Merabalar :)
Birinci sınıf bir ebelik öğrencisi olarak elimden geldiğince ,kendi branşım olan ebeliğin kavramlarından ebe-anne-bebek temelli , merak edip araştırdığım konular üzerinden konuyu değerlendirerek size sunmaya çalışacağım . eğer eksiğim veya hatam varsa lütfen mazur görün ve beni eleştirerek gelişmemi sağlamayı unutmayın( ̄︶ ̄)↗ . şimdiden teşekkürler .
Soruyu tekrar hatırlayalım ' Bir anne evladını neden sever ? ' . Bu sorumuzun cevabı ,basit derecelere indirgenmesi mümkün olmayan ,çok katmanlı bir yapıya sahiptir fakat soruyu romantize etmek te bilim dışı olur.
1.İLİŞKİDEKİ BİYOLOJİK ZEMİN :
Ebelikte anne sevgisi ' iç güdü ' olarak geçiştirilmez çünkü bu sevgi gebelikte başlayan ve doğumdan sonra da devam eden çok katmanlı , dinamik ve çevreye duyarlı bir biyolojik yeniden yapılanmanın ürünüdür .Ebelik mesleği bu süreci , annenin yalnızca bebeği doğuran değil , bedeni ve beyni gebeliğe uyum sağlayacak şekilde yeniden örgütlenen bir canlı olarak ele alır .
Bilimsel olarak ' anne sevgisi ' denilen tek bir merkez yoktur . Bu durum nöroendokrin + nöroplastik + davranışsal bir sistemin ürünüdür. BU sistem ise ' maternal davranış sistemi olarak ele alınır .ve gebelikten lohusalığa kadar kademeli olarak aktive edilir . Maternal davranış sistemi , temel olarak bebeğin savunmasızlığına yanıt verme zorunluluğundan doğar . Bir çok hormon bu biyolojik zemini hazırlamak için ortak bir şekilde çalışır. Bu hormonlar annenin : bebeğin ağlamasına duyarlı olmasını , onu tehditten korumaya yönelmesini, onun varlığını 'öncelik ' haline getirmesini sağlar
-Örnek verilebilecek belirli hormonlardır .Hormonlar sevgiyi yoktan yaratmaz , sevgi için zemin hazırlar.
2.GEBENİN TAŞIYICI ROLÜNÜN PSİKOLOJİK KARŞILIĞI :
Ebelik açısından anne, bebeği sadece karnında değil; bedensel hafızasında taşır .Bir kadının bebeğini bedeninde taşıması yalnızca fizyolojik bir süreç değil ;psikolojik yapının derinden yeniden örgütlendiği bir dönemdir. Kadın kendi beden sınırları içerisinde başka bir varlığa alan tanır iken zihninde de benzer bir düzenleme yapar ;düşüncelerinde ,duygularında ve kimliğinde bebeğe yer ayırmaya başlar .Gebelikte yaşanan fiziksel değişimler , kadının benlik algısını dönüştürür. beden artık yalnızca 'kendine ait' değildir ve bu farkındalık , psikolojik olarak paylaşmayı , vazgeçmeyi e öncelik sırasını değiştirmeyi öğretir. Ebelik bakışına göre bu durum , anne olmanın ilk psikolojik eşiğidir. kadın , henüz bebeği görmeden , onun varlığına göre yaşamını ayarlamaya başlar . Bu davranışlar bilinçli bir sevgi göstergesi olmaktan çok , bedende başlayan bir sorumluluğun zihne yansımasıdır. Anne , bebeği yalnızca sevdiği için değil; onun için bir süreçten geçtiğini , bir dönüşüm yaşadığını bildiği için de sahiplenir . Bu durum biyolojik bir refleks değil , yaşanmışlığın psikolojik sonucudur .
Gebeliğin ilerleyen evrelerinde bebeğin hareketinin hissedilmesi gibi küçük ama değerli temaslar annenin iç dünyasında somut bir ilişki kurulmasını sağlar .anne için bebek artık hissedilen , tepki veren bir varlıktır .bu küçük hareketler sayesinde anne artık bebeği hayal eder ve onunla ilgili beklentiler geliştirir , Ebe bu dönemde annenin duygularını ciddiye alır, çünkü bilir ki bu mental hazırlığın eksik kalması durumunda doğum sonrası bağlanma da zorlaşabilir.( Bu yüzden ebelikte erken ten tene temas, annenin bebeği görmesi gibi durumlar anne bebek ilişkisini güçlendirmede önemlidir )
Bedende taşımanın bir diğer psikolojik boyutu da kontrol ve kontrol kaybı arasındaki dengedir . Gebelik , kadına bedeninin her zaman tam anlamı ile kontrolünde olmadığını öğretir. Hormonal değişimler , ani duygulanımlar ve fiziksel sınırlılıklar , kadının kendisi ile ilişkisini yeniden tanımlamasına neden olur . Bu durum i psikolojik olarak hem kırılganlık hem de güç yaratır . Anne kırılganlığını kabul ettikçe bebeğe karşı daha gerçekçi , daha insani bir bağ kurar . Anne kendini psikolojik olarak bebeği sevmeye değer görür çünkü üzerinde uğraşılmış bir üründür.
3.LOHUSA PSİKOLOJİSİ:
Anne -evlat ilişkisi lohusalıkta en hassas halindedir aynı zamanda derinleşmeye açık olduğu da bir gerçektir . Anne bedeni doğumdan sonra büyük bir hormonal değişim yaşar bu hormon dalgalanmaları bağlanmayı destekleyebileceği gibi annenin duygusal gelgitler yaşamasına da neden olabilir . Bu süreçte anne hem yoğun bir yakınlık hissedebilir ,hem de yetersiz, kaygılı ya da yabancılaşmış hissedebilir . Bebek ise tamamen bağımlı olduğu bu dönemde annenin dokunuşuna , sesine ve varlığına yönelerek bağını güçlendirir . Bu dönemdeki bağ kusursuz olma zorunluluğuna sahip değildir . Yeterince güvenli ve desteklenmiş olması anne bebek ilişkisini sağlam bir temel üstüne oluşturur.
ASIL SORU NEDEN ?
Bütün bu yazdıklarım ne içindi ? bunu merak etmiş olabilirsin :>.Açıklamama izin ver :D.
Bir anne evladını bir gün uyanıp ' evladımı çok seviyorum ' dedikten sonra sevmeye başlamaz . Bu sevginin ve bağın derinlerinde yaşadığı zorluklar ve hissettiği kendinde bir parça hissiyatı yer almaktadır, bu durumlar kadının bulunduğu çevreye ,sahip olduğu mental sağlığa ,var olma psikolojisine ve çocuk ile olan temasına bağımlıdır . Bu nedenle günümüzde her anne eşit sevmez ve her çocuk ta eşit derecede sevilmez üzücü ama gerçek bir durumdur bu :<
Merhaba
Ben iki erkek çocuk ananesi olarak ve yıllardır edindiğim deneyimlere dayanarak cevap vermek istedim.Hep koşulsuz bir sevgi olduğunu düşünürüz bu duyguyu tanımlamak isteriz .Aslında gerçek anlamda bunun altında yatan en önemli etken ''Emek ' denilen kavramdır .Aklıma ''Selvi Boylum Al Yazmalım '' filmi geldi :))) o nasıl güzel bir filmdi.
Bir anne evladını neden sever?” sorusu çok basit gibi durur ama insan biraz durup düşününce, senin söylediğin gibi, gerçekten zihni kurcalayan bir soruya dönüşür. Çünkü bu sevgi çoğu zaman koşulsuz diye tanımlanır ama bilim bize şunu söyler: Bu sevgi nedensiz değil; çok katmanlı ve çok eski.Önce şunu dürüstçe söyleyelim: Bilim, “koşulsuz sevgi” kavramını romantik bir tanım olarak görür. Ama bu, anne sevgisini küçültmez. Aksine, onu anlaşılır ve insani kılar.
Evrim açısından bakıldığında anne sevgisi, türün devamı için hayati bir mekanizmadır. İnsan yavrusu uzun yıllar boyunca bakıma muhtaçtır. Eğer anne, çocuğuna güçlü bir bağla bağlanmasaydı, insan türü bugüne kadar gelemezdi. Bu yüzden doğa, anneliği sadece “görev” olarak değil, derin bir duygusal bağ olarak şekillendirdi. Bu bağ, hormonlar üzerinden kurulur. Özellikle oksitosin, doğumda, emzirmede ve temas sırasında artar ve “bağlanma hormonu” olarak bilinir. Ama önemli olan şu, Oksitosin sadece biyolojiyle sınırlı değildir; bakım verme davranışıyla tetiklenir. Yani bir anne, doğurmasa bile, bakım verdikçe bağlanır.
Hrdy bunu çok sade ifade eder, “Bağlanma, genetikten çok bakımın sürekliliğiyle güçlenir.”(Hrdy, 2009)
Psikolojiye geldiğimizde, anne sevgisi “kendini genişletme” (self-extension) ile ilgilidir. Anne, çocuğu sadece ayrı bir birey olarak değil, kendi varlığının devamı gibi hisseder. Bu biyolojik çocukta daha hızlı oluşabilir ama evlat edinilmiş ya da öz olmayan bir çocukta da zamanla aynı derinlikte gelişebilir. Burada kritik nokta ise beyin, “kime bakım veriyorum?” sorusuna bakar; “kimin genleri?” sorusuna değil.Bakım verdikçe bağlanırsın. Sarıldıkça, uyandıkça, korktuğunda yanında oldukça… sevgi kök salar. Bowlby’nin bağlanma kuramına göre “Bağlanma, süreklilik gösteren bakım ilişkisi içinde gelişir”(Bowlby, 1969).
Sosyolojik açıdan bakıldığında toplumlar anneliği sadece biyolojik bir olgu olarak değil, ahlaki ve duygusal bir rol olarak inşa eder. “Anne olmak” çoğu kültürde fedakârlık, sorumluluk ve koruyuculukla tanımlanır. Bu rol içselleştirildiğinde, sevgi de onunla birlikte gelir. Bu yüzden bir anne, öz evladı olmayan bir çocuğu da “kendi evladı gibi” sevebilir. Çünkü toplum ona şunu öğretir; Anne olmak, doğurmak değil; sahip çıkmaktır. Peki koşulsuz mu? Belki şöyle demek daha doğru olabilir Anne sevgisi koşulsuz değildir ama çok dayanıklıdır. Kırılır, yorulur, kızar… ama tamamen kopması zordur. Çünkü bu sevgi, sadece duygu değil; beden, zihin ve toplum tarafından birlikte örülmüş bir bağdır.
Benim bu sorudan çıkardığım en sade cevap şu ''Bir anne evladını sevmez; ona bağlanır.'' Bağlanma, genlerden başlayabilir ama bakım, emek ve birlikte yaşanan zamanla gerçek anlamını bulur. Hatta öyle bir zaman gelir çocuğun yokken mutlu olursun onlar doğar büyür 'sen mutlu köle olursun ' :))) bu ne demek diye sorarsanız ''onlar mutluysa sen de mutlu olursun ,onlar üzgünse sende üzgün olursun ''
Sonuçta her şey gelir ve verdiğin ''Emeğe'' dayanır. :))[1]