Bağışıklık sistemi, vücudun bütünlüğünü bozan veya vücuda giren yabancı (canlı veya cansız) herhangi bir cismi yakalayıp etkisiz hale getirmekte rol oynayan bir sistemdir.
Diyelim eliniz kesildi veya vücudunuza bir virüs girdi. Her halükarda derhal bölgeye kan, lenf veya dokular arası boşlukta dolaşan çeşitli farklı bağışıklık sistemi hücrelerinden bazıları toplanır.
Aslında amaç "olay mahalli"ni kordon altına almak ve yabancı cismi sabitlemektir.
Bunun en ilkel örnekleri sölenterlerde görülür. Basitçe vücutlarına delici bir cisim veya bir mikrop girdiğinde bu noktaya çeşitli enzimler içeren yoğun mukus dokusu dolar. Bu mukus hem deliği tıkayarak burdan giriş çıkışı önler hem de içeri yabancı canlı veya cansız bir cisim girmiş ise onu sarmalayıp paketleyerek ilerlemesini veya yayılmasını önler. Bu paketlenen cisim de enzimlerce eritilir, yok edilir.
Zamanla mikroplar hayatta kalmak için yeni stratejiler geliştirmiş, kompleks canlılar da çeşitlenen mikroplarla mücadele için daha spesifik bağışıklık hücreleri oluşturmuşlar.
Insanda virüs örneği üzerinden gidecek olursak:
Virüsler insanda virüsün çeşidine bağlı olarak ağız, burun, cinsel organlar, kan, göz gibi bir açıklıktan içeri girerler. Bu yollar üzerindeki bir hücreye bağlanır ve kendi genetik materyalini organizmanın hücre mekanizmalarını kullanarak çoğaltmaya başlar. Bununla birlikte derhal oraya bağışıklık hücreleri toplaşır. Bu bağışıklık hücrelerinden bazıları virüsü komple içine alır ve küçük parçalara ayırır veya organizmanın hücresi tarafından üretilen virüs parçalarını alır. Bu küçük parçaları da kendi vücudunun dışarısında doğru uzantılar şeklinde çıkartır. Bu uzantılara gelip başka bağışıklık hücreleri bağlanır ve yoklamaya başlar. Acaba bu bildikleri, daha önce gördükleri bir yabancının bir parçası mı, yoksa yeni birşey mi? Eğer repertuarlarında olan bir parça ise ve o bağlanan hücre bunu tanırsa ( burada adeta bir anahtar kilit ilişkisi vardır) bu anahtar kendini çoğaltmaya başlar (klonlama). Böylece doğru anahtardan çok sayıda üretilir ve vücuda yayılır, hatta belki kan ve lenf sisteminde daha önceden üretilmiş aynı anahtarlar dolaşıyordur. böylece vücut bu virüsü hareketsiz hale getirip, sabitler ve kurtulmuş olur.
Virüs daha önceden vücut tarafından tanınmıyorsa o zaman yeni yeni anahtarlar üretilmesi ve bunun tüm vücuda yayılması gerekecektir. Burada bağışıklık sistemi ve virüs yarışa girer ve işte bağışıklık sistemi sayıca üstünlüğü sağlayacak konuma gelene kadar tüm enerjisini buna yatırır ve bu zorlu bir hastalık sürecidir.
Bazen virüs çetin çıkar, onu yenicem diye uğraşan bağışıklık sistemi o kadar çok çalışır ve yeni hücre ve enzimleri bölgeye yollar ki (cytokine storm) bu bağışıklık hücreleri o dokuyu bozar ve kendine zarar verir ve İşler kontrolden çıkar.
Ama her halükarda bağışıklık sistemi derhal tepki verir. Hatta her türlü mikrop için ayrı özelleşmiş bağışıklık hücreleri (parazitler için eozinofiller; bakteriler için nötrofiller; virüsler için makrofajlar ve NKler vs) sürekli vücutta devriye gezer ve iş başındadırlar. Virüsü de yakalayıp lize eder yani eritir yok ederler.
Bağışıklık sistemi; vücudu enfeksiyonlara ve diğer hastalıklara karşı koruyan, karmaşık ve çok katmanlı bir sistemdir. Bağışıklık sisteminde vücudun o güne kadar karşılaştığı tüm antijenlerin (mikropların) kaydı tutulur; bu mikroplarla bir daha karşılaşıldığında, bağışıklık sistemi mikropları tanıyarak devreye girer ve hastalık oluşturmalarının önüne geçer.
Bağışıklık sistemine dâhil olan birçok organ ve organizma, birlikte çalışarak vücudun savunma sistemini ayakta tutar. Akyuvarlar (lökositler) bağışıklık sisteminin en önemli bileşenlerinden biridir. Akyuvarların vücudun direncini düşüren organizmaları devre dışı bırakan, bağışıklık kazanmada yüksek etkili farklı çeşitleri bulunur.
Tüm insanlar, yapısal bir bozukluğun olmadığı durumlarda, doğuştan gelen (doğal) bağışıklık sistemine sahip olarak doğar. Örneğin; tüm vücudumuzu kaplayan derimiz, doğuştan gelen bağışıklık sisteminin önemli bir parçasıdır ve bizi dış etkenlere karşı korur. Doğal bağışıklık sistemi, vücuda giren yabancı maddeleri algılayarak vücudu enfeksiyonlara karşı koruma görevine sahiptir.
Edinilmiş bağışıklık sistemi ise kişinin hayatı boyunca çeşitli hastalıklar ve yabancı mikroorganizmalarla karşılaştıkça geliştirmeye devam ettiği bağışıklık sistemidir. Edinilmiş bağışıklık sistemi sürekli olarak güncellenir. Aşılar, edinilmiş bağışıklık sistemine katkıda bulunarak vücudu hastalıklara karşı daha dirençli hale getirir.
Bağışıklık sistemi; vücuttaki pek çok sistemin, organın ve proteinin birlikte çalıştığı bir sistemdir. Bu sistemlerden herhangi birinde bir problem olması halinde bağışıklık sistemi fonksiyonlarında bozulmalar ortaya çıkabilir. Bağışıklık sisteminin temel ögeleri; beyaz kan hücreleri olan lökositler (akyuvarlar), antikorlar, lenfatik sistem, kemik iliği, dalak ve timüstür.
Beyaz kan hücreleri, kemik iliğinde üretilen ve zararlı mikroorganizmaların tanımlanıp yok edilmesini sağlayan hücrelerdir. Bu hücreler kan damarları yoluyla tüm vücut dokularında sürekli olarak dolaşır ve yabancı mikroorganizmaların varlığına karşı vücudu tarar. Bakteri, virüs, parazit ya da mantar gibi herhangi bir zararlı yabancı mikroorganizma ile karşılaştığında, çoğalarak bağışıklık sistemini harekete geçirir ve diğer bağışıklık hücrelerinin de çoğalması için onları uyarır.
Antikorlar, vücudun mikroplar ve onların ürettiği toksinler ile savaşmak için oluşturduğu bağışıklığın bir parçasıdır. Vücudun bir hastalığa karşı antikor oluşturması, bu antikorlar vücutta kaldığı sürece, çoğunlukla kişinin o hastalığa ikinci kez yakalanmasının önüne geçer. Toplum sağlığını tehdit eden ve salgına dönüşen hastalıklara karşı kullanılan aşıların büyük bir kısmı da bu şekilde çalışır.
Lenfatik sistem; lenf damarları, tüm lenfatik dokular ve lenf bezlerinden oluşan, vücudun tamamına yayılmış olan bir bağışıklık sistemi ögesidir. Lenf bezleri boyun, koltuk altları ve kasıklarda yer alır. Vücuttaki sıvı dengesini sağlama ve bakterilerle savaşma gibi görevleri vardır.
Karın bölgesinin sol üst tarafında yer alan dalak; kanın süzülmesini ve kandaki eski, zarar görmüş kırmızı kan hücreleriyle beraber mikropların elimine edilmesini sağlar. Ayrıca antikor ve lenfositlerin üretiminden de sorumludur.
Kemiklerin içinde bulunan süngersi dokuya kemik iliği denir. Kemik iliği; kırmızı ve beyaz kan hücreleri ile kanımızın pıhtılaşmasıyla görevli trombositlerin (kan pulcuklarının) üretiminden sorumludur.
Timüs; göğüs bölgesinde, akciğerler ile boğaz arasında bulunan bir bezdir. Yaş ilerledikçe küçülür. T lenfositleri denen beyaz kan hücrelerinin üretilmesinden sorumludur.