Hayatım boyunca romantik komediyle pek barışamasam da bugünü kafamı yormayacak bir filme ayırmak istedim. Tabii ki bu, 60’lar Amerika sinemasından bir seçim olmalıydı. Filmin konusunun ve işleyişinin karmaşık olmaması, filmi izlemeyi oldukça kolaylaştırıyor. Bunun üstüne bir de oyuncu kadrosu, kostüm seçimleri, mekanlar ve hatta saç kesimleri bile bu kadar güzel olunca... Şahsen ben, dönemin müzik ve modasına aşık biri olarak iki saat boyunca ekrana kilitli kaldım; yapım ise su gibi akıp gitti. Tabii bunlar tamamen kişisel düşüncelerim.
İnsanın kafasını boşaltmaya ve stresli hayatın karmaşasından kaçıp bir miktar dinginliğe ihtiyacı olduğunda açıp izleyebileceği bir yapım. Mükemmel değil, bence olmamalı da. Yer yer gülümseten, sevimli ve en önemlisi, kaygısız bir film. Bu tarzı, tam da bu kaygısızlık haliyle yorumlamayı seviyorum; çünkü bunlar hiç kimseye bir şey kanıtlamaya çalışmayan, rahat ve eğlenceli yapımlar. Bugüne kadar beni pek içine çekmese de izleyicisini sıcak ve iyi hislere sürükleyebiliyor. Bence romantik komedi, tam da bu demek.
Film hakkında derinlemesine eleştirilebilecek veya yazılabilecek pek bir şey yok aslında. Derin anlamlar ya da felsefi sorgulamalar arayan sanatsal bir eser değil sonuçta karşımızdaki. Bu yüzden anlatacaklarım yalnızca kendi hislerimden ibaret. Tony Curtis ve Jack Lemmon'un ikili dinamikleri bana pek ahenkli gelmese de Marilyn Monroe'nun bu denli iyi bir oyuncu olduğunu ve bir filmi kurtarabilecek kadar başarılı birisi olduğunu bilmiyordum. Bu da benim yanlışım sanırım. Tüm o 60'lar Amerikan sinemasının “boş vermişlik” havasının yanı sıra, film, o dönemde kadın olmanın zorluklarına dair alttan alta bir mesaj verme derdinde. Bu mesajın, dönemin güç sahiplerinde bir karşılık bulduğundan şüpheliyim; ancak bu, samimi ve düşünülmüş bir çaba olarak kıymetli bir şey.
Eğer izleyecek; gangster hikayeleri, kılık değiştirmeler ve ana karakterin de dahil olduğu bir aşk üçgeni olan klasik bir Amerikan romantik komedi filmi arıyorsanız, seçiminiz bu film olmalı derim. Yalnızca Marilyn Monroe ve o unutulmaz müziklerinin hatrına bile.
Son söz olarak, eldeki imkanları ve bu kalitedeki oyuncuları böyle bir “piyasa filmi”ne harcamak elbette eleştirilebilir; ama ne haddime? İnsanın bazen yalnızca gerçeklikten kaçması ve bunu yaparken de eğlenmesi gerekiyor. “Some Like It Hot” ise bu isteğin ta kendisi. Teşekkürler Billy Wilder.
Filme puanım: 7.2