Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Premium
Paylaşım Yap
Tüm Reklamları Kapat
Aklımdan Geçen
Tür Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Başlık
Bugün bilimseverlerle ne paylaşmak istersin?
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Topluluk Kuralları
Bu alan, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu türün ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu alanın amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim topluluğuna değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Söz
Şafak Aki
Şafak Aki
122.6K UP
Alıntıyı Ekleyen 6 gün önce
Sevmek bir eylemdir; edilgen bir duygu değil. Bir şeyin içinde olmaktır, bir şeye kapılmak değil. En genel biçimiyle sevmenin etken yapısı, sevmenin almak değil öncelikle vermek olduğu biçiminde tanımlanabilir.
Vermek nedir? Çok kolay gibi görünse de bu sorunun yanıtı gerçekte karışıklıklarla, belirsizliklerle doludur. Bu konuda en yaygın yanlış anlama, vermenin bir şeyden vazgeçme, bir şeyden yoksun kalma, bir başkasının uğruna kurban olma gibi anlaşılmasıdır. Kişiliği gelişmemiş, yönelimleri hep banacı, sömürücü ya da istifçiliğin ötesine geçmemiş kişi sevme edinimini böyle anlar.
Kaynak: Sevme Sanatı
2
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Tüm Reklamları Kapat
EtkinlikKültürel Etkinlik
Okan Nurettin Okur
Etkinliği Ekleyen 1 hafta önce ÇevrimiçiÜcretsiz30 Ağustos
Arthur Schopenhauer ve Sanat
30 Ağustos 2026 12:00 tarihinden 30 Ağustos 2026 14:00 tarihine kadar.

Ankara Felsefe Radyosu’nun 1. yıldönümünde, Prof. Dr. Hamdi Bravo ile Schopenhauer ve Sanat üzerine konuşuyoruz.

Sanat, yaşamın acısından bir kaçış olabilir mi?

Bir sanat eserine bakarken neden kendimizi unuturuz?

Gerçek sanat bizi gündelik hayatın dışına nasıl çıkarır?

Okan Nurettin Okur’un moderatörlüğünde gerçekleşecek özel yayınımızda, sanatın acı, özgürlük ve insanın kendini unutma deneyimiyle ilişkisini birlikte sorgulayacağız.

📻 30 Ağustos’ta Ankara Felsefe Radyosu’nda.

Sizleri bu özel yayına davet ediyoruz.

Devamını Göster
4
0 Yorum
1
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Nevzat Keskin
Seslendiren 6 gün önce 9:19
"Altıncı his" olarak bilinen kavramı bilimsel olarak irdeleyebilmek için, öncelikle işlevsel bir "6. his" tanımı yapmamız gerekmektedir. Eğer bu sözcüğü...
2
Evrim Ağacı
Çeviren 26 Ağustos 1999
Dev bir yıldızın patlamasıyla ortaya çıkan kozmik enkaz, NASA'nın bu resmî ilk görüntüsünün konusu. Görüntü, NASA'nın Chandra X-ışını Gözlemevi tarafından alındı. Cassiopeia A adıyla bilinen bu süpernova kalıntısı, kuzey göğündeki bu takımyıldız yönünde, yaklaşık 300 yıl önce bir yıldızın patlamasıyla oluştu. Burada, eşi benzeri görülmemiş ayrıntılarla X-ışınlarının ışığında ortaya çıkıyor. X-ışınları, görünür ışığa göre binlerce kat daha enerjik fotonlardır. Saatte yaklaşık 16 milyon kilometre hızla genişleyen şok dalgalarının, çapı yaklaşık 10 ışık yılı olan bu yıldız enkazı balonunu 50 milyon kelvin gibi X-ışını yayan sıcaklıklara kadar ısıttığı görülüyor. Balonun merkezine yakın o merak uyandıran parlak nokta, yeni doğmuş bir nötron yıldızı oluşturacak şekilde çöken yıldız çekirdeğinin yoğun ve sıcak kalıntısı olabilir. Bu ve diğer ilk ışık görüntüleriyle birlikte Chandra Gözlemevi, X-ışını gökyüzünü büyük bir heyecanla beklenen keşfine hazırlanırken hâlâ kontrol ve devreye alma işlemlerinden geçiyor. Chandra, temmuz ayında Columbia uzay mekiğiyle fırlatılmıştı.
0
0 Yorum
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İrem Ersin
İrem Ersin
52.3K UP
Çeviren 1 gün önce 6 dk.

Cambridge, Massachusetts ve diğer kurumlardaki gökbilimciler, erken evrende son derece parlak, kırmızı bir nokta tespit ettiler. Bu nesne, Güneş Sistemimiz büyüklüğünde, devasa bir yıldıza benziyor ancak bilinen herhangi bir yıldızın fiziksel olarak üretebileceğinden 100 milyar kat daha fazla enerji yayıyor. Hatta bu denli yüksek enerji seviyeleri, bir kara deliğin üretebileceği enerjiye daha yakın.

Bu ilginç kombinasyon, tamamen yeni bir astrofiziksel kaynak türü olabileceğini düşündürüyor. Gökbilimciler buna "kara delik yıldızı" adını verdi.

8
0 Yorum
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Berkay Kaan Özcan
Yazar 1 gün önce 6 dk.

Birçok farklı habitatta yaşayan yılanlar, çevrelerini algılamalarını sağlayan özelleşmiş duyusal sistemleri ve farklı avlanma stratejileri sayesinde başarılı avcılardır. Kimyasal maddeleri algılama, titreşimleri değerlendirme, görme ve bazı türlerde kızılötesi algılama gibi farklı duyusal mekanizmalar, yılanların çevrelerindeki canlılar ve koşullar hakkında bilgi edinmelerini sağlar. Bu duyuların her biri bütün yılanlarda aynı derecede gelişmiş değildir. Türlerin yaşam alanları, beslenme biçimleri ve günlük aktiviteleriyle birlikte duyusal sistemlerinin kullanım şekilleri de değişiklik gösterir.

Yılanların çevrelerini algılamasında önemli yapılardan biri, vomeronazal organ veya yaygın adıyla Jacobson organıdır. Yılanlar dillerini dışarı çıkararak çevredeki kimyasal molekülleri toplar. Dillerinin çatal yapıda olması, farklı noktalardan alınan kimyasal bilgilerin birbirinden ayrı şekilde taşınmasına yardımcı olur.

4
0 Yorum
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Rustin Cohle
Rustin Cohle
50.6K UP
İnceleyen7 6 gün önce
Kozmosun Filogenetiği: Lee Smolin’in Kozmolojik Doğal Seçilim Hipotezi
Lee Smolin’in Evrenin Yaşamı (The Life of the Cosmos) yapıtı ele alındığında, modern fizikteki en büyük metodolojik açmazlardan biri olan İnce Ayar Problemi’ne (Fine-Tuning Problem) sunulan radikal ontolojik çözüm göze çarpmaktadır. Standart Model ve Genel Görelilik çerçevesinde tanımlanan temel fiziksel sabitlerin (ince yapı sabiti α, kütle çekim sabiti G, parçacık kütle oranları vb.), karmaşık maddelerin, nükleosentezin ve astrofiziksel yapıların oluşumuna izin verecek dar bir parametre aralığında bulunması geleneksel fizikte rastlantı ya da teleolojik argümanlarla açıklanmaya çalışılır. Smolin ise bu parametrik hassasiyeti, biyolojinin Darwinyen mekanizmasını kozmolojiye uyarlayarak Kozmolojik Doğal Seçilim (Cosmological Natural Selection - CNS) hipoteziyle açıklar.
Klasik Genel Görelilik kuramına göre, masif yıldızların kütle çekimsel çöküşü sonucunda oluşan kara delik merkezlerinde uzay-zaman eğriliği sonsuza gider ve singülarite çöküşü meydana gelir. Smolin, Döngüsel Kuantum Kütle Çekimi (Loop Quantum Gravity) paradigmalarından beslenerek, Planck ölçeğinde kuantum etkilerinin devreye girdiğini ve bu çöküşün sonsuz bir yoğunluk yerine bir kuantum kütle çekimsel sıçramaya (quantum bounce) dönüştüğünü öne sürer. Bu süreçte kara deliğin olay ufkunun ardında, atasal uzay-zaman dokusundan topolojik olarak ayrışan ve genişleyen yeni bir türev uzay-zaman (bebek evren) meydana gelir.
Bu kozmolojik doğum sürecinde parametre uzayında kuşaklararası aktarım ve stokastik pertürbasyon mekanizmaları belirleyici rol oynar. Sıçrama esnasında oluşan türev uzay-zaman, ebeveyn evrenin temel fiziksel sabitler kümesini ve boyutsuz parametrelerini büyük ölçüde korur (parametrik miras). Ancak kuantum düzeyindeki dalgalanmalar nedeniyle, iletilen sabitlerde (örneğin ince yapı sabitinde veya kuark kütlelerinde) çok küçük oranlarda rastgele sapmalar (stokastik pertürbasyon) yaşanır; bu durum parametre uzayında sürekli bir varyasyon yaratır. Kozmolojik ölçekteki "uyum başarısı" ise bir evrenin üretebildiği toplam kara delik katsayısıdır. Sabitleri masif yıldız oluşumuna, efektif soğuma mekanizmalarına ve kütle çekimsel çökmeye elverişli olan evrenler, popülasyonda yüksek oranda kara delik ve dolayısıyla yüksek oranda türev evren üreterek kozmik toplulukta istatistiksel baskınlık (popülasyon dominansı) kazanır. Kara delik üretemeyen parametrik konfigürasyonlar ise "kısır" kalarak elenir.
Metnin felsefi boyutunda dikkat çeken bir diğer kritik aşama, Antropik İlke’nin reddi ve yaşamın epifenomenal niteliği üzerine kurulan analizdir. Kozmologların sıklıkla başvurduğu Antropik İlke, evrenin mevcut yapısını gözlemcinin varlığına bağlayan teleolojik veya gözlemci seçilim sapmasına (observer selection bias) dayalı bir yaklaşımdır. Smolin bu anlayışı bilimsel açıdan kısıtlı bulur. CNS hipotezine göre evren, organik yaşamın ortaya çıkması için değil, kara delik üretim kapasitesini maksimuma çıkarmak üzere evrimleşmiştir. Ancak kararlı bir astrofiziksel evrim (uzun ömürlü yıldızlar, karbon/oksijen nükleosentezi, moleküler soğuma bulutları) hem kara delik oluşumunun hem de kimyasal/organik yaşamın ön koşuludur. Dolayısıyla yaşam, kara delik üretim verimliliğini optimize eden kozmolojik süreçlerin zorunlu bir ikincil yan ürünüdür (epifenomen).
İncelememde son olarak vurgulanması gereken nokta, modelin ampirik sınanabilirliği ve yanlışlanabilirlik (falsifiability) kapasitesidir. Smolin’in kuramını diğer spekülatif çoklu evren modellerinden ayıran en kritik özellik, Karl Popper'ın yanlışlanabilirlik kriterine uygun olmasıdır. CNS hipotezinin temel öngörüsü, mevcut evrenimizdeki fiziksel sabitlerin kara delik üretimini maksimuma çıkaran lokal bir optimizasyon noktasında durduğudur. Bu öngörü deneysel ve teorik olarak sınanabilir: Eğer teorik simülasyonlarda veya hesaplamalarda, örneğin ince yapı sabiti α ya da proton-nötron kütle farkı üzerinde yapılan bir değişiklik sonucunda evrendeki toplam kara delik sayısının arttığı tespit edilirse, Smolin’in Kozmolojik Doğal Seçilim hipotezi yanlışlanmış olur.
Sonuç olarak Lee Smolin, Evrenin Yaşamı ile fiziği Newtoncu ve Platonik "zamandan bağımsız, mutlak ve ebedi yasa" kalıplarından çıkarıp; dinamik, tarihsel ve süreç odaklı bir ontolojiye taşır. Fiziksel sabitler artık uzay-zamanın başında rastgele belirlenmiş dogmatik sayılar değil, kozmolojik kuşaklar boyunca parametre uzayında süzülerek optimizasyona uğramış adaptif yapılardır. Eser, teorik fizik ile evrimsel biyoloji arasında kurduğu epistemolojik köprüyle kozmoloji literatüründeki dönüm noktalarından biri olmayı sürdürmektedir.
9.4/10
(5 Kişi)
Puan Ver
Geçmişten Geleceğe Evrenin Evrimi
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
4
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Evrim Ağacı üyeliği tamamen ücretsiz ve sitemizi çok daha etkili, interaktif ve keyifli bir şekilde kullanmanızı sağlayacak. Üye değilseniz, birkaç saniyede üyelik oluşturabilirsiniz! Üyeyseniz de giriş yapmanızı tavsiye ederiz.

Tüm Reklamları Kapat
İnceleme
Hüseyin Güngör
İnceleyen5 4 gün önce
Uzun bir aradan sonra çizgi roman okuyayım dedim. Daha önce hiç Iron Man romanı okumamıştım. Bu, yazar Matt Fraction ve çizer Salvador Larroca elinden çıkmış ödüllü bir seri olan The Invincible Iron Man'in ilk cildiymiş. Matt Fraction elinden Hawkeye, Punisher, Batman 2025, Uncanny X-Men gibi bayağı eser çıkmış birisi. Çizimlerden hiç hoşlanmadığımı özellikle belirtmeliyim.

Hikayenin dönemi İç Savaş sonrası Tony'nin SHIELD direktörlüğü yaptığı bir periyot. Anladığım kadarıyla Iron Man 3 filminin konusunda bu seriden bayağı bir detay kullanmışlar. Konunun iskeletinde çok benzerlik görüyorum. İlk filmdeki iş arkadaşı Obadiah Stane'nin deli oğlu Ezekiel Stane farklı alanlardan Tony'yi ciddi şekilde sınamaya gelmiş ve kendisini altıncı kabusuyla tanıştırıyor. İşlenen karakterler Tony, Stane, Richards, Peter gibi dahi nörofarklılar olduğu için onların gözünden dünyaya bakmak ve düşüncelerini incelemek gerçekten hoşuma gidiyor.

Tony atalarının mirası olan silah endüstrisi şirketinin vizyonunu değiştirmeye bayağı odaklanmış birisiyken, karaborsadan kendi teknolojisini ters mühendislikle daha üst bir seviyeye çıkararak dünyayı kaosa sürükleyebilecek bir teknolojinin önünü açmış durumda olan Stane, onu kendi mirası üzerinde kumar oynayacak kadar zor duruma düşürüyor. İnsanları canlı bombaya çeviren ve biyolojik enerjilerini nükleer seviyesine çıkarabilen bir teknoloji üçüncü filmde Mandarin üzerinden anlatılmıştı. Onunla da baş etmek için Ev Partisi Protokolü'nü kullanmıştı. Yalnız, bu yönleriyle falan da bakınca herhangi bir şeyin film uyarlamasına ciddi haksızlık edildiğine bir kere daha emin oldum. Evet, romanın da sonunda Tony Peter'ın kamerasından ilk defa endişeli ve yorgun görüntüleniyor ama Iron Man 3'te verilen panik-obsesif psikoloji başka bir seviyeydi. Hele bunu tüm Avengers mitolojisine yedirdikleri için ben hiç eleştiride bulunamam bu noktada. Bu arada, karakter arasındaki ilişkilerde film serisindeki sıcaklığı asla bulamıyorsunuz bunu da belirtmeliyim. Hele Pepper gerçekten film serisinin tuzu biberiydi. Burada öyle yakın bir ilişkileri yok sanırım ve Tony'nin kendisini hayatta tutma çabalarına nankör tripleri açıkçası şu günlerde fevkalade canımı sıktı. Adamın suratına karşı sen bombasın ben de öyle olmak istemiyorum iması yaptı ya la.

Hikaye bana bir nevi çift dikiş oldu ve etkilendim diyemem. Çizimler de benim için ekstra sevimsiz olunca pek verimli bir okuma oldu diyemem ama yine de uzun zaman sonra güzel bir his verdi.
5.0/10
(1 Kişi)
Puan Ver
Beş Kabus
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
1
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Blog ~ Mek
Blog ~ Mek
50.9K UP
İnceleyen10 6 Ağustos 2025
Borges Suç ve Ceza'yı, “Kahramanları bir katil ve bir orospu olan roman” diye tanımlıyor ve ekliyor: “Bana çevremizdeki savaştan daha yıkıcı ve etkileyici geldi.”
Klasikler… “700 sayfalık kitabı nasıl okuyayım vaktim mi var benim?” “Gider filmini izlerim.” “E özeti var her yerde.” Artık bilgilerin hap gibi önümüze sunulduğu internet çağında bu cümleleri kurmak olağandışı değil. Ancak aslında en çok da bu dönemde sabra, anlayışa, sanata ve edebiyata ihtiyaç var. Modern insanın yalnızlığından sıyrılmak, dünyaya ve en çok da kendi içimize ayna tutmak için, edebiyata sığınmamız gerek. İnsanların “Okudum,” derken yalan söylediği kitapların çoğu, klasik dediğimiz romanlardan. Italo Calvino, Ama klasikler öyle güçlü kitaplardır ki, diyor, okumadan okudum diyenin de hemen yüzünü kızartırlar. Binlerce uyarlaması, kısaltılmışı, filmi, dizisi, tiyatrosu, manga versiyonları bile var klasiklerin. Belki klişe bile oldular. Peki bunlar nasıl eserler ki bu denli üzerinde oynanmış, uğraşılmış, filmi yapılmış, kırpılmış, biçilmiş. Niçin? Sanata el atmış herkesin bir bildiği vardır. Biz de herkesin herkesleştiği şu günlerde, yaygın olarak Dostoyevski'nin en önemli romanı görülen Suç ve Ceza gibi taşırken bile zorlanacağınız bu romanı elinize almanıza değecek nedenleri derledik.

1. Felsefesi için
Suç ve Ceza, yalnızca kurgusal bir hikâye değil. Konusu ve yazım tarzı bir yana, felsefesi de oldukça değerli. Ki bu iki etmeni de şekillendiren, kitabın sadece önemli bir öyküye değil, sağlam bir düşünceye de sahip olması. O da yine Dostoyevski’nin yaşamı ve birikimi sayesinde oluşuyor. Sibirya’daki sürgün zamanlarında Dostoyevski, Hegel’in “Olağanüstü İnsan” fikriyle tanışıyor: Hegel’e göre insanlar ikiye ayrılır: ahlaka dayalı sıradan insanlar ve yaptıklarıyla çığır açan ve kanunların da üstünde “kahramanlar”. Hegel bu fikre bağlı olarak, hayranı olduğu Napolyon içinse şöyle der: “Saltanatını sürmek için şehirden çıkan imparatoru –dünyanın ruhu o adamı– gördüm; bir atın üstünde otururken yalnızca tek bir noktaya konsantre olmuş halde, dünyaya uzanan ve ona hükmeden böyle bir bireyi görmek harikulade bir his.” Buna ek olarak Tarihin Felsefesi kitabında Hegel, bir davranışın doğruluğuna ya da yanlışlığını, ancak kişinin vicdanının belirleyebileceğini savunuyor. Örneğin birinin kendi çıkarı ya da sadist zevkleri uğruna cinayet işlemesi yanlış, çünkü vicdan böyle bir davranışın arkasındaki motivasyonun acı vermek olduğunu farkında. Ancak öte yandan vicdan, cinayeti masum birini kurtarmak ya da masumların acı çekmesini engellemek olarak da addedebilir –böylelikle bu doğanın faydası içindir– bu durumda takdir edilmesi gereken bir davranış olur, çünkü arkasındaki motivasyon iyi niyetlidir. Raskolnikov bir “kahraman” olmasa da, Hegel’in “Olağanüstü İnsan” kavramının vücut bulmuş hali. Romanın felsefesi de bütünüyle bu fikre dayanıyor ve sizi de sorgulamaya itiyor. Gerçekten iyi amaçlar uğruna işlenmiş suçlar, suç sayılmalı mıdır? Ya da “hakkaniyetli” suç diye bir şey var mıdır? Zaten bu sorular cevaplanabilseydi, ahlaklı bir katil de ahlaksız bir katil gibi vicdan azabı çekmeyecekti. Dostoyevski de aslında roman boyunca bunu çevresinde dönüyor ve sizin de dönmenizi sağlıyor, zira bu felsefe olmasa, yani Raskolnikov “ahlaksız” bir katil olsa, hiç acı çekmeyecekti. Ve Suç ve Ceza hiç yazılmamış olacaktı.

2. Eşsizliği için
Suç ve Ceza’yı herhangi bir türe sokmak mümkün değil. Hem psikolojik hem felsefi hem polisiye hem gerilim hem de edebi bir roman. Rus edebiyatında dönemin öbür romanlarının tersine, bölüm bölüm ama ayrılmaz bir bütün halinde yazılmış. Her bir parçası da kendi içinde eşsiz, özgün karakterlerden, farklı temalardan ve Raskolnikov’un ruhsal süreçlerinden oluşuyor. Ayrıca her bir bölüm bir başkasıyla bağlantılı ve okuyanı merak içinde bırakan beklenmedik, dramatik sonları var. Dostoyevski’nin ustalıkla yaptığı bir başka şey ise, dramayı yükseltişi, ruh hali ve sahne betimlemeleri. Kitapta karakterler kurnaz ve rahatsız edici bireyler olarak olarak ortaya çıksalar da, en ham halleriyle gösteriliyor ve hiçbir şekilde okuru ürkütüp uzaklaştırmıyor. Dostoyevski sahneleri öyle bir duyarlılık ve maharetle anlatıyor ki, size öfkeyi, acımayı, gerginliği, şefkati ve hüznü, her duyguyu tattırıyor. Raskolnikov başlı başına bir başyapıt olsa da, romandaki her karakter nevi şahsına münhasır. Rusların isim geleneği sizi şaşırtmasın. Raskolnikov’un kardeşi örneğin, annesi için Dunechka, toplum için Avdotya Romanovna, abisi içinse Dunya. Her karakter hissedilir bir gerçeklikle tasvir edilmiş ve aslında hepimizin içinde olduğu “ötekiler”i temsil ediyor. Küçük yaşta bir seks işçisi, bir pedofil, itibarını yitirmiş ve yoksulluk nedeniyle çıldıran bir kadın... olay örgüsünü belirliyorlar ve çoktan Raskolnikov’un suçuyla lekelenmişler, ki bu da durumu çok daha çarpık ve şok edici yapıyor ve bizleri şu sonuca getiriyor: bu karakterler olmadan, Suç ve Ceza da olmazdı.

dostoyevski suç ve ceza

3. Zamansızlığı ve evrenselliği için
Romanın hikâyesi Rusya’nın karanlık bir döneminde geçiyor olabilir. Orada anlatılan günlük yaşam, şimdiki zamanla örtüşmüyor olabilir. Siz Türkiye’de yaşayan Alman bir ailenin Protestan çocuğu da olabilirsiniz. Bu roman ilk kez 1866’da basılmış, yani üzerinden 150 yıl geçmiş, kuşaklar atlamış, fakat bugün hâlâ dünya edebiyatının en büyük eserlerinden biri sayılıyor. Sayılmaya da devam edecek. Her zamandan, her ulustan, ırktan ve kültürden insana hitap ediyor. Çünkü insanlık aynı insanlık, duygular aynı duygular, hikâye tam olarak bugün dünyanın her yerinde yaşanabilir. Anlayamadığınız, yabancıladığınız hiçbir şey olmayacak. Üstelik şimdilerde kullanılan birçok yazım tekniğini, belki şu an klişe sayılan birçok unsuru Dostoyevski o zamanlarda ilk kez yapmış, ilk kez denemiş. Bu nedenle Suç ve Ceza’yı okurken hem edebiyatın önemli bir evresinde geziniyor, hem de zamansızlığı sayesinde kendinizi 1800’lerin Rusya’sına bile ait hissediyorsunuz.

4.Dostoyevski için
Eskiler, “En iyi bildiğin şeyi yaz” derler. Dostoyevski de her romanında en iyi bildiği şeyden, kendinden pek çok iz bırakmış. Suç ve Ceza’yı hakkaniyetli bir klasik yapan nedenlerden biri de bu, Dostoyevski’nin suç ve ceza kavramlarıyla bizzat tanışıyor olması: 1821 yılında Moskova’da doğan Dostoyevski, gaddar, alkolik ve disiplinli bir baba ve hasta bir anneye sahipti. Çok geçmeden annesini tüberkülozdan kaybetti. St. Petersburg’da mühendislik okuduğu dönemlerde zamanını sık sık okuyarak ve düşüncelere dalarak geçirdi. Bu dönemde arkadaşları ona, sinirli ve hassas bir yapıya sahip olduğu için "Ateş Fedya" adını taktı. St. Petersburg’dayken babasının şaibeli ölüm haberini aldı. Birçok kaynak, Dostoyevski’nin babasının ölümünü içte içe istediği için depresyona girdiğini ve ilk sara nöbetlerini bu nedenle geçirdiğini yazıyor. Okuldan sonra ise St. Petersburg'daki İstihkâm Müdürlüğü'nde görev aldı, ancak bir yıl sonra istifa etti ve yazarlığa yöneldi. İlk kitabı İnsancıklar büyük övgü topladı, ancak sonrakiler sertçe eleştirildi. Bu nedenle hayal kırıklığına uğrayan Dostoyevski yeraltına ve politikaya yöneldi. 1849’da devlet aleyhine bir komploya karıştığı iddiasıyla tutuklandı. Sekiz arkadaşıyla beraber idam cezasına çarptırıldı. Ancak son anda af kararı okundu ve cezası dört yıl kürek ve altı yıl adi hapse çevrilerek Sibirya’ya sürüldü. İşte tam bu zamanda da, suç ve ceza kavramlarıyla tanıştı. Sürgünde geçirdiği dört yılın ardından 1854 yılında kürek cezasından kurtularak er rütbesiyle kışla hizmetine verildi. Semipalatinsk'te (Semey) zorunlu ikamete mahkûm edildi ve özgürlüğüne ancak 1859’dan sonra kavuşarak St. Petersburg’a geri döndü. Burada sara nöbetleri ve kumar borçları yüzünden sıkıntılı bir hayat sürmeye başladı. Yayıncılardan aldığı avanslarla yaşıyordu. Başlarda Roussky Slovo dergisi için uzun bir hikâye olarak tasarladığı Suç ve Ceza’yı harmanlayıp bir romana dönüştürdü ve roman ilk kez 1866 yılında yayımlandı. Dostoyevski, psikolojisinin oldukça gergin olduğu bir dönemde yazdığı Suç ve Ceza’da kendi ruhunu Raskolnikov’a yansımıştı. Trajedilerle dolu ve alışılmadık bir hayatı olan Dostoyevski’nin biyografisini yazan E.H. Carr ise, Suç ve Ceza’daki Dostoyevski etkileri için şöyle diyor: “Wiesbaden’de her gün, giyeceklerinin ya da ufak süs eşyalarının karşılığı olarak onu açlıktan kurtaracak birkaç thaler alma ümidiyle rehincileri dolaşıyordu. Bu katı kalpli tefecilerden biri, Raskolnikov’un kurbanının ilk modeli olmalı ve bu korkunç gerginlik ânında, Dostoyevski kendi yüreğinde, bir Raskolnikov’un potansiyelini sezmiş olmalı.”

5. Bir insanı anlamak için
Akşam haberlerini izlerken ya da gazetenin üçüncü sayfasını okurken, “Bir insan bunu nasıl yapar” diye sorduğunuz olmuştur. Ya da belki en yakınınızın yaptığı şeyi bile anlayamayıp, “Niçin yaptı” sorusuyla uykularınız kaçmıştır. Birisinin sizi anlayamadığını düşünmekse apayrı bir duygu. Eğer sık sık bu duygulara kapılıyor, çıkmaza düşüyorsanız, bir an evvel Suç ve Ceza’yı okumalısınız. Çünkü aslında yoğun bir psikolojik roman olan bu roman bize, tıpkı çevremizdeki çelişkilerle dolu insanlar gibi bir karakterin, bir yanda özverili, çalışkan bir öğrenci, öbür yanda cinayet işleyen idealist bir yoksul olan Raskolnikov’un iç dünyasında öyle derin yolculuklar yaptırıyor ki, gerçek hayatta insanlara karşı algınız, bakış açınız genişliyor. Bir süre sonra Raskolnikov sanki yıllardır hayatınızdaymış gibi hissediyorsunuz ve hatta okuyan birçok insan, rüyalarına bile girdiğini söylüyor. Son sayfalara geldiğinizdeyse neden o baltayı eline aldığını, neden soğuk terler döktüğünü, neden içine kapandığını, neden vicdanını susturamadığını, neden haklı düşüncelerinin bir yandan içini kemirdiğini, yani tamamen o çelişkili Raskolnikov’u anlamış, özümsemiş, tanımış oluyorsunuz. Bir de Suç ve Ceza’yı, Suç ve Ceza yapan o şeyi.

6. Unutulmazlığı için
Belki yüzlerce film izlediniz, yüzlerce kitap okudunuz. Kısa, uzun ya da bir proje, bir makale için belki. Kaçı aklınızda? Kaçıyla ilgili bir sohbet açıldığında, “Okudum ama tam olarak hatırlayamıyorum şu an” demek zorunda kalıyorsunuz? Muhtemelen birçoğu. Suç ve Ceza okuyanlarınsa söyleyeceği en ortak şey, kuşkusuz bugün bile hatırlayabilmeleri olacaktır. Çünkü bu romanı ikna edici ve tamamlayıcı anlatımı, temposu, karakterleri, muazzam psikolojisi ve derin felsefesi nedeniyle bütünüyle özümseyerek, algılayarak okuyorsunuz. Yarattığı atmosfer sayesinde gözünüzde canlandırmamanız ise mümkün değil, Dostoyevski’nin bizzat kendi çizdiği bir yana, herkesin zihninde bir Raskolnikov vardır.


7. Empati kurabilmek için
“Sen olsan ne yapardın?” Bu soruyla kim bilir kaç kez karşılaştınız. Ya da siz söylediniz birisine, “Kendini benim yerime koy” dediniz. Peki alevli bir tartışma sırasında ya da belki de içinde olmadığınız başka bir durumda, kendinizi bir başkasının yerine gerçekten koyabiliyor musunuz? Hele bir suçlunun yerine? Peki ya bir katilin? Tüm yargılardan arınarak empati kurmanın kolay olmadığını bütün yaşantınız boyunca hissetmişsinizdir. Ama 700 sayfalık bu klasik size, “Raskolnikov’un yerinde olsam ne yapardım” sorusunu defalarca sorduruyor. Ve defalarca yanıtlıyorsunuz. Belki kuşkuya düşerek, kafanız karışarak, anlamayarak, zorlanarak. Ama yanıtlıyorsunuz. Çünkü tam olarak bu nedenle Suç ve Ceza bir klasik. Ve tam olarak bu nedenle onu okumalısınız. Klasiklerin çocuklar için uyarlandığı Hepsi Sana Miras serisinde, Suç ve Ceza’yı uyarlayan Abraham B. Yehoshua ise kitap hakkında şöyle diyor: “Suç ve Ceza’yı torunlarıma (on yaşındaki Tamar ve sekiz yaşındaki Gaia) okuduğumda, beni elektrik çarpmış gibi dinlediler. Eşim ve ben işte o zaman şunu fark ettik: Onların böylesine etkilenmelerine sebep olan şey, işlediği suçun bilincine vararak, bunun cezasını çekmek ve pişmanlığını yaşamak isteyen genç öğrenci Raskolnikov’un onlarda uyandırdığı derin empati duygusuydu.”

dostoyevski suç ve cezaDostoyevski'nin St Petersburg'daki mezarı.

8. Kasveti için
Evet, kasveti. Bu özelliği Suç ve Ceza’nın eksikleri arasında görüyor olabilirsiniz. Ancak Suç ve Ceza, tam olarak da bu gerçekçi kasveti nedeniyle okunmalı. Bu roman çok karanlık, hazırlıklı olun, mizaha denk gelemeyebilirsiniz. Hatta baş kahramanın tek anlar, yalnızca delilik anlarına denk geliyor. Eski Rusya’da insanların yoksulluk çektiği, sarhoş olduğu, yaşamak için bedenini sattığı bir yerde geçiyor roman. Hastalıklı ve hüzünlü olaylarla dolu. Borges Suç ve Ceza'yı, “Kahramanları bir katil ve bir orospu olan roman” diye tanımlıyor ve ekliyor: “Bana çevremizdeki savaştan daha yıkıcı ve etkileyici geldi.” Size bir peri masalı sunmuyor Dostoyevski, gerçek hayatın içine çekiyor, her esaslı romanın yaptığı gibi. Üstelik bunu gerçek bir hikâyeyle değil, kurgusal bir hikâyeyle yapıyor. Zaten belki de bu, Dostoyevski’yi dünyaca ünlü bir yazar yapan yeteneğin ta kendisi.
Kitap
9.3/10
(35 Kişi)
Puan Ver
Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi XLV (45) - Rusça Aslından Çeviren: Mazlum Beyhan
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
5
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Dilan Eser
Dilan Eser
168.8K UP
2 gün önce
Bazen düşünüyorum da, farklı bir ülkede doğmak, farklı şartlarda doğmak beni yine aynı insan yapmazdı. Daha farklı bir insan olurdum. Şu an hayal ettiğim veya şartlardan ötürü yapamadığım şeyleri, “Keşke şu şartlarda olsaydım, böyle olsam kesin yapardım.” diyorum ama şüpheliyim. İlgimi çeken konuların, sevdiğim ve istediğim şeylerin sebebi yaşadığım olayların bende geride bıraktığı etkidir belki. Ve bu aralar aklıma gelen şey, farklı insanlarla arkadaş olmayı seviyorum. Hepsiyle ilk tanıştığımda benden çok farklılar. Hoşuma giden şey de bu. Ama zaman ilerledikçe onların benim gibi olması için elimden geleni yapıyorum, beni zorlasa bile. Ama bu sağlıklı değil. Bunu neden yapıyorum? Tabii ki hiçbir insan oturup kendisinde sorunlar olduğunu söylemez veya bunu fark etmez. Ben de bunu ima etmiyorum ama yaptığım şey kesinlikle akıl dışı.

İnsanlar benim gibi olmak zorunda değil, benim sevdiğim şeylerden hoşlanmak zorunda değil. İnsanları özel yapan da kendileri olmaları değil mi? Tamam, bu konu hakkında biraz beyin fırtınası yapacağım. Gerçi bu uzun bir süreçti.
8
5 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
3
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Kaya Erdem Yılmaz
Seslendiren 15 Mayıs 2024 8:00
Mars toprağında ve kutuplarında karbondioksit gibi sera gazlarının bulunduğu ve bunların nükleer bombalar gibi yüksek termal güçlü bir bombanın patlaması...
34
Tüm Reklamları Kapat
Klimik Derneği
Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği 10 Mart 2022 Sen de Cevap Ver

NİÇG Önerisi: Hasta ve yakınları COVID-19 açısından riski en aza indirmek konusunda bilgilendirilmeli; ev, ulaşım vb. koşullarını riski en aza indirecek şekilde planlamaları sağlanmalıdır.

Alıcı adayının hastaneye yatacağı gün PCR testi ile taranması uygun görünmektedir. Ayrıca hastaya hazırlama rejimi başlanmadan önce vericinin PCR tarama testinin sonucunun da bilinmesi önemlidir.

  • Sağlık Bakanlığı’nın salgının ilk günlerinde (2020 yılı Nisan ayında) yaptığı önerilere göre HKHN alıcı adayları, en az 24 saat ara ile iki kez PCR testi ile taranmalıdır. Hastaneye yatıştan veya nakil işleminden ne kadar önce olması gerektiği belirtilmemiştir.[1]
  • Türk Hematoloji Derneği de 2020 yılı Mayıs ayında yayımladığı “Kök Hücre Nakli COVID-19 Acil Durum Yönetim Planı Önerileri”nde Sağlık Bakanlığı önerileri uyarınca iki negatif PCR testi sonucu istenmesini önermektedir.[2]
  • İngiltere’de NICE (National Institute for Health and Care Excellence-Ulusal Sağlık ve Bakımı İyileştirme Enstitüsü) önerilerine göre alıcı adayları hastaneye yatmadan önceki 14 gün boyunca kalabalıklara karışmamaları, aile üyeleriyle temas durumunda da havalandırma, maske, mesafe ve temizlik kurallarına maksimum düzeyde uymaları konusunda uyarılmalıdır. Bu kurallara uymaları sağlanan hastalardan hastaneye yatmadan bir hafta önce ve hastaneye yatacakları gün PCR testi istenmesi önerilmektedir. Eğer testlere ilişkin bir sıkıntı yaşanırsa işlemden en az 3 gün önce PCR testi istenmesi önerilmektedir.[3]
  • Avrupa’da EBMT (European Society of Blood and Bone Marrow Transplantation-Avrupa Kan ve Kemik İliği Nakli Derneği) –süre belirtmeksizin- PCR testi ile tarama önermektedir. Ayrıca hasta ve yakınlarının hastalığın bulaş yolları konusunda bilgilendirilmelerinin ve gerekli önlemleri almalarının sağlanmasının önemli olduğu vurgulanmaktadır.[4]
  • ABD’de NIH (National Institute of Health-Ulusal Sağlık Enstitüsü), önerileri immünosüpresif hastalara genelleyerek yapmıştır. Nakilden söz edildiği durumda solid organ nakli ve hematopoetik kök hücre nakli genellikle bir arada ele alınmıştır. Özel gruplar için ilgili derneklerin önerilerinin dikkate alınması önerilmiştir.[5]

ASTCT, (American Society for Transplanlation and Cellular Therapy (Amerika Transplantasyon ve Hücresel Tedaviler Derneği), işlemden 48-72 saat önce PCR testi yapılmasını önermektedir.[6]

Tüm Reklamları Kapat

Uyarı: Bu cevap, kök hücre güvenliğine ilişkin bilgi İÇERMEMEKTEDİR. SARS-CoV-2’nin kan ve kan ürünleri ile bulaştığına ilişkin veri/bilgi BULUNMAMAKTADIR.

Kaynaklar

  1. Anadolu Ajansı. Organ Ve Kök Hücre Nakil Merkezlerinde Uygulanan Kovid-19 Tedbirleri Güncellendi. (27 Nisan 2020). Alındığı Yer: Anadolu Ajansı | Arşiv Bağlantısı
  2. Kök Hücre Nakli Bilimsel Alt Komitesi. Kök Hücre Nakli Covid-19 Acil Durum Yönetim Planı Önerileri. (8 Mayıs 2020). Alındığı Tarih: 9 Mart 2022. Alındığı Yer: Türk Hematoloji Derneği | Arşiv Bağlantısı
  3. National Institute for Health and Care Excellence. Covid-19 Rapid Guideline: Haematopoietic Stem Cell Transplantation. (1 Nisan 2020). Alındığı Tarih: 9 Mart 2022. Alındığı Yer: NHS | Arşiv Bağlantısı
  4. EBMT. Coronavirus Disease Covid-19: Ebmt Recommendations Version 16. (27 Mayıs 2021). Alındığı Tarih: 9 Mart 2022. Alındığı Yer: EBMT | Arşiv Bağlantısı
  5. COVID-19 Treatment Guidelines. Special Considerations In Solid Organ Transplant, Hematopoietic Stem Cell Transplant, And Cellular Immunotherapy Candidates, Donors, And Recipients. (19 Ekim 2021). Alındığı Yer: COVID-19 Treatment Guidelines | Arşiv Bağlantısı
  6. A. Waghmare, et al. (2020). Guidelines For Covid-19 Management In Hematopoietic Cell Transplantation And Cellular Therapy Recipients. Biology of Blood and Marrow Transplantation, sf: 1983-1994. doi: 10.1016/j.bbmt.2020.07.027. | Arşiv Bağlantısı
Bu cevabın içeriği ve doğruluğu, Evrim Ağacı editörleri tarafından kontrol edilmiş ve onaylanmıştır. Ayrıca bu cevap, Hücre/Organ Nakli ve COVID-19 soru dizisi içinde yer almaktadır.
1
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Evrim Ağacı Akademi

Evrim Ağacı Akademi'yi kullanarak kendini Jeoloji konusunda geliştirebilirsin.

Depremler
Depremler
26 Makale
4 saat 44 dakika
Öğrenmeye Başla
Daha Fazla İçerik Göster
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
Evrim Ağacı'na Destek Ol

Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.

Evrim Ağacı'nı Takip Et!
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
"Eğer tarih tekerrürden ibaretse ve beklenmedik şeyler olmaya devam ediyorsa, bu, insanın deneyimlerinden ne kadar az öğrendiğini gösterir."
George Bernard Shaw
Kapak Görseli Seç
Videodan otomatik olarak çıkartılan karelerden birini seçin.
Kareler yükleniyor…
Videoyu kaydırarak istediğiniz kareyi seçin.
0:00 / 0:00
Kendi kapak görselinizi yükleyin. Görsel otomatik olarak kırpılacaktır.
Görseli sürükleyin veya tıklayın PNG, JPG veya WEBP (Maks. 10MB)