Öncelikle tekillilik konusunda “bütün Evren’in tek bir noktada olması” gibi bir yanılgı var ki bu doğru değil.
Büyük Patlama anında Evren’imizin tekillilik durumunda olup olmadığı bilinmiyor. Hatta o anda Evren’imiz sonsuz büyüklükte bile olabilir. Büyük Patlama hakkında bir kitap veya yazı okuduysanız, “Evrenimiz t1 saniyede bir golf topu büyüklüğündeydi, t2 saniyede Dünya büyüklüğüne ulaştı…” gibi cümleler okumuş olmanız mümkün. Ancak bu tarz cümlelerde Evren’in büyüklüğünden kasıt “gözlemlenebilir evrenin” büyüklüğüdür, Evren’in kendisinin değil. Büyük Patlama anının belli koşullara uyması halinde tekillilik içermesi gerektiğini gösteren bazı teoremler vardır, gelin onlardan ikisine göz atalım.
İlki, Hawking-Penrose Tekillilik Teoremleri’dir. Bu teoremlerden birine göre güçlü enerji koşulu sağlanan uzay-zaman bölgesinde tekillilik olmak zorundadır. Güçlü enerji koşulu, negatif basınçtan (tension) dolayı oluşan itici anti-kütleçekimin, enerjiden dolayı oluşan çekici kütleçekiminden daha güçlü olması durumudur ve teoreme göre eğer böyle bir koşulu sağlayan uzay-zaman alanı varsa o alan tekillilik içermek zorundadır. Bu duruma uyan iki yerin olduğu düşünülüyordu: Karadelikler ve Evren’in başlangıcı. Ancak sonradan pek çok fizik teorisinin gösterdiğine göre Evren’in başlangıç koşullarının güçlü enerji koşuluna uymadığı görüldü. Henüz doğrudan gözlemlenmeyen ancak fizikçilerin büyük çoğunluğunun doğru olduğuna inandığı Enflasyon Teorisi’nde de Evren’in başlangıcı güçlü enerji koşuluna uymaz. Bu nedenle fizikçiler artık bu teoremi ciddiye almıyorlar.

Çok daha iyi, Penrose tarafından kanıtlanmış bir teorem daha vardır. Daha iyidir çünkü sadece sıfır-enerji (null energy) koşulu kullanır. Sıfır-enerji koşulu, eğer bir alanın çevresinden geçen ışık huzmeleri o alanın kütleçekim merkezinden geçmek zorundaysa (kütle çekim merkezinden geçmeden savrulması da mümkün olabilirdi) o alanın kütleçekim merkezinin tekillilik içermesi gerektiğini söyler. Ancak bu teoremin iki sorunu vardır: sıfır-enerji koşulu kuantum mekaniği ile çelişiyor gibi gözüküyor ve uzayın herhangi bir zamanda sonsuz olduğunu varsayar ki, uzayın sonlu mu sonsuz mu olduğunu bilmiyoruz. Eğer Evren’imiz düz ise bu Evren’imizin sonsuz olduğunu gösterir fakat Evren’imiz düz değil kapalı bir evren ise bu, onun sonlu olduğunu gösterir. Evren’imizin sonlu olması okuyucu için biraz kafa karıştırıcı olabilir çünkü akla “Evren’in sınırına gelirsek ne göreceğiz?” gibi bir soru getirebilir. Evren’in kapalı olduğu topolojiler “sonlu ama sınırsız” olarak ifade edilir. Örneğin bir basketbol topunun yüzeyi böyle bir topoloji için güzel bir örnektir. Basketbol topunun yüzeyi iki boyutlu ve sonlu bir yüzeydir ancak sınırı yoktur. Bu da topun üzerinde ne kadar ilerlerseniz ilerleyin asla “yüzeyin sonu” gibi bir yer ile karşılaşmayacaksınız demektir. Topun yüzeyinde bir yönde ilerlerseniz bulunduğunuz yere geri dönersiniz. Eğer Evren’imiz sonlu ise sınırsız olacaktır, bu nedenle “Evren’in sınırı” gibi bir kavram anlamsızdır.
Günümüzde yapılan ölçümler Evren’imizin düz veya düze fazlasıyla yakın olduğunu gösteriyor. Ancak Evren’imizin bu kadar düz olabilmesi için madde ve enerji yoğunluğu parametresinin çok hassas bir değerde olması gerekir ve bu parametrenin neden bu kadar hassas değere sahip olduğunun klasik Büyük Patlama modelinde bir açıklaması yoktur. Bu nedenle bir problemdir ve bu probleme Düzlük (Flatness) Problemi adı verilir. Bu cevapta anlattığım Enflasyon Teorisi bu problemin cevabını veriyor gibi gözüküyor.
Büyük Patlama teorisi ve evrenin başlangıcıyla ilgili geçmişteki görüşler bir tekillikten (singularity) bahsediyordu, ancak günümüzde bu görüş değişti. Artık, Büyük Patlama'dan önce kozmik şişme (inflation) olduğu ve bu şişmenin evrenimizin erken dönemlerinde hızlı bir genişlemeye yol açtığı düşünülmekte. Kozmik şişme, evreni sıcak, yoğun ve genişleyen duruma getiren bir süreci başlatmıştır. Bu genişlemenin sonsuz bir evreni nasıl açıklayacağına dair henüz net bir bilgi yoktur ve evrenin nasıl başladığına dair kesin bir bilgiye sahip değiliz. Şişme evrenin eski bilgilerini silebilir ve öncesinde ne olduğunu anlamamızı engelleyebilir. Bu nedenle, evrenin sonsuz olduğu iddiası tekillik kavramıyla çelişmektedir ve evrenin başlangıcını anlamak için daha fazla bilgiye ihtiyaç duyulmaktadır.
İster gözlemlenebilir evren için olsun ister mega evren için olsun genişleyen bir evren için zamanın başlangıcında ve sıfır noktasında evrende herşeyin bir arada olduğu bir ana ulaşmak kaçınılmazdır. Evren için sonsuzluk diye bir şey yoktur. Çok büyük aşırı büyük olması bir şeyin sonsuz olduğu anlamına gelmez. İnsanlar bizim için aşırı büyük olanı genelde sonsuz diye anıyorlar. Örneğin milyarlarca yıl aşırı büyüktür ama sonsuz değildir. Evren için de başlangıcı olan herhangi bir şey ne kadar büyük olursa olsun sonsuz olamaz ve sonsuz olarak nitelenemez. İnsanların bu anlamda kavram ve terminoloji hatası yaptıklarını hatta mantık hatası yaptıklarını görüyoruz. Çok kolay bir biçimde sonsuz kavramını 'aşırı büyüklükler' için kullanıyorlar. Oysa ki sonsuz kavramı bu kadar kolay anlaşılabilir ve kavranabilir bir kavram değildir. Sonsuzluk nedir neye karşılık geliyor bunu bu anlamda çok dikkatli düşünmek gerek. Sonsuzluk ezeli ve ebediliği kapsayan bir kavramdır. Sonsuzluk esasen sayılabilir olmamayı ifade eder. Sonsuz bir sayı değil bir kavramdır. Ne başı açısından ne de sonu açısından Sonsuz o şeye sayılabilir Herhangi bir nitelik ve nicelik verememektir. Yani sonsuzluk 'son' kelimesinden olumsuz ve karşılığı olarak türeyen bir kelime olsa da esasen hem sonu olmamayı hem de 'baş' kelimesi açısından başlangıcı olmamayı ifade eden bir kavramdır. Kısacası sonsuzluk için baş ve son hiç yoktur ve olmamalıdır. Tüm bu açıklamalara göre evren için sonsuz terimini kullanmak mümkün değildir. Evrenin zamansal başı ve sonu olduğu sürece hiç bir şekilde evren için sonsuzdur denemez. Evrenin sonsuz olmasının tek yolu evrende zamanın akmaması halinde mümkündür. Böyle bir durumda evren tekillik halinde Einstein'ın deyimiyle 'donuk bir nehir' halinde olmak zorundadır. Böyle bir ihtimal var mı evet var. Einstein gibi zaman konusunda devrim yapan bir dahinin neden böyle düşündüğünü tam anlamadan böyle bir şey olamaz demek sadece bir önyargı olabilir. Einstein kendi ortaya çıkardığı zamanın doğası karşısında şok yaşamış bir insandır. Zamanın gerçekten var olduğundan bile emin olamamıştır. Hergün varlığından emin olduğumuz bir şey için bir yanılsama/ilizyon olduğunu düşünmesi çok çok ilginçtir. Lokal bir ölçekte zamanı tanımladığımızı ve saydığımızı anlayamayan insanların Einstein neden bu şekilde düşündüğünü anlaması mümkün değildir. Özellikle bizim zamanı sayma ve ölçekleme biçimimizin mutlak bir nicelik olduğunu sanan kişilere ne yazık ki hiç bir şey bu konuda anlatılması mümkün değildir. Evrenin kendisindeki durum olarak zamanın ileri ve geri yönü arasında bir fark olmadığına dair bir çok done elimizde var. Bunlar da esasen çok güçlü kanıtlar. Deneyimimiz bizi geçmişte defalarca yanılttı. Bu yüzden zaman deneyimimize çok fazla güvenmemek için yeterince elimizde kanıt var. Artık gördüğümüzün bile öyle olmadığını kabul etmemek için bile bir çok nedenimiz var. Gerçeklik deneyimi ve gerçeğin ayrışan durumu bizi herşeyin ince ayarlanmış bir kurgu/oyun/tuzak olduğuna doğru bizi hızla sürüklemektedir. Sanki herşey bizi yanıltmak için ayarlanmış gibi. Nereye elimizi atıp fazla üzerine gitsek elimizde kalıyor ve beklenmedik dar boğazlara sınırlara ulaşıyoruz. En son sınıra ulaştığımız yerlerde ise artık tutarlılığı yitiriyoruz ve gerçeğin ve gerçeklik deneyiminin ayrıştığına tanık oluyoruz.