Ensest Neden Ahlaki Olarak Yanlıştır?

Yazdır Ensest Neden Ahlaki Olarak Yanlıştır?

İnsanların iğrenç ya da tatsız olarak görmeye eğilimli olduğu birçok şey var. Korku Faktörü gibi bazı TV programları bu hoşnutsuzluklardan yararlanıp insanlara bu duygularını rakiplerinden daha güçlü şekilde bastırabilmeleri karşılığında bazı ödüller vaadediyorlar. Programı izleyenlerin büyük çoğunluğu şahsen bu işe girişemeyeceklerini söyleseler de, başkalarının da bu tür davranışlarda bulunmaması gerektiği, zira bunun ahlaken yanlış olduğunu kimse iddia etmez. Evet, bütün bunlar belki korkutucu veya iğrenç, ama başkaları tarafından açıkça cezalandırılması gereken şeyler değil. Ya da en azından çoğu zaman böyle diyelim; bir keresinde eşek spermi içmeyi gerektiren bir gösteri, arkasından gelebilecek kınamalardan korkan yayıncının bölümü göstermekte tereddüt etmesine yol açmıştı. Peki canlı canlı hamam böceklerini yemek ya da kolunu örümceklerin arasına daldırmak gibi bazı iğrençlikleri çoğumuz ahlaken kınamıyorken, ensest gibi davranışların kınanmaya daha yatkın olduğunu ayırt edebilmemize ne yol açıyor olabilir?

Milyonlarca insanın seyrettiği Game of Thrones dizisinden bir ensest ilişkisi sahnesi...

Konuyu incelemeye başlamak için öncelikle ensestten kaçınma yönünde kimi bilişsel mekanizmalar üzerine bazı araştırmaları gözden geçirebiliriz. Gen gözüyle bakıldığında kuramsal olarak ensestin cazip bir strateji olması gerekir. Bunun nedeni eşeyli üremenin işleyiş şeklidir: bir yabancıyla çiftleştiğinizde çocuklarınız sizin genlerinizin %50'sini taşıyacakken öz kardeşinizle çiftleştiğinizde bu oran %75'e çıkacaktır. Bu aşırı-akraba kardeşler de birbirleriyle çiftleşseler birkaç kuşak sonra insanlar hemen hemen kendi genetik ikizlerini dünyaya getiriyor olacaklardır. Ancak bu tür eşsoylu üremenin birtakım zararlı sonuçları olacağı görülüyor. Çok fazla ayrıntıya girmeden, eşsoylu üremenin neden çok da gözde bir strateji olmadığı için düşünülebilecek iki aday açıklama: ilki zararlı fakat oldukça az görülen alellerin birbirleriyle eşleşme şansını arttırması. Bunun sonucu da sıklıkla canlının uyumunu azaltan gelişim sorunlarıdır.

İkinci olasılık ise Kızıl Kraliçe savı olarak da adlandırılan durumdur. Buradaki temel fikir, bir başka canlının vücudunu kullanarak yaşayan eşeysiz parazitlerin ev sahiplerinden çok daha hızlı üremeleri. Bir insan nesli süresince bakteriler binlerce nesil üreyebilirler. Eğer genetik ikizlerimizi doğuruyor olsaydık, parazitler bu doğan yavruların vücutlarında yaşamaya da oldukça uyum sağlamış olurlar ve hemen onların vücutlarını da kullanmaya başlarlardı. Eşeyli üreme ile ortaya çıkan genetik çeşitlilik daha büyük ve daha uzun omurlu organizmaların parazitlerine karşı sürdürdükleri evrim yarışında geride kalmamalarına yardımcı olur. Birçok türde neden eşsoylu üremeden kaçınıldığına yönelik daha birçok sav olabilir; ancak bu noktada çıkarmamız gereken ders, organizmaların çoklukla sanki yakın akrabalarla çiftleşmekten kaçınacak şekilde tasarlanmış gibi görünmesidir. Ancak bu birçok türün çözmesi gereken bir sorunu da beraberinde getirir: yakın akrabalarınızı nasıl tanıyacaksınız? Mekansal bir uzaklık olmadığı sürece, organizmaların akraba olan ve olmayanları ayırt edip kimlerin çiftleşmek için en uygun olduğuna karar verebilmesi için bazı işaretlere gereksinimleri vardır.

İnsanlarda ensestten kaçınma üzerine belki de en çok bilinen araştırma ile başlayalım. Westermarck Etkisi, insanların erken yaşlarını birlikte geçirdikleri kişilere karşı cinsel yönden ilgisizleştiklerine işaret eder. Bu etkinin mantığı (kabaca) şöyle işler: bebekliğinizde anneniz öncelikle sizi emzirmek gerekliliğinden ötürü (en azından buna alternatif teknolojilerin gelişmesinden önce) size oldukça yüklü bir zaman ve enerji yatırımı yapar. Bu esnada sizin ve annenizin çevresinde bulunan kişilerin de yakınlarınız olması uzaktakilere göre daha olasıdır. Bu fiziksel yakınlığın derecesi de yakınınızdakilerle cinsel deneyimlere karşı ilgisiz olmanıza yolaçacak bir akrabalık göstergesi üretmelidir. Bu şekilde tanımlanmış bir etki, kontrollü deneylerde ölçülmeye pek uygun olmasa da, doğal şartlarda oluşmuş buna benzer kabul edilebilecek kimi ortamlar incelenebilir. Bunlardan biri İsrail'de çocukların benzer yaşlarda kızlı-erkekli karışık gruplarda beraber büyütüldüğü bir kibutz [İsrail'de bulunan kollektif çiftliklere verilen isim]. Bu kibutzda incelemeye alınan 3000 çocuk arasından aynı grupta büyütülenler arasında sadece 14 evlilik görülmüş ve bunların da tamama yakını 6 yaşından daha sonra bir araya getirilmiş kişiler arasında (Shepher, 1971).

Yine kült filmlerden biri, Star Wars'dan bir ensest öpüşme sahnesi...

Ancak 2009'da Shor ve Simchai tarafından yapılan ve yukarıdaki araştırmayı izleyen bir araştırmaya göre böyle bir ortamda büyütülmüş olmak ensestten kaçınma mekanizmalarının tamamını tetikleyecek işaretleri sağlamıyor gibi görünüyor. İkili kibutzun 60 üyesi ile birbirlerine karşı olan duygularını inceleyen mülakatlarda bulunmuş. Örnek grubun yarısından biraz fazlası belli bir dönemde gruplarından kişilere karşı orta ya da güçlü düzeyde cazibe duyduklarını kaydetmişler; geri kalanların neredeyse tamamı da insanların öz kardeşlerine karşı olan cinsel duyguları sorgulandığında verdikleri iğrenme tepkisinin tersine cinsel kayıtsızlık göstermişler. Bu bulgu her ne kadar ilginç olsa da hem bu akran grubunun üyeleri arasında hemen hiç cinsel etkileşim olmadığı, hem de bu tür bir davranışa karşı hiçbir güçlü ahlaki engel hissedilmediği gerçeklerinin ışığında göz önüne alınmalıdır. 

Westermarck Etkisi gibi bir etki insanların neden yakınlarıyla ilişkiye girmeye pek de yatkın olmadıklarını açıklayabilir; ancak neden diğerlerinin de kendi yakınlarıyla ilişkiye girmesini ahlaken yanlış bulduklarını açıklayamaz. İnsanın kendi davranışlarını güdümlemek için ayıplanma hissi gerekmezken bu başkalarının davranışlarını güdümlemek için oldukça uygundur. Ensest söz konusu olduğunda davranışlarını güdümlemek isteyebileceğimiz kişiler genelde yakınlarımızdır. Lieberman ve grubunu 2003'te insanların ensest hakkındaki ahlaki tutumlarını belirleyen etkenler konusunda bazı öngörülerde bulunmaya yönelten de budur: yakınlarınız olması kuvvetle muhtemel kişilerin etrafınızda bulunması, özellikle bu kişiler karşı cinsten iseler... Çocukluktaki birlikteliğin süresi yakınlığı belirlemekte yaklaşık bir işaret olarak alınıyorsa, aynı süre kişinin ensestin kabul edilebilirliğine dair ahlaki görüşlerini belirlemekte de bir girdi olarak alınabilir demektir. Buna dayanarak Lieberman ve grubu 2003'te 186 kisi arasında başka birkaç değişkenin yanında diğer aile üyeleriyle birlikte yaşama geçmişleri ve ensestin ahlaken kabul edilemezliği yönündeki tutumlarını inceleyen bir anket düzenlemişler. 

Araştırma karşı cinsten bir kardeş ile beraber yaşama süresinin deneğin ensestle ilgili ahlaki yargılarını da belirlediğini ortaya koymuş. Kadınlar için bir erkek kardeşle toplam birlikte yaşanan yıl sayısı, ensestin yanlışlığı yönündeki yargılarla r = 0.23 oranında bağıntı göstermiş ve bu oran 0-10 yaş ya da 0-18 yaş aralığı incelendiğinde de değişmemiş; erkekler ve kız kardeşleri için ise 0-10 yaş arası incelendiğinde biraz daha yüksek oranlı (r = 0.29) bir bağıntı bulunmuşken inceleme aralığı 0-18 yaşa genişletildiğinde bağıntı oranı daha da yüksek çıkmış (r = 0.40). Kardeş sayışı, ebeveynlerin tutumu, cinsel eğilimler ve kişiler arasındaki yakınlık derecesi gibi etkenler denetlendiğinde dahi bu oranlar oldukça sabit kalmışlar. Birlikte yaşama süresi sabit tutulduğunda ise diğer etkenlerin hiçbirinin tek başına enseste karşı ahlaki tutumda belirleyici olmadığı görülmüş ve bu da birlikte yaşama süresinin bu ahlaki yargıları belirleyen en temel etken olduğu izlenimini uyandırmış. Öyleyse bu etki kibutzda neden görülememişti?

Kibutzda olması beklendiği şekilde eğer yakınlık belirtileri tam değilse bu tür ilişkilere karşı ahlaki kınamanın da tam olmaması gerektiğini beklemeliyiz. Ne yazık ki bu konuda çok iyi veriler yok, ancak Shor ve Simchai'nin 2009 araştırması temel alındığında kibutzda bu tür ilişkilere karşı gerçek ailelerde görülene yakin hiçbir kınama görülmüyor. Bu araştırma birbirine daha bağlı grupların akranlarına karşı daha az cinsel ilgi duyduklarını gösteriyor; bu da Lieberman ve grubunun 2003 araştırmasını doğrulayan bir bulgu: birbirlerine bağlı gruplar ne kadar çok birlikte zaman geçirir ve bundan kaynaklı olarak birbirlerine duydukları cinsel cazibe ne kadar azalırsa o kadar iyi. Shor ve Simchai aksini iddia etmesine rağmen bu sonuç tamamen olmasa da Westermarck benzeri bir etki ile örtüşüyor. Birlikte yaşamanın süresinin önemli olduğu açık ise de bunun tam olarak ne derece önemli olduğu yakınlığa yönelik birden fazla gösterge içeriyor. Birlikte büyüdüğümüz kişilerle ilişki fikrine olan ahlaki karşıtlık ile bundan aktif olarak kaçınmak arasında ne tür bir bağ olabilir, onu da size bırakıyoruz.

 

Yazan: Jesse Marczyk

Not 1: Bu yazı Psychology Today sitesinden çevrilmiştir.

Not 2: Konuyla ilgili olarak "Akraba Evlilikleri, Çocukların Cinsel İstismarı, Ensest ve Evrim" başlıklı makalemiz okunabilir.

0 Yorum

Giriş




Tavsiye Edilenler

Bilim Eğlencelidir!

En Aktif Yazanlar

İnsan Türüyle İlgili Gerçekler