Yaşam durmadı. Duramazdı da…
Tek hücreliler çoğaldı, birleşti, birbirine dokundu ve bir gün, o derin sulardan, çok hücreli bir karmaşa doğdu.
Okyanuslar artık yalnızca su değil, bir rüya tarlası gibiydi, her dalgası yeni bir form, yeni bir deneme, yeni bir yankı taşıyordu.
Ve sonra, bir mucize gibi, kara ilk nefesini aldı.
Kuru taşlar ilk kez yeşile büründü;
Tohumlar, sabırlı bekleyişin ardından ilk kez toprakla temas etti.
Bitkiler, Eva’nın bu küçük hücresinin yüzeyine yayıldı;
Onun elementlerini, ışığını, sabrını emdiler.
Her yaprak, her damar, kadim DNA’nın bir yankısıydı.
Fotosentez yalnızca bir kimyasal döngü değildi;
Eva’nın kendi kalbinden süzülen enerjinin yeni bir tercümesiydi.