Beynimizdeki Bazı Kimyasallara Kısa Bir Bakış...

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Hepimizin bildiği gibi, beynimiz bir sinir hücresinden diğerine kimyasal ve elektriksel iletiler göndererek çalışır ve kendi içinde bir iletişim ağı kurar. Beyin kimyası, hareket etmemizi, düşünmemizi, konuşmamızı ve daha sayamayacağımız kadar günlük rutin aktivitelerimizi gerçekleştirme işlevlerini işte bu sinirler arası kimyasal iletim sayesinde gerçekleştirebilir. Öyle ki, beynimiz günün her milisaniyesinde milyarlarca ileti gerçekleştirerek öğrenme, ezberleme, planlama, muhakeme gibi işlemleri gerçekleştirebilecek kapasitede evrimleşmiştir ve evrimleşmeye devam etmektedir.

Sinapslar (sinir hücreleri) arası iletimdeki bozukluklar, anlık ve kısa süreli de (akut) olsa, uzun süreli (kronik) de olsa yıkıcı sonuçlar doğurabilmektedir. Alzheimer, otizm, epilepsi gibi nörolojik hastalıklar ve şizofreni, depresyon, anksiyete gibi psikiyatrik beyin kökenli birçok hastalık beynimizdeki sinirlerin çeşitli nedenlerle hasar görmesi sonucunda oluşmaktadır. 

21. yüzyıl moleküler hücre biyolojisi alanındaki heyecan verici gelişmelerden biri, bilim insanlarının kimyasal iletimde rol oynayan farklı iletim maddelerini (nörotransmitterleri) ve bu maddelerin hangi işlevlerde rol aldığını gözlemlemiş olmalarıdır. Günümüzde serotonin, noradrenalin (norepinefrin), dopamin, endorfin, oksitosin, vazopressin, asetilkolin, GABA, histamin gibi sinirlerimizde görev alan birçok kimyasalın işlevi bilinmektedir. Tabii ki bu kimyasalların çalıştıkları tepkimeler ve yolaklarıyla ilgili halen aralanması gereken sır perdeleri bulunmaktadır. Ancak biz bu yazıda işin teorik arka plan isteyen detaylarından ziyade, nörokimyasalların genel rolü, davranışlarımızı nasıl belirledikleri ve nasıl evrimleştikleri üzerinde duracağız.

 

Her ne kadar beyinlerimizin kusursuz şekilde çalışmasını arzulasak da, maalesef bu sinir hormonlarının, diğer tüm doğal olaylar gibi, kusursuz şekilde çalışması mümkün olmamaktadır. Her kimyasal canlıların vücudunda farklı işler yapacak şekilde evrimleşmiştir ve bu süreçler çoğu zaman DNA gibi düzenleyici moleküllerin varlığı sayesinde düzgün şekilde işler. Fakat bu moleküller zeki ya da bilinçli yapıda olmadıkları için, ara sıra hatalar ve beklenmedik sorunlar olur. Elbette her aksama ölümcül ve bariz bir sorunun doğması anlamına gelmez; ancak bu hataların zaman içerisinde birikmesi ve kimi zaman meydana gelen yıkıcı hasarlar, insanın davranışlarına, yapısına ve hatta dış görünüşüne yansıyabilir. 

Beynimiz, genel davranışlarımız incelendiğinde, hazza yönelen ve acıdan uzak durmaya çalışan bir yapıdadır. Genel olarak mutluluk halimiz en temelde bu iki unsurun sağlanmasından geçer. Haz mutluluk verir, acı ise mutluluğu azaltır. Bu ödül/ceza mekanizması büyük oranda beynimizin hipotalamus bölgesi tarafından kontrol edilir. Sinirlerimizde ve hormonlarımızda meydana gelen sorunlar, mutluluğumuzun azalmasına, dolayısıyla psikolojik dengemizin bozulmasına neden olur. Beynimiz, bunu kontrol etmek için çeşitli hormonlar salgılar; ancak olumsuz çevresel koşulları ve vücudumuzun içerisindeki sorunların devam etmesi durumunda beynimiz aşırı çalışarak bu sorunun önüne geçmeye çalışır. Böylece kısır bir döngü oluşur: çevre ve kusurlar beyni olumsuz yöne doğru çekerken, beynimiz kendi iç dengesini korumak için çabalar. 

Beynimizi büyük oranda kontrol edemeyiz; çünkü "Ben beynimi kontrol etmek istiyorum." diye düşündüğünüzde veya bunu sözlere döktüğünüzde, bunu yapan şey zaten beyninizin kendisidir! Siz, beyninizsiniz. Benlik olarak hissettiğiniz şey de beyninizin kendisinin iç süreçlerinin bir ürünüdür. Bu hissin tam olarak nasıl üretildiğini bilmesek de, bu hissi kapatan, yani bilincimizi kapatıp diğer faaliyetleri sürdüren çeşitli nöral devreler tespit edilmiştir. Dolayısıyla bu hissin tamamen sinirsel bir olgu olduğunu biliyoruz. Fakat bu konulara değil de, hormonlara odaklanalım:

Evrimsel açıdan hormonların etkisini çok temel düzeyde inceleyecek olursak, bize iyi hissettiren bir unsurun, yani beynimizdeki ödül mekanizmasını tetikleyen davranışlarımızın, ilkel atalarımızın hayatta kalma şansını arttıran bir unsur olduğunu görebiliriz. Mutlu olmamızı sağlayan kimyasallar, nöronlar ve dolayısıyla beyin, hem toplumsal iletişim, hem de bireylerin genel sağlığı için avantajlıdır. Dolayısıyla bu kimyasalların salgılanmasını tetikleyecek/arttıracak davranışlara eğilimimizi sağlayacak tüm genler üzerinde pozitif bir seçilim baskısı bulunmaktadır.

Bu nörotransmitterleri ve işlevlerini kısaca tanıyalım:

 

1) Serotonin (5-HT ya da 5-hidroksitriptamin): 

Serotonin bir nörotransmitter görevi gören ve insan vücudu tarafından üretilebilen bir kimyasaldır. Genel hatlarıyla psikolojik dengemiz için vazgeçilmez bir moleküldür. Serotonin, triptofan isimli bir diğer kimyasaldan, biyokimyasal bir dönüştürme işlemi ile oluşturulur. Serotonin merkezi sinir sistemi, kan pıhıtısı ve bağırsaklarda bulunur. Vücuttaki serotoninin % 80-90 gibi bir çoğunluğu, sindirim sistemi içerisinde bulunur. Bunun sebebi, serotoninin tek işlevinin psikolojiyi etkilemek olmayışı, aynı zamanda bağırsak hareketlerini kontrol etmesidir. Serotonin bunlar haricinde psikoloji ve sosyal davranışı, iştah ve sindirimi, uyku, hafıza ve cinsel istek ve fonksiyonları etkiler. 

Selektif serotonin geri alım inhibitörleri (SSRI), vücuttaki serotonin düzeylerini etkileyebilir. Meditasyon, bazı ışık dalga boylarının etkisi, egzersiz ve diyetteki değişimler, serotonin seviyelerini etkileyebilir. Aynı zamanda acı biber, ceviz, bitkisel besinler, bazı tuzlar, badem, su tüketimi, gülümseme, doğada zaman geçirme, düzenli yürüyüşler yapmanın serotonin seviyelerini olumlu etkilediği bilinmetkedir. Bu durum, acı biberlere olan ilginin sebebini de açıklayabilir (bu konuyla ilgili daha detaylı olarak "Acı Biberler Niye Acı?" başlıklı yazımızı okuyabilirsiniz). Serotoninin eksikliğinde ya da yapısal bozukluklarında depresyon ve anksiyete hastalıklarının oluştuğu bilinmektedir. Eğer serotonin gerekenden fazla miktarlarda vücut içinde biriktirilirse, serotonin sendromu oluşabilir. 

 

2) Dopamin (DA): 

Dopamin, beynin ödül ve zevk merkezinde rol alan yardımcı bir nörotransmitterdir. Ödül mekanizmamızı tetikleyerek bize gereken enerjiyi sağlar. Depresyonda da serotonin ile birlikte rolü olduğu bilinmektedir. Düşük dopamin aktivitesi, Parkinson gibi hastalıklarla; yüksek aktivitesi ise şizofreni gibi hastalıklarla ilişkilendirilmiştir. Bu yüzden Parkinson hastalarında aktiviteyi artırmak için L-DOPA içeren kimyasallar şizofreni hastalarına ise dopamin blokajı yapan antipsikotik ilaçları verilmektedir.

 

3) Asetilkolin (ACh):

Asetilkolin, merkezi sinir sistemi (MSS) ve çevresel sinir sistemi (ÇSS) dahilinde önemli rol oynayan bir nörotransmitterdir. Ayrıca keşfedilen ilk nörotransmit olması açısından da bilim camiası için önemlidir. 1914 yılında Henry Hallett Dale tarafından keşfedilmiş ve varlığı daha sonra Otto Loewi tarafından teyit edilmiştir. Bu keşfin önemi, layık görülen ödülden anlaşılabilir: keşif sebebiyle Henry Dale'a 1936 yılında Fizyoloji / Tıp Nobel Ödülü verilmiştir. Asetilkolin, merkezi sinir sisteminde iletim sisteminin bir parçası olarak görev yapar. Bireyin dikkati ve uyarılmasında önemli bir rol oynar. Çevresel sinir sisteminde ise bu nörotransmiter otonom sinir sisteminin önemli bir parçasıdır ve istemsiz kasları etkinleştirmek için çalışır.

 

4) GABA (Gamma–Aminobütirik Asit):

GABA, beyinde doğal olarak üretilebilen en önemli kimyasallardan biridir. Bir anti-epileptiktir ve aynı zamanda gevşemeye yardımcı olan bir kimyasaldır. GABA esksikliğinde anksiyete, epilepsi, uykusuzluk gibi hastalıklar görülebilir. GABA beyinde sinir iletisini yavaşlatarak etki gösterir; yani engelleyici (inhibitör) bir nörotransmitterdir. Ayrıca GABA salınımını artıran çeşitli ilaçların sakinleştirici ama aynı zamanda bağımlılık yapıcı etkileri olduğu bilinmektedir. Bu ilaçlar anksiyolitik etkili olan Xanax gibi ilaçlar sayılabilir.

GABA ve bağlandığı reseptörlerle ilgili bir görsel...

 

5) Norepinefrin-Noradrenalin (NE):

Norepinefrin, strese tepki olarak salgılanan bir nörotransmiterdir. Hiç korktuğunuz zaman neden kalbinizin daha hızlı attığını veya avuç içinizin terlediğini düşündünüz mü ? Bunlar nörepinefrin salınımıyla gerçekleşmektedir. Adeta bir ‘Kaç ya da savaş’ molekülüdür. Evrimsel geçmişimizle birlikte gelişmiştir. Hızlı kararlar verebilmemizi sağlar. Beyne giden oksijen miktarını artırır. Kalpten kan pompalanmasını düzenler. Kaslarımıza glikoz ve lipitleri daha verimli ve hızlı şekilde verir. Konsantre ve dikkat süremizi uzatır. Ayrıca lisede sıklıkla öğretilenin aksine, her zaman epinefrin ile "zıt" etkiye sahip değildir. Bu, sadece bazı sistemler ve organlar için geçerlidir; genel geçer olarak doğru kabul edilemez.

6) Kortikotropin Salıcı Hormon (CRH):

Kimi zaman "stres hormonu" olarak da bilinen CRH, beyinde öğrenme mekanizması üzerinde etkilidir. Hipofiz bezinin salgıladığı bu hormon, amigdala ve hipokampus gibi öğrenme ile ilgili beyin bölgelerini uyarır. Az miktarda stres hormonu zihni açar, dikkati arttırır, öğrenmeyi hızlandırır. Aşırı salgılanması bedeni gerçekle ilgili olmayan aşırı tepkili ve alarm durumuna iter. Posttravmatik stres bozukluğu (PTSB) denilen ve özellikle savaşlar, tecavüz, saldırılar gibi travmatik olaylardan sonra görülen bozuklukta önemli bir etkiye sahiptir. Bu hastalıkta korku, kaygı, aşırı ihtiyat, irkilme, eskileri yaşama, duygusal uyuşukluk, zevk alamama, başkalarının hissettiği ile ilgilenmeme gibi belirtiler görülür. Bu hastalık, beyindeki sinir bağlantılarının veya hormonal aktivitenin sürekli uyaranların varlığı altında bozulmasıyla oluşur. 


Kaynaklar ve İleri Okuma:

  1. Prof. Dr. Kerem Doksat
  2. Human Illnesses
  3. Psychology Today
  4. BrainFacts
  5. Kognitif Nörobilimler, Editör: S. Karakaş, Eylül 2010

Sulardan Karalara Evrim: Çamur Zıpzıpı ve Sadece Bir Teori

Kadınlar İçin Erkekler: Cinsiyet Eşitliği İçin Bir Dayanışma Projesi

Yazar

Ahmet Paker

Ahmet Paker

Yazar

Katkı Sağlayanlar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Editör

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler
  • Anasayfa
  • Gece Modu

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim