Bazen insan geçmişte yaşadığı şeyleri unutamayınca, sanki hep o acılar peşimizde dolaşıyormuş gibi hissediyor. Senin de dediğin gibi, bu olumsuz anıları hatırlamanın faydası olduğunu düşünmek zor. Aslında çoğu zaman bunlar sadece yük gibi geliyor ve kendimizi sevmemizi, kendimizle barışık olmamızı engelliyor. Ama burada önemli olan şey, bu yüklerle başa çıkmayı öğrenmek. İnsan kendini sevmeli ve kendine nazik olmalı; çünkü pozitif bir bakış açısı, beynin ve vücudun işleyişi üzerinde gerçekten fark yaratıyor.
Üzülmek ve stres, beynimizde ciddi biyolojik etkiler yaratıyor. Kronik stres durumunda vücut kortizol adı verilen bir hormon salgılıyor ve bu hormon, uzun süre yüksek kaldığında hem bağışıklık sistemimizi zayıflatıyor hem de öğrenme ve hafıza merkezlerimiz olan hipokampusu etkileyebiliyor. Stres ve olumsuz duygular aynı zamanda sirkadiyen ritmimizi, yani biyolojik saatimizi de bozabiliyor. Bu yüzden gece uyuyamamak, gündüz yorgun hissetmek veya duygusal iniş çıkışlar yaşamak çok normal. Yani sadece “üzülmekten dolayı üzülmek” değil, bedenimiz ve beynimiz gerçekten bu duygulara tepki veriyor.
Ama işin iyi tarafı, beynimiz nöroplastisite denen bir özellik sayesinde değişebilir. Geçmişin izlerini bugünkü benle barıştırmak için, önce bu anıları yargılamadan kabul etmek işe yarıyor. Mesela kendine “Evet, geçmişte böyle şeyler yaşadım ve bu beni etkiledi ama şimdi bu etkileri değiştirebilirim” demek bile bir başlangıç. Psikolojik olarak mindfulness, nefes çalışmaları ve kendine şefkat pratiği, beynin stres yanıtını azaltıyor ve olumlu duyguları güçlendiriyor. Nörobilimsel olarak da, prefrontal korteksimiz bu olumsuz duyguları düzenlemeye yardımcı oluyor; yani beynimiz geçmişten gelen yükleri yönetebilir hâle geliyor.
Sonuçta geçmiş, bizim kim olduğumuzu şekillendirmiş olabilir, ama bugünkü ben tamamen senin kontrolünde. Ben her zaman şuna inanıyorum. Hayatta başımıza gelen olumlu ve olumsuz her şey bize bir ders niteliğinde. Önemli olan dersimizi çıkartıp yolumuza devam edebilmek. Kendine karşı nazik olmak ve pozitif bir bakış açısı geliştirmek, sadece ruhunu değil, bedenini de iyileştiriyor. Travmaların yükünü taşımak zorunda değilsin; onları anlamak, kabul etmek ve sonra kendi yolunu çizmek mümkün.