Bitmeyen Kavga: Eşeysel Çatışma

Yazdır Bitmeyen Kavga: Eşeysel Çatışma

Erkeğini yiyen peygamber devesi dişilerini duymayan yoktur. Cinsel yamyamlık olarak bilinen bu davranış, dişilere avantaj sağlayan bir özelliktir. Çünkü bu türde erkek çiftleşebilmek adına kendini dişi ve gelecekteki yavrularına besin olarak sunar ve yaşamını feda eder. Fakat pek çok türde, özellikle örümceklerde, agresif ve çiftleşmeye kolay yanaşmayan yamyam (kannibalistik) dişilere karşı boş durmayan erkekler, eşeysel çatışma sonucu karşı adaptasyonlar, savunma mekanizmaları geliştirmiştir. Örneğin bazıları, dişiler tarafından yenmemek için felç edici bir toksin salgılar ve böylece kıpırdayamayan dişi ile ölüm tehlikesi olmadan çiftleşmeyi başarırlar.

Yumurtlama dönemindeki çulha kuşlarının erkekleri çiftleştikleri eşlerinin kaç yumurta yumurtladıklarını tespit etmek için yuvalara baskın yapar. Dişiler bu teftişin erkekler için daha zor ve enerji gerektiren bir işe dönüşmesini sağlamak ve potansiyel yavruları korumak için yumurtalarını gömerler ve erkeklerine karşı daha agresif davranışlar sergileyerek onları yaralar ve hatta öldürürler.

Fotoğraf: Erkeğini yiyen dişi peygamber devesi (üst, Wikimedia) ve İberya tarantululası (alt: Eva De Mas)

Masum ve mazlum taraf her zaman erkekler olmaz. Örneğin, fasulye kurdu Callosobruchus maculatus erkeklerinin penisi dikenli bir yapıya sahiptir ve aynı dişiyle pek çok kez çiftleşme sonrasında dişilerin üreme organlarında onarılması zor tahribatlara yol açar. Bu tahribat dişinin tekrar çiftleşmesini uzun süre ya da tamamen durdurur.

Fasulye kurdunun dikenli penisi. Wikipedia.

Hermafrodit salyangozlar çiftleşmek için seçici olarak dişi veya erkek rolü üstlenirler. Erkek rolü üstlenen salyangozlar “aşk oku” denilen, kalsiyumdan oluşan ve içinde özel proteinler biriktirilmiş sert bir yapıyı dişiye saplar. Başarıyla oku saplayan erkek bu proteinler sayesinde başarısız olan erkeklerin spermlerinin depolanmasını engeller ve kendi spermlerinin yumurtaları döllenmesini garantiler. Fakat bu aşk okları dişide açık yaralara ve bazen ölüme neden olur.

Beyaz diken benzeri ok yapısı. Kazuki Kimura

Aşk okunun elektron mikroskopu görüntüsü
Joris M. Koene and Hinrich Schulenburg

 

Doğada bu örneklere benzer pek çok ölümcül davranış veya öldürücü ya da tahrip edici yapılar evrimleşmiştir. Organizmalar yaşadıkları çevre koşullarının baskısı altında yaşama şanslarını arttırmak, bir önceki nesilden daha uyumlu ve sağlıklı olmak, daha fazla yavru vermek için çevrelerine uyum sağlama yönünde evrimleşirler. Diğer bir deyişle, her türlü çevresel etken ile ortaya çıkan seçilim baskısı altında uyum başarısını azami seviyeye çekmeye çalışan adaptasyonlar gelişir. Fakat doğada dişi ve erkekler, içinde bulundukları çevreden her zaman aynı oranda ve yönde etkilenmezler. Bazen bir eşeyin uyum başarısını arttırıcı bir özellik diğer eşeyin uyum başarısının düşmesine ya da baskılanmasına neden olabilir. Eşeysel (cinsel) çatışma (İng. sexual conflict) böyle durumlarda dişi ve erkeklerin evrimsel açıdan ilgilerinin farklılaşması durumudur. Çünkü erkeklerin ve dişilerin bu süreçte çıkarları asla tam olarak çakışmaz.

En temelde, erkekler ve dişiler farklı boyutlarda ve sayılarda yumurta ve sperm üretirler (anizogami), yani gametlerine yaptıkları yatırım eşit değildir. Dolayısıyla üreme başarılarını farklı yollar izleyerek en üst düzeye çıkarma çabasındadırlar. Bunun klasik bir örneği şudur: Erkeklerde çiftleşme sıklığı ile sahip olunan yavru sayısı doğru orantılı artarken, dişilerde yavru sayısı üretebildikleri yumurta sayısıyla sınırlıdır (Bateman prensibi). Bu durumda seçilim, erkeklerde daha ziyade çiftleşebilme yeteneğini arttırmaya yönelik işlerken, dişilerde bu tip bir seçilim baskısı bulunmaz. Yani farklı genetik çıkarlarından dolayı, belirli bir özellik için (mesela çiftleşme sıklığı), iki eşey farklı ideal değerlere (optimum) sahip olabilir. Sonuç olarak eşeyler arasında antagonistik seçilim, diğer bir deyişle eşeysel çatışma meydana gelecektir. Bu temel farklılıklardan dolayı eşeyli üreyen tüm türlerde eşeysel çatışma kaçınılmazdır. Çatışmanın şekline ve evrimsel açıdan nasıl çözüldüğüne bağlı olarak, erkeklerle dişiler arasında gözlenebilen, yukarıda örneklerini verdiğimiz gibi açık bir davranış çatışmasına neden olabilir veya olmayabilir.

Burada seçilimden bahsettiğimiz için, antagonistik seçilimin etkileri, yani eşeysel çatışma, teknik olarak genler düzeyinde ortaya çıkar. Seçilimin hedefine göre çatışma lokuslar içi ya da lokuslar arasında meydana gelir. Genetik alanında lokus, bir genin veya genin farklı varyantlarını temsil eden alellerinden birinin kromozomdaki fiziksel konumudur. Üremek için bir araya gelmiş partnerler akraba olmadıkça genetik olarak farklıdır, yani genomlarının büyük kısmı benzer olsa da bazı genler için genin farklı varyantlarını yani alellerini taşırlar. Akraba olmayan iki bireyin aynı aleli paylaşma olasılığı düşüktür. Eşeysel çatışma lokuslar içinde meydana geldiğinde, bir alel bir eşey için yararlı özelliklerin ortaya çıkmasında etkili olurken diğer eşey için zararlıdır. Burada yarar veya zarar durumu genin bu alelinin bireyin uyum ve üreme başarısına etkisi olarak ölçülür.

Örneğin, tavus kuşlarının erkeklerinde gözlenen uzun ve ihtişamlı kuyrukların seçilmesinin nedeni, dişilerin uzun ve daha renkli kuyruğa sahip erkeklerle çiftleşmeyi tercih etmesidir. Fakat uzun kuyruk uçuş yeteneğini kısıtlayıcı ve avcılara hedef olmak açısından bir miktar maliyetli olsa bile, seçilim erkeklerin üreme başarısını arttırdığı için uzun kuyruk yönünde devam eder. Öte yandan erkekler tarafından kuyruk uzunluğu açısından seçilmeyen dişilerin kuyrukları, doğal seçilimin etkisiyle, uçuş verimliliğini en üst düzeye çıkaran daha orta kuyruk boyutuna evrilir. Yani iki eşeyin kuyruk uzunluğu açısından optimumları farklıdır. Bu durumda kuyruk uzunluğuna etki eden aynı lokustaki farklı aleller, dişiler ve erkekler için farklı seçilim baskısı altında olacaktır. Bir lokusta ki alellerden birini annesinden birini babasından alan bir yavru için sahip olduğu bu alel kombinasyonu, yavrunun dişi veya erkek olması durumuna göre, ona uyum ve üreme başarısı açısından yararlı ya da zararlı olacaktır. Örnegin A aleli erkeklerin uzun kuyruk uzunluğuna sahip olmasını sağlarsa, bu aleli taşıyan dişilerin optimumundan sapmasına neden olur ve A aleli dişide seçilime uğrar. Bu durum evrimsel süreç sonunda eşeye mahsus gen dışavurumuyla sonuçlanır, yani ilgili gen yalnızca bir eşeyde ifade olur (eşey sınırlı ifade edilen genler), fakat bu uzun süren bir süreçtir. Örneğin tavus kuşlarının erkeklerinin görkemli kuyruğa sahip olmasını sağlayan genler artık dişilerinde ifade olmaz ve doğada sıkça gözlemlediğimiz eşeysel morfolojik farklılıklar meydana gelir (dişi ve erkeklerin dış görünüşlerinin farklı olması).

Fotoğraf: Sol, tavus kuşu erkeği, genellikle yerde gezinir. Sağ, tavus kuşu dişileri, uçarak ağaca çıkar, dinlenir ve kendini avcılardan korur. (Bahar Patlar, Kos, Yunanistan, 2016)

Çatışma farklı eşeylerde bağımsız olarak evrimleşmiş farklı genler arasında da olur. Örneğin çiftleşme sıklığının A lokusu ve B lokusundaki genlerin etkileşimi sonucu ifade edildiğini düşünelim. Erkeklerde A lokusu daha çok çiftleşebilmesini sağlarken, dişilerde B lokusu daha az sıklıkta çiftleşmeye neden olsun. Lokus A’daki aleller erkeklerin üreme başarısını arttıracağı için popülasyonda gözlenme oranları zamanla artar fakat aynı zamanda dişiler için zararlı olan bir alel de artmış olacaktır. Benzer şekilde lokus B’deki genlerin popülasyonda artması da erkekler için zararlı sonuçlanacaktır. İşte bu durum lokuslar arası eşeysel çatışmayı ifade eder. Evrimsel süreçte çözüm, birlikte evrim (co-evolution) olarak adlandırılan bir mekanizmadır. Birlikte evrim boyunca, erkeklerdeki bir dizi özellik (ısrarcı adaptasyonlar), dişilerde farklı bir özellik kümesiyle (direnç adaptasyonları) etkileşime girer.  Yani dişisinin kendi spermleriyle döllenmiş yumurtalarının varlığından emin olmak isteyen çulha kuşu erkeğinin yağmacılık özelliği karşısında dişiler, yumurtalarını gömmek ve agresif davranışlar gibi adaptasyonlar geliştirir. Yeşilbaşlı gövel ördek erkeklerinin, dişileri “çiftleşmeye zorlaması” sonucu dişide kendi üzerine kıvrılan engelleyici bir döl kanalının evrilmiş olması bu tür seçilime başka bir örnektir.

 

Peki çatışmanın galibi kim?

Teoriler, birkaç farklı ama birbiriyle çatışmayan senaryo öneriyor: erkek kazanır, dişi kazanır, uzlaşırlar veya evrimsel süreçte sonsuza dek sonuca ulaşmayı kovalarlar. Her senaryonun doğada gerçek örnekleri var. Bazı durumlarda erkekler kazanır, çünkü dişiler için kendi oğullarınında kazanacağı anlamına gelir, yani kaybederek kazanmayı seçerler. Örneğin meyve sineklerinde çiftleşme esnasında spermlerle birlikte aktarılan bazı seminal sıvı proteinleri dişilerin daha erken ölmesine neden olur. Fakat dişilerde bu proteinlere karşı geliştirilmiş bir adaptasyon şimdilik tespit edilmedi. Bu durumda eğer bu proteinler dişinin erkek yavrularının doğada hayatta kalma ya da üreme açısından daha başarılı olmasını sağlayacaksa dişiler kaybederek kazanmayı seçmiş olabilirler.

Çatışmanın sonuçları karmaşık ve öngörülmesi zor olabilir. En iyi durum modellerinde, kazanan genellikle kar-zarar hesaplarına bağlı olarak evrimleşir. Fakat bir özelliğin görece yararlı ya da zararlı olduğu çevre şartları oldukça dinamik ve değişken ise, dengeler bu çevre şartlarına göre sürekli değişebilir.

Başta söylediğimiz gibi eşeyli üreyen türlerde çatışma kaçınılmaz ise insanlarda durumun pekte farklı olmasını beklememeliyiz. Bizde erkeğini yiyen dişiler, dikenli penis yapıları ve aşk okları yok, fakat eşeysel çatışma sonucu ortaya çıkan davranışlardan bahsedebiliriz. Davranışlara geçmeden önce, lokus içi eşeysel çatışmanın en ünlü örneğinden bahsetmeden olmaz. Primatlardan beri erkekler daha yuvarlak hatlı dişileri seçer, özellikle insanlarda dolgun göğüsler, yuvarlak ve iri kalçalar ilgi çeker. Çünkü bu dişinin hamile kalıp çocuk doğurabilecek kadar yağı vücudunda taşıdığına, yavruları bolca besleme kapasitesine sahip olduğuna dair sinyaller göndermesini sağlar. Aksine dişiler ise erkekleri daha sert ve kuvvetli hatlarda seçerler çünkü yuvayı ve yavruları düşmanlara karşı koruyabilecek güçte olmalıdır.

İnsanlarda eşeysel çatışma araştırmaları genellikle evrimsel psikoloji alanında yapılmaktadır ve oldukça kısıtlıdır. Nasıl ki hayatta kalmamızı ve ürememizi sağlayan her tür organımız doğal seçilimle biçimlendiyse, davranışlar da benzer bir süreçten geçer ve organizmanın çevresi için uyum ve üreme başarısını arttırıcı yönde olmalıdır. Evrimsel psikolojide davranışların evrimi için asıl ilgilenilen organ beyindir. Yani evrimsel psikoloji, evrimsel ilkelerin insan zihninin incelenmesine uygulanmasını temsil eder. Doğadaki çoğu türün aksine insanlarda çiftleşme, ortak bir hedefi olan karşı eşeydeki iki kişi arasında bir girişim olarak görülsede, insan erkek ve dişilerinin evrimsel çıkarları kesinlikle ortak değildir. Erkek ve kadınlarda aldatma oranlarını inceleyen bilimsel literatürün gözden geçirilmesi, insanoğlunun kesinlikle tekeşli bir tür olmadığını göstermektedir. Dolayısıyla benzer adaptasyonların davranışsal boyutta evrilmiş olmasını bekleyebiliriz. Örneğin, kadın ve erkeklerin çiftleşme içgüdüsüyle birbirini düşünceler, duygular ve kelimeleri kullanarak manipüle edici davranışlar sergilemesi eşeysel çatışmanın insandaki ifadesi olabilir. Diğer bir deyişle, yüz ifadeleri, sözlü ve sözsüz iletişim, taklit ve diğer yollarla potansiyel partnerlerin duygusal durumlarını dolayısıyla nörotransmitter ve hormon sistemlerini değiştirerek sağlanan bir manipülasyon eşeysel çatışma ve olası evrimsel adaptasyonları tetikliyor olabilir.

Bu alanda kaydedilen ilerlemeler, evrimsel bakış açısının insan davranışlarını anlamaya yönelik araştırmalarda ne denli önemli ve yararlı olduğunu da ispatladı. Umarız bu gelişmeler, psikoloji, antropoloji ve sosyoloji gibi sosyal alanda araştırmalarına devam eden bilim insanlarına yeni bir yön gösterir.

Kaynaklar ve İleri Okuma:

  1. Princeton University Press
  2. Science Direct
  3. Nature
  4. Phil. Trans. R. Soc. B
  5. BMC Evolutionary biology
  6. Natural Geographic
  7. Oxford Books
6 Yorum