Banyoda şarkı söylemek aslında akustik bir mühendislik harikası ile nörokimyasal bir ödül mekanizmasının kusursuz birleşimidir; yani bu durum rastgele bir alışkanlıktan ziyade, çevresel uyaranların insan fizyolojisi üzerindeki mutlak bir yansımasıdır. Banyonun sert ve pürüzsüz yüzeyleri (fayanslar), ses dalgalarını emmek yerine her yöne yansıtarak "reverb" (yankılanma) adı verilen o zengin derinliği oluşturur. Bu akustik ortamda sesin sönümlenme süresi uzadığı için detone olan notalar bile pürüzsüzleşir; stres burada kişinin kendi sesine karşı duyduğu güvensizlikte birikir ve banyonun yarattığı bu "akustik maskeleme" sayesinde özgüvenli bir performansa dönüşür. Seçilme şansı burada beynin dopaminerjik sisteminde çalışır; sıcak suyun yarattığı gevşeme ve izolasyon hissi, kişinin kendisini dış dünyaya kapalı, güvenli bir "yankı odasında" hissetmesini sağlayarak yaratıcılığı tetikler.
Bu fenomenin bir diğer kritik bileşeni de "beyaz gürültü" ve parasempatik sinir sisteminin aktivasyonudur. Duştan akan suyun ritmik ve sabit sesi, dış dünyadan gelen tüm dikkat dağıtıcı frekansları bloke ederek zihinde biriken bilişsel yükü boşaltır. Bu yalıtılmış ortamda kan basıncı düşer, nefes alışverişi düzene girer ve beyin "varsayılan mod ağına" (default mode network) geçiş yaparak hayallere ve melodilere kapı açar. Seçilme şansı burada melodinin kalitesinden ziyade, canlının kendisini en korunmasız (çıplak) hissettiği anda bile güvende olduğunu hissetmesiyle ilgili bir evrimsel rahatlama mekanizmasıdır. Dolayısıyla banyoda şarkı söylemek, fiziksel bir stres birikiminin akustik bir rezonans aracılığıyla dışarıya atılması ve kişinin kendi sesiyle kurduğu o ilkel, saf iletişim biçimidir.