Dış dünyayı algılayış biçimimiz, beynimizin o karanlık odasında olup biten felsefi bir çeviri sürecinden ibarettir aslında. Dokunduğumuz bir kazak, hissettiğimiz bir kaşıntı ya da elimizi kestiğimizdeki o keskin acı, tenimizden beynimize doğru yola çıktığında temelde aynı dile çevrilir. Bu dil, nöronların ürettiği elektriksel aksiyon potansiyelleridir. Senin de çok haklı olarak gözlemlediğin gibi, bir nöronun ilettiği elektriksel sinyalin kendisine bakarak onun acı mı, sıcaklık mı yoksa yumuşak bir dokunuş mu olduğunu anlamak mümkün değildir. Hepsi aynı voltaj değişimleridir, aynı kimyasal sıçramalardır.
Peki o karanlık oda, bu tek tip elektrik sinyallerini nasıl olup da bu kadar zengin, bazen dayanılmaz, bazen de haz verici deneyimlere dönüştürüyor?
Bunun ardında nörobilimde Etiketlenmiş Hat Prensibi (Labeled Line Principle) ya da tarihsel adıyla Spesifik Sinir Enerjileri Yasası dediğimiz son derece zarif bir mekanizma yatar. Derimizdeki reseptörler her ne kadar şekil ve işlev olarak birbirinden farklı olsa da, asıl farklılık onların beynin korteksinde bağlandıkları noktalarda gizlidir. Her bir duyu reseptörü, omuriliğimizden geçip beynimize ulaşan kendine ait, izole edilmiş bir kablo hattına sahiptir.
Beyin, gelen sinyalin ne anlama geldiğini o sinyalin elektriksel yapısına bakarak değil, o sinyalin beynin hangi bölgesine, hangi spesifik hattan geldiğine bakarak çözer. Eğer sinyal, sadece ağrı reseptörleri olan nosiseptörlere ayrılmış o özel yoldan (örneğin spinotalamik traktüs üzerinden) gelip somatosensoriyel korteksteki ağrı bölgesini uyarıyorsa, beyin bunu tartışmasız bir acı olarak anlamlandırır. Bir başka deyişle, beynimiz için önemli olan ne söylendiği değil, kimin söylediği ve sinyalin nereye ulaştığıdır.
Bunu büyük bir telefon santraline benzetebiliriz. Santrale gelen elektrik akımı hep aynıdır ancak santral görevlisi o akımın yangın alarmı hattından mı yoksa sıradan bir ev hattından mı geldiğine bakarak durumu yorumlar. Kaşıntı için özelleşmiş prüriseptörler kendi hatlarını kullanır, dokunma için özelleşmiş mekanoreseptörler kendi hatlarını. Zihnimizin labirentlerinde bu farklı yolların haritası büyük oranda kusursuz çizilmiştir. Ancak zaman zaman, özellikle beyin veya sinir ağları hasar gördüğünde, bu yolların nasıl değişebildiğini görmek şaşırtıcıdır. Kendi çalışma pratiğimde rehabilitasyon süreçlerini yakından takip ettiğim hastalarda sıkça gözlemlediğim bir durumdur bu; hasar görmüş bir sinir sistemi nöroplastisite sayesinde kendini yeniden yapılandırmaya çalışırken duyusal yollar birbirine karışabilir. Böylece normalde sadece dokunma hissi taş��yan bir hat, ağrı merkezini uyarabilir ve hastalar sıradan bir rüzgar esintisini bile keskin bir acı olarak algılayabilir, buna tıp dilinde allodini diyoruz.
Zihnimiz, tekdüze elektrik akımlarından koca bir dünya, son derece öznel ve renkli bir algı evreni yaratır. Bu durum, beynin sadece dış dünyayı yansıtan pasif bir ayna olmadığını, gerçeği anbean aktif bir şekilde inşa eden muazzam bir kurgulayıcı olduğunu bize sessizce hatırlatır.
Kaynaklar
-
Eric R. Kandel, James H. Schwartz, Thomas M. Jessell. Principles Of Neural Science (5Th Edition). Alındığı Yer:
| Arşiv Bağlantısı
-
Dale Purves, George J. Augustine, David Fitzpatrick. Neuroscience (6Th Edition). Alındığı Yer:
| Arşiv Bağlantısı