beyni yöneten 'daha üst' bir patron veya karar mercii yok. beyin; genetik mirasın, bedeninden gelen biyokimyasal sinyallerin ve çevreden aldığı uyaranların sürekli etkileşim halinde olduğu kendi kendini organize eden (self-organizing) bir ağdır.
insanlar genelde kafalarının içinde oturup ekranlara bakan, şalterleri indiren minik bir adam (homunculus) hayal etmeye meyillidir. oysa beyni yöneten şey temelde evrimsel geçmişin, fizik ve kimyad��r. genlerin, milyarlarca nöronun nasıl bağlanacağına dair bir taslak çıkarır. sen yaşamaya devam ettikçe de, dışarıdan gelen veriler bu nöronlar arasındaki bağları (sinapsları) sürekli günceller, güçlendirir veya budar. buna nöroplastisite diyoruz. örneğin, bir pazar sabahı reviewer 2'dan gelen acımasız bir reddi okuduğunda amigdalan aktive olur, stres ağların ateşlenir ve beynin bu travmatik deneyimi kodlayarak gelecekteki davranışlarını fiziksel olarak yeniden şekillendirir. yani beynini yöneten şey, büyük oranda onun maruz kaldığı deneyimlerin ta kendisidir.
ayrıca bedenin geri kalanı da sürekli beyni manipüle eder. o çok havalı komuta merkezimiz aslında bağırsak florandaki bakterilerin, bağışıklık sisteminin ya da böbreküstü bezlerinden salgılanan kortizolün kölesidir. kan şekerin düştüğünde ya da veri analizi için labda sabahladığında beyin mantıklı kararlar almayı bırakır, çünkü bedenden gelen ilkel "enerji bul / uyu" sinyalleri, prefrontal korteksi (mantık ve planlama merkezini) doğrudan baskılar. uzun lafın kısası beyin, bedeni yöneten izole bir diktatör değil; dış dünyanın, kendi geçmişinin ve organların durmaksızın veri pompaladığı, bu kaosu işleyip hayatta kalmaya çalışan fazlasıyla yorgun bir et yığınıdır.
Kaynaklar
-
Eric R. Kandel. Principles Of Neural Science. Alındığı Yer:
| Arşiv Bağlantısı
-
György Buzsáki. The Brain From Inside Out. Alındığı Yer:
| Arşiv Bağlantısı