Paylaşım Yap
Tüm Reklamları Kapat
Tüm Reklamları Kapat

Her Galaksinin Kalbinde Yatan Sır: Karadelikler!

Her Galaksinin Kalbinde Yatan Sır: Karadelikler! GökBilimi
26 dakika
16,097
  • Fiziksel Kozmoloji
  • Karadelikler
Evrim Ağacı Akademi: Kara Delikler Yazı Dizisi

Bu yazı, Kara Delikler yazı dizisinin 7. yazısıdır. Bu yazı dizisini okumaya, serinin 1. yazısı olan "Kara Delik Nedir? Kara Delik Nasıl Oluşur?" başlıklı makalemizden başlamanızı öneririz.

Yazı dizisi içindeki ilerleyişinizi kaydetmek için veya kayıt olun.

EA Akademi Hakkında Bilgi Al

Garip ve ıssız, felaketi çağrıştıran derin sessizliğin hüküm sürdüğü uzayda, şairlere ilham veren muhteşem güzelliğe sahip bir esin perisi vardır; bu peri, çılgın bir ressamın tuvalindeki karmaşayı yansıtan, zümrüt yeşilinin, yakut kırmızısının ve kobalt mavisinin iç içe geçerek oluşturduğu renk cümbüşüne sahip galaksilerdir. Galaksiler; uzayın kozmik okyanusunda dalgalar misali sürüklenen milyarlarca yıldız topluluğundan oluşan “gök” adacıklarıdır. Uzaydaki serbest haldeki gazdan, milyarlarca yıldızdan ve yıldızlar arası toz bulutlarından meydana gelirler. Kozmik anaforun çalkantılı ve bir o kadar da karanlık sularında binlerce yıllık bir süreçte oluşan bu inciler, Büyük Patlama’dan birkaç yüz bin yıl sonra meydana geldi. Günümüzde gözlemlenebilen evrende, milyarlarca yıldıza ev sahipliği yapan milyarlarca galaksi olduğunu biliyoruz. Yüzyıllardan beri galaksilerin merkezinde ne olduğuna dair hiçbir fikrimiz yoktu fakat bugün, bilim insanlarının yaptıkları son çalışmalar ışığında artık bunu da öğrenmiş bulunuyoruz. Galaksilerin kalbinde sakladıkları -hepsinin değilse de çoğunun merkezindeki- o büyük sır; devasa boyutlarda birer karadelik!  

Evren ve Galaksimiz

Tarih boyunca insanlar, keşfetme arzularına yenik düşerek, tutkulu bir şekilde evrenin kökenini anlamak istemişler; kozmoloji üzerine derin düşüncelere dalmışlardır. Kimileri doğu tarafından, tan vaktinin kızıllığı içinden heyula gibi yükselip, batıdan karanlıklar içine batan parlak sarı devin kudreti karşısında şok olup ona tanrısal vasıflar atfetmişti. Kimileri onun batışıyla ortaya çıkan lekeli bir yüze ancak harika, esrarengiz ve bir o kadar da meşum gümüşi parıltıya sahip uydumuza bakarak, onu, zihinlerinin karanlık dehlizlerinde yer alan efsanevi korkunç yaratıkları ortaya çıkaran efsunlu bir tılsım olarak benimsemişti. Kimileri de berrak pınarlar kadar serin olan gece göğünü benek benek aydınlatan, krom rengi parıltılara sahip yıldızlara bakarak onları çevrelerindeki eşya ya da hayvan şekillerine benzeterek isimler takmıştı.

Tüm Reklamları Kapat

Atalarımız evreni anlamak için çok çabaladılar, ne yazık ki antik çağlarda evreni anlamak için gerekli düşünce ve gözleme dayanan yöntemlerimiz yoktu. Uygarlıkların çevresinde gelişen tüm ilginç olayları açıklamada doğaüstü güçlere başvuruluyordu. Günlük hayatımızın her anında sürekli karşı karşıya kaldığımız en basit olaylar bile (kara kedi görünce saçımızı çekmemiz ve kötü bir şeyin gerçekleşmemesi için kulak mememizi çekip, tahta bir zemine üç kere vurmamız gibi) sık sık kehanetlere benzer bir şey olarak betimleniyor, hatta tanımlanıyordu. Günümüzdeyse varlığı kadim çağlara dayanan, gizemlerden ve bilinmezliklerden uzak, matematik gibi akla dayalı, fiziksel doğa kanunlarıyla yasalaşmış bir düşünce sistemine sahibiz. Dünya üzerindeki kutsal veya kutsal olmayan, Tanrı tarafından herhangi bir kitap gönderilmiş ya da gönderilmemiş dinlerden sonraki bu en büyük düşünce sisteminin adı “bilim”dir. Eğer, insanoğlunun bilim macerasını ilk ilkel homonid (insansı) atalarımız Australopithecus’lara kadar dayandırırsak 4 milyon yılı aşkın bir süreçten bahsetmemiz mümkündür. Öte yandan bilimi ve bilim insanlarını tam manasıyla ele alacak olursak, Thales ile başlayan 2 bin yıllık bir zaman dilimini incelememiz gerekir ki bu da modern anlamdaki “bilim tarihi”ni temsil eder. Bilim, insanoğlunun hayal gücüyle birleşti ve böylece uzay-zaman kavrayışımızı altüst ederek evrenin başlangıcı ve geleceğimize dair bizlere yeni ufuklar bahşetti. Evren; peki evren nedir?

Evren; madde ve enerjinin bütünleşerek meydana getirdiği alanlardan oluşan uzay-zaman boyutlarını içeren yerdir. Gökyüzünde şamdanlar gibi parıldayan yıldızlar, üzerinde organik yaşamın hayat bulduğu sonsuz enginlikte kaybolmuş gezegenler, milyarlarca yıldızın doğup ölürkenki ihtişamlı görüntülerine sahne olan uzak galaksiler, yoğun kütleçekiminden dolayı aşırı eğrilmiş uzay-zaman alanı karadelikler… Hepsi “evren” tanımımız içerisinde yer alır. Burası uçsuz bucaksız muhteşem zenginliklerin ve olağanüstü güzelliklerin bulunduğu öylesine ahenkli, öylesine zarif ve öylesine kusursuz bir yerdir ki bizler onun birer parçasıyız, engin sonsuzluktaki küçük ama ölümsüz bir ışıltıyız. Henüz bilimin yetersiz olduğu Antik Çağ’da evren yalnızca Güneş Sistemi için kullanılan basit bir tanımdı. Aydınlanma Çağı sonrası bu algı Samanyolu Galaksisi ile yer değiştirdi. Artık gelişen teknolojimiz sayesinde biliyoruz ki evren, 200 milyar galaksi ve her birinde de ortalama olarak 200 milyar (bazı kaynaklarda 400 milyar) yıldızın bulunduğu bir yerdir. Elbette ki evrende kaç galaksinin bulunduğunu kesin olarak bilmiyoruz, bizim yaptığımız sadece bilimsel bir tahmindir, bundan dolayı kimi bilimsel kaynakta galaksiler ve galaksilerde bulunan yıldız sayıları değişkenlik gösterir. Örneğin Kip Thorne, Yıldızlararası Bilimi kitabında (Interstellar -Yıldızlararası- adlı Christopher Nolan’ın yönettiği sinema filmindeki konuları inceleyen bir kitaptır.), “Görülebilen evrende kabaca bir trilyon galaksi vardır.” der ve konu hakkındaki görüşlerini şöyle dile getirir:

Tüm Reklamları Kapat

En büyük galaksiler birkaç trilyon yıldız içerir ve yaklaşık bir milyon ışık yılı genişliğindedir; en küçükleri yaklaşık 10 milyon yıldıza sahiptir ve bin ışık yılı genişliğindedir. Neredeyse bütün büyük galaksilerin merkezinde güneşin ağırlığının bir milyon katı ya da daha fazla ağırlığa sahip devasa bir kara delik vardır.

Thorne’un burada gayet güzel bir şekilde başardığı ve benim de anlatmak istediğim, evrenin sonsuz mekânı ve kavramakta bir hayli güçlük çektiğimiz zaman boyutları her insanın anlayış sınırları içinde farklılık gösterebilir; bunlar gezegenimizdeki en zeki kişiler oldukları varsayılan bilim insanları olsa bile…

Zamanın Şafağı’nın sıcak fısıltılarının tatlı ezgisi, tamı tamına 13,7 milyar yıl önce evrenimizi güzellik uykusundan uyandırdı. Bu uyanış öylesine muazzam, öylesine takdire şayan bir olaydı ki yalnızca boş bir hiçliğin içindeki derin bir sessizlikte ufacık bir kıpırdamaydı. Evrendeki her şey, bilim insanlarının adına Büyük Patlama dedikleri, yirminci yüzyıla kadar fark edilmeyen bu kıpırdamayla oluştu; uzay, zaman, madde, enerji, yıldızlar ve galaksiler… Kozmostaki milyarlarca galaksiden birisi olan bizim galaksimiz Samanyolu da buna dâhil.

Berrak, mehtapsız bir gecede gökyüzüne dikkatlice bakacak olursanız eğer, Samanyolu’nu zifiri karanlıkta boydan boya gökyüzüne doğru yayılmış, yassı bir ışık halesi, çoğu zaman ışıltılı siyah göller gibi ince bir renk kaynaşmasına sahip semavi bir kemer olarak görürsünüz. Gökadamıza uzaydan yeteri kadar uzaktan bakıldığında efsaneleri süsleyen masalsı bir güzellikte olduğuna şahitlik edebiliriz; sarmal kollarında açık kahverenginin, merkezinden dışa doğru inci beyazı, deniz mavisi ve koyu morun hâkim olduğu renklerin iç içe geçerek girift desenler oluşturduğu hayat dolu bir gökkuşağıdır adeta. Samanyolu’nun merkezinde yıldız birikintisinden kaynaklanan küresel bir şişkinlik vardır ayrıca galaksimizin sarmal kolları, ahtapot kolları gibi merkezden dışa doğru uzanır.

Evrim Ağacı'ndan Mesaj

400 milyar yıldıza ev sahipliği yapan ve bizim gezegenimizin de içinde bulunduğu Samanyolu Galaksisi’nin merkezinin kızıl ötesi görüntüsü.
400 milyar yıldıza ev sahipliği yapan ve bizim gezegenimizin de içinde bulunduğu Samanyolu Galaksisi’nin merkezinin kızıl ötesi görüntüsü.

Ağırlığı 210 milyar güneş kütlesine eş olduğu bilinen Samanyolu Galaksisi’nin çapı yaklaşık 100.000 ışık yılıdır ve burada kimi sürekli parıltılı, kimi deniz feneri gibi yanıp sönen, kimi zarif bir şekilde uzayda salınan 200-250 milyar yıldızın yer aldığı biliniyor. Galaksinin merkezinden oldukça uzakta bulunan güneş sistemimiz, yaklaşık olarak bir uçtan 20.000 ve diğer uçtan 80.000 ışık yılı ötededir. Samanyolu’nun merkezindeki yıldızlar birbirine, Güneş Sistemi’nin de içinde bulunduğu kuşaktaki yıldızlara kıyasla çok daha yakındır. Galaksi merkezi kozmik okyanusun çalkantılı anaforunda son derece kaotik bir yerdir. Anbean gerçekleşen süpernova patlamalarıyla (yıldız ölümü) oluşan yeni yıldızlar, uzayın ıssız karanlığındaki toz ve gaz bulutlarıyla iç içe geçip bir girdap oluşturarak, orada bulunan eski oluşum yıldızlarla çarpışmalara ve böylece yeni bir keşmekeşliğe neden olurken öte yandan da yıldız doğumlarına gebe olurlar. Samanyolu’nun merkezindeki yaşamsal kozmos döngüsü sürekli bu şekilde meydana gelir. Gökadamızda asıl dehşet verici olan şey merkezindeki devasa boyuttaki karadeliktir.

Kara Yıldızlardan Karadeliklere 

Uzaydaki dipsiz kuyular olarak nitelendirebileceğimiz karadeliklerin bilim dünyasında gün yüzüne çıkışı 18. yy.a dayanır. İngiltere Cambridge’te öğretim görevlisi olan fizikçi John Michell (1724-1793) karadelikler üzerine çalışma yapmadan önce bilim dünyasında deprem ve deprem oluşumları hakkında yaptığı mantıklı tahminler ve açıklamalarla tanınıyordu. 1755’teki Lizbon depremi jeologların ve coğrafyacıların yanı sıra fizik ve kimyayla uğraşan bilim insanlarının bu mesele üzerinde ciddi araştırmalar yapmalarını zorunlu kıldı. Bunlardan birisi olan Michell, Lizbon’daki depremden beş yıl sonra, 1760 yılında, depremlerin çoğunlukla volkanik bölgelerde görüldüğünü saptayarak buna yönelik şöyle mantıkî bir açıklama getirdi. Yeraltındaki sular volkanik ısıyla kaynıyor, sonrasında da ortaya çıkan buhar yerin altında hapsolup genleşmek istiyordu ve böylece yeryüzünde zayıf veya güçlü birtakım sarsıntılar meydana geliyordu. Öte yandan depremleri yerkürede belirli bir hızda hareket eden dalgaların oluşturduğunu dile getirmekle kalmayıp, depremin çıkış noktasını ve deprem merkezini nasıl belirleyebileceğimiz hakkında bir öneride bulundu. Şöyle ki eğer dalgaların, ulaştığı noktalara deprem noktasından ne kadar sürede geldiği bilinirse pek tabii bu depremin asıl merkezini, yani çıkış noktasını rahatlıkla belirleyebiliriz. John Michell’in fikirleri gerçekten ufuk açıcı bir yenilikte olmasından ziyade gayet mantıklı teoriler üzerine inşa edilmişti. Günümüzde deprem hakkındaki çoğu şeyi iki asır evvel bu İngiliz bilim insanının dediği şekilde yaparak modern hale getirdik.

John Michell’in bizi ilgilendiren yönü depremler konusunda olduğu gibi fizik açısından da yaptığı ileri düzeydeki mantıksal tahminleriydi. 1783’te Philosophical Transactions of the Royal Society of London (Londra Kraliyet Cemiyeti Felsefi Yazışmaları) dergisinde yayımlanan makalesinde, bir yıldızın ışığın yayılmasını engelleyecek kadar kütleçekim alanına sahip olacak şekilde büyüyüp büyüyemeyeceği sorusunu sormuştu. Depremler hakkındaki mantıklı fikirlerinden dolayı sismolojinin kurucusu sayılan Michell, üzerinde yoğunlaştığı çalışmasının odak noktası haline gelen, hayal gücü ile delilik arasındaki o ince çizgi üzerindeki bu kafa karıştırıcı soruya aradığı cevabı kısa sürede buldu. Fikirlerini mantıklı ve isabetli tahminlere dayanan, tatmin edici iki varsayımla taçlandırdı. Varsayımların ilkine göre evrende bu durumda olan çok sayıda yıldızın var olması gerekiyordu, ikincisine göre ise ışıkları bize ulaşamadığı için onları göremiyor olsak da çekim kuvvetlerini hissedebilirdik. Yaptığı hesaplamaların pek güvenilir olduğu söylenemezdi, çünkü o zaman için ne yeterli matematiğimiz ne de karadelikleri anlamlı kılan bir teorimiz henüz yoktu. 

23 Mart 1749 yılında Normandiyalı Fransız bir çiftçinin oğlu olarak dünyaya gelen Pierre-Simon Laplace (1749-1827), ileride yapacağı çalışmalar sayesinde insanoğlunun evren anlayışında onlara yeni ufuklar bahşetti. Astronomi, matematik ve fizik gibi pek çok bilim dalında çalışmalara imza atan bu Fransız bilimci tarihin tozlu sayfalarına adını büyük puntolarla yazdırmayı başarmış birisidir. Henüz on sekiz yaşındayken Paris’e gitmesi hayatındaki dönüm noktalarından birisiydi; çünkü en verimli çalışmalarını buradayken verecekti. Bizler böylesi takdire şayan bir kişinin tüm çalışmalarını olmasa da konumuzla alakalı bir kısım çalışmalarını inceleyeceğiz. Kimya alanında Laplace’ın Fransız fizikçi ve kimyacı Antoine Laurent Lavoisier (1743-1794) ile beraber solunum ve yanma olaylarında çalıştıkları biliniyor. Böylelikle Modern Kimyanın Babası Lavoisier, bir kobayın ürettiği ısı ve karbondioksit miktarını ölçmek için bir dizi deney gerçekleştirdi. Konumuza geri dönmeden önce belirttiğim gibi Laplace çok yönlü bir bilim insanıydı fakat onun özellikle astronominin gelişimine yaptığı katkılar yadsınamaz derecede önemlidir. Galaksiler oluşumuna dair ortaya attığı “bulutsu hipotezi” ve bizim galaksimiz ve güneş sistemimiz hakkındaki çalışmaları oldukça ilginçtir. Bu konu ilginç olmasının yanı sıra biraz çetrefilli ayrıca tarihsel süreç bakımından da biraz meşakkatli olduğundan biz şimdi lafı fazla uzatmadan asıl konumuz olan karadeliklere geri dönelim.

On üç yıl sonra Fransız matematikçi ve gökbilimci Pierre-Simon Laplace da, Michell’den bağımsız olarak benzer bir çalışmada bulundu. Exposition du Systeme du Monde (Dünya Sistemi) isimli meşhur eserinde benzer varsayımlarda bulunarak böyle yıldızların var olup olmadığı hakkında ciddi çalışmalarda bulunmuş ve konu üzerine aşırı kafa yormuştu. Laplace, bir cismin yeteri kadar ağır ve yoğun olması durumunda ışığın bile kaçacak hıza ulaşamayacağını ileri sürdü. İlginç olan şudur ki Laplace yaptığı onca çalışmalar neticesinde “kara yıldızlar” hakkındaki görüşlerine kitabının sadece birinci ve ikinci baskılarında yer verdi fakat büyük olasılıkla bu görüşlerini beğenmemiş olacak ki kitabın diğer baskılarından çıkardı. Yüzyıllar sonra bu konu bilimdeki yeni bir kuramla yeniden gündeme geldi: Genel Görelilik Kuramı.

Tüm Reklamları Kapat

Albert Einstein’ın genel görelilik teorisinin yayınlanmasından bir yıl sonra, Alman Astronom (gökbilimci) Karl Schwarzschild (1873-1916), yaklaşık yüz elli yıllık karanlık yıldızlar konusunu bu kez sağlam temeller üzerinde, altın bir tepsi ile bilim dünyasına sundu. Einstein’ın genel görelilik denklemlerini yayımlamasının ardından, çözümleri üzerinde çalışan ilk kişi olan Schwarzschild, Potsdam’daki Astrofizik Gözlemevi’nin yöneticisi olmasına karşın, Birinci Dünya Savaşı’nda Almanya’ya Rusya cephesinde hizmet etmek için gönüllü olmuş ve çalışmasını başının üzerinden vızır vızır geçen mermilerin ve düştüğü yere cehennem alevi kusan top atışlarının altında yazmıştı. Cephe hattında kurşunların vızıltısının ve topların gümbürtüsünün kesildiği o kısa aralıklarda Schwarzschild çalışmasına hiç ara vermeksizin devam ediyordu.

Karl Schwarzschild
Karl Schwarzschild

 Alman gökbilimci, genel görelilik denklemlerini kullanarak bunu tek bir yıldız üzerinde uygulamıştı fakat amacı kütlesi bir noktada yoğunlaşmış bir yıldızın etrafındaki kütleçekim olaylarını hesaplamaktı. Einstein denklemlerinin ilk kesin çözümü olarak değerlendirilen bu çalışma, yıldız veya gezegen gibi büyük kütleli cisimlerin çevresindeki uzay-zamanın nasıl biçimlendiğini belirlemekteydi. Hacmi sıfır olana kadar gittikçe büzüşen bir yıldızın durumunu incelediğinde sıra dışı bir olayla karşılaştı, böyle bir durumdaki yıldızın kütleçekimi sınırsız olarak artış gösteriyordu. Asıl ilginç olansa şuydu ki, böyle bir yıldızın yakınında kütleçekimi çok güçlü olduğundan dolayı ışık dahi ondan kurtulamıyordu. Hiç vakit kaybetmeden bu gizemi matematiğin estetik dokusu ile bir dantel misali işleyip, fiziğin şaşmaz kuramlarıyla ona latif ve zarif bir desen biçmişti. Yaptığı çalışmalar neticesinde günümüzde Schwarzschild yarıçapı olarak bilinen, ışığın böylesi kuvvetli bir çekimden kaçabilecek hıza sahip olduğu uzaklığı hesapladı. Ayrıca yıldızın etrafını saran olay ufkunun, insanın idrak sınırlarını zorlayıp, şakaklarını zonklatan nitelikte uzay-zaman bozulmalarının gözlemlendiği bir çember olduğunu buldu. Uzayın sakinlerinden herhangi bir şey karanlık yıldıza Schwarzschild yarıçapından daha az uzaklıkta yakalanırsa onun için kurtuluş imkânı yoktur; o cisim veya nesne, bu dipsiz kuyuda karanlıklar içinde yitip gider. Bilimsel çevrelerde büyük bir heyecana yol açan bu çalışma, günümüzde “Schwarzschild Çözümü” olarak bilinir. Einstein, makaledeki zarif ve estetik matematiksel denklemlerden etkilenerek çalışmayı Prusya Akademisi’ne sundu ve böylelikle Schwarzschild’in başarısını tüm dünyaya duyurmuş oldu.

1967 yılına gelindiğinde o zamana kadar bilim dünyasında “kara yıldızlar” ya da “donmuş yıldızlar” olarak bilinen gökcisimlerini Amerikalı teorik fizikçi John Archibald Wheeler (1911-2008), Goddard Institute of Space Studies’de bir konuşma yaparken, karadelik olarak isimlendirdi. Ve günümüzde de halen bu terim geçerlidir ki artık gayet popüler bir kelime olarak insanların dillerine dolanmış bulunmaktadır.

Işık Hırsızı 

Evrenimizde maddenin, enerjinin, hatta ve hatta ışığın dahi kaçamayacağı kozmik cisimler vardır. Karadelikler bu kategori içindeki en ünlü kozmik nesnelerdir. Onlar kozmosun ışık hırsızıdırlar. Karadelik; kütleli bir cismin kütleçekiminin aşırı ölçüde artması sonucunda kendi içine çökmeye başlayarak cismin bir taneciğe dönüşene dek büzülmesi sonucu geriye kalan aşırı derecede eğrilmiş uzay-zaman bölgesidir. Orada kütleçekim öylesine kuvvetlidir ki, her türlü maddesel oluşumun ve ışınımın kendisinden -evrende en hızlı sayılan ışık bile kaçamaz ki bu yüzden “karadelik” olarak isimlendirilir- kaçmasına izin vermeyecek derecede güçlü boyutlara ulaşır. 

Tüm Reklamları Kapat

Karadelikler uzayda parıldayan sıradan bir yıldızın ölümü (süpernova) ile oluşurlar. Meydana gelen süpernova yeni yıldızların oluşumuna ön ayak olurken, ölen yıldız dış çeper denilen yapısal kısmını uzayın karanlık bölgelerine doğru püskürtür. Burada ilginç olan şudur ki yıldızın çekirdeği inanılmaz derecede bir süratle büzüşerek içe doğru çöker. Bununla doğru orantılı olarak çekirdekteki yoğunluk ve sıcaklık da hızla artar, eğer çekirdeğin kütlesi normal düzeydeyse nötron yıldızı meydana gelir ancak kütlesi yeterince büyükse çekirdeğin sonsuz yoğunlukta bir nokta olan tekilliğe dek büzüşmesini engelleyecek hiçbir kuvvet yoktur. İşte size kozmosun ücra köşesinde korkunç bir karadelik! 6 milyon yıl önce oluştuğu düşünülen, gezegenimizden 6.000 ışık yılı uzaklıkta olan ve saniyede 800 kez dönen Cygnus X-1, bilim insanları tarafından keşfedilen ilk karadeliktir. 1964'te ilk defa varlığından haberdar olduğumuz bu yapının karadelik olduğu hakkında anlaşmazlıklar vardı ancak 1971-1972 yıllarındaki araştırmalar sayesinde bunun bir karadelik olduğu anlaşıldı. 

1964’te ilk defa varlığından haberdar olduğumuz ve 1971-72 yıllarındaki çalışmalar neticesinde ilk keşfedilen karadelik Cygnus X1.
1964’te ilk defa varlığından haberdar olduğumuz ve 1971-72 yıllarındaki çalışmalar neticesinde ilk keşfedilen karadelik Cygnus X1.

Bilindiği üzere karadeliklerin herhangi bir yüzeyi yoktur ancak olay ufku denilen sınırları vardır. Burası karadeliklerin etrafındaki uzay-zaman dokusuna yaptıkları çapraşık, grotesk bir yıkım sonucu uzay ve zamanın farklı şekillerde bükülerek oluşturduğu -genellikle dairesel- sınırdır. Olay ufkunun sınırlarındaki enerji veya maddesel boyuta sahip hiçbir şey, kaçamaz. Burada karadeliğin kütleçekimsel kuvveti öylesine yoğundur ki madde veya ışık, hızla karadelik içerisine çekilir; yutulan bu nesneler ya da olgular ışık hızına ulaşarak akıl almaz derecede enerjiye sahip olur. Olay ufkunu koni şeklinde düşünebiliriz, koninin geniş ağzı olay ufkunu temsil ederken en uçtaki sivri yere tekillik noktası denir. Fizikçiler herhangi bir değerin sonsuzluğa doğru yöneldiği noktaya tekillik demektedir fakat tanım itibariyle tekillik, madde yoğunluğu ya da kütleçekim alanı gibi temel fiziksel niceliklerin sonsuz değerler almasından dolayı fizik yasalarının matematiksel tanımlarının geçerliliklerini kaybettikleri uzay-zamanın bazı kısmi konumlarıdır. Farklı bir tanım olarak şöyle diyebiliriz: Uzay-zamanda meydana gelen delinme sonucunda ortaya çıkan ve bilim insanları tarafından üç boyutlu olmayıp sıfır hacimli olarak kabul edilen “şey”dir. 

Uzaydaki karadeliklerin yerlerini tespit etmek tahmin edileceği üzere çok kolaydır; çünkü karadelikler muazzam kütleçekimleri nedeniyle üzerine gelen ışığı bile yuttuklarından dolayı ışığın izlediği yol üzerinde bir gölgenin, karartının olduğu gayet net olarak gözükür. Sanılanın aksine karadelikler her şeyi yutmazlar. Eğer böyle bir şey söz konusu olsaydı doğal olarak galaksi oluşumlarından bahsedilemezdi; çünkü karadelik önüne gelen her yıldızı ve göktaşını bir elektrikli süpürge gibi içine çekip yutardı. Herhangi bir yıldızın veya nesnenin karadelik tarafından yutulması için olay ufkunun kırmızıçizgisi olarak nitelendirebileceğimiz Schwarzschild yarıçapını geçmesi gerekir. Kırmızıçizgi ihlal edilirse o cisim karadeliğin azabından nasibini alır! Nitekim geçen yılın ekim ayında bilim dünyası böyle bir duruma şahit oldu. Bizden 290 milyon ışık yılı ötedeki PGC 043234 isimli galaksinin merkezindeki karadelik, yakınından geçen, kütlesi Güneş’in birkaç milyon katı olan bir yıldızı yavaşça parçalarına ayırdıktan sonra güzelce karanlık midesine indirdi.

Yeterince kütleye sahip herhangi bir göktaşı ya da yıldız karadelik tarafından yutulursa, yıldızdan arta kalanların bir kısmı daha sonra olay ufku içinden dışarı doğru atılır. Yıldız artıklarının dışarı atılmasıyla karadelik içinden (genellikle kutup bölgelerinden) uzayın ıssız ve soğuk karanlığına doğru kozmik bir ışık sütunu çıkar. Astrofizikte buna karadelik jetleri denir. Karadelik jetleri, madde ve ışık yutulurken kütleli bir karadeliğin kuzey ve güney kutup bölgelerinden, manyetik alan tarafından etraftaki her şeyin dışa doğru fışkırmasıyla oluşur. Genellikle elektron ve proton gibi parçacıklardan oluşan kozmik bir çeşmedir adeta; görüntü bakımından karadeliğin alt ve üst kısmını mızrak gibi delip geçen ışık çubuğu şeklinde görünürler. Jetler ışık hızına çok ama çok yakın bir hızda uzayın karanlığında seyir halindedirler ki, kimileri karadelikten yüzlerce ve binlerce ışık yılı ötelerine kadar uzanırlar. 

Tüm Reklamları Kapat

Agora Bilim Pazarı
Şifa: Zihnin İyileştirici Gücüne Dair Bilimsel Bir Yolculuk

KRALİYET AKADEMİSİ BİLİM KİTABI ÖDÜLÜ 2016 FİNALİSTİ

NEW YORK TIMES BESTSELLER

Zihin bedeni etkiler, bunu biliyoruz.

Bir melodiyle tüylerimiz diken diken olur, bir görüntü karşısında gözyaşı dökeriz ve bir temas kalp atışlarımızı değiştirir. Ama soru zihin bedeni iyileştirebilir mi olduğunda, umut taciri yeni çağ guruları tarafından istila edilmiş, bırakın inanmayı, üstüne kafa yormanın bile akıldışı görüldüğü bir sahada buluruz kendimizi. Doğru, zihnimiz –kimilerinin pazarladığı gibi– kanseri yenecek mucizevi bir ilaç değil ama bir ağrı kesici ya da antidepresan işlevi görebildiğini gösteren bilimsel araştırmaları nereye koyacağız?

Jo Marchant’a göre insanlığın ortak çıkarı bu alanı yok saymaktan değil, tersine şüpheciliği elden bırakmadan merak ve inatla gerçekle masalı birbirinden ayırmaktan geçiyor. Büyük yankı uyandıran ve Kraliyet Akademisi Ödülü finalisti olan kitabı ŞİFA’da, heyecan verici araştırma ve vakaların peşinden dünyayı dolaşarak şu sorulara cevap arıyor:

Alternatif tıbba yönelmek hepten bir yanılgı mı, yoksa bir fark yaratabilir mi?

Düşüncelerimiz, inançlarımız ve duygularımız fiziksel sağlığımızı etkileyebilir mi?

Zihnimizi bedenimizi iyileştirmek üzere eğitebilir miyiz?

ŞİFA, zihnin iyileştirme potansiyelini, sınırlarını ve bizim bu potansiyelden nasıl faydalanabileceğimizi ortaya koyan büyüleyici ve ufuk açıcı bir yolculuk.

“Bir zihni ve bir bedeni olan herkes bu kitabı okumalı.” – Henry Marsh, Sakın Zarar Verme’nin yazarı

Devamını Göster
₺74.00
Şifa: Zihnin İyileştirici Gücüne Dair Bilimsel Bir Yolculuk

Karadelik jeti. Karadeliğin ortasından mızrak gibi geçen ışık halesi, jetleri temsil etmektedir.
Karadelik jeti. Karadeliğin ortasından mızrak gibi geçen ışık halesi, jetleri temsil etmektedir.

Galaksilerin Kalbindeki Canavar

Büyük Patlama’dan günümüze kadar evrenimiz için yaklaşık 14 milyar yıl geride kaldı. Patlamadan sonraki anlarda evrenimizin bebeklik fotoğrafına bakmak istediğimizde büyük olasılıkla onu, küçük boyutlarda fakat devasa sıcaklığa sahip bir alev topuna benzetebilirdik. “Sıfır saniye”den sonra evrenimiz korkunç denebilecek bir hızda genişlemeye başladı ve ilk üç dakikanın sonunda kozmik alev topunun sıcaklığı yaklaşık bir milyar dereceye düştü. Bundan sonra da kütleçekimin sahneye çıkarak uzaydaki gaz, toz ve kaya parçalarını bir araya getirip yıldızları ve galaksileri ortaya çıkarması için de yaklaşık bir o kadar yılın geçmesi gerekti. Amerikalı astrofizikçi Neil deGrasse Tyson’ın ifadeleriyle galaksileri tanımlayacak olursak; “Kütleçekimsel tohum, çekici bir güç olarak çalıştı ve çevresindeki gökcisimlerini bir araya toplayıp kümeler halinde birikmelerini sağladı. Onlara bugün galaksiler diyoruz.”

Uzayın meşum zifiri karanlığında ışıl ışıl parıldayarak şekillenen ilk ilkel yıldızların ataları Güneş’ten çok büyüktüler; böylelikle yakıtlarını hızlıca tüketerek süpernova patlamaları sonucunda dev karadeliklere dönüştüler. Yoğun kütleçekimleri sayesinde karadelikler, uzayda başıboş gezen gökcisimlerini ve deniz feneri gibi parıldayıp sönerek adeta karanlık gökyüzünde göz kırpan yıldızları bir araya toplayarak galaksilerin giderek büyümesinde en önemli etken oldular. Karadelik etrafında şekillenen galaksi giderek büyürken doğal olarak kütleçekimsel güç de artmış oldu.

Gökadamızın soğuk ve karanlığın hüküm sürdüğü merkez bölgesinde parlak, ışıltılı, canlı renklere sahip çok yoğun bir astronomik gökcismi bulunur. Bu gizemli cisim Güneş’e 27.000 ışık yılı mesafede, güney gök kürede, Zodyak kuşağındaki (içinde Güneş'in ve gezegenlerin döndüğü kuşak) modern seksen sekiz takımyıldızından birisi olan Akrep (Scorpius) ve onun doğusundaki Yay (Sagittarius) takımyıldızları sınırında yer alır. Astronom ve kozmologlar arasında Sagittarius A olarak anılan bu cisim muazzam derecede çekim kuvvetine sahip inanılmaz ölçüde büyük bir karadeliktir ve galaksimizin tam merkezinde bulunmaktadır. Oh, sakın bunu garipsemeyip, bizi de yutar mı, diyerek korkuya kapılmayın çünkü bu galaksiler için sıradan bir durum, ayrıca bu karadelik bizim gezegenimize oldukça uzak. Ayrıca her galaksinin kalbinde -güneşten binlerce kat büyük- devasa boyutlarda süperkütleli bir karadelik bulunur; bizim komşu galaksimiz olarak nitelendirebileceğimiz Andromeda Galaksisi (Samanyolu’na en yakın gökadadır.) buna örnek gösterilebilir.

Andromeda Galaksisi (Messier 31, M31 veya NGC 224 olarak da bilinir.) galaksimize 2,5 milyon ışık yılı uzaklıktaki sarmal bir gökadadır ayrıca çıplak gözle görülebilen (Basık bir leke gibi görünür.) en yakın gök cismidir. Bilindiği üzere uzayda mesafe ölçmek için yeryüzünde kullandığımız metre ve kilometre gibi ölçüm birimleri kullanılmaz çünkü bu mesafe ölçümleri uzayın sonsuz enginliğinde devede kulak kalır. Kozmosun kozmik uzunluk ölçü birimi ışık hızıdır ve ışık boşlukta 300.000 kilometre hızla ilerler. Örneğin güneş ışığı bize 8 ışık dakikasında gelir ki, mantık çerçevesinde değerlendirildiğinde biz Güneş’in 8 dakika önceki haline şahit olmuş oluruz. Biz bu galaksiyi 2,5 milyon ışık yılı önceki haliyle görmekteyiz; yani kısacası Andromeda Galaksisi’nden çıkan ışık bize ulaştığı andaki halinde, insansı atalarımız yeryüzünün bakir toprakları üzerinde dik durmaya çalışıyordu!

Pek çok yönden bizim galaksimize benzer özellik gösteren komşu galaksimiz, adını Yunan mitolojisindeki bir karakter olan Prenses Andromeda’dan alır; dilimizdeki karşılığı Zincirli Prenses veya zincire vurulmuş kız olarak bilinir. Andromeda’nın çapı 260.000 ışık yılıdır (Samanyolu’nun yaklaşık 2,5 katıdır.) ve 1 trilyon yıldıza (galaksimizdeki yıldız sayısının dört katı) ev sahipliği yaptığı düşünülen gökadanın eni ise 100.000 ışık yılıdır. Galaksinin merkezinde Samanyolu’nda olduğu gibi süperkütleli bir karadelik mevcut.

M31 üzerinde teleskop uydularıyla yapılan çalışmalarda galaksi merkezindeki yoğun parlaklık gökbilimcilerin dikkatinden kaçmadı. Bildiğiniz gibi karadeliklerin varlığından, çevrelerine yaydıkları X-ışınları gibi radyo dalgaları sayesinde haberdar oluyoruz. Gökbilimciler de yaptıkları gözlemler sırasında Andromeda’nın merkezinde bulunan binlerce ışık yılı uzunluğundaki yoğun parlaklıktan X-ışını sinyalleri aldıklarını fark ettiler. Kılı kırk yararcasına yapılan çalışmalar neticesinde M31’in merkezindeki parlaklığın beş noktacıktan kaynaklandığını buldular ve bu noktasal kaynakların arasından CXOJ004244.2+411608’in X-ışın tayfı verdiğini gördüklerinde artık bilmeceyi çözmüşlerdi: Andromeda’da bizim galaksimizde olduğu gibi süperkütleli bir karadelik mevcuttu ve kütlesi 30 x 106 Güneş kütlesine karşılık geliyordu! Bazen galaksilerin merkezindeki bu sayı ikiye çıkabilir zira kozmosta çift karadeliğe sahip galaksilerin bulunduğunu da biliyoruz.

Galaksimizden yaklaşık 160 milyon ışık yılı uzaklıkta bulunan NGC 3393 bu özelliklere sahip bir gökadadır. Samanyolu benzeri sarmal bir galaksi olan NGC 3393’ün merkezinde birbirinden 490 ışık yılı gibi kısa bir uzaklıkta olan iki karadelik bulunur. Bu uzaklığı dünyasal ölçekte kendi kısacık yaşantılarımız doğrultusunda ele alarak değerlendirmeyin sakın; bizim için olağanüstü bir zaman ve uzunluk teşkil eden bu sayısal veri kozmik ölçekte çok ama çok kısa bir mesafeyi temsil eder. Şöyle ki bir galakside iki tane karadeliğin varlığı bu gökadanın uzun zaman önce iki gökadanın birleşmesiyle oluştuğunu göstermektedir. Bu tür galaksiler eşit büyüklükteki iki sarmal gökada veya büyük bir gökada ile ilkinden daha da küçük bir gökadanın birleşmesi yoluyla oluşur; böylece galaksinin merkezinde bir çift karadelik meydana gelir! 

Bizden 160 milyon ışık yılı ötede bulunan çift karadeliğe sahip NGC 3393 sarmal gökadası
Bizden 160 milyon ışık yılı ötede bulunan çift karadeliğe sahip NGC 3393 sarmal gökadası

Evrendeki karadelikler oluşum bakımından iki kısımda incelenir. Birincisi yıldız kaynaklı karadeliklerdir ki bunlar kütlece diğer karadelik oluşumlarına nazaran çok küçüktürler; Güneş’in kütlesinden yaklaşık 10 kat büyük bir kütleye sahiptirler. İkincisi ise süperkütleli karadeliklerdir; yani bu tür karadelikler bizlere çok ama çok uzak olduklarından aramızda, hâlihazırdaki mevcut teleskoplarımızla göremeyeceğimiz kadar hatırı sayılır binlerce ışık yılı gibi uzunca bir mesafe söz konusudur. Genel olarak galaksilerin kalbinde bu tür karadelikler bulunur. Galaksimizin merkezindeki süperkütleli karadelik sınıfına ait Sagittarius A, Güneş’in yaklaşık olarak 4 milyon katıdır. Bu, ünlü bilimkurgu yazarı Douglas Adams’ın Otostopçunun Galaksi Rehberi isimli kültleşmiş eserinde “küçük sarı güneş” derken neyi kastettiğini (kozmik ölçekte düşünüldüğünde) gayet açık bir şekilde ifade eden harika bir örnek olsa gerek!

Sagittarius A gaz yutan, karmaşık bir radyo dalgaları kaynağı; yıldızları yörüngelerinden koparıp afiyetle mideye indiren, olağanüstü parlaklığa sahip, esrarengiz bir canavar gibidir. Saydığım bu özellikler herhangi bir karadelik için de geçerli olmasına rağmen onlar süperkütleli bir karadelik kadar güçlü radyo dalgaları ve parıltılar yaymazlar. Sagittarius A’nın çok parlak olmasının nedeni uzaydaki başıboş göktaşlarını, yıldızlar arası gaz ve toz bulutlarını kütleçekim etkisine alıp olay ufku sınırlarından kolaylıkla geçirerek mideye indirmesidir. Sonrasında bir kısım maddeyi kusarak (karadelik jeti) dışarıya çıkarması ona güçlü bir parıltı kazandırır. Bu süperkütleli karadeliğin yakınında, yerinde duramayan, haylaz mı haylaz, çok şımarık 28 tane yıldız bulunmaktadır. İşin ilginç olan tarafı şudur ki yıldızlar Sagittarius A’nın olağanüstü derecedeki kütleçekiminden etkilenip, saniyede 5 bin kilometre gibi akıl almaz bir hızla etrafında dönmekteler; bu durum biraz da galaksinin merkezinde olmalarından kaynaklanmakta. Nitekim burası -galaktik merkez- kaotik bir hâkimiyetin sürdüğü bir bölge ve bu bölge galaksinin dönüşünün ana merkezi niteliğinde olduğu için dairesel hareketin basit mantığı çerçevesinde, merkezden dışa doğru dönüş hızında bir yavaşlama söz konusudur. Galaktik merkezin kaotik ortamında bulunmanız ve merkeze yakın olmanız demek hem kütleçekim kuvvetinden hem de dairesel harekete bağlı olarak dönüş hızından iyi veya kötü en fazla sizin etkilenmeniz demektir. Bu durumu şöyle düşünebilirsiniz; örneğin önünüzde bir bardak çay var ve çayı kaşık yardımıyla hızlı bir şekilde karıştırıyorsunuz. Bir süre sonra kaşığı çayın içinden çıkarıp çay yüzeyindeki dairesel hareketi inceleyin. Hiç kuşkusuz, çayın merkezinden tabanına doğru inen bir girdap görecek ve kısa bir süre geçtikten sonra bardağın çeperlerine doğru dönüşün yavaşladığını ve yavaşlarken dahi merkezdeki hareketin ona nazaran hep daha hızlı olduğunu gözlemleyeceksiniz. İşte galaksilerin merkezi de bu şekildedir; merkezdeki dönüş hızı dış kollara nazaran her daim hızlıdır. 

Galaksimizin kalbindeki devasa kütleli karadulvari canavar: Sagittarius A
Galaksimizin kalbindeki devasa kütleli karadulvari canavar: Sagittarius A

Sagittarius A’nın olay ufku -karadelik içine düşen maddenin geri dönüşü olmayan noktası- Dünya ile Güneş arası mesafesinin onda biridir (yaklaşık 15 milyon km). Yapısal olarak Sagittarius A iki ana kolla çevrelenmiştir: Sagittarius Doğu ve Sagittarius Batı. Süperkütleli karadeliğin doğusunda, 100.000 yıl önce gerçekleştiği tahmin edilen ve halen güçlü radyo dalgaları yayan, 25 ışık yılı boyunca uzayın karanlığına yayılmış bir süpernova kalıntısı bulunuyor. Batısındaysa üç kollu, yüzüğe benzer, minik bir spiral vardır. Bu kısım termik olması ve içinde iyonlaşmış hidrojen ihtiva etmesi bakımından dikkat çekicidir. Sagittarius A’nın batı kolundaki bu spiral uzaydaki gaz ve toz bulutlarından meydana gelmiş olmasının yanı sıra yüzüğe benzer bir yapıya sahiptir. Böyle olmasının nedeni etrafını saran disktir. Dikkat çekici olan bu yapı, karadeliğin etrafında inanılmaz bir hızla dönerken ayrıca onun sofrasında ufacık, lezzetli mi lezzetli bir meze gibidir. Zira dönüş sırasında disk girdaba giren bir gemiden farksız oluyor; kütleçekimin engellenemez olağanüstü gücüne karşı boyun eğerek minik bir lokma olmaktan kurtulamıyor.

Tüm Reklamları Kapat

Bilim insanlarının yaptığı son araştırmalara göre Sagittarius A yaklaşık 10 milyon yıl sonra kendine büyük bir ziyafet çekebilir. Nereden mi biliyorlar? Elbette ki bilim insanları yapılan gözlemlere dayanarak matematiksel ve fiziksel değerlendirmeler neticesinde bunları tahmin ediyorlar! Zira galaksimizin kalbinde yer alan süperkütleli karadeliğin 400 ışık yılı ötesinde tahminen 30 milyon güneş kütlesine eşdeğer olacak, bulutumsu bir yapıdaki kozmik madde yığını söz konusu. Bugüne kadar sadece atıştırmalıklarla yetinen Sagittarius A, nihayetinde müreffeh bir sofrada tıka basa karnını doyurabilecek. Büyük ihtimalle ben ve şu an bu yazıyı okuyan sizler o ana şahit olamayacağız! Kim bilir belki insanoğlu yapacağı önemli buluşlar neticesinde türümüzün çok ama çok uzun bir yaşama sahip olmasını sağlayacak birkaç buluşa imza atabilir! Belki de bilimkurgu filmlerinde sıkça şahit olduğumuz gibi buzdolabına benzer bir yaşam ünitesi bulunabilir! Böylece o ünite içinde sadece belli ihtiyaçlarımızı karşılayacak hücresel faaliyetlerimizin yavaş işlemesi sonucu uzun bir hayata sahip olabiliriz.

Tabii ki bunu zaman gösterecek ama şu anki bilimimiz ve teknolojimizle bunu gerçekleştirmemiz, en azından otuz veya kırk sene içerisinde, pek mümkün değilmiş gibi görünüyor ancak evrende her şey, küçük ihtimaller söz konusu da olsa, mümkün olabilir! Bunun örneklerine kozmosun dört bir tarafında her an şahit olmaktayız. En basiti benim ve sizin dünyaya gelme ihtimaliniz (anne rahminde var olma ihtimali) yetmiş milyonda birdi! Çok küçük bir olasılıktı ancak işte hepimiz buradayız!

Bizler Sagittarius A’ya şimdiden afiyet olsun dileklerimizi sunarak yazımıza son vermiş olalım: Afiyet olsun Işık Hırsızı!

Alıntı Yap
Okundu Olarak İşaretle
19
Paylaş
Sonra Oku
Notlarım
Yazdır / PDF Olarak Kaydet
Bize Ulaş
Yukarı Zıpla

İçeriklerimizin bilimsel gerçekleri doğru bir şekilde yansıtması için en üst düzey çabayı gösteriyoruz. Gözünüze doğru gelmeyen bir şey varsa, mümkünse güvenilir kaynaklarınızla birlikte bize ulaşın!

Bu içeriğimizle ilgili bir sorunuz mu var? Buraya tıklayarak sorabilirsiniz.

Soru & Cevap Platformuna Git
Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • Tebrikler! 12
  • Muhteşem! 9
  • Bilim Budur! 6
  • Merak Uyandırıcı! 6
  • İnanılmaz 5
  • Mmm... Çok sapyoseksüel! 4
  • Umut Verici! 4
  • Güldürdü 2
  • Üzücü! 1
  • Grrr... *@$# 1
  • Korkutucu! 1
  • İğrenç! 0
Kaynaklar ve İleri Okuma
  • B. Greene. (2013). Evrenin Zarafeti. ISBN: 9754034745. Yayınevi: TÜBİTAK Yayınları.
  • B. Greene. (2013). Saklı Gerçeklik. ISBN: 9754037809. Yayınevi: TÜBİTAK Yayınları.
  • S. Hawking. (2013). Karadelikler Ve Bebek Evrenler. ISBN: 6053711608. Yayınevi: ALFA Yayınları.
  • S. Hawking. (2015). Zamanın Kısa Tarihi. ISBN: 6051067582. Yayınevi: ALFA Yayınları.
  • M. Kaku. (2012). Einstein’ın Evreni. ISBN: 6054362836. Yayınevi: ODTÜ Yayınları.
  • S. F. Mason. (2013). Bilimler Tarihi. ISBN: 9751627095. Yayınevi: Türk Tarih Kurumu.
  • C. Sagan. (2015). Cosmos. ISBN: 1531888062. Yayınevi: Altın Kitaplar.
  • Z. Tez. (2010). Kimya Tarihi. ISBN: 9755911243. Yayınevi: Nobel Basım Dağıtım.
  • T. Kip. (2015). Yıldızlararası Bilimi. ISBN: 6051710183. Yayınevi: ALFA Yayınları.
Evrim Ağacı Akademi: Kara Delikler Yazı Dizisi

Bu yazı, Kara Delikler yazı dizisinin 7. yazısıdır. Bu yazı dizisini okumaya, serinin 1. yazısı olan "Kara Delik Nedir? Kara Delik Nasıl Oluşur?" başlıklı makalemizden başlamanızı öneririz.

Yazı dizisi içindeki ilerleyişinizi kaydetmek için veya kayıt olun.

EA Akademi Hakkında Bilgi Al
Tüm Reklamları Kapat

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 06/12/2022 08:02:12 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/423

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Tüm Reklamları Kapat
Size Özel (Beta)
İçerikler
Sosyal
Yılan
Mantık
Bilgisayar
Modern
Öne Çıkan
Hormon
Hastalık Dağılımı
Video
Biyokimya
Abiyogenez
Genel Görelilik
Amerika Birleşik Devletleri
Kuantum Fiziği
Makale
Aile
Bağışıklık Sistemi
Nükleer
Viral Enfeksiyon
Çevre
Teyit
Ara Geçiş Türleri
Kitap
Mistik
Malzeme
Hidrojen
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Bugün bilimseverlerle ne paylaşmak istersin?
Bağlantı
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Bu platformda cevap veya yorum sistemi bulunmamaktadır. Dolayısıyla aklınızdan geçenlerin, tespit edilebilir kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Gönder
Ekle
Soru Sor
Daha Fazla İçerik Göster
Evrim Ağacı'na Destek Ol
Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katmak için hemen buraya tıklayın.
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
EA Akademi
Evrim Ağacı Akademi (ya da kısaca EA Akademi), 2010 yılından beri ürettiğimiz makalelerden oluşan ve kendi kendinizi bilimin çeşitli dallarında eğitebileceğiniz bir çevirim içi eğitim girişimi! Evrim Ağacı Akademi'yi buraya tıklayarak görebilirsiniz. Daha fazla bilgi için buraya tıklayın.
Etkinlik & İlan
Bilim ile ilgili bir etkinlik mi düzenliyorsunuz? Yoksa bilim insanlarını veya bilimseverleri ilgilendiren bir iş, staj, çalıştay, makale çağrısı vb. bir duyurunuz mu var? Etkinlik & İlan Platformumuzda paylaşın, milyonlarca bilimsevere ulaşsın.
Podcast
Evrim Ağacı'nın birçok içeriğinin profesyonel ses sanatçıları tarafından seslendirildiğini biliyor muydunuz? Bunların hepsini Podcast Platformumuzda dinleyebilirsiniz. Ayrıca Spotify, iTunes, Google Podcast ve YouTube bağlantılarını da bir arada bulabilirsiniz.
Yazı Geçmişi
Okuma Geçmişi
Notlarım
İlerleme Durumunu Güncelle
Okudum
Sonra Oku
Not Ekle
Kaldığım Yeri İşaretle
Göz Attım

Evrim Ağacı tarafından otomatik olarak takip edilen işlemleri istediğin zaman durdurabilirsin.
[Site ayalarına git...]

Filtrele
Listele
Bu yazıdaki hareketlerin
Devamını Göster
Filtrele
Listele
Tüm Okuma Geçmişin
Devamını Göster
0/10000
Alıntı Yap
Evrim Ağacı Formatı
APA7
MLA9
Chicago
Ö. F. Kırmacı, et al. Her Galaksinin Kalbinde Yatan Sır: Karadelikler!. (22 Nisan 2016). Alındığı Tarih: 6 Aralık 2022. Alındığı Yer: https://evrimagaci.org/s/423
Kırmacı, Ö. F., Ölez, Ş. (2016, April 22). Her Galaksinin Kalbinde Yatan Sır: Karadelikler!. Evrim Ağacı. Retrieved December 06, 2022. from https://evrimagaci.org/s/423
Ö. F. Kırmacı, et al. “Her Galaksinin Kalbinde Yatan Sır: Karadelikler!.” Edited by Şule Ölez. Evrim Ağacı, 22 Apr. 2016, https://evrimagaci.org/s/423.
Kırmacı, Ömer Faruk. Ölez, Şule. “Her Galaksinin Kalbinde Yatan Sır: Karadelikler!.” Edited by Şule Ölez. Evrim Ağacı, April 22, 2016. https://evrimagaci.org/s/423.

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim Gönder
Paylaş
Reklamsız Deneyim

Evrim Ağacı'ndaki reklamları, bütçenize uygun bir şekilde, kendi seçtiğiniz bir süre boyunca kapatabilirsiniz. Tek yapmanız gereken, kaç ay boyunca kapatmak istediğinizi aşağıdaki kutuya girip tek seferlik ödemenizi tamamlamak:

10₺/ay
x
ay
= 30
3 Aylık Reklamsız Deneyimi Başlat
Evrim Ağacı'nda ücretsiz üyelik oluşturan ve sitemizi üye girişi yaparak kullanan kullanıcılarımızdaki reklamların %50 daha az olduğunu, Kreosus/Patreon/YouTube destekçilerimizinse sitemizi tamamen reklamsız kullanabildiğini biliyor muydunuz? Size uygun seçeneği aşağıdan seçebilirsiniz:
Evrim Ağacı Destekçilerine Katıl
Zaten Kreosus/Patreon/Youtube Destekçisiyim
Reklamsız Deneyim
Kreosus

Kreosus'ta her 10₺'lik destek, 1 aylık reklamsız deneyime karşılık geliyor. Bu sayede, tek seferlik destekçilerimiz de, aylık destekçilerimiz de toplam destekleriyle doğru orantılı bir süre boyunca reklamsız deneyim elde edebiliyorlar.

Kreosus destekçilerimizin reklamsız deneyimi, destek olmaya başladıkları anda devreye girmektedir ve ek bir işleme gerek yoktur.

Patreon

Patreon destekçilerimiz, destek miktarından bağımsız olarak, Evrim Ağacı'na destek oldukları süre boyunca reklamsız deneyime erişmeyi sürdürebiliyorlar.

Patreon destekçilerimizin Patreon ile ilişkili e-posta hesapları, Evrim Ağacı'ndaki üyelik e-postaları ile birebir aynı olmalıdır. Patreon destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi 24 saat alabilmektedir.

YouTube

YouTube destekçilerimizin hepsi otomatik olarak reklamsız deneyime şimdilik erişemiyorlar ve şu anda, YouTube üzerinden her destek seviyesine reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. YouTube Destek Sistemi üzerinde sunulan farklı seviyelerin açıklamalarını okuyarak, hangi ayrıcalıklara erişebileceğinizi öğrenebilirsiniz.

Eğer seçtiğiniz seviye reklamsız deneyim ayrıcalığı sunuyorsa, destek olduktan sonra YouTube tarafından gösterilecek olan bağlantıdaki formu doldurarak reklamsız deneyime erişebilirsiniz. YouTube destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi, formu doldurduktan sonra 24 saat alabilmektedir.

Diğer Platformlar

Bu 3 platform haricinde destek olan destekçilerimize ne yazık ki reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. Destekleriniz sayesinde sistemlerimizi geliştirmeyi sürdürüyoruz ve umuyoruz bu ayrıcalıkları zamanla genişletebileceğiz.

Giriş yapmayı unutmayın!

Reklamsız deneyim için, maddi desteğiniz ile ilişkilendirilmiş olan Evrim Ağacı hesabınıza yapmanız gerekmektedir. Giriş yapmadığınız takdirde reklamları görmeye devam edeceksinizdir.

Destek Ol

Devamını Oku
Evrim Ağacı Uygulamasını
İndir
Chromium Tabanlı Mobil Tarayıcılar (Chrome, Edge, Brave vb.)
İlk birkaç girişinizde zaten tarayıcınız size uygulamamızı indirmeyi önerecek. Önerideki tuşa tıklayarak uygulamamızı kurabilirsiniz. Bu öneriyi, yukarıdaki videoda görebilirsiniz. Eğer bu öneri artık gözükmüyorsa, Ayarlar/Seçenekler (⋮) ikonuna tıklayıp, Uygulamayı Yükle seçeneğini kullanabilirsiniz.
Chromium Tabanlı Masaüstü Tarayıcılar (Chrome, Edge, Brave vb.)
Yeni uygulamamızı kurmak için tarayıcı çubuğundaki kurulum tuşuna tıklayın. "Yükle" (Install) tuşuna basarak kurulumu tamamlayın. Dilerseniz, Evrim Ağacı İleri Web Uygulaması'nı görev çubuğunuza sabitleyin. Uygulama logosuna sağ tıklayıp, "Görev Çubuğuna Sabitle" seçeneğine tıklayabilirsiniz. Eğer bu seçenek gözükmüyorsa, tarayıcının Ayarlar/Seçenekler (⋮) ikonuna tıklayıp, Uygulamayı Yükle seçeneğini kullanabilirsiniz.
Safari Mobil Uygulama
Sırasıyla Paylaş -> Ana Ekrana Ekle -> Ekle tuşlarına basarak yeni mobil uygulamamızı kurabilirsiniz. Bu basamakları görmek için yukarıdaki videoyu izleyebilirsiniz.

Daha fazla bilgi almak için tıklayın

Önizleme
Görseli Kaydet
Sıfırla
Vazgeç
Ara
Raporla

Raporlama sisteminin amacı, platformu uygunsuz biçimde kullananların önüne geçmektir. Lütfen bir içeriği, sadece düşük kaliteli olduğunu veya soruya cevap olmadığını düşündüğünüz raporlamayınız; bu raporlar kabul edilmeyecektir. Bunun yerine daha kaliteli cevapları kendiniz girmeye çalışın veya diğer kullanıcıları oylama, teşekkür ve en iyi cevap araçları ile daha kaliteli cevaplara teşvik edin. Kalitesiz bulduğunuz içerikleri eleyebileceğiniz, kalitelileri daha ön plana çıkarabileceğiniz yeni araçlar geliştirmekteyiz.

Soru Sor
Aşağıdaki "Soru" kutusunu sadece soru sormak için kullanınız. Bu kutuya soru formatında olmayan hiçbir cümle girmeyiniz. Sorunuzla ilgili ek bilgiler vermek isterseniz, "Açıklama" kısmına girebilirsiniz. Soru kısmının soru cümlesi haricindeki kullanımları sorunuzun silinmesine ve UP kaybetmenize neden olabilir.
Görsel Ekle
Kurallar
Platform Kuralları
Bu platform, aklınıza takılan soruları sorabilmeniz ve diğerlerinin sorularını yanıtlayabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu platformun ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Gerçekten soru sorun, imâdan ve yüklü sorulardan kaçının.
Sorularınızın amacı nesnel olarak gerçeği öğrenmek veya fikir almak olmalıdır. Şahsi kanaatinizle ilgili mesaj vermek için kullanmayın; yüklü soru sormayın.
2
Bilim kimliğinizi kullanın.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla sorular ve cevaplar, bilimsel perspektifi yansıtmalıdır. Geçerli bilimsel kaynaklarla doğrulanamayan bilgiler veya reklamlar silinebilir.
3
Düzgün ve insanca iletişim kurun.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Sahtebilimi desteklemek yasaktır.
Sahtebilim kategorisi altında konuyla ilgili sorular sorabilirsiniz; ancak bilimsel geçerliliği bulunmayan sahtebilim konularını destekleyen sorular veya cevaplar paylaşmayın.
5
Türkçeyi düzgün kullanın.
Şair olmanızı beklemiyoruz; ancak yazdığınız içeriğin anlaşılır olması ve temel düzeyde yazım ve dil bilgisi kurallarına uyması gerekmektedir.
Soru Ara
Aradığınız soruyu bulamadıysanız buraya tıklayarak sorabilirsiniz.
Alıntı Ekle
Eser Ekle
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, fark edildiğinde ufku genişleten tespitler içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Formu olabildiğince eksiksiz doldurun.
Girdiğiniz sözün/alıntının kaynağı ne kadar açıksa o kadar iyi. Açıklama kısmına kitabın sayfa sayısını veya filmin saat/dakika/saniye bilgisini girebilirsiniz.
2
Anonimden kaçının.
Bazı sözler/alıntılar anonim olabilir. Fakat sözün anonimliğini doğrulamaksızın, bilmediğiniz her söze/alıntıya anonim yazmayın. Bu tür girdiler silinebilir.
3
Kaynağı araştırın ve sorgulayın.
Sayısız söz/alıntı, gerçekte o sözü hiçbir zaman söylememiş/yazmamış kişilere, hatalı bir şekilde atfediliyor. Paylaşımınızın site geneline yayılabilmesi için kaliteli kaynaklar kullanın ve kaynaklarınızı sorgulayın.
4
Ofansif ve entelektüel düşünceden uzak sözler yasaktır.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
5
Sözlerinizi tırnak (") içine almayın.
Sistemimiz formatı otomatik olarak ayarlayacaktır.
Gönder
Tavsiye Et
Aşağıdaki kutuya, [ESER ADI] isimli [KİTABI/FİLMİ] neden tavsiye ettiğini girebilirsin. Ne kadar detaylı ve kapsamlı bir analiz yaparsan, bu eseri [OKUMAK/İZLEMEK] isteyenleri o kadar doğru ve fazla bilgilendirmiş olacaksın. Tavsiyenin sadece negatif içerikte olamayacağını, eğer bu sistemi kullanıyorsan tavsiye ettiğin içeriğin pozitif taraflarından bahsetmek zorunda olduğunu lütfen unutma. Yapıcı eleştiri hakkında daha fazla bilgi almak için burayı okuyabilirsin.
Kurallar
Platform Kuralları
Bu platform; okuduğunuz kitaplara, izlediğiniz filmlere/belgesellere veya takip ettiğiniz YouTube kanallarına yönelik tavsiylerinizi ve/veya yapıcı eleştirel fikirlerinizi girebilmeniz içindir. Tavsiye etmek istediğiniz eseri bulamazsanız, buradan yeni bir kayıt oluşturabilirsiniz. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu platformun ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Önceliğimiz pozitif tavsiyelerdir.
Bu platformu, beğenmediğiniz eserleri yermek için değil, beğendiğiniz eserleri başkalarına tanıtmak için kullanmaya öncelik veriniz. Sadece negatif girdileri olduğu tespit edilenler platformdan geçici veya kalıcı olarak engellenebilirler.
2
Tavsiyenizin içeriği sadece negatif olamaz.
Tavsiye yazdığınız eserleri olabildiğince objektif bir gözlükle anlatmanız beklenmektedir. Dolayısıyla bir eseri beğenmediyseniz bile, tavsiyenizde eserin pozitif taraflarından da bahsetmeniz gerekmektedir.
3
Negatif eleştiriler yapıcı olmak zorundadır.
Eğer tavsiyenizin ana tonu negatif olacaksa, tüm eleştirileriniz yapıcı nitelikte olmak zorundadır. Yapıcı eleştiri kurallarını buradan öğrenebilirsiniz. Yapıcı bir tarafı olmayan veya tamamen yıkıcı içerikte olan eleştiriler silinebilir ve yazarlar geçici veya kalıcı olarak engellenebilirler.
4
Düzgün ve insanca iletişim kurun.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
5
Türkçeyi düzgün kullanın.
Şair olmanızı beklemiyoruz; ancak yazdığınız içeriğin anlaşılır olması ve temel düzeyde yazım ve dil bilgisi kurallarına uyması gerekmektedir.
Eser Ara
Aradığınız eseri bulamadıysanız buraya tıklayarak ekleyebilirsiniz.
Tür Ekle
Üst Takson Seç
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu platform, yaşamış ve yaşayan bütün türleri filogenetik olarak sınıflandırdığımız ve tanıttığımız Yaşam Ağacı projemize, henüz girilmemiş taksonları girebilmeniz için geliştirdiğimiz bir platformdur. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Takson adlarını doğru yazdığınızdan emin olun.
Taksonların sadece ilk harfleri büyük yazılmalıdır. Latince tür adlarında, cins adının ilk harfi büyük, diğer bütün harfler küçük olmalıdır (Örn: Canis lupus domesticus). Türkçe adlarda da sadece ilk harf büyük yazılmalıdır (Örn: Evcil köpek).
2
Taksonlar arası bağlantıları doğru girin.
Girdiğiniz taksonun üst taksonunu girmeniz zorunludur. Eğer üst takson yoksa, mümkün olduğunca öncelikle üst taksonları girmeye çalışın; sonrasında daha alt taksonları girin.
3
Birden fazla kaynaktan kontrol edin.
Mümkün olduğunca ezbere iş yapmayın, girdiğiniz taksonların isimlerinin birden fazla kaynaktan kontrol edin. Alternatif (sinonim) takson adlarını girmeyi unutmayın.
4
Tekrara düşmeyin.
Aynı taksonu birden fazla defa girmediğinizden emin olun. Otomatik tamamlama sistemimiz size bu konuda yardımcı olacaktır.
5
Mümkünse, takson tanıtım yazısı (Taksonomi yazısı) girin.
Bu araç sadece taksonları sisteme girmek için geliştirilmiştir. Dolayısıyla taksonlara ait minimal bilgiye yer vermektedir. Evrim Ağacı olarak amacımız, taksonlara dair detaylı girdilerle bu projeyi zenginleştirmektir. Girdiğiniz türü daha kapsamlı tanıtmak için Taksonomi yazısı girin.
Gönder
Tür Gözlemi Ekle
Tür Seç
Fotoğraf Ekle
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu platform, bizzat gözlediğiniz türlerin fotoğraflarını paylaşabilmeniz için geliştirilmiştir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Net ve anlaşılır görseller yükleyin.
Her zaman bir türü kusursuz netlikte fotoğraflamanız mümkün olmayabilir; ancak buraya yüklediğiniz fotoğraflardaki türlerin özellikle de vücut deseni gibi özelliklerinin rahatlıkla ayırt edilecek kadar net olması gerekmektedir.
2
Özgün olun, telif ihlali yapmayın.
Yüklediğiniz fotoğrafların telif hakları size ait olmalıdır. Başkası tarafından çekilen fotoğrafları yükleyemezsiniz. Wikimedia gibi açık kaynak organizasyonlarda yayınlanan telifsiz fotoğrafları yükleyebilirsiniz.
3
Paylaştığınız fotoğrafların telif hakkını isteyemezsiniz.
Yüklediğiniz fotoğraflar tamamen halka açık bir şekilde, sınırsız ve süresiz kullanım izniyle paylaşılacaktır. Bu fotoğraflar nedeniyle Evrim Ağacı’ndan telif veya ödeme talep etmeniz mümkün olmayacaktır. Kendi fotoğraflarınızı başka yerlerde istediğiniz gibi kullanabilirsiniz.
4
Etik kurallarına uyun.
Yüklediğiniz fotoğrafların uygunsuz olmadığından ve başkalarının haklarını ihlâl etmediğinden emin olun.
5
Takson teşhisini doğru yapın.
Yaptığınız gözlemler, spesifik taksonlarla ilişkilendirilmektedir. Takson teşhisini doğru yapmanız beklenmektedir. Taksonu bilemediğinizde, olabildiğince genel bir taksonla ilişkilendirin; örneğin türü bilmiyorsanız cins ile, cinsi bilmiyorsanız aile ile, aileyi bilmiyorsanız takım ile, vs.
Gönder
Tür Ara
Aradığınız türü bulamadıysanız buraya tıklayarak ekleyebilirsiniz.