Mutualizm: Karşılıklı Faydacılık

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Kuşkusuz ki hepimiz hayatlarımızı ve neslimizi devam ettirme güdüsüne sahip hayvanlarız. Günümüz Homo sapiens'inin şartlarında bu güdünün işimize çokça yaradığını söyleyemeyiz, fakat bizler de bir zamanlar doğa da yaşam mücadelesi veriyor, neslimizi devam ettirmeye çalışıyorduk. Bu zorlukların üstesinden zekamızı kullanarak ve yardımlaşarak geldik. Sosyal hayvanlar olduk ve neslimizi böylece devam ettirdik. Bu eski zamanlardan gelen sosyal olmamız hala daha devam ediyor. Şuanda dahi, diğer insanlardan kendinizi soyutlasanız, onlardan yardım beklemeseniz ve siz de onlara yardım etmeseniz işiniz gerçekten zor olurdu. Bunu bir düşünün!

Biz kendi türümüzün bireyleriyle yardımlaştık ve yardımlaşıyoruz. Bunu yapan tek hayvan biz değiliz tabii ki. Birçok diğer tür de bunu yapıyor ve bu şekilde yaşamlarını, nesillerini sürdürüyor. Fakat bazı canlılar var ki, bunlar diğer türlerle de yardımlaşıyorlar. Bir yandan onların isteklerini yerine getiriyorlar, bir yandan da kendi istediklerini alıyorlar. Bu yaşam şekline biz mutualizm diyoruz.

İki farklı organizmanın birbirlerinden yarar sağlamasından oluşan bu yaşam biçimine mutualizm, bu canlılara mutualist diyebiliriz. Mutualist iki organizma, çok uzun sürelerde ya da ömür boyu birbirlerine muhtaçtırlar ve bazı durumlarda iki bireyden bir tanesi dahi ortadan kaybolsa diğeri hayatına devam edemez.    

Mutualizmin evrimine örnek olarak başlayacağımız ilk mutualist ilişki aslında her zaman gördüğümüz bal arıları ve çiçekler olacaktır. Bal arılarının bal yapmaları için polene ihtiyacı vardır. Çiçeklerin ise üremeleri için polenlerinin başka çiçeklere taşınması gerekmektedir. Avustralyadaki bir araştırma grubunun araştırmalarına göre bu ülkedeki çiçeklerin evriminin kendi tercihlerinden ziyade arıların renk ve koku tercihine göre şekillendiğini gösteriyor. Ayrıca bu tarz bir mutualist yaşama Servis (polen taşınımı) – Kaynak (polen) İlişkisi denmektedir. Yine aynı ilişki sinek kuşu ile ornitofil (tozlaşmayı kuşlarla yapan) çiçekler arasında görülür. Çiçekler, kuşların beslenmesi için uygun olan nektara ve kuşların görüş özelliğine göre evrilmiş parlak renklere sahip olup formları da kuş gagalarına uygun bir şekilde gelişmiştir. Ayrıca bu çiçeklerin çiçek açma zamanlarıyla sinek kuşlarının üreme mevsimlerinin ne aynı zamana geldiği tespit edilmiştir.

Karıncalar ve Akasya ağaçları arasındaki ilişki ise daha önce bahsettiklerimizden biraz daha farklı. Akasya ağacını korumaları karşılığında karıncalar sığınak ve yiyecek alıyorlar. Yani Akasya ağacı sadece besin kaynağı değil bir de korunmayı sağlıyor. Bu tarz mutualist yaşama ise Servis – Servis İlişkisi deniyor.

Ayrıca, yapılan araştırmalara göre Akasya ağacının sağladığı besinin aslında karıncalar için yeterli olmaması gerekiyordu. Fakat karıncaların sindirim sisteminde bulunan bazı bakterilerin akasya ağacından alınan azotu aminoasite dönüştürdüğü gözlemlendi. Yani karıncalar bakterilere yaşayacak ortamı servis ediyor, bakteriler ise karıncalara amino asit sentezi servis ediyor. Bu da yine Servis – Servis İlişkisi örneği oluyor.

Mutualizme verebileceğimiz en klasik ve son örnek mikorizalardır. Mikorizalar, bitkilerin kökleriyle simbiyotik ilişki gelişirmiş olan mantarlara verilen isimdir. Mantarlar bitkiye topraktaki minarelleri (özellikle azotu) daha etkin bir biçimde almasında yardım ederken, bitki de mantara besin sağlar. 400 milyon yıl öncesinden kalma Rhynie kayalıklarındaki mikoriza fosillerine bakarak mikorizaların, bitkilerin toprakta kolonileşmelerinde önemli ölçüde rol oynadığını gösteriyor.

Peki bu yardımlaşma durumu ortaya nasıl çıktı? Bu canlılar nasıl birbirlerini buldu. Şimdi biraz da bunu inceleyelim.

Mutualizmin ilk başlarda iki canlıya da yarar sağlaması yerine bir canlının zarar gördüğü ilişki olan parazitizmden evrimleştiği yapılan araştırmalar sonucu ortaya atıldı. Bu savı destekleyen ve1995 yılında yayınlanan makaleye göre, 1966 yılında başlanan bir deneyde X bakterileri, Amoeba proteus adlı protista kültürüne enjekte ediliyor. İlk başlarda enjekte edilen amiplerin çoğu ölüyor. Kalanların ise bakterilere bağlı olarak büyümelerinde belirli bir yavaşlık olduğu görülüyor. Deneyin başlangıcından yaklaşık 29 yıl sonra toplam 42 000 amip hücresinin ve her hücrenin içindeki bakterisiyle düzgün bir biçimde büyüdüğü ve amip hücrelerinin bu bakterilere bağlandığı gözlemleniyor. Bu sonuç, evrimsel olarak mutualizmin ilk başta iki organizmadan sadece birinin yarar sağladığı diğerinin ise yaşamında bir değişiklik olmadığı ya da zarar gördüğünü fakat yavaş yavaş iki organizmanında birbirlerine alıştığını ve karşılıklı çıkar sağladığı anlamına geliyor.

 

Hazırlayan: Berkay Demirbaş

Ev Yapımı Su Filtresi

Laniakea: Samanyolu Galaksisi'nin İçinde Bulunduğu ''Engin Cennet''

Yazar

Katkı Sağlayanlar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Editör

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler
  • Anasayfa
  • Gece Modu

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim