Mars'ta Yaşam - Carl Sagan

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

"Mars’ın yüzeyinde darbe sonucu açılmış birçok krater vardır. Her birine genellikle bir bilginin adı verilmiştir. Örneğin Mars gezegeninin Güney Kutbundaki bir krater Vishniac krateri denmiştir. Vishniac Mars’ta hayat olduğunu iddia etmiyordu. Olabileceğini söylüyor ve olup olmadığının bilinmesinin büyük önem taşıdığını belirtiyordu. Eğer Mars’ta hayat varsa, kendi hayat şeklimizin genel çizgilerini karşılaştırma olanaklarına kavuşuruz. Ve eğer Mars’la hayat yoksa, bizim gezegene benzeyen bu gezegende neden hayat olmadığını bilmemiz gerekir.

Viking mikrobiyoloji sonuçlarının killere bağlanışı ve mutlaka hayat bulunduğu görüşünü içermeyişi bulgusunun bir gizi daha çözmeye yaradığını söyleyebiliriz: Viking organik kimya deneyi, Mars toprağında organik madde izi ortaya çıkarmış değildir. Eğer Mars’ta hayat varsa, gömülü cesetler nerededirler? Hiçbir organik moleküle rastlanmadı. Protein, nükleik asit yapıtaşlarından iz yoktur. Yeryüzündeki gibi ne hidrokarbon, ne de benzeri şeyler var Mars’ta. Buna ille de bir çelişki gözüyle bakmamalıyız. Çünkü Viking mikrobiyoloji deneyleri, Viking kimya deneylerinden bin kez daha duyarlı olmak üzere düzenlenmiştir. Karbonatom duyarlılığı daha çok olan Viking mikrobiyoloji deneyleri, Mars toprağında organik madde sentezine işaret ediyor. Fakat bunun oranı çok önemsizdir. Yeryüzü toprağı, bir zamanlar yaşamış organizmaların organik kalıntılarıyla doludur. Mars toprağındaysa Ay yüzeyindekinden daha az organik madde var. Eğer Mars’ta hayat olduğu görüşünü benimseme eğiliminde olsak, Mars’ın kimyasal tepkili, oksidasyonlu yüzeyinin cesetleri yok ettiğini düşünebiliriz; içinde hidrojenli peroksitin bulunduğu bir şişede mikrobun yok oluşu gibi. Ya da şöyle düşünebiliriz: Hayat var ama organik kimya yeryüzündekinde olduğundan daha az önemli bir rol oynuyor.

Bu son görüş benim için çok daha çekici. İtiraf etmeliyim ki, karbona şoven denecek derecede gönül vermiş biriyim. Kozmos’da karbon bolluğu vardır ve karbon hayat için gerekli olan inanılmayacak kadar karmaşık moleküller meydana getirir. Ben aynı zamanda, suya da şoven denecek derecede gönül vermiş biriyimdir. Su, organik kimya çalışmalarını mümkün kılan ve bazı ısı derecelerinde sıvı kalabilen ideal bir çözücü oluşturur. Bazen düşünüyorum da, acaba diyorum, benim bu maddelere karşı olan aşırı bağlılığım, temelde bu maddelerden meydana gelmemden kaynaklanıyor olmasın? Yerküremizin oluşumu sırasında bu maddeler çok bol olduğundan ötürü müdür yapımızın temelinde karbon ve su bulunuşunun nedeni? Başka bir yerde, örneğin Mars’ta, hayatın temeli başka maddelerden mi oluşmuştur?''

Carl Sagan'ın Kozmos kitabından alıntı olan bu paragraflar, ''canlılık'' kavramının ne kadar dinamik bir kavram olabileceğine değiniyor. Biz, şu an kendimize ve evrendeki karbon bolluğuna bakarak en çok aşina olduğumuz ''canlılık'' tanımının peşinden gidiyoruz. Başka gezegen ve uydularda karbon temelli yaşam aramamızın sebebi bu. Öte yandan bu arayış, mantıklıdır da. Çünkü hiç bilmediğimiz bir kimyanın peşinden gitmek, gözü kapalı seyahat etmeye benzer. Bu yüzden keşfettiğimiz ilk yaşam formu önemlidir. Carl Sagan'ın dediği gibi böylece kendi yaşam şeklimizin genel çizgilerini karşılaştırma olanaklarına kavuşuruz.

Canlılık en basitinden belki de biyokimyasal zorunluluktur? Başta mikroskobun keşfi ile bakterileri gözlemledik ve ''canlılık'' tanımını geliştirdik. Daha sonra virüslerin keşfi ile düzenledik. Şimdi ise prionların keşfi ile yine tartışma konusuna aldık. Gün geçtikçe bu tanımları geliştiriyoruz. Zaten bilimi, bilim yapan budur. Yani bilmediğini bilmesi ve kendisini yeni argümanlarla geliştirmesi... Belki de canlılık ve cansızlık o kadar da farklı değildir? Belki de kendi fizyolojik olaylarını sağlayabilecek veya sağlatabilecek bir biyokimyasal yeteneği olan, organik bazlar ile genetik materyalini işleyebilen veya işletebilen, madde içi gradienti kısmen sabit olan biyokimyasal moleküllere canlı tanımını yapıyoruz? Zaten hepimiz sabit sıcaklıkta çalışan kimyasal makineler değil miyiz?  İşte madde/evren böyle bir şey. Formdan forma girip nitelikler üretiyor, sonra da kendisini seyreden bir şey oluyor. Biz evrene ait bir niteliğiz ve evreni seyrediyoruz.

 

Kaynak: Carl Sagan, Kozmos

Göllerde Yüzmek Neden Daha Tehlikelidir?

Küresel Isınmanın Kurbanı Olacak İlk Yaşam Alanı Belli Oldu: Kivalina, Alaska (ABD)

Katkı Sağlayanlar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Editör

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler
  • Anasayfa
  • Gece Modu

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim