Kronik Stres Beyin Yapısına ve Bağlanabilirliğine Zarar Verebilir

Yazdır Kronik Stres Beyin Yapısına ve Bağlanabilirliğine Zarar Verebilir

Kronik stres ve yüksek kortizol seviyeleri kalıcı beyin değişiklikleri oluşturuyor.

Sinirbilimciler, kronik stres ve kortizolün beyne nasıl zarar verdiğini keşfetti. Yeni bir çalışma, kronik stresi azaltarak sağlıklı beyin yapısı ve bağlanabilirliğini sürdürmenin önemini tekrar doğruluyor.

Berkeley’deki California Üniversitesi sinirbilimcileri, kronik stresin beyin yapısı ve fonksiyonunda uzun ömürlü değişiklikleri tetiklediğini buldu. Bilim insanlarının bulguları, yaşamlarının erken dönemlerinde kronik strese maruz kalan gençlerin neden yaşamlarının ileriki dönemlerinde kaygı ve duygu bozuklukları ve bunun yanında öğrenme güçlükleri gibi zihinsel problemlere eğilimli olduğunu açıklayabilir.

Travma sonrası stres bozukluğu gibi stres ilişkili hastalıkların, beyaz madde karşısında gri madde hacmindeki farklılıklara ve bununla birlikte amigdalanın büyüklüğü ile bağlanabilirliği dahil beyin yapısında değişikliklere neden olduğu uzun zaman öncesinden saptanmıştı.  Ama araştırmacılar, kronik stresin uzun dönemde beyin fonksiyonlarını nasıl etkilediğini, beyin yapısında nasıl değişikler yarattığını tam olarak henüz anlamaya başladı.

Birtakım devrimsel deneyde; UC Berkeley’de Bütünleyici Biyoloji doçent doktoru olan Daniela Kaufer ve arkadaşları, kronik stresin ve yükselmiş kortizol seviyelerinin, myelin üreten hücrelerin aşırı üretimine ve normale kıyasla nöronların azalmasına yol açabileceğini keşfetti. Kaufer ve arkadaşları, bulgularını 11 Şubat 2014’te Molecular Psychiatry dergisinde yayımladı.

 

Kronik stres nöron ağlarını değiştiriyor

Beynin “gri maddesi” sıkıca paketlenmiş nöron gövdeleridir ve beynin düşünme, hesaplama, karar verme gibi yüksek işlevlerinden sorumludur. Fakat gri madde kafamızın içindeki beyin maddesinin sadece yarısıdır, geri kalan kitleye “beyaz madde” denmektedir.

Beyaz madde, nöronları birbirine bağlayan ipliksi bir ağ oluşturan ve beyin bölgeleri arasındaki iletişim ağını meydana getiren aksonları içermektedir. Beyaz madde, ismini beyaz renkte ve yağlı olan myelin kılıftan almaktadır. Bu kılıf aksonları sarar ve hem nöronlar arası hem beyin bölgeleri arası elektriksel sinyal akışını hızlandırır.

Kaufer şöyle diyor:

“Beynin sadece hipokampüs adlı bir parçasını çalıştık, fakat bulgularımız beyaz maddenin şizofreni, otizm, depresyon, intihar, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, travma sonrası stres bozukluğu gibi durumlarda nasıl değiştiğinin iç yüzünü anlamamızı sağlayabilir.”

Hipokampüs hafıza ve duyguları düzenleyen, pek çok çeşitli duygusal bozuklukta rol oynayan merkezdir ve akut stresin uzayan sürecinde küçüldüğü bilinmektedir.

Araştırmacılar, uzamış stres ile ilişkilendirilmiş hiper bağlantılı devrelerin kalbinde olabilecek sertleşmiş lifler buldu. Bu da beynin bazı alanlarında bir myelin fazlalığı, yani çok daha fazla beyaz madde sonucunu doğurmaktadır. İdeal olarak beyin, içindeki verimliliği ve akıcı iletişimi korumak için aşırı miktardaki myelin lif yağını, nöronlarını budayarak azaltmaktan hoşlanmaktadır.

 

Kortizol kök hücrelerde işlev bozukluğu başlatabilir

Hipokampüs ile amigdala arasındaki bağlantı yolları, sabit bir savaş veya kaç durumunda olmaya yatkınlaştırılmış bir beyin yaratarak, bir şekilde kısır döngü yaratabilir. Stres hormonu kortizolün bağlantılarda böyle bir domino etkisi meydana getirdiğine inanılıyor.

Kronik stresin, kendilerini prefrontal kortekse (plan yapma, düşünme ve davranışların istemli kontrolü ile ilgili beyin bölgesi) giden bağlantıları baskılayan bir çeşit hücreye dönüştüren kök hücrelerde, bu dönüşümü başlatan şalteri açacak gücü var. Bu durum öğrenme ve hafızayı güçlendirir; fakat kaygı, depresyon ve travma sonrası stres bozukluğu ile bağlantılı bir nöron ağı iskelesi döşemektedir.

Kaufer’in laboratuvarı, akut ya da kronik stres altındaki yetişkin sıçanların beyinlerinin hipokampüsündeki nöronal kök hücrelere odaklandı. Bu kök hücrelerin önceden, nöronlara veya astrosit denen bir çeşit glial hücreye (nöronlara destek olan hücre çeşidi) olgunlaştığı düşünülüyordu.

Ancak araştırmacılar, kronik stresin hipokampüsteki kök hücreleri, nöronları saran myelin kılıfı üreten bir başka çeşit glial hücre olan oligodendrosite eriştiğini buldu.

Bu bulgu; oligodendrositler için beyindeki uzun dönemli ve belki de kalıcı değişikliklerde anahtar bir rol ortaya koyuyor, bu da ilerideki ruhsal sorunlar için zemin hazırlayabilir.  Araştırmacılara göre kronik stres hem nöronları oluşturan hem de stresin öğrenme ve hafızayı nasıl etkilediğine dair açıklama sağlayabilen kök hücrelerin sayısını azaltıyor. Kaufer’e göre:

“Beyin, yetişkin dönemde genellikle nöronal kök hücrelerinden çok fazla oligodendrosit yapmıyor.”

Aslında son çalışmalar, bu kök hücrelerin az çok bir asma gibi yayılan ve aksonların etrafını saran, onları hem yalıtan hem destekleyen oligodendrositleri üretme yetenekleri olmadığını ortaya koydu. Yüksek seviyede kortizolü ve kronik stresi olan sıçanlar, ortalamadan daha az nörona sahip; fakat bu sıçanların oligodendrositlerinde büyük bir artış var. Araştırmacılar, kortizol reseptörlerinin muadillerini kapatarak, stres hormonuna bağlı bir çeşit süreç keşfetti. Kaufer, bu konuda şöyle söylüyor:

“Bu, kesinlikle bulmayı beklediğimiz bir şey değildi. Ama beklemedikleriniz her zaman en iyi keşifler oluyor.”

Kaufer’e göre; bu kılıf (myelin) insan beyni için hayati olmasına rağmen, myelin oluşumu zamanına ve yerine bağlı olarak iyi ya da kötü olabilir. Bu aşırı myelin kılıf kaplaması, amigdala ve hipokampüs arasındaki bağlantıyı desteklemek için evrimleşmiş olabilir; bu da uzayan saldırı ve tehdit dönemlerinde savaş veya kaç yanıtlarını geliştirmektedir. Maalesef, kronik stres modern dünyada savaş veya kaç sistemini çalabilir ve psikolojik bir tehlikede olmadığınız günlük yaşamda olumsuz sonuç verebilir.

 

Sonuç: Şekillendirilebilirlik beyninizi yaşam boyu “yontmayı” mümkün kılıyor.

Düzenli fiziksel aktivite ve dikkatlilik meditasyonları stresi ve kortizol seviyesini azaltmanın iki etkili yoludur. Bu çalışma kortizolü düşürmenin yararları üzerine odaklanmasa da, diğer araştırmalar yaşam şekli seçimlerinin stresi düşürdüğünü ve daha az kortizolün beyin yapısı ve bağlanabilirliğini güçlendirebileceğini ortaya koydu.

İlaç kullanmadan kortizol seviyesini düşürmenin 5 basit yolunu öğrenmek istiyorsanız, Psychology Today’de bulunan, “Cortisol: Why “The Stress Hormone” Is Public Enemy No. 1. isimli makaleyi inceleyebilirsiniz. 

Daniela Kaufer, şu sıralar stresin bebeklikte beynin beyaz maddesini nasıl etkileyeceğini ve yaşamın erken dönemlerindeki kronik stresin, daha sonraki dönemlerdeki güçlükleri yenme becerisini azaltıp azaltmayacağını saptayacak deneyleri yürütüyor. Aynı zamanda terapilerin etkisini, egzersizden stres ve stres hormonlarının darbesini azaltan antidepresan ilaçlara uzanan (faktörleri) gözden geçiriyor.

Kaufer, bir sınava çok çalışmak veya olimpik oyunlarda yarışmak için idman yapmak gibi ılımlı ya da “iyi stresin” daha güçlü bir döngü inşa edebileceği ve beyni daha dayanıklı, dirençli kılacağı sonucunu çıkarıyor. Fakat ani ve uzamış stres (beyni) alt üst ediyor. Kaufer şöyle diyor:

“Sizler, yaşamın erken döneminde sahip olduğunuz beyaz madde biçimine dayanarak, ya güçlüklerin üstesinden gelen ya da ruh hastalıklarına karşı çok savunmasız bir beyin yaratıyorsunuz.”

Burada bahsedilen şey, beyninizin yapısının şekillendirilebilirlik özelliği sayesinde sık sık değişikliklere uğradığı. Zihniyet, davranış ve kronik stres ise asla düzeltilmiyor. Nöronların şekillendirilebilme gücü, beyin yapısı ve fonksiyonunun yaşam boyu değişimini mümkün kılmaktadır. Siz de bilinçli olarak, beyninizin yapısını ve bağlanabilirliğini güçlendirecek günlük zihniyet ve davranış seçimleri yapabiliyorsunuz.

2012’de Dartmoud College’den Alex Schlegel, yetişkin beynin daha iyisi için değişebileceğini gösteren bir çalışma yayımladı. Schlegel şöyle diyor:

“Bu çalışma, beynin yaşamınız boyunca bu şekil verilebilir, değişme yeteneğinde bir organ olarak kaldığı şeklindeki yeni anlayışa katkıda bulunuyor. Bu, tüm yapısal gelişmelerin bebeklikte ve erken çocukluk döneminde olduğunu belirten geleneksel görüşlerin tamamı karşısında kabul görmektedir. Biz aslında beyin değişikliğini izleyecek araçlara sahip olduğumuzdan, birçok durumda beynin, tıpkı bir çocuk ya da ergen olduğunuz zamanki gibi bir yetişkin kadar uysal olabileceğini keşfediyoruz.”

Teşekkür: Bu çeviriyi yapan Burak Alparslan'a teşekkürler!

Düzenleyen: Osman Öztürk

Kaynak: Psychology Today

6 Yorum