımı bilmeden, hayretten ağzım açık kalmış bir şekilde Ed’e döndüm.

Bunu bir defaya mahsus bir sanrı olarak sayabilirdik (görme duyum geri geldiğinde bunun gibi birçok halüsinasyon görmüştüm.), ama bu farklıydı. Aynı hareketi tekrarlayabileceğimi ve çöp kutusunun ona dokunup dokunmama bağlı olarak mat mavi ve düzensizce ışıldayan bir mavi olarak değiştiğini fark ettim.

Köpürüp parıldayan diğer nesneleri aramaya başladım ama çabucak öğrendim ki bu nesneler mavi olmalı ve önümde yer almalıydılar. Kırmızı ve yeşil renkler bazen birbirinin yerine geçiyordu - ki bu gerçekten kafa karıştırıcıydı – ancak diğer hiç bir renk böylesine parlayıcı ve patlayıcı şekilde tepki vermemişti. Mavi kapılar, park levhaları ve hatta insanların montları bile benim için yeni bir heyecan kaynağı olmuştu. Baktığım anda o maviler parlamaya ve patlayıp taşmaya başlıyordu. Bir süreliğine parlak mavi gibi görünen herhangi bir nesne bilindik bir parıltı haline gelen şeyle birlikte saçılıp düzensizce etrafa saçılıyordu. Dokunduğumda bu feveran sakinleşip dengeli ve hareketsiz hale geliyordu. Ancak o nesneden geri durduğumda köpürme yeniden alevleniyordu.

Yürüyüş arkadaşlarım, yabancıların ön kapılarına dokunup bahçelerinden içeriye doğru sessizce “mavi” diye fısıldamak için kendime engel olamayıp yolumu saptırmamı, biraz utanarak izliyorlardı.

İyileşme sürecimdeki bu kısa zamanı “mavi dönemim” olarak adlandırmıştım. Bildiğim kadarıyla benden başka hiç kimsenin tecrübe etmediği şeyleri görüyordum. Bu benim için son derece kişisel ve duygusal bir yolculuk haline geldi ve bu mavi ışıltılar -tuhaf ve benzersiz şekilde de olsa- görsel duyu sistemimin kendi kendini iyileştirebileceğine dair bir ümit ışığı oldu.

Beynimin büyük bir travma yaşaması ve sürekli olarak etrafımdaki uyarıcılara adapte olması dışında, mavi dönemim için tam bir açıklama yoktu. Bir yıllık iyileşme sürecinin ardından hareket kabiliyetimi geri kazandım ve yaşamımı sürdürecek kadar yeterli görme yeteneğine sahiptim. Hayatım yeniden başlamıştı ve ben - bu 28 punto yazı yazmayı gerektirse bile- hikâyemi anlatmakta kararlıydım. Kendimi hasta H69 olarak tanımladım ve daha sonra kitap olacak olan bloğumu açtım. Görme yetimi kaybetme korkum, yerini beynimin içinde olanları anlamak için doktorları, bilim insanlarını ve sinestetik insanları aramaya iten bastırılamaz bir meraka bırakmıştı. Diktafonumla saatler süren kayıtlar yaptım.

Edinilmiş sinestezi, bilindiği üzere bir kişinin yaşamı boyunca geçici olarak gelişir ve sıklıkla LSD ya da sihirli mantar gibi beyinde hasara yol açan ya da benim durumundaki gibi görme kaybına sebep olan halüsinojenik ilaçlar tarafından harekete geçirilir. Araştırmacılar 9 farklı edinilmiş işitsel-görsel sinestezi vakasını incelediler ve optik nevritli (sinir iltihabı) insanlarda farklı seslerin beyaz ışık flaşları ve renkli alev benzeri ya da dalgalı çizgiler gibi halüsinasyonlar içeren bir tür görme duyusu ürettiğini buldular.

Ben muhtemelen sinestezinin iki farklı şeklini deneyimledim: biri renkleri ve dokunmayı ilişkilendirme, diğeri ise renkleri ve konuşma dilini ilişkilendirme. Renk sinestezisinin klasik formlarında belli uyarıcılar (Janet’in harflerinden biri gibi) ve tetiklediği renk duyusu arasında anlaşılabilir bir bağlantı yoktur. Ama benim için renklerin ifadeleri aynı renkleri görebilmemi sağlıyordu.

Dokunma benim için uyarıcı bir etken iken, bu var olan renkleri -yeni bir rengi değil- stabil hale getirme ile alakalı idi.

Daha çok öğrendikçe, sorularım artıyordu. Bilmeyerek iyileşmemi hızlandıracak bilinçdışı sinestezik içgüdülerime mi zarar vermiştim? Bu renkli duyular tekrar görmeme yardım edecek miydi? Ya da sinestezi daha önce kimsenin tekrar görmesine yardım etmiş miydi?

§

Yeteri kadar iyileştikten sonra, sinestezi ve körlük alanlarında uzmanlaşmış olan Sussex Üniversitesinde araştırmacı olan Giles Hamilton-Fletcher ile bağlantıya geçtim. Giles Hamilton-Fletcher, aynı zamanda bu sıra dışı durumu daha iyi anlamak için sinestezik insanlarla, araştırmacılarla ve medyayla iletişime geçen ve gönüllülük esaslı yürütülen İngiltere Sinestezi Derneğinin bir üyesi.

Giles beni Londra Üniversitesinde gerçekleştirilen 2017 Açık Duyular Sempozyumuna davet etti. Temsilciler konuşurken, bana bir parça kırmızı kumaş ve bir çift kulaklık verdi ve bunun duyuların yerini tespit etmede kullanılan bir alet (DYT) olduğunu söyledi. Bu alet bir duyudan başka bir duyuya bilgi aktarımını sağlıyor ve genelde görüş duyusundan başka bir duyuya aktarılmasında kullanılıyordu. Bu akıllı cihazları, görme bozukluğu olan insanlar benzer görüntüler üretmek için kullanabilmekteler. Kırmızı kumaşı işaret ederek Giles, bu aletin üzerine tutuldukları eşyaların renklerini iç sese dönüştüreceğini açıkladı. Denemek için, kumaşı sensörün altına tuttum ve kulaklıkta tiz bir ses oluştu. Kumaşı sensöre yaklaştırdıkça, ses kısa ve keskin bir sese dönüştü ve bu da sadece rengin ses versiyonunu değil, konum olarak yerini de belirlememi sağlıyordu.

DYT’nin görsel sinyali sese dönüştürmesi gibi beyin de bu sesi görsele dönüştürmeyi öğreniyor. Giles duyuların bu şekilde yer değiştirmesi ve sinestezi ilişkisiyle ilgilenmekte. Sonuç olarak sinestezi, bir duyunun başka bir duyuya dönüştürülmesi olarak özetlenebilir. Bundan dolayı, DYT daha önce deneyimlemeyenler için sinestezinin -en azından bir türünü- nasıl hissettirdiğini anlamlı olarak gösterebilecek ilk teknolojilerden biridir.

Giles ve çalışma arkadaşları kalıcı körlüğü olan kişiler için yeni imkânlar doğurabilecek bu tür cihazların pratik uygulanmasını inceliyorlar. Sussex’de fizik öğrencisi olan Daniel Hajas 16 yaşından beri kördür. Hajas, Giles ve DYT’yi ilk olarak Giles bu aleti test etmek için gözleri görmeyen birini ararken duymuştur. Daniel, Creole denen aygıt ile büyük ölçüde görsel erişime, renk skala verisine ve kaybettiğini düşündüğü renk dünyasına yeniden kapı açabileceğini öğrendi.

Bir tür mavi benekli küre, sarı serpiştirilmiş parçalar ve kırmızı ışın olan kozmik mikrodalga arka plan ışıması fizikte kritik önem taşıyan bir görüntüdür. Bu renk haritası Büyük Patlama sonucu oluşan evrendeki kozmik radyasyonun yerini ve yoğunluğunu göstermektedir.

Daniel bunu göremiyor ama Creole’u kullanarak duyabilmekte.

Creole ucunda sensör olan kopya kalemi ve laptopa bağlı olan bir tablet gibi işlem görüyor. Laptopun ekranında radyasyon durum haritası ve kopya kalemini tablette herhangi bir yere koyarak, Daniel Creole’ün haritanın eş değer rengine tekabül eden sesi üretmesini sağlıyor.

Kopya kalemini hareket ettirdikçe, eski telefonların çevir sesini andıran ve düşük sesle kendini tekrarlayan sesler ya da değişen tonlar oluşuyor. Sesi kaydetmek için ara sıra oluşan duraksamalarla, renkleri ve hatta küçük ayrıntılı gölgeleri bile doğru bir şekilde ayırt edebiliyor. Örneğin yedi ana renkle ilişkilendirilen iki sesin karışımından, mor rengini tanıyabiliyor. Tıpkı boya karıştırmak gibi, Daniel, moru kırmızı ve mavi sesin karışımı olarak duyuyor. Sinestezinin prensiplerini kullanarak, Daniel görmesi gereken renkleri duyabiliyor.

§

Renkler ile sesleri ilişkilendirmek sadece sinestezi hastalarına özgü bir şey değil. Aksine bilinçdışı boyutta herkeste vardır. Sussex araştırmacıları, beynin belli görsel fenomenler ile belirli sesleri “evlendirmeyi” sevdiğini ortaya koymuştur. Örneğin piyano çalınıyorken, notaların tizlikleri arttıkça, eşlik eden herhangi bir görselin renginin gittikçe açılmasını, şeklinin keskinleşmesini ve konum olarak yükselmesini bekleriz. Bu ilişkilendirmenin bazıları kör insanların beyninde de oluşur - ve bazı iç güdülerin ve beklentilerinin görsel dünyaya geçiş sağladığını göstermiştir.

Giles ve çalışma arkadaşları bu tür sinestezik sezgileri kullanan DYT’nin insanların kullanmayı öğrenmesinin çok daha kolay olduğunu göstermiştir. Bu tür ilişkilendirmeleri aygıtta oluşturursanız - daha tiz notaların daha parlak renkleri işaret etmesi gibi - bu insanların renklerle sesleri eşleştirme hızlarını arttıracaktır.

Bu şekilde DYT, aslında olan şeyle, bizim orada olduğunu hissettiğimiz şeyi senkronize eder. Daniel ve ben, kendimizce, renklerle yarar sağlayan bilinç dışı ilişkiden faydalanmayı öğrendik. Hikâyelerimiz farklı ama sinestezinin ikimizin de gözünü açtığını söyleyebiliriz.

Birkaç yıl geçmesine rağmen, hala şiddetli renk kaybım ve görme bozukluklarım vardı. Hala mavi dönemimi; dünyanın mavi alevlere boğulduğu o tuhaf günleri düşünüyordum. Yaşaması ürkütücü gelen alacakaranlık görsel dünya zamanlarımda, büyülü bir şey vardı. Çok az kişi benim gördüğüm gibi şeyler görebiliyordu. Çoğu sinestezi hastası bu yetenekle doğmakta ama ben bu sürecin öncesini, hastalık sürecini ve sonrasını tecrübe ederek şimdi renkleri daha etkili görmemi sağlayan eşsiz bir bakış açısı kazandım.

Şimdi kesinlikle renklerin daha çok farkındayım. Hala bir şekilde benimle konuştukları kanısındayım. Sinestezi hastası olarak geçen kısa zamanım, iyileşme sürecimi hızlandıran içsel bir ilişki olduğunu gösteriyor. Yeni keşfedilen sinestezimin iyileşmemde ne kadar etkili olduğu benim ve bilim için hala gizemini koruyor. Yine de, sinestezimin bir sihirbaz gibi görsel dünyamın üzerine çekilen perdeyi geri açtığı duygusundan kurtulamıyorum. Beynim ne yapması gerektiğinin biliyordu; Dünya karanlığa boğulduğunda bile görmem gereken renkleri bana gösteriyordu.


Yazan: Vanessa Potter (Mosaic)

Kaynak: Bu yazı Esma Ünlü ve Şeyma Sütbaş tarafından Medical Xpress adresinden çevrilmiştir.

Düzenleyen: Mert Karagözoğlu

Görsel: Damien Hirst

0 Yorum
Evrim Ağacı
Evrim Ağacı
Site Yöneticisi
Profil