Merhaba
Ben iki erkek çocuk ananesi olarak ve yıllardır edindiğim deneyimlere dayanarak cevap vermek istedim.Hep koşulsuz bir sevgi olduğunu düşünürüz bu duyguyu tanımlamak isteriz .Aslında gerçek anlamda bunun altında yatan en önemli etken ''Emek ' denilen kavramdır .Aklıma ''Selvi Boylum Al Yazmalım '' filmi geldi :))) o nasıl güzel bir filmdi.
Bir anne evladını neden sever?” sorusu çok basit gibi durur ama insan biraz durup düşününce, senin söylediğin gibi, gerçekten zihni kurcalayan bir soruya dönüşür. Çünkü bu sevgi çoğu zaman koşulsuz diye tanımlanır ama bilim bize şunu söyler: Bu sevgi nedensiz değil; çok katmanlı ve çok eski.Önce şunu dürüstçe söyleyelim: Bilim, “koşulsuz sevgi” kavramını romantik bir tanım olarak görür. Ama bu, anne sevgisini küçültmez. Aksine, onu anlaşılır ve insani kılar.
Evrim açısından bakıldığında anne sevgisi, türün devamı için hayati bir mekanizmadır. İnsan yavrusu uzun yıllar boyunca bakıma muhtaçtır. Eğer anne, çocuğuna güçlü bir bağla bağlanmasaydı, insan türü bugüne kadar gelemezdi. Bu yüzden doğa, anneliği sadece “görev” olarak değil, derin bir duygusal bağ olarak şekillendirdi. Bu bağ, hormonlar üzerinden kurulur. Özellikle oksitosin, doğumda, emzirmede ve temas sırasında artar ve “bağlanma hormonu” olarak bilinir. Ama önemli olan şu, Oksitosin sadece biyolojiyle sınırlı değildir; bakım verme davranışıyla tetiklenir. Yani bir anne, doğurmasa bile, bakım verdikçe bağlanır.
Hrdy bunu çok sade ifade eder, “Bağlanma, genetikten çok bakımın sürekliliğiyle güçlenir.”(Hrdy, 2009)
Psikolojiye geldiğimizde, anne sevgisi “kendini genişletme” (self-extension) ile ilgilidir. Anne, çocuğu sadece ayrı bir birey olarak değil, kendi varlığının devamı gibi hisseder. Bu biyolojik çocukta daha hızlı oluşabilir ama evlat edinilmiş ya da öz olmayan bir çocukta da zamanla aynı derinlikte gelişebilir. Burada kritik nokta ise beyin, “kime bakım veriyorum?” sorusuna bakar; “kimin genleri?” sorusuna değil.Bakım verdikçe bağlanırsın. Sarıldıkça, uyandıkça, korktuğunda yanında oldukça… sevgi kök salar. Bowlby’nin bağlanma kuramına göre “Bağlanma, süreklilik gösteren bakım ilişkisi içinde gelişir”(Bowlby, 1969).
Sosyolojik açıdan bakıldığında toplumlar anneliği sadece biyolojik bir olgu olarak değil, ahlaki ve duygusal bir rol olarak inşa eder. “Anne olmak” çoğu kültürde fedakârlık, sorumluluk ve koruyuculukla tanımlanır. Bu rol içselleştirildiğinde, sevgi de onunla birlikte gelir. Bu yüzden bir anne, öz evladı olmayan bir çocuğu da “kendi evladı gibi” sevebilir. Çünkü toplum ona şunu öğretir; Anne olmak, doğurmak değil; sahip çıkmaktır. Peki koşulsuz mu? Belki şöyle demek daha doğru olabilir Anne sevgisi koşulsuz değildir ama çok dayanıklıdır. Kırılır, yorulur, kızar… ama tamamen kopması zordur. Çünkü bu sevgi, sadece duygu değil; beden, zihin ve toplum tarafından birlikte örülmüş bir bağdır.
Benim bu sorudan çıkardığım en sade cevap şu ''Bir anne evladını sevmez; ona bağlanır.'' Bağlanma, genlerden başlayabilir ama bakım, emek ve birlikte yaşanan zamanla gerçek anlamını bulur. Hatta öyle bir zaman gelir çocuğun yokken mutlu olursun onlar doğar büyür 'sen mutlu köle olursun ' :))) bu ne demek diye sorarsanız ''onlar mutluysa sen de mutlu olursun ,onlar üzgünse sende üzgün olursun ''
Sonuçta her şey gelir ve verdiğin ''Emeğe'' dayanır. :))[1]
Kaynaklar
- Hatice Kutbay. (). Kendi Deneyimlerim.