Evrim Sandığımızdan Daha Hızlı Gerçekleşiyor

Yazdır Evrim Sandığımızdan Daha Hızlı Gerçekleşiyor

Amsterdam – Geçenlerde bir arkadaşım balkonunda bir saksının içine yuva yapmış kara tavuk kuşunu göstermek için beni çağırdı. Şehir merkezinde sessizce kuluçkaya yatan bu kuşun, Avrupa ormanlarında yuva yapmış utangaç ve izole olmuş atasıyla çok az ortak noktası bulunur. Kara tavuklar 19. yüzyılın başlarında ve muhtemelen Almanya’da şehir içine yerleşmeye başlamışlardı. 20. yüzyılın ortalarına kadar da tüm Avrupa’ya yayıldılar.

Birçok “vahşi” kuş türü – alaca doğan, kızıl kuyruklu şahin ve New York’un gülen martısı gibi – şehirlere kamp kurmuştur. Ancak, Avrupa’nın yerli kara tavukları (Amerikan nar bülbülünün akrabasıdır ama başka bir aileye mensup olan Güney Amerika kara tavuklarıyla karıştırılmamalıdır) ormanda yaşayan akrabalarından çok farklıdır. Daha dayanıklı gagaları vardır, daha yüksek perdede şakırlar (trafik gürültüsünde bile duyulacak kadar yüksek), daha az göç ederler (şehirlerde onlar için tüm yıl boyunca yiyecek ve yeterli sıcaklık vardır) ve daha az ürkektirler.

Tüm bu farklılıkların sebebi genlerdir. 200 yıla yakın adaptasyon sonrasında bu kuşların DNA’ları kırsal alanda yaşayan atalarından ayrılmıştır.

Uzun bir süre, biyologlar evrimin insan hayatı sürecinde incelenemeyecek kadar yavaş bir süreç olduğunu düşündüler. Ama son zamanlarda, eğer doğal seçilim baskısı güçlüyse, evrimin daha hızlı gerçekleşebileceği anlaşıldı.

Ve şehrin göbeğinde bu kadar güçlü bir doğal seçilim başka nerelerde bulunuyor? Şehir ortamı olabildiğince zorlu şartlar sunuyor. Şehirdeki sıcaklıklar kırsal bölgelerden 10 derece daha fazla. Trafik arka planda sürekli bir gürültüye sebep olduğu gibi uçamayan ve çukur kazıp yuva yapamayan hayvanların hareketini de engelliyor. Şehrin çoğu taş, cam, çelik ve asfalt gibi dayanıklı yüzeylerle kaplı. Toprak, su, hava, başlıca insan yapımı yiyecek kaynakları ve özellikle yerli ve saldırgan flora ve faunanın saldırgan üyelerinin karışımının kirliliği var.

Kentleşmenin tüm dünyaya yayılmasıyla, biyologlar şehri de vahşi yaşam gibi gerçek ekosistem olarak düşünmeye başladılar. Birçok türün asıl yaşam yeri imha ediliyor. Artık hayat onlar için “uyum sağla ya da öl”. Ve benim gibi arazi biyologları da bu davanın peşinde. Dokunulmamış yaban hayatı keşfetmek için çok uzaklara seyahat etmek zorunda olduğumuzdan gittikçe büyüyen şehirleşmenin çok kötü bir şey olmasından ziyade belki de heyecanlı olduğunu düşünmeye başladık, çünkü burnumuzun dibinde gelişen bir sürü yeni yaşam biçimi var. Fordham Üniversitesinden Josan Munshi-South isimli bir biyolog, New York Şehrinin parklarında yaşayan beyaz ayaklı fareleri inceliyor. Bu yerli fareler önceden şehrin her yerinde bulunurdu. Ancak, şehir büyüdükçe parkların gerisinde kalan küçük orman parçalarında yaşamak zorunda kaldılar. Bu şekilde izole olarak, bu fareler her parka özgü bir genetik şablon oluşturmaya başladılar. Dr. Munshi-South, muhtemelen bazı parklarda topraklar kurşun ve kromla kirlendiği için, farelerin de yoğun bir metal dayanımı olduğunu keşfetti. Diğer parklarda ise hayvanların yüksek bağışıklığı var – bunun sebebi bazı yoğun nüfuslu yerlerde hastalıkların daha hızlı yayılması olabilir.

Fransız biyologlar genellikle iki tür tohum üreten Crepis sancta adında papatya benzeri bir bitkiyi inceliyorlar. Bu tohumlardan ağır olanları yere düşüyor, hafif olanları ise rüzgarla uzaklara taşınıyor. Ama Fransa’nın güneyi olan Montpellier’de Crepis sancta’lar havada uçuşan ağır tohumları az sayıda üretiyor, çünkü kaldırım kenarlarındaki toprak parçalarında büyüyen bu bitkilerin rüzgarla taşınan tohumları, betona yerleşip tutunamıyorlar ve ziyan oluyorlar. Ana bitkinin olduğu yere düşen ağır tohumlar da verimli toprak parçalarına tutunabiliyorlar. Böylece, daha ağır tohumları üreten bitkiler kentleşme durumunda daha avantajlı duruma geçiyorlar.

Bu konuda daha fazla örnek var: Viyana’daki örümcekler güvelerin geldiği sokak lambalarının yakınlarına ağlarını örecek şekilde evrimleşiyor. Bazı şehirlerde, güveler lambalarının çekiciliğine karşı koyma konusunda bir direnç oluşturuyorlar. Kimi Porto Riko kertenkeleleri de beton gibi şehirdeki yüzeylere daha iyi tutunabilen ayaklara sahip olacak şekilde evrimleştiler. Bazı çimenler de çim biçme makinesinin acımasız düzenine uyum sağlamak için daha kısa boylu olarak gelişiyorlar.

Muhtemelen artık en heyecanlı olaylar uzak ormanlarda ve kanyonlarda değil, ayağımızın altında. Evrim biyologları olarak artık keşif gezilerimizi metro biletleriyle değiştiriyoruz ve vahşi orkideleri dağ kuşlarını incelemek yerine sokaktaki çimenleri ve evdeki sivrisinekleri inceliyoruz.

Ve bize bu konuda yardım edecek milyonlarca şehir sakini var. Şehir ekolojisi ve evrim konusundaki Vatandaş Bilim Projeleri (Ç.N.: Citizen science projects) her yerde türemeye başladı. Bu sene içinde, öğrencilerimle birlikte salyangoz kabuklarının, Avrupa ve Güney Amerika’daki aşırı sıcaklıktan korunmak için nasıl daha açık bir renge sahip olduğunu ölçen bir akıllı telefon uygulamasını tanıtacağız. New Mexico Üniversitesinden Adelina Murthy, gönüllüler tarafından gerçekleştirilen ve Kuzey Amerika şehirlerinin kuş nüfusunun kıta boyunca homojen hale geldiğini göstermek için yapılan yıllık Noel Kuş Sayımını kullandı. En az 18 kuş türü bütün Kuzey Amerika şehirlerinde görülüyor. Şehir dışı alanlar için bu durum geçerli değil.

Aslında, Noel verileri gösteriyor ki şehir ortamının bir özelliği diğer bütün ekosistemlerden ayrılıyor: bu da küreselleşme. Şehre uyarlanmış vahşi hayat, insan toplu taşımalarıyla aynı iklim bölgelerinde bulunan diğer şehirlere yerleşecek gibi görünüyor.

Ayrıca, şehirler büyümeye devam ettikçe birbirleriyle çok daha uzak mesafeler arasında daha fazla ürün, insan ve bilgi paylaşımında bulunacaklar. Bu yüzden çevredeki en küçük değişiklik (küçük bir kirletici madde, yol yapısındaki başlı bir yenilik ya da yeni bir yiyecek kaynağı olsun) tüm dünyada hızlı yayılacak ve bütün şehirsel vahşi hayat da aynı değişiklikten etkilenecek. Uyum sağlayabilenler de tamamen şehirleşmiş flora ve fauna oluşmasına sebep olarak diğer şehirlere kolayca yayılabilecek – insanın hâkim olduğu bir dünyaya ayak uydurmak için yüksek bir hızla evrimleşecekler.

Arkadaşımın balkonu konusuna geri dönecek olursak, kara tavuğun yuvasına dalların arasından baktım. Arkadaşım da gözlerinde bir parıltıyla bana baktı ve “Beni Darwin’in ispinozu gibi düşün. Bu şehir benim Galápagos’um.” dedi.


Yazan: Menno Schilthuizen

Kaynak: Bu yazı Hande Vural tarafından The New York Times adresinden birebir çevrilmiştir.

Düzenleyen: Mert Karagözoğlu

Görsel: Antoine Maillard

0 Yorum