Artan Antisosyal ve Suçla İlişkili Davranışları Önlemede Tek Çare Bilim mi? Suç Davranışının Biyolojik Temelleri Nelerdir? Suça Yaklaşımda Psikofizyoloji, Beyin ve Genetik Üçgeni...
Suç Davranışı, Biyoloji, Psikofizyoloji, Beyin, Genetik, Biyopsikoloji

- Blog Yazısı
Her geçen gün artan suç oranları ve beraberinde getirdiği toplumsal yozlaşma, bilim dünyasının dikkatini “suçun biyolojik temelleri”ne yöneltti. Giderek artan sayıdaki literatür, antisosyal ve suça yönelik davranışların etiyolojisinde nörobiyolojik faktörlerin dikkate alınmasının önemini ortaya koydu. Ele alacağımız yazı, spesifik olarak üç biyolojik faktörün incelenmesine odaklanacak. Bunlar, insan davranışlarının ve psikolojik süreçlerinin fizyolojik temellerini inceleyen bir psikoloji alt dalı olan psikofizyoloji; prefrontal korteks, amigdala ve striatumdaki yapısal ve işlevsel anormalliklere odaklanan beyin mekanizmaları; ve gen-çevre ve gen-gen etkileşimlerine vurgu yapan genetik faktörlerdir. Genel olarak, biyolojinin antisosyal ve suç davranışındaki rolünü anlayabilmek, mevcut araştırma ve teorilerin açıklayıcı gücünün artırılmasına yardımcı olabileceği gibi, politikaya ve tedavi seçeneklerine de bilgi sağlayacak güçtedir.
Suç da dahil olmak üzere insan davranışları; bireyin biyolojisi, psikolojisi ve sosyal çevresi arasındaki karşılıklı etkileşimle şekillendiği için kompleks bir eylemler bütünüdür ve nedenleri “BiyoPsikoSosyal Yaklaşım” çerçevesinde bütünleşik olarak ele alınmalıdır. “Suç” konusu birçok disiplinle birlikte Adli Psikoloji’nin temel odak noktalarından birisidir. Dolayısıyla, farklı bilim dalları, farklı çerçeveler ve farklı incelemeler varlığında multidisipliner olarak çalışılmalıdır. Örneğin Sosyoloji, suç eylemlerini bireyin aidiyet kurduğu grup ve sosyal öğrenme ortamlarındaki etkileşimine bakarak sosyal statü, alt-kültür gibi makro düzey kuramlarla açıklarken, Psikoloji “Biyopsikolojik ve Nöropsikolojik” mikro düzey kuramlar ile suç davranışının ortaya çıkışını açıklar. Yapılan araştırmalar biyolojinin, suçluluğu tek başına, önceden belirleyebileceği yanılgısını düzeltmektedir. Birikimli olarak geniş bir perspektifte ilerleyen davranış biyolojisi araştırmaları ilgili etiyolojik mekanizmalara dair iç görü sağlayabilir.
Psikofizyoloji
Psikofizyoloji, antisosyal ve suça yönelik davranışlar için önemli bir biyolojik açıklama haline gelmiştir. Yaygın olan iki psikofizyolojik ölçü: kalp atış hızı ve deri iletkenliği (GSR/Galvanic Skin Response)’dir. Her ikisi de otonom sinir sisteminin işleyişini yakalar. Otonom/Özerk Sinir Sistemi kalp hızı, solunum, terleme, sindirim, işemek veya cinsel uyarılma gibi istemsiz gerçekleştirilen hareket ve organ fonksiyonlarını kontrol eder. Deri İletkenliği (diğer bir deyişle “terleme hızı”) sempatik sinir sisteminin işleyişini yansıtırken, kalp atış hızı hem sempatik hem de parasempatik sinir sistemi aktivitesini yansıtmaktadır. Baskılanmış bir otonomik işleyiş, şiddet de dahil olmak üzere artan antisosyal davranışlarla ilişkilendirilmiştir.
Yapılan boylamsal çalışmalar, ki kesitsel çalışmaların aksine incelenen konunun zaman içindeki gelişimini ele alan ve en az iki defa tekrarlanan çalışmalardır, ergenlik döneminde dinlenme esnasındaki düşük kalp atış hızının, yetişkinlikte artan suçluluk riskiyle ilişkili olduğunu bulmuştur. Bununla birlikte, otonomik işleyişin baskılanmasının antisosyal ve suçlu davranışlarının artmasına yol açabileceği ve bunun da bozulan fizyolojik aktiviteyi güçlendirebileceği düşünülmektedir. Örneğin, erken ergenlik döneminde yüksek oranlarda proaktif saldırganlık (yani bir amaç veya ödül elde etmek için ortaya çıkan araçsal, yağmacı bir saldırganlık biçimi) sergileyen erkek ve kadınların, geç ergenlik döneminde deri iletkenliği ve korku koşullamasının (belirli bir uyarana karşı korku tepkisi geliştirme) daha zayıf olduğu bulunmuştur.
Bozulmuş otonomik işleyişi antisosyal davranışla ilişkilendiren bir başka mekanizma ise, fizyolojik tepkileri duygusal durumlarla bilişsel olarak ilişkilendirmedeki başarısızlıktır. Otonom koşulların duygusal durumlarla uygun şekilde ilişkilendirilmesi, vicdanın gelişimine katkıda bulunduğu düşünülen korku koşullanması gibi sosyalleşme süreçlerinde önemlidir. Örneğin terli avuç içleri gibi bedensel belirteçleri karar verme davranışına yansıtamayan zayıf bir birey, fizyolojik aktivitelerini duygusal deneyimlerine bağlayamazsa riskli ve uygunsuz davranışlara yol açabilir. Tıpkı psikopat bireylerin somatik afazi (yani kişinin bedensel durumunun yanlış tanımlanması ve tanınması) sergilemesi gibi. Dahası, otonomik işleyişin bozulması duygusal zekâyı bozar ve ardından psikopatik özellikleri artırır. Otonom işlevlerin bozulması ve duygusal zekanın azalması, psikopatinin tedavisini engelleyebilir ve utanç, suçluluk ve empati gibi ahlaki değerlerin gelişimini bozabilir. Psikopatların güçlü bir özelliği olan bu tür ahlaki işlev bozuklukları, onların eylemlerine orantısız bir şekilde katkıda bulunabilir.
Antisosyal/suçlu bireylerin tipik olarak anormal psikofizyolojik işlevler sergilediklerine dair kanıtlar mevcut olsa da, farklı antisosyal/suçlu alt tiplerinin bulunduğunu ve bu alt gruplar arasında farklılıklar olabileceği unutulmamalıdır. Benzer şekilde, 'başarısız' olan psikopatlar (yani hüküm giymiş suçlu psikopatlar) stres sırasında düşük kalp atış hızı sergilerken, 'başarılı' olanlar (yani hüküm giymemiş suçlu psikopatlar) psikopatik olmayan kontrollere benzer otonomik işlevler sergilerler.
Beyin
Antisosyal/suçlu davranışlarında beynin rolüne olan ilgi de giderek artmaktadır. Genel olarak araştırmalar, antisosyal/suçlu bireylerin beyin hacimlerinde azalma, yürütme, duygu düzenleme, karar verme ile ilgili temel alanlarda işlev ve bağlantı bozuklukları sergileme eğiliminde olduklarını, aynı zamanda beynin ödül bölgelerinde hacim artışı ve fonksiyonel anormallikler sergilediklerini ileri sürmektedir.
Prefrontal korteks
Geleneksel suç davranışı tipik olarak prefrontal korteks (PFC) yapısal anormallikleri ve işlevsel bozuklukları ile ilişkilendirilmiştir. PFC, karar verme, dikkat, duygu düzenleme, dürtü kontrolü ve ahlaki muhakeme gibi üst düzey bilişsel süreçlerin merkezi olarak kabul edilir. Sağlıklı yetişkinlerde, daha büyük prefrontal yapılar, frontal korteksin daha üst yürütücü işlevleri ile ilişkilendirilmiştir. Bununla birlikte, antisosyal ve suçlu bireylerde PFC'nin yapısal eksiklikleri ve işlevsel bozuklukları gözlemlenmiştir. Bu da PFC anormalliklerinin, gözlemlenen bazı davranışların altında yatan sebep olabileceğini düşündürmektedir.
Evrim Ağacı'nın çalışmalarına Kreosus, Patreon veya YouTube üzerinden maddi destekte bulunarak hem Türkiye'de bilim anlatıcılığının gelişmesine katkı sağlayabilirsiniz, hem de site ve uygulamamızı reklamsız olarak deneyimleyebilirsiniz. Reklamsız deneyim, sitemizin/uygulamamızın çeşitli kısımlarda gösterilen Google reklamlarını ve destek çağrılarını görmediğiniz, %100 reklamsız ve çok daha temiz bir site deneyimi sunmaktadır.
KreosusKreosus'ta her 50₺'lik destek, 1 aylık reklamsız deneyime karşılık geliyor. Bu sayede, tek seferlik destekçilerimiz de, aylık destekçilerimiz de toplam destekleriyle doğru orantılı bir süre boyunca reklamsız deneyim elde edebiliyorlar.
Kreosus destekçilerimizin reklamsız deneyimi, destek olmaya başladıkları anda devreye girmektedir ve ek bir işleme gerek yoktur.
PatreonPatreon destekçilerimiz, destek miktarından bağımsız olarak, Evrim Ağacı'na destek oldukları süre boyunca reklamsız deneyime erişmeyi sürdürebiliyorlar.
Patreon destekçilerimizin Patreon ile ilişkili e-posta hesapları, Evrim Ağacı'ndaki üyelik e-postaları ile birebir aynı olmalıdır. Patreon destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi 24 saat alabilmektedir.
YouTubeYouTube destekçilerimizin hepsi otomatik olarak reklamsız deneyime şimdilik erişemiyorlar ve şu anda, YouTube üzerinden her destek seviyesine reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. YouTube Destek Sistemi üzerinde sunulan farklı seviyelerin açıklamalarını okuyarak, hangi ayrıcalıklara erişebileceğinizi öğrenebilirsiniz.
Eğer seçtiğiniz seviye reklamsız deneyim ayrıcalığı sunuyorsa, destek olduktan sonra YouTube tarafından gösterilecek olan bağlantıdaki formu doldurarak reklamsız deneyime erişebilirsiniz. YouTube destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi, formu doldurduktan sonra 24-72 saat alabilmektedir.
Diğer PlatformlarBu 3 platform haricinde destek olan destekçilerimize ne yazık ki reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. Destekleriniz sayesinde sistemlerimizi geliştirmeyi sürdürüyoruz ve umuyoruz bu ayrıcalıkları zamanla genişletebileceğiz.
Giriş yapmayı unutmayın!Reklamsız deneyim için, maddi desteğiniz ile ilişkilendirilmiş olan Evrim Ağacı hesabınıza üye girişi yapmanız gerekmektedir. Giriş yapmadığınız takdirde reklamları görmeye devam edeceksinizdir.
Suçlu davranışları ile ilgili beyin farklılıkları üzerine yapılan birçok çalışma korelasyonel (iki ya da daha fazla değişken arasındaki doğrusal ilişkinin gücü) analizlerden oluşurken, lezyon çalışmaları antisosyal/suçlu davranışın nedeni olabilecek sinir mekanizmalarına dair bazı bilgiler sağlamıştır. Prefrontal lob lezyonlarının (doku bozukluğu, yara) etkilerinin en iyi bilinen örneği, bir tren yolu işçisi olan Phineas Gage'in geçirdiği kazadır. Sol yanağından girip, prefrontal ön korteksine zarar veren demir çubuk sonrası sol ön beyin lobu tamamen tahrip olan P. Gage, kaza öncesinde sorumluluk sahibi, nazik ve çalışkan biriyken kaza sonrasında dramatik bir kişilik değişikliğine uğramış ve sosyal ket vurmalarının tamamını kaybederek fevri, öfke yönetimi olmayan, güvenilmez, küfürbaz birisine dönüşmüştür. SinirBilimin en önemli dönüm noktalarından biri sayılan bu vaka analizi, biyopsikolojinin suç davranışlarında nasıl kullanıldığının da dayanak noktası olmuştur.
Ampirik (Deneysel) çalışmalar, yaşamın erken dönemlerinde edinilen prefrontal lezyonların ahlaki ve sosyal gelişimi bozduğunu göstermektedir. Bir beyin lezyonu sonrasında suç davranışı geliştiren 17 hasta üzerinde yapılan bir araştırma, bu lezyonların farklı yerlerde olmasına rağmen hepsinin işlevsel olarak ahlaki karar alma tarafından etkinleştirilen bölgelere bağlı olduğunu belgelemiştir. Bu da nöro-ahlaki ağdaki bozulmanın, suçlulukla ilişkili olduğunu öne sürmektedir. Ancak lezyon özelliklerinin heterojenliği ve lezyonun davranışsal etkilerini hafifletebilecek deneklerin özellikleri nedeniyle çalışmanın sınırlılıkları vardır ve daha büyük örneklemli araştırmalarda ve seçilecek benzer gruplarla doğrulanmalıdır.
Son yıllarda, transkraniyal manyetik stimülasyon ve transkraniyal elektrik stimülasyonu gibi invazif olmayan nöral müdahaleler/manipülasyonlar/teknikler kullanılarak davranışla ilgili, beyin bölgelerinin işlevlerine ilişkin daha doğrudan sonuçlar elde etmek amaçlanmıştır. Bu teknikler, nöronal dinlenme membran potansiyelinin eşik altı modülasyonunu içerir. Transkraniyal elektrik stimülasyonu kullanılarak, PFC' nin yukarı regülasyonunun suç niyetlerini azalttığı ve saldırgan eylemlerin ahlaki yanlışlığına ilişkin algıları arttırdığı bulunmuştur. Bu da PFC'nin suç davranışı üzerindeki nedensel etkisine destek sağlamaktadır. Daha da önemlisi, suç alt gruplarında heterojenliğe dair kanıtlar vardır. Başarılı psikopatlar ve beyaz yakalı suçlular bu prefrontal eksiklikleri göstermiyor gibi görünüyor ancak başarısız psikopatlar, başarılı psikopatlara ve suçlu olmayan kontrollere kıyasla PFC gri madde hacminde azalma sergilerken, başarılı psikopatlar ve suçlu olmayan kontroller arasında prefrontal gri madde hacmi farklılıkları yoktur. Benzer şekilde, konvansiyonel suçlularda prefrontal hacim eksiklikleri bulunurken, aslında mavi yakalı kontrollerle karşılaştırıldığında beyin daha yüksek yürütme işlevi sergileyebilir.
Son olarak, farklı nörobiyolojik etiyolojilere sahip olabilecek çeşitli antisosyal ve suç davranışı türlerinin bulunduğunu kabul etmek önemlidir.
Amygdala
Amigdala, özellikle korku gibi olumsuz duygular için yüz ve işitsel duygu ifadelerinin tanınması gibi duygusal süreçlerde rol oynayan önemli bir beyin bölgesidir. Amigdala ve PFC'nin ahlak gelişiminin temelini oluşturduğu ileri sürülmüştür. Amigdalanın kötü gelişimi, sıkıntı veya tehdit işaretlerini tanıma yeteneğinin azalmasına yol açabilir. Gerçekten de, yetişkinlikte amigdala hacminin azalması, çocukluktan erken yetişkinliğe kadar artan agresif ve psikopatik özelliklerle ilişkilendirilirken, aynı zamanda gelecekte antisosyal ve psikopatik davranış riskinin artmasıyla da ilişkilidir.
Her ne kadar amigdala suç davranışında rol oynamış olsa da, suçluların alt tipleri arasında önemli farklılıklar olabilir. Psikopatik antisosyal bireylerin soğuk, hesapçı saldırganlık biçimleri sergileme olasılıkları daha yüksek olabilirken, psikopatik olmayan antisosyal bireylerin dürtüsel, duygusal açıdan tepkisel saldırganlığa girişme olasılıkları daha yüksek olabilir. Araştırmalar, birincisinin amigdala hipoaktivitesi ve ikincisinin amigdala hiperaktivitesi sergileyebileceğini öne sürmektedir. Bir diğer örnek, şiddet uygulayan suçluların provokasyonlara tepki olarak artan amigdala reaktivitesi sergiledikleri bulunmuştur. Eşine şiddet uygulayanların, şiddet uygulamayanlarla karşılaştırıldığında saldırgan sözlere yanıt verirken amigdala aktivasyonunun arttığı da bulunmuştur. Sağlıklı yetişkinlerden oluşan bir topluluk örneğinde, psikopati puanları amigdala reaktivitesi ile negatif ilişkiliyken, antisosyal kişilik bozukluğu puanları, psikopati ve antisosyal kişilik bozukluğu arasındaki örtüşen varyans için düzeltme yapıldıktan sonra amigdala reaktivitesi ile pozitif olarak ilişkiliydi.
Striatum
Striatum, ödül ve duygusal işlemedeki rolü nedeniyle suç davranışının etiyolojisinde yer alabilecek bir bölge olarak son zamanlarda daha fazla ilgi görmüştür. Striatumdaki işlev bozukluğunun, suçluların dürtüsel/antisosyal davranışlarının altında yatan sinirsel bir mekanizma olduğu varsayılmıştır. Aslında, daha yüksek dürtüsel/antisosyal kişilik özelliklerine sahip bireylerin striatumda artan aktivite sergilediği bulunmuştur.
Psikopat bireyler, psikopat olmayan bireylerle karşılaştırıldığında striatal hacimlerde %9,6 oranında bir artış göstermektedir. Üstelik striatal genişleme ve striatumun anormal işlevsel bağlantısı, özellikle psikopatinin dürtüsel/antisosyal boyutuyla ilişkilendirilmiştir, bu da psikopatinin bu boyutunun ödül süreçleriyle ilişkili olduğunu öne sürmektedir.
Antisosyal bireylerdeki striatal anormallikler hakkındaki literatürün çoğu psikopat bireylere odaklanmış olsa da, suçluların genel olarak striatal anormallikler sergilediklerine dair bazı kanıtlar vardır.
PFC, amigdala ve striatum dışındaki beyin bölgelerindeki anormallikler de antisosyal davranışlarla ilişkilidir. İlk olarak Raine ve Yang (2006) tarafından öne sürülen nöromoral antisosyal davranış teorisi, suçlularda hasar gören çeşitli beyin bölgelerinin, ahlaki karar vermede yer alan beyin bölgeleriyle önemli ölçüde örtüştüğünü ileri sürmüştür. Bu teorinin yakın zamanda güncellenmesi (Raine, 2018b), hem ahlaki karar vermede hem de antisosyal davranışlar yelpazesinde yer alan kilit alanların frontopolar, medial ve ventral PFC bölgelerini ve anterior singulat, amigdala, insula, superior temporal girusu içerdiğini ileri sürmektedir.
Genetik
Antisosyal/suçlu davranışların genetik temeline ilişkin kanıtlar giderek artmaktadır. İkiz ve evlat edinilen kardeşlerin davranış genetiği çalışmaları avantajlı olmuştur. Çünkü böylelikle bir popülasyon içindeki varyansın açıklanması bağlamında genetiğin ve çevrenin etkilerini ayırt edebilmek mümkündür. Ek olarak antisosyallik/suçluluk ile ilişkili zeka, kişilik ve zihinsel sağlık bozuklukları gibi çeşitli psikolojik ve psikiyatrik yapıların da kalıtsal olduğu bulunmuştur.
Saldırganlığın nörobiyolojisine ilişkin öne çıkan teorilerden esinlenerek, antisosyal/suçlu davranışla ilişkili olarak incelenen serotonerjik ve katekolaminerjik nörobiyolojik sistemlerde yer alan çeşitli aday genler vardır. Gen-Çevre (G x Ç) etkileşimleri, antisosyal davranış riskini artırabileceğinden ve/veya bireylerde epigenetik değişikliklere neden olabileceğinden, yıllar geçtikçe artan bir ilgi toplamıştır. Boylamsal çalışmalar ve meta-analizler, monoamin oksidaz A (MAOA) geninin kötü muamele ve antisosyal davranışlar arasındaki ilişki üzerindeki düzenleyici etkisini belgelemiştir; kötü muamele-antisosyal davranış ilişkisi, düşük MAOA'lı bireylerde yüksek MAOA'lı bireylerden daha güçlüdür.
Benzer şekilde, Afro-Amerikan kadınlar üzerinde yapılan geniş bir çalışmada, DRD2 geninin A1 aleline veya suç işleyen bir babaya sahip olmak, bireysel olarak antisosyal sonuçları öngörmüyor, ancak her iki faktörün de varlığı, ciddi suç, şiddet içeren suçluluk ve polisle temas riskini artırıyor. Bu tür G x Ç etkileşimi, genotiplerin bireylerin çevresel stres faktörlerine (stresör) karşı duyarlılığını nasıl etkileyebileceğini yansıtır. Ancak suç davranışına ilişkin genetik risk incelenirken dikkate alınması gereken önemli alt grup farklılıkları olabileceği unutulmamalıdır.
G x Ç etkileşimlerinin kendilerini göstermesinin bir başka yolu da, çevresel stres faktörlerinin epigenetik değişikliklere yol açması ve dolayısıyla uzun vadeli semptomatik sonuçlarla sonuçlanan biyolojiye yerleşmesidir. Örneğin, çocuklukta cinsel istismara maruz kalan kadınlarda 5HTT promoter bölgesinin metilasyonunda değişiklikler görülmüştür ve bu da daha sonraki antisosyal kişilik bozukluğu semptomlarıyla ilişkilendirilmiştir. Bir nevi, travmaların kalıtılması olarak değerlendirilebilir. Yaşamın erken dönemlerindeki stres etkenlerinin ve nesiller arası travmanın biyolojik olarak yerleşmesi ile ilgili bu tür epigenetik mekanizmalar üzerine giderek artan sayıda çalışma bulunmaktadır. Dolayısıyla, biyolojik mekanizmaların çevresel tepkileri etkileyebildiği gibi, çevresel stres etkenleri de biyolojik ifadeleri etkileyebilir.
Çıkarımlar
Bahsi geçen biyolojik risk faktörlerinin çoğunun sosyal çevreden önemli ölçüde etkilendiği göz önüne alındığında, birden fazla alanda yapılacak müdahaleler, antisosyal davranışlara ilişkin biyolojik risklerin azaltılmasına yardımcı olabilir.
Psikofizyolojik farklılıklarla ilişkili sorunları ele almak için tasarlanan tedaviler genellikle doğası gereği davranışsaldır ve ilişkili semptomları hedef alır. Farkındalık çalışmaları, otonomik işleyişin ve duygu düzenlemenin iyileştirilmesinde faydasını öne sürmüştür; bu da reaktif saldırganlık ve davranış bozukluğu olan bireylere daha iyi yardımcı olabilir.
Besin takviyelerinin etkisini inceleyen çalışmalar, suçlular tarafından tüketilen şeker miktarının azaltılmasının, hapsetme sırasındaki suçları önemli ölçüde azaltabileceğini ileri sürmektedir. Bu nedenle beslenme programları, antisosyal ve suça yönelik davranışları azaltma konusunda bir miktar umut vaat etmektedir.
Sağlıklı bir sosyal çevre, normatif beyin gelişimi ve işlevi için de çok önemlidir. Erken dönemde yaşanan sıkıntılar ve çocuklukta kötü muamele, hem nörobiyolojik hem de davranışsal sorunlar için önemli risk faktörleri olarak tanımlanmıştır. Kötü muameleyi önleme programlarının gözden geçirilmesi, çocuklukta kötü muameleyi azaltmada hemşire-aile ortaklıklarının ve erken okul öncesi eğitimini ebeveyn kaynaklarıyla bütünleştiren programların etkinliğini desteklemektedir. Rahimde ve önemli nörogelişimsel dönemlerde sağlıklı beyin gelişiminin desteklenmesi, muhtemelen diğer psikopatolojilerin yanı sıra dışsallaştırıcı davranışları da azaltacaktır.
Sosyal bağlamın, biyolojik riskleri azaltmaya yardımcı olabileceğini bilmek umut verici. Çünkü bu, bireyin ortamını değiştirmenin biyolojik kriminojenik riski azaltabileceğini öne sürüyor. Antisosyal/suçlu davranışların açıklamalarına biyolojik faktörlerin dahil edilmesi, suç davranışının etiyolojisine dair indirgemeci ve determinist bir bakış açısı sağlamak yerine, insan genomunun esnekliğini vurgulayabilir.[1]
- 1
- 1
- 1
- 1
- 1
- 1
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- ^ S. Ling, et al. (2024). Biological Explanations Of Criminal Behavior. Psychol Crime Law .. doi: 10.1080/1068316X.2019.1572753. | Arşiv Bağlantısı
Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?
Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:
kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci
Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 29/08/2025 21:10:11 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/18042
İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.