Eco’nun “budalalık” dediği şey, insanın düşünmeyi bırakmasıdır. Sorgulamaz, refleksif tepki verir. Kendi fikri varmış gibi konuşur ama gündemdeki düşünceleri tekrar eder. Sorun burada yanlış bilmek değil, umursamamaktır. Daha çok bireyseldir.
“Delilik” ise bu halin yayılmasıyla ortaya çıkar. İnsanlar neye nasıl tepki vermeleri gerektiğinin bilincini kaybeder. Herkes aklı başındaymış gibi görünür.
Bu ikisi arasında bir döngü var. Önce birey düşünmeyi bırakır, sonra bu durum yayılır ve kimse garipsemez.
İnsanlar artık “var olmak” yerine varmış gibi görünmeye çalışır ve görünürlük neredeyse tek değer haline gelir. Hal böyle olunca anlam üretmek de anlamsızlaşır, tüketim öne çıkar. İnsan artık yaptığı işle değil, tükettiğiyle tanımlanır. Dolayısıyla artık mesele iyi ya da anlamlı olmak değil, görünür olmaktır. Var olmak, görünür olmakla eşitlenir.
Bir diğer kırılma da utanç duygusunun kaybolmasıdır. İnsanlar artık saklamak için değil, sergilemek için yaşar. “Mahremiyetin kamusallaşması” normal görülür.
Delilik de burada başlıyor. İnsanlar yanlış olanı savundukları için değil, yanlış ile doğru arasındaki farkı artık hissetmemeye başladıkları için.