Evrim Ağacı

Davranışsal Bağışıklık Sistemi, Irkçılığın ve Ayrımcılığın Kökeni Olabilir mi?

Bilinçaltımızdan Kaynaklı Enfeksiyon Korkusu, Birçok Davranışımızın Altında Yatan Sebepleri Açıklayabilir!

Davranışsal Bağışıklık Sistemi, Irkçılığın ve Ayrımcılığın Kökeni Olabilir mi?
Tavsiye Makale

Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Patojenler milyonlarca yıldır insan ve insanlık öncesi ekolojilerde varlıklarını sürdürmektedir. Bulaşıcı hastalıklar tarih boyunca diğer tüm ölüm nedenlerinden daha fazla insan ölümünden sorumludur. Patojenler tarafından uygulanan seçilim baskıları o kadar güçlüdür ki belli bazı hastalıklara direnç gösteren genetik mutasyonlar popülasyonda olağandışı bir hızla yaygınlaşabilir. Evrimsel süreçte bu seçilim baskıları sonucu mikropların vücuda girmesini önleyici bariyerler (deri, tükürük salgısı, mide asidi vb.) ve vücut bağışıklık savunması gibi birçok adaptasyon ortaya çıkmıştır. 

Patojenlerle enfekte olmuş birçok canlıda bilim insanlarının “hastalık davranışları” adını verdiği bir dizi semptom görülür. Hastalandığınız zaman ateşiniz yükselir, iştahınızı kaybedersiniz, halsiz ve depresif hale gelirsiniz. Yaygın inancın aksine bu semptomlar hastalık etkeninin sizi zayıflattığı anlamına gelmez, tam tersine beynin bağışıklık sistemiyle birlikte hastalığa karşı çok yönlü bir mücadeleye girdiğini gösterir. Mikroplar genellikle dar bir sıcaklık aralığında yaşayabilirler. Ateşin yükselmesi bunların çoğunu ısıyla öldürmeye yarar.

Ancak vücuttaki bu immünolojik mekanizmalar oldukça masraflıdır. Örneğin insan vücudunun sıcaklığını sadece 1°C arttırmak için metabolik aktivitede yaklaşık %13'lük bir artış gereklidir. Ayrıca bu semptomların birçoğu, bireylerin uyum başarısını arttırıcı diğer aktivitelere (çiftleşme, yavru bakımı vb.) katılma imkanını da engeller. İmmünolojik savunma ancak davetsiz misafirlerin vücuda girmesinden ve zarar vermeye başlamasından sonra ortaya çıkar.

Bu durumda patojenle vücut içerisinde mücadele etmek yerine daha en başından onunla hiç karşılaşmamak daha etkili bir savunma değil midir? Acaba hayvanlarda fizyolojik bağışıklık sistemine ek olarak davranışsal bir dizi savunma mekanizması da evrimleşmiş olabilir mi?

Gerçekten de nematod kurtlardan şempanzelere kadar çok çeşitli hayvan türünde enfeksiyon riski taşıdığını gösteren ipuçları taşıyan bireylerle fiziksel temastan kaçınma davranışı görülür. Örneğin karıncalar yuvalarına zararlı mantar ve bakterilerin çoğalmasını engelleyen reçine parçacıkları dizerler. Bazı kurbağa türlerinin iribaşları hasta iribaşların yanında yüzmekten kaçınırlar. Dişi fareler nematod kurtlarla enfekte erkeklerin kokularından rahatsızlık duyarlar. Şempanzeler polio (çocuk felci) virüsü ile enfekte bireylerle sosyal temastan kaçınırlar. Primatolog Jane Goodall şempanzelerin, “dışkıyla kirlenmekten içgüdüsel bir dehşet” duyduklarından ve kazara dışkıya temas ettiklerinde kendilerini yaprakların yumuşak kısımlarıyla temizlediklerinden bahseder.

Davranışsal Bağışıklık Sistemi Nedir?

İlk kez British Columbia Üniversitesinden psikolog Mark Schaller’in ortaya attığı bir terim olan “davranışsal bağışıklık sistemi”, beynimizin uyguladığı bir çeşit hastalık önleyici tedbirdir. Bu sistem çevremizdeki patojenlerin varlığını saptamak ve onlarla temastan kaçınmamıza yardımcı olmak üzere evrimleşmiş bir psikolojik mekanizmalar paketi olarak tanımlanabilir. Koku ya da görme duyusu yoluyla enfeksiyon riski algılandığı zaman bir çeşit psikolojik tepkiler zinciri tetiklenir. Örneğin insanlarda evrensel olarak görülen iğrenme duygusunun ve bu duyguya verilen tepkilerin bizi patojenlerden uzak tutmak için evrimleştiği düşünülmektedir.

Resim 1. Darwin'in “İnsan ve Hayvanlarda Duyguların İfadesi” (1872) adlı kitabından tiksinti ifadesini gösteren bir fotoğraf.
Resim 1. Darwin'in “İnsan ve Hayvanlarda Duyguların İfadesi” (1872) adlı kitabından tiksinti ifadesini gösteren bir fotoğraf.
Wellcome Library

İğrenme hassasiyeti bireyler arasında hatta aynı bireyin yaşamının çeşitli dönemlerinde farklı derecelerde olabilir. Örneğin kadınların iğrenme duyarlılığının erkeklere göre genellikle daha yüksek olduğu görülmüştür. Bunun sebebi kadınların kendilerine bağımlı olan küçük çocuklarının da enfeksiyonlardan korunması için ekstra çaba sarf etmek zorunda olmaları olabilir. Ayrıca hamilelik döneminde bağışıklık sistemi embriyoyu vücudun reddetmemesi için baskılandığından hastalıklara daha açık hale gelen kadın bedeninin daha fazla korunmaya ihtiyacı vardır. Bu nedenle hamilelik döneminde çeşitli gıdalara ve kokulara karşı tiksinti duyulmasının ve sabah bulantılarının vücudu toksinlerden ve enfeksiyonlardan uzak tutmaya yaradığı düşünülmektedir. 

Fizyolojik ve davranışsal bağışıklık sistemleri birbirinden bağımsız mı çalışıyor yoksa etkileşim içinde mi? Bu sorunun cevabını araştırmak için Schaller ve ekibi iki farklı slayt gösterisinden önce ve sonra deneklerin kanlarını alarak akyuvarlarında patojenlerle savaşmaya yarayan interlökin 6 (IL-6) molekülünün artıp artmadığına baktı. Kendilerine doğrultulmuş bir silahın olduğu resimleri gören kontrol grubunda önemli bir değişiklik gözlenmezken hasta insanlarla ilgili resimler izleyen denek grubunda IL-6 molekülü açısından %25'lik bir artış gözlendi (Resim 2). Görünüşe göre gözlerimiz bağışıklık sistemimiz için bilgi sağlamakta ve sadece hasta bir insana bakmak bile bağışıklık sistemimizin harekete geçmesi için yeterli olabilmektedir. 

Resim 2. Görsel ipuçlarına örnekler ve bu ipuçlarına karşı vücudun gösterdiği bağışıklık tepkisi. (a) Deneklere gösterilen kendilerine doğrultulmuş bir silah içeren veya hasta bir kişiye ait fotoğraflar. Grafik (b) fotoğraflar gösterildikten sonra deneklerin kanındaki interlökin-6 molekülünün (IL-6) ortalama artış oranları.
Resim 2. Görsel ipuçlarına örnekler ve bu ipuçlarına karşı vücudun gösterdiği bağışıklık tepkisi. (a) Deneklere gösterilen kendilerine doğrultulmuş bir silah içeren veya hasta bir kişiye ait fotoğraflar. Grafik (b) fotoğraflar gösterildikten sonra deneklerin kanındaki interlökin-6 molekülünün (IL-6) ortalama artış oranları.
Schaller et al., 2010.

Davranışsal bağışıklık sistemimiz bizi hastalıklardan nispeten korumasına karşın mükemmel değildir. Çoğu zaman aşırı yüzeysel ipuçlarına dayanan bu sistem bazı durumlarda gerçek bir patojen enfeksiyonu tehdidi oluşturmayan durumlara da tepki vermeye neden olabilir. Bu nedenle herhangi bir hastalık bulaştırma tehlikesi olmayan ancak normalden farklı görünen özürlü, yaşlı ya da obez kişilere karşı da içgüdüsel bazı tepkiler gösterebiliriz. 

Davranışsal bağışıklık sistemi kabaca kalibre edilmiş olmasının yanı sıra bilinçli bir şekilde üzerinde düşünülmeyen, mantığımızla değil duygularımızla tetiklenen ve bu nedenle bizi kolayca yanılgıya düşürebilecek bir mekanizmadır. Schaller ve arkadaşlarının yaptığı bir başka deneyde bazı deneklere iki farklı kişinin fotoğrafı gösterilmiş ve onların sağlık durumu hakkında bazı bilgiler verilmiştir. Birinci fotoğraftaki kişinin yüzünde bir doğum lekesi vardı ve deneklere bu kişinin tamamen sağlıklı olduğu bildirildi. İkinci fotoğraftaki kişinin ise sağlam görünmesine karşın bulaşıcı bir verem mikrobu taşıdığı bildirildi. Katılımcıların bilinçaltında hangi kişiyi enfeksiyonla ilişkilendirdiğini belirlemek için bilgisayara dayalı bir test yapıldı. Deneyin sonucunda yüzünde doğum lekesi olan kişinin daha büyük bir hastalık tehlikesi olarak algılandığı ortaya çıkmıştır. 

Davranışsal Bağışıklık Sistemi, İnsanlardaki Irkçı Önyargıların Kökenlerini Açıklayabilir mi?

Yabancı düşmanlığının çok çeşitli sebepleri olabilir. Yabancı olarak algılanan bireylerin enfeksiyon tehlikesiyle ilişkilendirilmesinin bunlardan biri olabileceği düşünülmektedir. Bu hipotezi destekleyen bir çalışma, gebeliğin ilk üç ayında kadınların daha fazla yabancı düşmanlığı gösterdiğini, bu durumun hamileliğin ilerleyen dönemlerinde daha az görüldüğünü ortaya koymuştur. Aşırı titiz ve hastalıktan korkan kişilerin anormal görünüşlü kişilere karşı daha fazla antipati duyduğu da bildirilmiştir. Ayrıca, diğer tehditlerin belirgin olduğu kontrol koşullarına kıyasla, enfeksiyon tehdidi göze çarptığı zaman, insanlar yabancı yerlerden gelen göçmenlere karşı daha abartılı önyargılar sergilemektedir.

Patojenlerle olan ezeli mücadelede kullandığımız savunma yöntemleri zamanla düşünme biçimimizi, davranışlarımızı ve kültürümüzü şekillendirmiştir. Toplumda özellikle temizlikle ilgili kuralları ihlal edenler hoş karşılanmaz ve dışlanır. Bu durumun zaman içinde toplulukların kurallar oluşturmasına, uygarlığın ve iş birliğinin artmasına neden olduğu düşünülmektedir. İnsanlar yerleşik hayata geçip tarım ve hayvancılıkla uğraşmaya başladıklarında parazit hastalıklarının sayısında büyük bir artış olmuştur. Bazı temel temizlik kurallarını emreden dinlerin ortaya çıkışı da aynı döneme rastlamaktadır. Dünyadaki birçok dini inanç hastalıkların yayılmasını engellemeye yarayacak bazı davranışlar konusunda oldukça sıkı kurallara uymayı gerektirir. 

Fiziksel parazitlerden kaçınma şeklinde ortaya çıkmış tiksinme duygusu zamanla sosyal parazitlerden kaçınma şeklinde genişletilmiş bir amaca da hizmet etmiş olabilir. Örneğin yalancılık, açgözlülük, zorbalık, tecavüz veya çocuk istismarı gibi ahlaki olmayan davranışlar da insanlarda tiksinti uyandırırlar ve aynı yüz ifadesine ve beyinde aynı bölgelerin aktive olmasına neden olurlar. Genellikle birçok ahlaki karar üzerinde uzun uzun düşünüp taşınmayız. İçimizden gelen sese kulak veririz. Tiksinme duygusu bazı ahlaki kararları verirken de genellikle güvendiğimiz bir dayanaktır. Ancak bu durumun bazen çok yanlış kararlar vermemize de neden olabileceği unutulmamalıdır. Bazı psikologlar koyu renkleri pislik ve bulaşma ile ilişkilendirdiğimizi ortaya koyan deneyler yapmışlardır. İnsan zihni siyah rengi günahla, beyazı ise erdem ve kutsallıkla ilişkilendirmektedir. Bu bize neden koyu tenli insan stereotiplerinin genellikle ahlaksızlık veya kötü hijyenle ilişkilendirildiğini açıklayabilir. 

Araştırmacılar dünya çapında 122 ülkede tiksinti duyarlılığı ve siyasi ideoloji arasında ilişki bulmuşlardır. Enfeksiyon hastalıkları tehlikesinin hatırlatıldığı insanların toplumun geleneksel ahlak değerlerini savunmaya daha fazla meyilli olduğu görülmüştür. Ancak bu tutum değişiklikleri çok ciddi değil daha mütevazi boyuttadır. 

Sonuç olarak insanlarda hastalıktan kaçınma davranışının altında yatan psikolojiyi anlamanın pratik yararları vardır. Eğer ırkçılık, önyargı ve ayrımcılık gibi insan davranışlarının temel sebeplerini bilebilirsek bu davranışları kontrol etmenin veya azaltmanın yollarını da bulabiliriz. Elde edeceğimiz bulgular sağlık politikası uygulayanların daha etkili sosyal müdahaleler tasarlamalarına yardımcı olabilir ve insanların ölümcül grip ve diğer hastalık salgınları sırasında kararlarını ve eylemlerini daha iyi yönetmelerine yardımcı olabilir. 

Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • Muhteşem! 7
  • Tebrikler! 9
  • Bilim Budur! 6
  • Mmm... Çok sapyoseksüel! 4
  • Güldürdü 0
  • İnanılmaz 5
  • Umut Verici! 2
  • Merak Uyandırıcı! 5
  • Üzücü! 0
  • Grrr... *@$# 0
  • İğrenç! 1
  • Korkutucu! 0
Kaynaklar ve İleri Okuma

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 27/05/2020 18:47:14 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/8416

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Evrim Ağacı %100 okur destekli bir bilim platformudur. Maddi destekte bulunarak Türkiye'de modern bilimin gelişmesine güç katmak ister misiniz?
Destek Ol
Gizle
Güncel
Paleontoloji
Kitap
Fizik
Psikoloji
Çin
Bilim
Etoloji
Kan
Astrobiyoloji
Bebek
Doğal
Kozmoloji
Böcek Bilimi
Etimoloji
Yapay Zeka
Böcek
Primatlar
Skeptisizm
Halk Sağlığı
Nasa
Nörobiyoloji
Aminoasit
Deprem
Maymun
Rna
Daha Fazla İçerik Göster
Daha Fazla İçerik Göster
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Bilimde gerçek arayışı, ulusal sınırların ötesinde bir çabadır. Bizi nefretten, öfkeden, korkudan arındırır. İçimizde var olan en iyi şeydir.”
Arthur Eddington
Geri Bildirim Gönder