Evrimsel Biyoloji Dilin Nasıl İşlediğini Anlamamıza Yardımcı Olabilir

Yazdır Evrimsel Biyoloji Dilin Nasıl İşlediğini Anlamamıza Yardımcı Olabilir

Bir dilbilimci olarak, “Ne iş yapıyorsun?” sorusunu duymaktan nefret ediyorum, çünkü “Ben bir dilbilimciyim.” diye cevap verdiğimde ardından gelecek kaçınılmaz sorunun “Kaç dil konuşuyorsun?” olduğunu biliyorum. Elbette, mesele bu değil. Farklı diller öğrenmek her ne kadar harika bir uğraş olsa da, akademik dilbilim dilin bilimsel yönden araştırılması anlamına geliyor.

Benim işim, dillerin şu anda oldukları hale nasıl ve neden geldiklerini anlamaya çalışmak. Neden bazı bölgelerde dillerin sayısı fazlayken bazı yerlerde çok daha az? Diller, aynı iletişimsel işlevler için nasıl bu kadar farklı yöntemler geliştirmiştir? Dili insana özgü kılan nedir ve insan aklı ile dil birbirlerini nasıl şekillendirir? Bu, dilbilim alanında yeni bir yön sayılabilir. Eski usul dil tarihi araştırmaları, dili kazanım elde etmek amacı gütmeden araştırıyordu, yani dillerin yapılarını anlamak ve soy ilişkilerini yeniden inşa etmek üzerine çalışmalardı.

Günümüzde dilbilim adına gerçekleşen en heyecan verici şeylerden biri, dilbilimcilerin evrimsel biyoloji alanı ile gittikçe daha çok bağlantı kurmaya başlamalarıdır. Evrimsel biyologlar, türler hakkında, ben ve meslektaşlarımın diller hakkında sormak istediğine çok benzer sorular sorarlar; örneğin neden belli bir şekilde dağıldılar ya da aralarındaki benzerlikler ve farklılıklar nasıl açıklanabilir?

Bakış açısındaki bu benzerlikler, hesaplamalı evrimsel biyolojinin tüm modern araçlarını dilbilimin sorularını cevaplamak için kullanmamıza izin vermektedir. Böylece, dildeki değişim süreçleriyle ilgili temel sorularımıza, dolayısıyla da genel olarak dilin doğasına yönelik yeni bakış açıları sağlamaktadır.

 

Gelişen dil

Yakın zamanda, bir grup disiplinlerarası meslektaşımla birlikte yeni bir makale yazdık. Büyük bir dil grubunun binlerce yıl içinde nasıl değiştiğini araştırmak için, evrimsel biyolojiden uyarladığımız yöntemleri kullandık.

Austronezyan dil ailesinin haritası. Fotoğraf: Vrata / Wikimedia Commons, CC BY-SA

Avustronezya dil ailesi (Tayvan’dan Paskalya Adası’na uzanan geniş bir kavis boyunca yayılmış büyük bir dil ailesi) üzerine yoğunlaşmayı seçtik çünkü bu dilin nasıl yayıldığına dair çok fazla bilgi bulunuyor. Bir dil ailesine ait tarihin iyi bir modeli ile bu dillerin geçirdiği değişim süreçlerini ortaya çıkarmak mümkün. Gregor Mendel, bitkileri kullanarak varyasyon kalıplarının nasıl atalar tarafından belirlendiğini incelediğinde ve sonuç olarak kalıtım ilkelerini çıkardığında da aynı basit mantığı kullanmıştı. Dilin yapı taşlarının nasıl işlediğini anladığımızda, insan aklını anlama yolunda daha da ilerlemiş olacağız.

Diller, yalnızca kelime yığınları olarak nitelendirilebilecek kadar basit değildir. Bu kelimeleri anlamlı ifadeler oluşturacak şekilde bir araya getiren kurallara da sahiptirler: gramer, yani dilbilgisi. Tıpkı kelimeler gibi, gramer de zaman içerisinde değişir. Biz, gramerin kelimeler ile aynı şekilde evrim geçirip geçirmediğini keşfetmek istedik.

Dillerin sözlükleri (bir dilin sahip olduğu kelimeler bütünü) tarihsel süreç içerisinde iki şekilde değişir: Dilin ses sistemi değişir, yani kelimeler farklı duyulmaya başlar. Bunun yanı sıra, anlam değişiklikleri ve ödünç alma süreçleri sonucunda kelimeler başka kelimelerle yer değiştirir. Gramer yapıları da benzer şekillerde değişir. Kurallar bazen aşamalar halinde yeni kurallara dönüşür (örneğin, günümüzde kullanılan bazı ifade yöntemleri geçmişe göre daha kabul edilebilir olur: İngilizcedeki who/whom ayrımı neredeyse doğal konuşma dilinden kayboldu), bazen de büyük sıçramalar gerçekleşir ve diller yeniden analiz edilerek veya farklı dillerden ödünç alarak yepyeni yapılar edinirler.

 

Kelimeler ve dilbilgisi

Peki, kelimelerin ve gramerin evrimi arasındaki paralellikler gerçekten ne kadar birbirine yakın? Bu soruyu yanıtlamak, bizi dile ve insan çeşitliliğine dair büyük soruları cevaplama yolunda ileri taşıyacak. Evrimsel biyolojinin araçlarını kullanarak, Avustronezya dil ailesine ait farklı dillerin ne hızda ve ne şekilde değiştiğini tahmin etmek için bir hesaplama modeli geliştirdik. Model, özellikle kelimelerin ve gramer unsurlarının hangi hızda değiştiğini ayırt edebiliyordu.

Aşağıdaki diyagram, Avustronezyan dillerin sözcüksel ve gramer unsurlarının ailenin tarihi boyunca nasıl farklı değişimler geçirdiklerini gösteriyor. Ağacın daha kırmızı dalları değişimin daha hızlı gerçekleştiği yerleri gösterirken daha mavi dallar daha yavaş değiştiği yerleri gösteriyor. Çarpı işaretleri ise değişim hızındaki büyük değişiklikleri belirtiyor.

Austronezyan dillerin sözcüksel ve gramatik değişim hızı. Fotoğraf: Simon J. Greenhill, doi: 10.1073/pnas.1700388114, Author provided

Elde ettiğimiz sonuçlardan, bu dil ailesine ait dillerin sözcüklerinin ve gramerlerinin nasıl farklı şekillerde değiştiğini açıkça görebiliyoruz. İlginç bir şekilde ölçümler, bir kolda oluşan ayrımların, yani yeni dillerin oluştuğu noktaların, gramere kıyasla sözlükte daha büyük ve ani değişiklikler getirdiğini gösteriyor.

Bu durumda, sonraki çalışmalar için sorulması gereken önemli bir soru; farklı gramatik özelliklerin değişimlerindeki hız farkına neyin sebep olduğudur. Veriler, daha soyut ve bilince yansıması zor özelliklere kıyasla, konuşanların farkında olduğu gramer özelliklerinin daha hızlı değiştiğine dair ipuçları içermektedir.

 

Sırada ne var?

İnsanın bir canlı türü olarak yaşı hakkındaki tahminlerimiz daha geriye gittikçe, insan dilinin yeni bir eklenti olmadığını fark ediyoruz. Aksine insanın (ve insan dışı canlıların) bilincinde derin evrimsel kökleri olan bir şey olduğunu görüyoruz. Bu, insan biliş bilimi, özellikle de psikoloji ve dilbilim için çok önemli.

Erişimimiz olan verilerin ve onları analiz etmede kullandığımız yöntemlerin niteliğindeki paralel gelişmeler sayesinde, dil çeşitliliği üzerine bu geniş çaplı çalışmaları yürütmek artık mümkün. Çoğu dilbilimci, açık veri ve yeniden üretilebilir bilime doğru olan hareketi benimsiyor. Pek çok farklı alanda açık ve birlikte çalışılabilir veri setlerini yayınlamaya yönelik, ciddi bir disiplinlerarası çaba gösteriliyor. Evrimi araştırmaya yönelik hesaplamalı araçlar gittikçe daha zengin ve daha esnek hale geliyor.

Fakat araçlar ve yöntemler gelişirken, dünyanın dil çeşitliliği azalıyor. Bugün dünyanın neredeyse yarısı Mandarin, Hintçe, İspanyolca, İngilizce veya Arapça dillerinden birini konuşuyor, daha az yaygın olan binlerce dil ise soylarının tükenmesi tehlikesiyle karşı karşıya.

Bu sebeple, karşılaştırmaya dayalı dil araştırmaları, insan aklının çeşitliliğine açılan bir pencere olarak gittikçe daha çok önem kazanıyor.

 

Düzenleyen: Şule Ölez

Kaynak: phys.org

6 Yorum