Her bireyin yaşamında anlam ve amaç farklıdır. Bu nedenle herkesin kendi yaşam yolculuğunda bu dengeyi kurması gerekir. Genel olarak tarihsel ve sosyal hayattaki bütün eylemlerimizin haz, zevk, keyif ve onların toplamından oluşan tatmin ve uzun vadeli mutluluk için yapıldığını görüyoruz. Hayatın gerçekleri arasında acı, keder, üzüntü, ölüm de olmasına rağmen insanoğlu çabuk unutuyor. Bir müddet sonra tekrar haz ve mutluluk aramaya devam ediyor. Ruhsal bozuklukları olan bireyler hariç, kimse mutsuzluğu, acıyı ve üzüntüyü istemiyor. İlginç olan ise Tiran ve diktatörler bile kendilerinin zevk, tatmin ve mutluluğu için diğer insanlara acı çektiriyor.
İnsan yaşamında iyilik ile kötülük arasında yapılacak bir seçim ahlakın temel taşını oluşturuyor. Hayatın temel sorunu ise, irade ve zayıflık ile erdem ve kötülük arasındaki seçimlerdir. İnsanlık tarihi zayıflık ve kötülük ikilisinden çok çekmiştir. Ancak insana dair her türlü ahlaki seçenek de, kendi içinde çelişki barındırmaktadır.
Bir şey düşünürüz ve düşündüğümüz şeye verdiğimiz anlam her neyse, beynimizde bir duygu oluşturur. Ve sonrasında irademizi kullanırsak, duygu yapacağımız eylemi oluşturur. Bu yüzden herkes kendi hayatını şöyle bir düşünsün.
Geçmiş ve şimdi ki zaman içerisinde verdiğimiz, kaderimizi şekillendiren, bizi mutlu ya da mutsuz eden kararları düşünelim. Ve kendi yaşamımızı anlamlı kılacak yaşama sebebimizi tespit edip, bizi dünden daha iyi, daha mutlu kılacak eyleme geçelim.
İşte şimdi belki de, bu okuduğumuz yazıyla böyle bir kararın kaderimizi şekillendireceği andayız.
Bu fırsatı değerlendirelim, kendimizle yüzleşelim, irademizle, bilgi birikimimizle, inandığımız veya inanmadığımız değerlerle birlikte kendimizi özgürleştirelim. Bence; hayatımızı dünden daha iyi kılmanın yolu, yaşama amacımızı bularak, başkalarının dayattığı değil, kendi ürettiğimiz yaşam pratikleriyle, kendimize ve diğer insanlara faydalı olacak şekilde uygulamaya geçmemizdir. Bu bize hayatımız da hazların, keyiflerin ve zevklerin tepe noktası olan mutluluk ve kalıcı tatmin duygusunu verecektir.
Hayatın anlamını, yeryüzünde yaşayan tüm insanlar birbirinden farklı algılıyor. Hayatın anlamını ortaya koyan, değer katan, tüm tanımlarını üreten biz insanlarız, hayvan ve bitkilerin öyle bir derdi yok, bizim bugün ve yarınımızı, dünden farklı ve yararlı kılmak için yaptığımız ne varsa, hayatın anlamı da O'dur. Başkalarının sunduğu hayatı yaşamak yerine, kendi ürettiğimiz hayatı yaşayabiliyorsak mutluluğun zirvesindeyiz demektir.
Şunu herkes bilmelidir ki, bizler zekâ sahibi varlıklar olduğumuz için, hayatı, zamanı, düzeni, evreni sorguluyor ve yorumluyoruz. Oysa evrenin, hayatın ve zamanın öyle bir derdi ve kaygısı yok. Hatta insanoğlundan ve dünyadan haberi bile yok… İnsanoğlunun sadece çok küçük bir bölümü, yaşadığı kültür ve zaman dilimin de, bilgi, beceri, birikim ve dünya görüşüne göre kendi hayatının anlamını sorguluyor. Bazıları buluyor, bazıları daha derinlere inerek arıyor, bazısı Ferrari sini satıyor, bu arada ömür denen şey de bitiyor. İnsan ömrü dediğimiz şey, evrenin büyüklüğü karşısında sıfıra eşit değil midir?
Peki, sence hayatın anlamı ve amacı nedir? Diye sorarsanız. Bana kalırsa “ Dün yaşadığın anıları unutma biriktir. Bu günü dilediğin gibi yaşa, mutlu ol, mutlu et. Yarını ümit et, iyilik için yaşa.” diyeceğim ama “ yuh be üç bin yıllık açmazı, üç cümleye mi sıkıştırdın ” diye kızacaksınız, haklısınız.
Ama şurası kesin, hayat için dünya üstünde bu güne kadar yapılan tüm ibadetler, ayinler, eylem ve hareketler, yapana haz, keyif ve zevk, nihayetin de tatmin, mutluluk versin diye yapılıyor. (Ruhsal ve akıl bozuklukları olanlar hariç)
Bence her insanın bilgi birikimi, kültürü, inancı, dünya görüşü ve yaşam şekli farklı olduğu için herkes kendi anlamını kendisi yüklemeli belleğine… O yönde yaşamalıyız ve eylemlerimizi ona göre düzenlemeliyiz. İyilik içeren ve doğru irade taşıyan bir kararın, hayatımızı mutlu ve huzurlu kılacak eylem olduğunu, hayatın anlamının bir parçası olduğunu bilelim.
Şunu da unutmayalım, yaşamımız da yapmış olduğumuz bütün ibadetler, eylemler, bilimsel çalışmalar, siyasal ve ekonomik başarıların tek bir amacı var, mutsuz olup acı ve ıstırap çekmek değil, tüm benliğimizle haz ve keyif alıp devamlı mutlu olmak…