Merhaba
Dağınık görüntülerin kuantum dolanıklığı aracılığıyla “çekilip” netleştirilebildiğini varsayarsak, burada asıl mesele evrenin ontolojik statüsünden çok, bilgiye erişim biçimimizin doğasıdır. Kuantum dolanıklığı, klasik nedensellik ve yerellik anlayışımızı zorlayan bir korelasyon yapısı sunar ve fakat bu, evrenin zorunlu olarak bir “simülasyon” olduğu sonucunu doğrudan meşrulaştırmaz. Bana göre simülasyon hipotezi, fiziksel gerçekliğin indirgenemezliğinden ziyade, hesaplanabilirlik ve bilgi kuramı perspektifinden ortaya çıkan bir metafordur. Yani evren, bir bilgisayar tarafından çalıştırılan bir yazılım olmaktan çok, kendi iç yasaları gereği bilgi üreten ve bu bilgiyi belirli sınırlar içinde erişilebilir kılan bir sistem gibi görünmektedir. Dolanıklık da bu sistemin, klasik sezgilerimizin ötesinde işleyen bir bilgi mimarisine sahip olduğunu gösterir. Bu çerçevede “evreni biz mi yönetiyoruz?” sorusu, özne ve nesne ayrımını yeniden düşünmeyi gerektirir. Benim kanaatimce, biz evreni yöneten dışsal aktörler değil ölçüm, gözlem ve modelleme süreçleri aracılığıyla evrenin olası durum uzayını kısmen daraltan içsel bileşenleriz. Kuantum ölçüm problemi burada kritik bir rol oynuyor. Zira gözlem, gerçekliği keyfi biçimde kontrol etmekten ziyade, mevcut olasılıklar arasından bir gerçekleşmeyi seçer. Dolayısıyla ne mutlak anlamda bir simülasyonun pasif kullanıcılarıyız ne de evrenin mutlak yöneticileri. Daha çok, epistemik sınırlarımız dahilinde, evrenin sunduğu olasılık yapısıyla etkileşime giren ve bu etkileşim sırasında “netlik” yanılsamasını üreten bilişsel ve fiziksel süreçlerin parçasıyız. Sonuç olarak, bu varsayım altında evreni ne tam anlamıyla bir simülasyon olarak okumak ne de insanı merkeze alarak “evreni yöneten özne” konumuna yerleştirmek ikna edici. Bana göre daha tutarlı olan yaklaşım şu: Evren, kendi yasaları içinde işleyen, ancak bu yasaların sonuçlarını gözlemciyle birlikte somutlaştıran bir yapıdır. Biz evreni yönetmiyoruz fakat onu nasıl deneyimlediğimiz, hangi yönlerinin “net” hangi yönlerinin “dağınık” kaldığı, büyük ölçüde bizim etkileşim biçimimize bağlı. Bu da gerçekliğin, sabit bir sahne olmaktan ziyade, gözlemle birlikte şekillenen dinamik bir süreç olduğunu düşündürüyor. Saygılarımla[1]
Kaynaklar
- Okan Alver. (). Kişisel Yorum.