Öncelikle Cennet ve Cehennem'i değil de oraya nasıl ''girildiğini'' konuşmalıyız.
Sözde ''iyilik''ler yaparak sevap kazanıyoruz ve ölünce de bu sevapların karşılığında Cennet'e girmeye hak kazanıyoruz. Ama ''kötü''lükler yaparsak da günah ve ölünce de bu günahlarımızın karşılığını Cehennem'e giderek ödüyoruz öyle değil mi? Yani kısacası Cennet ve Cehennem bizim nasıl davrandığımızdır. Peki iyi ve kötü nedir?
Birini öldürmek kötüdür. Ama savaştaysan? Sen bir kahramansın. Birine kötü davranmak kötüdür. Ama ya o bir tecavüzcüyse? Sen bir halk kahramanısın,halkın yapamadığı ama yapmak istediğisin. Çalmak kötüdür. Ama halkın parasını gasp eden bir zenginden çocuğuna bakmak için çalıyorsan? Sen o çocuk için bir kahramansın. Yalan söylemek kötüdür. Ama ya söyleyerek birinin hayatını kurtardıysan? Sen o hayatta kalanın velinimetisin.
Şahsen ''iyi'' veya ''kötü''ye inanmıyorum. Çünkü ikisi de çıkarlara dayanan temelde aynı şeylerdir. Zamana,mekana,duruma ve inanca göre iyilikler de kötülükler de değişir. Söyle bana en günahkarı ki Cehennem'i hak etsin? Söyle bana ki en iyisi Cennet'i hak eden.
İşimize gelen şeyleri kutsal ilan edip Tanrı'cılık oynadık ve bunun etkisi olarak anlam arayışındayız. ''Yol'' arayışındayız. Oysa ki bizim hiçbir zaman bir Cennet'e ihtiyacımız olmadı. Vasat ve altı beyinler için uydurduk bir yalanlar silsilesi ve her geçen gün bizim aleyhimize işliyor.