Beynimizin Kapasitesi Dolabilir Mi?

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Beynimiz her saniye yeni bilgilerin akınına uğrar. Bazı günler aklımız o kadar dolar ki, beynimizin o an artık hiçbir şey alamadığı hissine kapılırız. Fakat beynimizin tamamen dolması gerçekten de mümkün müdür? 

“Kelebek Etkisi” filminde, hayatının akışını değiştirmek için sürekli zamanda geriye doğru yolculuk yapan baş karakterin beyni, yaşadığı farklı hayatlara ait anılarla o kadar fazla dolar ki, beyninin depolama yetisi sonunda tükenir. Fakat gerçek hayatta durum bundan kısmen daha farklı!

Yapılan araştırmalar sonucunda, beynimizdeki nöronların toplam sayısı seksen altı milyar olarak hesaplanmıştır. İlk bakışta bu rakam çok fazla gibi görünebilir. Fakat her gün yeni bilgilerin zihnimize adeta yağmur gibi yağdığını göz önüne alırsak bu sayı hiç de fazla değil. Evet, her bir bilginin depolanması için ayrı bir nöron gerekseydi, beynimiz gerçekten de dolabilirdi.

 Fakat anılar “ bellek izi” olarak adlandırılan, birbirine bağlı hücrelerin oluşturduğu bir ağ sisteminde depolanır. Bu hücrelerin kendi aralarındaki senkronize faaliyetleri sonucu da anılar oluşur. Diğer hücrelerle olan bağlantılar da tek bir nöronun yaklaşık 10.000 tane oluşturabildiği ve “sinaps”  diye adlandırılan yapıları meydana getirir.  

Bu dinamik ağ sistemi ise yaşanılan her şeyin değil, sadece o an için en önemli olan bilginin hatırlanmasını sağlar.  Beyin kaydedilen anıları daha genel bir bağlamın içine yerleştirir ve o anda verilen ya da gelecekte verilecek olan kararların alınmasında bu anılardan faydalanır. Bu konuda belirleyici olan ise nöronların sayısının ve aralarındaki bağın güçlülük derecesinin değiştirilmesini sağlayan beyin plastisitesidir (esnekliği). Beynin bu özelliği anıların ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Öyle ki, yaşadığımız yoğun duygularla bağlantılı anılarımızı, örneğin ilk öpücükle ya da sevdiğimiz birinin ölümüyle ilgili olanları net bir şekilde hatırlayabiliriz. 

Genel olarak anılar, kendileriyle bağlantılı nöronlar aktif olarak kullanıldığı sürece hatırlanabilmektedir. Uzun bir süre kullanılmayan nöron bağlantıları zamanla zayıflar ve bu nöronlarla bağlantılı anılar sonunda unutulur, çünkü kullanılmayan bilgiler gerekli olarak sınıflandırılmaz ve silinirler. Gereksiz ve kullanılmayan bilgilerin silinmesiyle birlikte yeni bağlantılar için yer açılmış olur, böylece yeni bağlantılar ve anılar oluşturulabilir.

Bundan hareketle, bir şeyi hatırlarken başka bir şeyi unuttuğumuz sonucuna varabiliriz. Özellikle de benzer bilgiler söz konusu olduğunda, bu bilgilerin kendi aralarında bir bakıma “rekabet” içinde oldukları söylenebilir.  Örneğin yeni PIN numaramızı ezberlediğimizde, eski PIN numaramız hafızamızdan yavaşça silinir. Unutmak eylemi, yeni bilgilerin edinilmesine yer açma imkanı tanıdığı ve yeni bir çevreye uyum sağlamamızı kolaylaştırdığı için yararlıdır.

Sağlıklı bir beynin daha fazla bir şey öğrenemeyecek kadar dolu olması gibi bir durum mümkün değildir.  Fakat gerçekten de her bellek türü belli bir miktarda bilgi işleyebilir.  Bu anlamda çalışma belleği ve kısa süreli bellek türleri sınırlarını oldukça zorlamaktadır. Harvard Üniversitesi’nden George Miller 1956 yılında bu konuda şöyle yazmıştır: 

"İnsan, edinilen yedi farklı bilgiyi ( +/- 2) dakikalarca net bir şekilde hatırlayabilir."

George Miller’ın söylediği bu rakam tabii ki de akılda tutulacak nesnenin ne olduğuna göre değişebilir. Öyle ki , hatırlanan şey farklı sözcükler, resimler, rakamlar ya da sadece bir takım harflerden oluşabilir. Fakat bunun aksine, yeni bilgilerin eski bilgilerle bağlanmasını sağlayan çalışma belleğinin kapasitesine göre bu sayı yaklaşık olarak dörttür. Buna göre,  beynimizin belli bir kısmı gerçek anlamda dolabilir ve bazı şeyleri hatırlamamızı engelleyebilir. Fakat, her ne kadar kabul etmek zor olsa da aslında  unutmak da sağlıklıdır. 


Yazan: Nicole Paschek

Kaynak: Bu yazı Mert Moralı tarafından Spektrum sitesinden çevrilmiştir.

Pleiades Yıldız Kümesi: Harika Gök Fotoğrafları Nasıl Çekiliyor?

Yapay Yapraklar, Fotosentez Verimliliği, Yakıt Hücreleri ve Enerji Üretimi

Yazar

Katkı Sağlayanlar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Editör

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim