İnsan Anatomisinin Evrimi: Başarı, Ağrıyla Birlikte Geldi!

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Fotoğrafta, 2013 senesinde yapılan çok kapsamlı bir araştırmanın sonuçları görülmektedir. Çok sayıda araştırmacıyı bir araya getiren bu çalışmada, gezegenimizde yaşam kalitesini ciddi anlamda ve sürekli olarak etkileyen hastalıklar ile sakatlıklara neden olan ana unsurlar incelenmiştir. Görseldeki renklerin her biri ayrı bir soruna işaret etmektedir.

Görselde, en iyi ihtimalle "şoke edici" olarak tanımlanabilecek bir renk ve o renge karşılık gelen bir hastalık göze çarpmaktadır: bel ağrısı! AIDS, Kanser, savaşlar, kan hastalıkları, mide hastalıkları, beyin hastalıkları ve daha nicesi arasından bel ağrısı gibi bir hastalık, listenin açık arayla lideridir! Bu nasıl olur? Neden bel ağrısı bu kadar yaygındır?

Türümüz, primatlar ve maymunlar arasında evrimsel açıdan en başarılı hayvan türüdür. Ancak evrimsel süreçte gelişen vücut planımız, "şampiyon" diyebileceğimiz niteliklere hiç de sahip değildir. Çünkü son 6 milyon yıldır, özellikle de son 4 milyon yıldır çok hızlı bir evrimsel süreçten geçiyoruz. Ne yazık ki bu hızlı evrimsel süreç, birçok sıkıntının elenemeden günümüze kadar taşınmasına neden oluyor. Bel ağrısı da, bunun binlerce göstergesinden sadece bir tanesi. 

2013 senesinde, Dünya'nın 2 numaralı akademik dergisi olan Science dergisini de çıkaran Amerikan Bilimin İlerleyişi Cemiyeti kapsamında düzenlenen Yıllık Toplantı'da antropologların ortak olarak dikkat çektikleri nokta da tam olarak buydu: Evrim, birçok konuda başarılı olsa da, vücudumuzun genel tasarımının evriminde hiç de iyi bir iş çıkaramamıştır. Toplantıda bu argümanı destekleyecek bol miktarda fosil kanıt uzmanlar, aynı zamanda insanı günümüzdeki baskın tür konumuna getiren başarılı evrimsel değişimleri de tek tek listelediler ve kanıtlarıyla desteklediler. Bunlar arasından en önemlileri, insanın dik yürümesini sağlayan adaptasyonlar ve tabii ki, her şeyi mümkün kılan iri beynimizdir. 

Ancak bunlar öyle birdenbire var oluvermiş özellikler değildir. Her biri, kendimizden önce gelen insansı ve hatta onlardan önce gelen maymunsu atalarımızın vücut planlarının ve özelliklerini yumuşak ve kademeli bir evrim sürecinden geçerek oluşmuş versiyonlarıdır. Bunu genetik olarak, fizyolojik olarak, anatomik olarak ve hatta paleontolojik olarak çok eski zamanlara kadar adım adım takip edebilmekteyiz. Buna rağmen anatomimizin son derece sıkıntılı olması, evrimin araştırılmaya değer sonuçlarından birisidir. Boston Üniversitesi'nden Jeremy DeSilva bunu net bir şekilde şöyle ifade ediyor:

"Ola ki sıfırdan bir anatomi tasarlayacak olsaydınız, insan vücudu kesinlikle tasarlayacağınız ürün olmazdı. Ne yazık ki evrim, adeta bir elinde bant, diğer elinde ataçlar olan kötü bir mühendis gibi çalışır."

Bunun en net örneklerinden bir tanesi ayaklarımızdadır. Evrimsel süreçteki atalarımız, ağaçlara tutunabilmek için son derece esnek ayaklara ihtiyaç duyuyordu. Bu nedenle evrimsel süreçte, çok parçalı kemiklerden oluşan ayaklar evrimleşti. Ancak geride bıraktığımız yaklaşık 5 milyon yıl içerisinde bizlerin ataları ağaçlardan ayrıldı ve yerde, iki ayak üzerinde durmaya başladılar. Artık bu fazladan kemiklerin neredeyse hepsi işlevsiz hale gelmişti. Bazı parçalar evrimleşerek değiştiler: örneğin ayak baş parmağımız, atalarımızdakinin aksine diğer 4 ayak parmağının karşısına gelebilmesini sağlayan "karşıt başparmak" özelliğini tamamen yitirdi. Ancak ayağımızda halen 26 tane kemik, 33 eklem, 100'den fazla kas bulunmaktadır. Bu kemiklerin önemli bir bölümü gereksizdir veya çok daha verimli olacak şekilde tasarlanabilir. Bunu DeSilva şöyle anlatıyor:

"Eğer bir ayak tasarlayacak olsaydınız, kesinlikle 26 kemik kullanmazdınız. Ayaklarımız, sapasağlam durabilmek için modifiye olmuştur (değişmiştir). Ancak bu evrimsel değişim sırasında kemiklerimizin arasına 'yama' olarak düşünebileceğimiz birçok eklenti gelmiştir. Buna rağmen kemik sayısı halen çok fazla olduğu için, ayaklarımız içe ve dışa gereğinden fazla bükülebilir ve yay halindeki yapısı kolaylıkla çökebilir. Bunun sonucu ne midir? Bilek bükülmeleri, topuk dikenleri, Aşil tendon yırtılmaları, incik nasırları, kırılan bilekler ve daha nicesi..."

Hemen aklınıza şu itiraz gelebilir: "Modern zamanlarda stiletto ve topuklu ayakkabılar gibi birçok moda ürünü kullanılıyor, bunlar hep onun sonucu." Cevap, koskocaman bir hayır! 3 milyon yıl geriye gidecek kadar uzun bir zaman aralığında bulunan çok sayıda insan fosilinde, yukarıda sözü edilen hastalıkların neredeyse tamamı görülüyor. Atalarımızın topuklu ayakkabılar kullanmadığından da oldukça eminiz. DeSilva'nın da belirttiği gibi, evrim ne yazık ki başa dönerek vücutlarımızı sıfırdan tasarlayamıyor. Akıllıca bir düzenleme yapılacak olsa, tabii ki baştan yaratmak en mantıklısı olacaktı. Fakat doğa böyle çalışmıyor. Elinde "bant ve ataçlar"dan başka hiçbir şey olmayan evrim, sadece var olan malzemeyi değiştirebiliyor. Var olan çeşitlilik içerisinden en uyumlu, en işe yarar olanlar seçilenler hayatta kalıyor, diğerleri ise yok oluyor. Ancak seçilenler, olabilecek en iyi tasarıma sahip olanlar olmak zorunda değil. İşte bu nedenle, "kötünün iyisi" diyebileceğimiz birçok tasarım, doğanın dört bir yanında bulunuyor. Peki vücudumuz nasıl daha iyi tasarlanabilirdi? DeSilva şöyle anlatıyor:

"Eğer iki ayak üzerinde durabilen ve koşabilen bir tasarım istiyorsanız, ayak ve bilek tasarımı bir devekuşununkine benzer olmalıdır. Devekuşlarının bilekleri ve alt bacak kemikleri tek bir yapı oluşturacak şekilde birbirine kaynamıştır. Bu da adımlarını kat kat güçlendirir. Ayrıca ayaklarında sadece 2 tane parmak bulunur ve bu koşmak için fazlasıyla yeterlidir. Benim neden böyle bir ayağım yok? Bunun en basit nedeni, devekuşlarının 2 ayak üzerinde yürümesini sağlayan bu bacak yapısının temelleri, 230 milyon yıl önce yine 2 ayak üzerinde yürüyebilen dinozorlarda atılmış olmasıdır. Bizlerin iki ayak üzerinde yürüyen atalarımız ise sadece 5 milyon yıl önce evrimleşmiştir."

Ancak bu işin bacak boyutu... Asıl önemlisi bel ağrıları (ki ana görselimizin gösterdiğinin de bu olduğunu hatırlayınız). Bel ağrılarının evrimsel nedenleriyle ilgili olarak, Dünya'nın en önde gelen araştırma kurumlarından Case Western Reserve University'den paleoantropolog ve anatomist Dr. Bruce Latimer'a kulak verelim:

"Eğer ki DaSilva'nın anlattığı gibi bant ve ataçlarla yapılmış kötü bir tasarım arıyorsanız, sırtınıza bakın."

İnsanlar iki ayak üzerinde yürüyebilecek şekilde evrimleşirken, evrimin kullanabileceği çok da fazla malzeme bulunmuyordu. Ağaçlar üzerine tırmanırken faydalı olan S şeklindeki omurgamız, "birdenbire" 90 derece dönüvermiş oldu. Bu, adeta 26 ayrı bardak ve tabağı üst üste dizip de dengede kalmasını sağlamaya çalışmak gibidir. Bizim omurgamızdakiler tabak çanak değildir de, omur ve disklerdir. Üzerinde bir de kafa gibi aşırı ağır bir nesne dengelenmeye çalışılmaktadır! 

Evrimsel süreçte canlıların değişimi, elbette tek bir değişkene bağlı olarak farklılaşmaz. Örneğin omurgamızın yapısı, sadece genel anatomik özelliklerimizin bir ürünü değildir. Aynı zamanda ömrümüzün farklı evrelerinde deneyimlediğimiz unsurlar da, uzun vadede türümüzün şeklini belirlemektedir. Bunun en ilginç örneğini, doğumlarda görürüz. Omurgamızın S şeklindeki yapısı ve içe doğru kıvrımı, ana rahminden çıkmamızı kolaylaştırmaktadır. Ayrıca bu şeklin iki ayak üzerinde dengeye de katkısı olduğu tespit edilmiştir. Yani bu nedenle evrimsel süreçte bu yapı pek fazla değiştirilememiştir. Fakat bir özelliğimizin bize katkı sağlıyor olması, onun eksiksiz ya da kusursuz olduğu anlamına gelmez! S şeklindeki omurgamız üzerine binen yük, kaçınılmaz olarak bel ve sırt sorunlarını doğurmaktadır. Hele ki bir de sürekli aktif olmanızı sağlayan futbol, voleybol, basketbol, jimnastik veya kelebek yüzüş yapıyorsanız, bu yük katlanarak artmaktadır. Görselde de görüldüğü gibi, Dünya'nın çok büyük bir kısmı bel ve sırt ağrısı çekmektedir. Sadece ABD'de her sene 700.000 kişi omurga kırığıyla hastaneye kaldırılmaktadır. Hatta sırtımız bizi ömür boyunca taşıyabilecek kadar bile evrimleşmemiştir! Latimer bunu şöyle anlatıyor:

"Eğer ki omurganıza gerçekten iyi bakacak olursanız, sizi 40-50 yaşına kadar götürecektir. Ondan sonra ne yazık ki kendi başınızasınız..."

Aradan geçen milyonlarca yıldan sonra evrimin izlerini hala vücudumuzda bir damga gibi taşıyor olmak baş döndürücü değilse nedir?

Kaynaklar ve İleri Okuma:

  1. The Lancet
  2. Science
  3. AAAS
  4. The Economist

Evrimin Evrimi: Bilimsel Bir Teorinin Dünü ve Bugünü...

Holosen Kitlesel Yok Oluşu: 6. Büyük Kitlesel Yok Oluşun İçerisindeyiz!

Yazar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Yazar

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler
  • Anasayfa
  • Gece Modu

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim