Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Paylaşım Yap
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Bugün bilimseverlerle ne paylaşmak istersin?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Sizden Gelenler
Yaptığınız bu değeri paha biçilemez olan hayati işe kritik derecede ihtiyaç duyuyoruz, iyi ki varsınız. ^^
Tüm Reklamları Kapat
Gülfem Akdemir
Seslendiren 7 Ocak 2024 9:35
Benlerin koparılmasıyla kanser riski arasında doğrudan ilişki kurabilmiş hiçbir bilimsel araştırma bulunmamaktadır. Birçok tıp kurumu bu iddiayı bir çeşit...
53
Esra Akkoyun
Esra Akkoyun
3,500 UP
Çeviren 14 Ağustos 2018 11 dk.

Bir kişinin genlerinin davranışı sadece genlerin DNA dizilimine bağlı değildir, epigenetik faktörler de gen davranışlarını etkiler. Bu faktörlerdeki değişiklikler hastalıkta önemli bir rol oynayabilir.

Dış çevrenin genler üzerindeki etkisi hastalığa yol açabilir ve bu etkilerin bazıları insanlarda kalıtsal olabilir. Çevresel faktörlerin bir bireyin yavrusunun genetiğini nasıl etkilediğini araştıran çalışmalar tasarlamak zordur. Fakat toplumsal düzenin oldukça merkezileştirilmiş olduğu bazı bölgelerde, aileleri etkileyebilecek çevresel bilgi elde edilebilir. Örneğin İsveç bilim insanları son zamanlarda beslenmenin kalp ve damar hastalıkları ve diyabetle ilişkili ölüm oranını etkileyip etkilemediğini ve bu etkilerin ebeveynlerden çocuklara ve torunlara geçip geçmediğini inceleyen araştırmalar yürüttüler (Kaati et al., 2002). Bu araştırmacılar İsveç’teki ailelerin 1980’lerden başlayarak üç nesil boyunca yıllık mahsullerinin ve yiyecek fiyatlarının kayıtlarını inceleyerek bireylerin yiyeceğe ne kadar erişimi olduğunu tahmin ettiler. Araştırmacılar, bir babanın ergenliğinden hemen önceki gelişiminde kritik bir dönem boyunca yeteri kadar yiyeceğe erişimi olmadığı durumlarda, erkek evlatlarının kalp ve damar hastalıklarından ölme olasılığının daha düşük olduğunu buldular. Baba tarafından büyükbaba için bu kritik dönem boyunca yiyeceğin bol olması durumunda, çocukların diyabetle ilişkili ölümleri önemli ölçüde artıyordu. Aşırı yiyeceğin babanın dönemine denk düşmesi durumunda ise çocukların diyabetle ilişkili ölümleri azalıyordu. Bu bulgular, diyetin bir ailedeki erkekler tarafından nesilden nesile aktarılan  gen değişikliklerine sebep olabildiğini ve bu değişikliklerin bazı hastalıklara karşı hassasiyeti etkileyebildiğini göstermektedir. Peki, bu değişiklikler nelerdir ve nasıl hafızada tutulur? Bu tarz soruların cevapları epigenetik kavramının içinde yer alır.

100
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Sabri Küsüroğlu
Çeviren 31 Ağustos
Yüzeyi, Güneş Sistemi'ndeki en yoğun kraterli yapıya sahip. Peki ya içi nasıl? Jüpiter'in uydusu Callisto, Merkür gezegeninden daha büyük olan, darbeler altında kalmış kirli bir buz topudur. NASA'nın Galileo uzay aracı tarafından 1990'lı ve 2000'li yıllarda ziyaret edilmiş olsa da, burada yeniden işlenmiş öne çıkan görüntü, NASA'nın Voyager 2 aracının 1979'daki bir uçuşundan alınmıştır. Milyarlarca yıl süren çarpışmaların yarattığı açık renkli, kırıklı yüzey buzundan oluşan desen olmasaydı, uydu çok daha koyu görünecekti. Callisto'nun iç yapısı, muhtemelen daha da ilginçtir çünkü iç katmanlarında sıvı sudan oluşan bir tabaka bulunabilir. Bu olası yeraltı okyanusu, yaşam barındırma potansiyeli taşıyan bir aday olarak değerlendirilmektedir, tıpkı kardeş uydular Europa ve Ganymede'de olduğu gibi. Callisto, Dünya'nın uydusu Ay'dan biraz daha büyüktür, ancak yüksek buz içeriği nedeniyle kütlesi biraz daha azdır. ESA'nın JUICE ve NASA'nın Europa Clipper görevleri, Jüpiter'in en büyük uydularını daha iyi incelemek için şu anda Jüpiter'e doğru yola çıkmış durumdadır.
3
0 Yorum
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Yasemin Akın
Yasemin Akın
207.1K UP
Çeviren 13 Aralık 2020 28 dk.

Gaia ilkesi olarak da bilinen Gaia hipotezi, Dünya'daki tüm organizmaların ve inorganik çevrelerin, gezegendeki yaşam koşullarını koruyan, tek ve kendi kendini düzenleyen karmaşık bir sistem oluşturmak için yakın bir şekilde entegre olduğunu öne sürer. Yani gezegenin başlı başına canlı bir organizma olduğunu savunan görüştür. İsmi, Yunan mitolojisinde "Gaia" adı verilen, yeryüzünü simgeleyen ve yeryüzünün vücut bulmuş hali ("toprak ana") olan Tanrıçadan gelmektedir.

Gaia hipotezinin araştıran bilim insanları, tercih edilmiş bir homeostazda (iç korunum) biyosferin ve yaşam formlarının evriminin küresel sıcaklık, okyanus tuzluluğu, atmosferdeki oksijen ve diğer yaşanabilirlik faktörlerinin dengesine nasıl katkıda bulunduğunu gözlemlemeye odaklanır. Gaia hipotezi kimyager James Lovelock tarafından formüle edildi ve 1970'lerde mikrobiyolog Lynn Margulis tarafından Lovelock ile birlikte geliştirildi. Başlangıçta bilim camiası tarafından düşmanlıkla karşılansa da, şimdilerde jeofizyoloji ve yerküre sistem bilimi disiplinlerinde inceleniyor; ayrıca biyojeokimya ve sistem ekolojisi gibi alanlarda bazı ilkeleri benimsendi. Bu ekolojik hipotez, belirsiz bir felsefe ve hareket altında, sosyal bilimler, siyaset ve din alanlarında analojilere ve çeşitli yorumlara da ilham vermiştir.

125
2
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Eren Gürleyük
İnceleyen10 4 gün önce
Bu kitabı okumak Harry Potter okumaya benzemez. Bir hikâyenin içine girmezsin; bir fikrin içine çekilirsin. Burada olay yoktur, büyü yoktur, rahatlatan bir akış hiç yoktur. Zerdüşt sana bir şey anlatmaz; sana bakar. Cümleler yol göstermez, itiraz eder. Okurken “ne olacak?” diye sormazsın, “ben neye inanıyorum?” diye sorarsın.

Bu kitap keyif vermek için değil, konforu bozmak için yazılmıştır. Bittiğinde elinde bir sonuç kalmaz; yerinden oynatılmış bir zihin kalır. Kısacası: Harry Potter dünyadan kaçmak içindir, Zerdüşt ise dünyaya geri dönmeye cesaret edenler için.
9.6/10
(102 Kişi)
Puan Ver
Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi CLVI (156) - Almanca Aslından Çeviren: Mustafa Tüzel
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
5
1 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Söz
Evrim Ağacı
Alıntıyı Ekleyen 18 Ocak 2019
Sorgulanamayan cevaplardansa, cevaplanamayan soruları tercih ederim.
Bu alıntı Evrim Ağacı tarafından öne çıkarılmıştır.
35
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
2
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Evrim Ağacı'nı sosyal medya hesaplarından takip etmeyi unutmayın! Yeni paylaşımlarımızı görmek için bizi aşağıdaki sosyal medya hesaplarımızdan takip edebilirsiniz.

Turan Zeybek
Turan Zeybek
116.1K UP
Üye 3 gün önce Henüz cevap yok.
Fruktoz en tatlı disakkarittir malumunuz. Meyvelerin bir sütten veya bir ekmekten daha tatlı olması neye bağlı olabilir ki
0
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Pedram Türkoğlu
Yazar 22 Haziran 2020 4 dk.

Yetişkin bir saz kedisi ile yaban hayatında göz göz gelmek! Göç mevsimindeki kuşları gözlemlemek amacıyla gidilen arazide şans eseri denk geldik ve aslında bu süre zarfında uzaktan oturup izlediği anlaşıldı. Fakat Türkiye popülasyonu tehlike altında olduğu için yer bilgisini paylaşmayacağız maalesef. Müthiş kamuflajı sayesinde kıpırdamadığı sürece gözle fark edilmesi çok zordur. Yaşam Ağacı projemize katkı sağlayan isim, Türkiye'de en çok kuş türünün gözlem kaydı rekorunu elinde tutan yaban hayatı uzmanı Emin Yoğurtçuoğlu!

Kendisi bugüne kadar 6 kıtada 63 ülke gezdi ve yaklaşık 3200 kuş türünü gözlemleme fırsatına erişti. Ayrıca Türkiye’deki 485 kayıtlı kuş türünden 433 tanesini gözlemleyip, 431 tanesinin fotoğraf kaydını aldı. Türkiye'de 485 kuş türü elbette hepsini görmek mümkün değil. Temelde 350 tanesini gözlemleme şansı elde edebiliyorsunuz. 350’den sonrası misafir ve nadir türler olarak kayda geçiyor. Konu hakkındaki Youtube içeriğine buradan ulaşabilirsiniz.

31
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Metehan Ölçer
Metehan Ölçer
96.2K UP
Yazar 9 Şubat 2021 4 dk.

Sülfür ya da diğer bilinen ismi ile kükürt, S sembolüne sahip ve atom numarası 16 olan bir elementtir. Doğada bol miktarda bulunur; fakat buna rağmen çok değerlidir. Metalik bir element değildir. Elemental kükürt, oda sıcaklığında parlak sarı kristal bir katıdır.

Sülfür, birkaç farklı çok atomlu molekül oluşturabilir. En iyi bilinen allotropu oktasülfür siklo-S8 olarak nitelendirilmektedir. Oktasülfür; kokusuz, yumuşak, parlak ve sarı bir katıdır. Ancak saf olmayan örnekleri kibritlere benzeyen bir kokuya sahiptir.

Bionluk Logo yazarlarınca hazırlandı.
32
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Söz
Ebru Gelekçi
Ebru Gelekçi
56.2K UP
Alıntıyı Ekleyen 2 gün önce
Üretimi yapan sanatçı, nesnesiyle bir bildiri yapılandırdığını bilir:
Kaynak: Açık Yapıt
2
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Enis Çam
Enis Çam
43.7K UP
Yazar 21 Şubat 2023 10 dk.

Siyanobakterilerin evrimi, dünyayı anoksik koşullardan oksik koşulların dönüşümünü sağlayan en kritik dönem olarak bilinir. Bu canlılar, fotosentetik yetenekleri ile dünya yüzeyinin biyofizikokimyasal parametrelerini değiştirip ökaryotların "patlamasına" yol açtığı bilgisi paleontolojik ve jeolojik çalışmalarla desteklenmektedir.

Algler ve siyanobakteriler uzunca bir dönem eski sistematik içerisinde aynı grupta incelendiler ve bir dönem bu canlıların neredeyse hepsi "bitki" olarak kabul edildi. Ancak günümüzde siyanobakteriler ve algler farklı alemlerde incelenmelerinin yanı sıra "Üç Alan sistematiği"nde de farklı konumlarda yerlerini aldılar. Bu sistematik değişimlerin en temel sebebi, organizmaların akrabalık ilişkilerinin artık kantitatif olarak saptanabilmesi ve biyoinformatik ve omics teknolojilerinin gelişmesiyle de günümüzde organizmaların yaşam soylarını elde edebilmenin mümkün hale gelmesidir.

45
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Kajin Yigit
Ebelik 1. sınıf öğrencisiyim 6 gün önce Sen de Cevap Ver

Merabalar :)

Birinci sınıf bir ebelik öğrencisi olarak elimden geldiğince ,kendi branşım olan ebeliğin kavramlarından ebe-anne-bebek temelli , merak edip araştırdığım konular üzerinden konuyu değerlendirerek size sunmaya çalışacağım . eğer eksiğim veya hatam varsa lütfen mazur görün ve beni eleştirerek gelişmemi sağlamayı unutmayın( ̄︶ ̄)↗  . şimdiden teşekkürler .

Soruyu tekrar hatırlayalım ' Bir anne evladını neden sever ? ' . Bu sorumuzun cevabı ,basit derecelere indirgenmesi mümkün olmayan ,çok katmanlı bir yapıya sahiptir fakat soruyu romantize etmek te bilim dışı olur.

Tüm Reklamları Kapat

1.İLİŞKİDEKİ BİYOLOJİK ZEMİN :

Ebelikte anne sevgisi ' iç güdü ' olarak geçiştirilmez çünkü bu sevgi gebelikte başlayan ve doğumdan sonra da devam eden çok katmanlı , dinamik ve çevreye duyarlı bir biyolojik yeniden yapılanmanın ürünüdür .Ebelik mesleği bu süreci , annenin yalnızca bebeği doğuran değil , bedeni ve beyni gebeliğe uyum sağlayacak şekilde yeniden örgütlenen bir canlı olarak ele alır .

Bilimsel olarak ' anne sevgisi ' denilen tek bir merkez yoktur . Bu durum nöroendokrin + nöroplastik + davranışsal bir sistemin ürünüdür. BU sistem ise ' maternal davranış sistemi olarak ele alınır .ve gebelikten lohusalığa kadar kademeli olarak aktive edilir . Maternal davranış sistemi , temel olarak bebeğin savunmasızlığına yanıt verme zorunluluğundan doğar . Bir çok hormon bu biyolojik zemini hazırlamak için ortak bir şekilde çalışır. Bu hormonlar annenin : bebeğin ağlamasına duyarlı olmasını , onu tehditten korumaya yönelmesini, onun varlığını 'öncelik ' haline getirmesini sağlar

  • Oksitosin -> bağlanma, temas, korunma
  • Prolaktin -> bakım , süreklilik
  • Endorfin -> doğumun acısını anlamlı kılma

-Örnek verilebilecek belirli hormonlardır .Hormonlar sevgiyi yoktan yaratmaz , sevgi için zemin hazırlar.

Tüm Reklamları Kapat

2.GEBENİN TAŞIYICI ROLÜNÜN PSİKOLOJİK KARŞILIĞI :

Ebelik açısından anne, bebeği sadece karnında değil; bedensel hafızasında taşır .Bir kadının bebeğini bedeninde taşıması yalnızca fizyolojik bir süreç değil ;psikolojik yapının derinden yeniden örgütlendiği bir dönemdir. Kadın kendi beden sınırları içerisinde başka bir varlığa alan tanır iken zihninde de benzer bir düzenleme yapar ;düşüncelerinde ,duygularında ve kimliğinde bebeğe yer ayırmaya başlar .Gebelikte yaşanan fiziksel değişimler , kadının benlik algısını dönüştürür. beden artık yalnızca 'kendine ait' değildir ve bu farkındalık , psikolojik olarak paylaşmayı , vazgeçmeyi e öncelik sırasını değiştirmeyi öğretir. Ebelik bakışına göre bu durum , anne olmanın ilk psikolojik eşiğidir. kadın , henüz bebeği görmeden , onun varlığına göre yaşamını ayarlamaya başlar . Bu davranışlar bilinçli bir sevgi göstergesi olmaktan çok , bedende başlayan bir sorumluluğun zihne yansımasıdır. Anne , bebeği yalnızca sevdiği için değil; onun için bir süreçten geçtiğini , bir dönüşüm yaşadığını bildiği için de sahiplenir . Bu durum biyolojik bir refleks değil , yaşanmışlığın psikolojik sonucudur .

Gebeliğin ilerleyen evrelerinde bebeğin hareketinin hissedilmesi gibi küçük ama değerli temaslar annenin iç dünyasında somut bir ilişki kurulmasını sağlar .anne için bebek artık hissedilen , tepki veren bir varlıktır .bu küçük hareketler sayesinde anne artık bebeği hayal eder ve onunla ilgili beklentiler geliştirir , Ebe bu dönemde annenin duygularını ciddiye alır, çünkü bilir ki bu mental hazırlığın eksik kalması durumunda doğum sonrası bağlanma da zorlaşabilir.( Bu yüzden ebelikte erken ten tene temas, annenin bebeği görmesi gibi durumlar anne bebek ilişkisini güçlendirmede önemlidir )

Bedende taşımanın bir diğer psikolojik boyutu da kontrol ve kontrol kaybı arasındaki dengedir . Gebelik , kadına bedeninin her zaman tam anlamı ile kontrolünde olmadığını öğretir. Hormonal değişimler , ani duygulanımlar ve fiziksel sınırlılıklar , kadının kendisi ile ilişkisini yeniden tanımlamasına neden olur . Bu durum i psikolojik olarak hem kırılganlık hem de güç yaratır . Anne kırılganlığını kabul ettikçe bebeğe karşı daha gerçekçi , daha insani bir bağ kurar . Anne kendini psikolojik olarak bebeği sevmeye değer görür çünkü üzerinde uğraşılmış bir üründür.

3.LOHUSA PSİKOLOJİSİ:

Anne -evlat ilişkisi lohusalıkta en hassas halindedir aynı zamanda derinleşmeye açık olduğu da bir gerçektir . Anne bedeni doğumdan sonra büyük bir hormonal değişim yaşar bu hormon dalgalanmaları bağlanmayı destekleyebileceği gibi annenin duygusal gelgitler yaşamasına da neden olabilir . Bu süreçte anne hem yoğun bir yakınlık hissedebilir ,hem de yetersiz, kaygılı ya da yabancılaşmış hissedebilir . Bebek ise tamamen bağımlı olduğu bu dönemde annenin dokunuşuna , sesine ve varlığına yönelerek bağını güçlendirir . Bu dönemdeki bağ kusursuz olma zorunluluğuna sahip değildir . Yeterince güvenli ve desteklenmiş olması anne bebek ilişkisini sağlam bir temel üstüne oluşturur.

ASIL SORU NEDEN ?

Bütün bu yazdıklarım ne içindi ? bunu merak etmiş olabilirsin :>.Açıklamama izin ver :D.

Bir anne evladını bir gün uyanıp ' evladımı çok seviyorum ' dedikten sonra sevmeye başlamaz . Bu sevginin ve bağın derinlerinde yaşadığı zorluklar ve hissettiği kendinde bir parça hissiyatı yer almaktadır, bu durumlar kadının bulunduğu çevreye ,sahip olduğu mental sağlığa ,var olma psikolojisine ve çocuk ile olan temasına bağımlıdır . Bu nedenle günümüzde her anne eşit sevmez ve her çocuk ta eşit derecede sevilmez üzücü ama gerçek bir durumdur bu :<

  • iyi ve sağlıklı günler dilerim . elimden geldiğince yardımcı olmaya çalıştım . sorunuzun güzelliği ve değeri için teşekkür ederim ❤
3
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Betül Parlak
Seslendiren 1 gün önce 27:21
İnsanlık bugüne kadar pek çok bilimsel atılım yapmış, tüm dünyayı küresel olarak etkileyen pek çok buluş gerçekleştirmiştir. Bilimsel atılımların ve insanlığın...
5
Evrim Ağacı Akademi

Evrim Ağacı Akademi'yi kullanarak kendini Sosyal Bilimler konusunda geliştirebilirsin.

Tüm Reklamları Kapat
İnceleme
Arın Özkınay
Arın Özkınay
141.4K UP
İnceleyen9 15 Nisan 2024
Uzun zamandır izlediğim en iyi dizi. Oyunlarını çok kapsamlı ve karanlık oldukları için oynamadım ama oynamamış olmam diziden keyif almamı hiç engellemedi. Öneriyorum.
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
10
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
EtkinlikKültürel Etkinlik
Okan Nurettin Okur
Etkinliği Ekleyen 1 gün önce ÇevrimiçiÜcretsiz30 Ocak
Felsefede Yeni Bir Bakış: Antropontoloji
30 Ocak 2026 13:00 tarihinden 30 Ocak 2026 15:00 tarihine kadar.

Ankara Felsefe Radyosu’nun bir sonraki yayın konuğu Prof. Dr. Betül Çotuksöken. İnsanın nasıl bir varlık olduğunu; onun söylemini ya da tarihselliğini ihmal etmeden, varlığın bilgisine yönelimini ifade eden antropontoloji kavramını ele alacağız. Davetlisiniz.

Devamını Göster
3
0 Yorum
1
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Yaşam Ağacı Türü
Ebru Tuba Ölçücü
Türü Ekleyen 3 gün önce
Kınkanatlı böcek cinsidir. 10-15 mm boyutlarındadır ve genellikle göğüs, kanat örtüsü ve karın bölgesinde beyaz noktalar veya çizgiler bulunan siyah renktedir. her türün kendine özgü bir deseni vardır. Genellikle çiçekler üzerinde beslenirken bulunur.
2
Daha Fazla İçerik Göster
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close