Yapay Zeka Devrimi - 4: Geleceği Hayal Etmek ve Yaratmak!

Yazdır Yapay Zeka Devrimi - 4: Geleceği Hayal Etmek ve Yaratmak!
 

Gelecek Neden En İyi Hayalimiz Olabilir?

 
YZ dünyasıyla ilgili öğrendim ki, insanların şaşırtıcı derecede büyük bir çoğunluğu burada bulunuyor:
 
 
Emin Köşe'deki insanlar heyecan dolu. Gözlerini kalasın eğlenceli kısmına dikmiş durumdalar ve oraya doğru ilerlediğimizden eminler. Onlar için gelecek, şimdiye kadar umut edebilecekleri her şey, hem de tam zamanında.
 
Bu insanları daha sonra bahsedeceğimiz diğer düşünürlerden ayıran şey kalasın mutlu tarafına duydukları arzu değil— düşeceğimiz tarafın orası olduğuna duydukları güven.
 
Bu güvenin nereden geldiği tartışmaya açık. Eleştirmenler, göz kamaştırıcı heyecanlarından dolayı muhtemel olumsuz sonuçları ya görmezden geldiklerine ya da reddettiklerine inanıyor. Ama inananların dediğine göre kıyamet günü senaryoları yaratmak toyluk. Çünkü her şey göz önüne alındığında teknolojinin bize zararından çok yararı dokundu ve muhtemelen öyle olmaya da devam edecek.
 
İki tarafa da değineceğiz. Okumaya devam ettikçe bu konuda kendi fikirlerinizi oluşturabilirsiniz, ama bu kısım için şüpheciliğinize bir ara verin ve gelin, denge kalasının eğlenceli tarafında ne olduğuna bir göz atalım—ve okuduğunuz şeylerin gerçekten yaşanabileceği gerçeğini sindirelim. Bir avcı-toplayıcıya iç mekan rahatlığımızı, teknolojimizi ve sonsuz bolluğumuzu gösterseniz, ona büyü gibi gelirdi. Aynı derecede akıl almaz bir değişimin geleceğimizde gerçekleşmesinin muhtemel olduğunu kabul edecek kadar alçakgönüllü olmamız gerek.
 
Nick Bostrom, süperzeki bir YZ sisteminin nasıl çalışacağına dair üç yol gösteriyor:
 
Bir kahin olarak: kendisine sunulan neredeyse her soruya doğrulukla cevap verebilecek bir sistem, insanların kolaylıkla cevaplayamadığı karmaşık sorular da dahil—mesela Nasıl daha verimli bir araba motoru üretebilirim? Google ilkel bir kahin tipi.
 
Bir cin olarak: kendisine verilen herhangi bir üst seviye komutu gerçekleştirebilecek —Yeni ve daha verimli bir araba motoru üretmek için moleküler bir birleştirici kullan— ve sonraki komutu bekleyecek bir sistem.
 
Egemen bir güç olarak: kendisine geniş ve açık uçlu bir meşgale verilip dünyada özgürce çalışmasına ve en iyi şekilde ilerlemek için kendi kararlarını vermesine izin verilen bir sistem — İnsanların ulaşımını sağlamak için arabalardan daha hızlı, daha ucuz ve daha güvenli bir yöntem icat et.
 
Bu sorular ve görevler bize karmaşık gelse de, süperzeki bir sisteme birinin sizden “Kalemim masadan düştü” diyerek yardım istemesi gibi gelir: kalemi yerden alır, masaya geri koyarsınız.
 
Yukarıdaki grafikte bulunan Kaygılı Cadde sakinlerinden Eliezer Yudkowsky'nin güzel bir sözü var:
 
"Zor sorun yoktur, yalnızca belirli bir zeka seviyesine zor sorunlar vardır. Birazcık yukarı ilerlerseniz [zeka seviyesinde], bazı sorunlar “imkansız"dan "apaçık” hale gelecektir. Önemli bir miktar ilerleyin, hepsi apaçık olacaktır."
 
Emin Köşede bir sürü istekli bilim insanı, mucit ve girişimci bulunuyor—ama YZ ufkunun en parlak tarafında bir tur için, rehberimiz olarak isteyeceğimiz yalnızca bir kişi var.
 
Ray Kurzweil kutuplaştırıyor. Okuduklarımda ona tapmaktan tutun fikirlerine göz devirmeye dek her şeyi gördüm. Diğerleri ortada bir yerdeydi—yazar Douglas Hofstadter, Kurzweil'ın kitaplarındaki fikirleri tartışırken etkileyici bir şey ortaya sürdü: “sanki çok iyi bir sürü yemeğe köpek dışkısı karıştırmışsınız da neyin iyi neyin kötü olduğunu kesinlikle anlayamayacak hale gelmişsiniz gibi”.
 
Fikirlerini ister beğenin ister beğenmeyin, herkes Kurzweil'ın etkileyiciliği konusunda hemfikir. Bir şeyler icat etmeye gençken başladı ve ilerleyen yıllarda çığır açan icatlar buldu. Bunların arasında ilk yatay yarayıcı, metni sesli okuyan ilk tarayıcı (görme engellilerin sıradan metinleri okuyabilmesini sağladı), ünlü Kurzweil müzik synthesizer'ı (ilk hakiki org), ve piyasaya çıkan ilk büyük dağarcıklı konuşma tanıma. ABD'de en iyi satan beş kitabı var. Göze çarpan tahminleriyle biliniyor ve tahminlerinin gerçekleşme oranı oldukça iyi—internetin pek az bilindiği 80'li yıllarında sonunda yaptığı, internetin 2000li yılların başlarında dünya çapında yayılacağı tahmini de var. Kurzweil için Wall Street Journal “dinlenmeyen dahi”, Forbes “nihai düşünme makinesi”, Inc. Magazine “Edison'un hakiki varisi”, ve Bill Gates “yapay zekanın geleceğini tahmin etmede tanıdığım en iyi insan” dedi. 2012'de Google'ın kurucularından Larry Page, Kurzweil'dan Google'ın Mühendislik Müdürü olmasını istedi. 2011'de, NASA'nın ev sahipliği yaptığı ve Google'ın kısmen sponsoru olduğu Singularity Üniversitesi'nin kurucularından oldu. Bir yaşam için fena değil.
 
Bu biyografi önemli. Kurzweil gelecek görüşünü açıkladığında çıldırmış gibi geliyor ama asıl çılgın şey çıldırmış olmaması— oldukça akıllı, bilgili ve konuyla alakalı bir insan. Gelecek hakkında yanıldığını düşünebilirsiniz, ama aptal değil. Ne dediğini bilen bir abimiz olması beni mutlu ediyor, çünkü gelecek tahminlerini öğrendikten sonra fena halde haklı olmasını istiyorum. Siz de istiyorsunuz. Kurzweil'ın, Peter Diamandis ve Ben Goertzel gibi başka birçok Emin Köşe düşünürleri tarafından paylaşılan tahminlerini duydukça, neden kendilerine 'tekillikçiler’ diyen büyük ve tutkulu bir takipçi kitlesi olduğunu anlamak zor değil.  İşte olacağını düşündüğü şeyler:
 
 
Zaman Çizelgesi
 
Kurzweil bilgisayarların YGZ'ye 2029'a kadar ulaşacağını ve 2045'e kadar yalnızca YSZ değil, tekillik dediği yepyeni bir dünyamız olacağını düşünüyor. YZ ile ilgili tahmin ettiği zaman çizelgesi son derece fazla istekli olarak görülüyordu, çoğu kişi tarafından hala öyle görülüyor; ama son 15 yıl içinde yaşanan YDZ'deki hızlı gelişmeler, YZ uzmanlarının büyük bir kısmını Kurzweil'ın zaman çizelgesine çok daha yaklaştırdı. Tahminleri, Müller ve Bostrom'un anketindeki ortalama cevaptan (YGZ 2040, YSZ 2060) birazcık daha hevesli, ama o kadar da değil.
 
Kurzweil'ın 2045 tekilliği tanımı, üç eş zamanlı devrimden geliyor: biyoteknoloji, nanoteknoloji, ve en önemlisi, YZ.
 
Devam etmeden önce... YZ'nin geleceği hakkında okuduğunuz neredeyse her şeyde nanoteknoloji geçiyor, o yüzden sizi iki dakikalığına şu alt başlığa çağırıyorum:
 
 
Nanoteknolojiye Kısa Bakış
 
1 ila 100 nanometre arasındaki büyüklükteki maddeyi kontrol etmeye uğraşan teknolojiye nanoteknoloji diyoruz. Bir nanometre, bir metrenin milyarda biri, veya bir milimetrenin milyonda biri, ve bu 1-100 aralığı virüsleri (100 nm), DNA'yı (10 nm genişliğinde), ve hemoglobin (5 nm) ile glükoz (1 nm) gibi büyük moleküller kadar küçük olan şeyleri kapsıyor. Nanoteknolojiyi zaptedebilirsek/ettiğimizde, sonraki adım ayrı ayrı atomları (~.1 nm) kontrol etmek olacak.
 
İnsanların bu aralıktaki maddeleri idare etme mücadelesini anlayabilmek için gelin ölçeği büyütelim. Uluslararası Uzay İstasyonu, Dünya'dan 268 mi (431 km) yukarıda. Eğer insanlar, kafaları UUİ'ye kadar ulaşan devler olsaydı, şimdikinden 250 bin kat büyük olurlardı. Eğer 1nm - 100nm nanoteknoloji aralığını 250 bin kat büyük yaparsanız, .25 mm - 2.5 cm elde edersiniz. Yani nanoteknoloji, UUİ kadar uzun dev bir insanın, bir kum tanesiyle bir göz aralığındaki büyüklükte bulunan malzemelerle çapraşık objeler yapmaya çalışmasına eşit. Sonraki seviyeye ulaşmak—ayrı atomları kontrol etmek— için devin, milimetrenin 1/40ı büyüklüğünde —o kadar küçük ki normal büyüklükteki insanlar anca mikroskopla görebiliyor— objeleri dikkatlice yerleştirmesi gerekiyor.
 
Nanoteknolojiden ilk kez Richard Feynman, 1959'da bir konuşmasında bahsetti: “Fizik kuralları, görebildiğim kadarıyla, maddeleri atom atom oynatabilme ihtimaline karşı bir şey söylemiyor. Kurallara göre… bir fizikçinin, bir kimyacının yazdığı herhangi bir kimyasal maddeyi sentezlemesi mümkün… Nasıl? Atomları kimyacının söylediği yerlere koy, maddeyi elde et.” Bu kadar basit. Eğer ayrı ayrı atomları veya molekülleri hareket ettirmeyi bulursanız, gerçek anlamda her şeyi yapabilirsiniz.
 
Nanoteknoloji ilk kez 1986'da, temellerini mühendis Eric Drexler ufuk açıcı kitabı Engines of Creation'da atınca ciddi bir dal haline geldi. Ama Drexler, nanoteknoloji konusundaki en çağdaş fikirleri öğrenmek isteyenlerin 2013'te çıkan kitabı Radical Abundance'ı okumalarını öneriyor.
 
Nanoteknolojiyi gerçekten hallettiğimizde teknolojik alet, kıyafet, yemek, biyolojiyle alakalı ürünler—yapay kan hücreleri, küçük virüs veya kanser hücresi yok edicileri, kas dokusu, vb. — her şeyi yapabiliriz. Ve nanoteknoloji kullanan bir dünyada, bir maddenin maliyeti artık az bulunurluğuna veya üretim sürecinin zorluğuna bağlı olmaz, atomik yapısının ne kadar karmaşık olduğuna bağlı olur. Nanoteknolojik bir dünyada, bir elmas bir silgiden daha ucuz olabilir.
 
Henüz oraya varmadık. Ve oraya varmanın ne kadar zor olacağına az mı değer biçiyoruz çok mu, belli değil. Ama o kadar da uzak değiliz. Kurzweil oraya 2020li yıllarda varacağımızı tahmin ediyor. Hükümetler nanonteknolojinin Dünya'yı yerinden oynatacak bir gelişme olduğunu biliyor ve nanoteknoloji araştırmasına milyarlarca dolar yatırım yapmış durumdalar (ABD, AB ve Japonya şimdiye kadar toplam 5 milyar dolardan fazla yatırım yaptı).
 
Süperzeki bir bilgisayarın nanoölçekli bir birleştiriciye erişiminin olduğunun ihtimalini düşünmek bile son derece çarpıcı. Ama nanoteknoloji bizim bulduğumuz, bizim fethetme eşiğinde olduğumuz bir şey. Ve bizim yapabildiğimiz her şey bir YSZ sistemine şaka gibi geleceği için, YSZ'nin insan beyninin anlayamayacağı kadar ileri ve güçlü teknolojiler bulacağını varsaymak zorundayız. Bu sebeple, “eğer YZ Devrimi bizim için iyi olursa” senaryosunu değerlendirirken, yaşanabilecekler şeyleri abartmak neredeyse imkansız—yani okuyacağınız YSZ'li bir gelecek tahminleri abartılı gelirse, bizim hayal bile edemeyeceğimiz yollarla gerçekleşebileceklerini unutmayın. Büyük ihtimalle beyinlerimiz, yaşanabilecek şeyleri tahmin bile edemez.
 
 
Gri Çamur (Gray Goo): Nanoteknolojiniin Eğlenceli Olmayan Yüzü
 
Şimdi, nanoteknolojinin gerçekten eğlenceli olmayan bir kısmından bahsetmem gerekiyor. Nanoteknoloji teorisinin eski modellerinde önerilen bir nanobirleştirme yöntemi, bir şey oluşturmak için beraber çalışan trilyonlarca minik nanobot yaratmaktan bahsediyordu. Trilyonlarca nanobot yapmanın bir yolu kendini kopyalayabilen bir tane yapıp, üretim sürecini kendi haline bırakmaktı. O bir tane ikiye, iki dörde, dört sekize dönüşürdü ve bir gün içinde birkaç trilyon hazır olurdu. Üstel büyümenin gücü işte. Akıllıca, değil mi?
 
Evet akıllıca, ta ki kazara Dünya'nın sonunu getirinceye kadar. Olay şu ki, kısa sürede bir trilyon nanobot yapmayı uygun hale getiren üstel büyümenin gücü, kendini kopyalamayı korkutucu bir olasılığa dönüştürüyor. Çünkü ya bir arıza çıkarsa ve sistem, kopyalama sürecini beklendiği gibi birkaç trilyona ulaşınca kapatmazsa ve nanobotlar kopyalanmaya devam ederse? Nanobotlar kopyalama sürecini beslemek için karbon temelli herhangi bir materyali tüketmek üzere tasarlanmış olurlardı, ve maalesef, tüm yaşam karbon temellidir. Dünya'nın biyokütlesi aşağı yukarı 1045 karbon atomu içeriyor. Bir nanobot 106 karbon atomundan oluşurdu, yani 1039 adet nanobot Dünya'daki tüm yaşamı tüketirdi. Bu da 130 kopyalamada ( 2130 yaklaşık olarak 1039 ediyor) gerçekleşirdi. Nanobot okyanusları (gri çamur bu oluyor) gezegende akar giderdi. Bilim insanları bir nanobotun yaklaşık 100 saniyede kopyalanabildiğini düşünüyor, yani küçük bir hata maalesef Dünya'daki tüm yaşamı 3.5 saat içinde bitirirdi.
 
Daha da kötü bir senaryo—eğer bir terörist bir şekilde nanobot teknolojisi ele geçirse ve nasıl programlayacağını bilse, birkaç trilyon tane yaratıp onları birkaç hafta boyunca kimseye fark ettirmeden dünyanın dört bir köşesine eşit şekilde dağılmaları için programlayabilirdi. Sonra, hepsi aynı anda saldırırdı, ve her şeyi tüketmeleri 90 dakika sürerdi—ve hepsi dağılmış bir halde olduğu için, onlarla savaşmanın hiçbir yolu olmazdı.
 
Bu korku hikayesi yıllardır tartışılıyor olsa da bir iyi haber: şişirilmiş olabilir—"gri çamur" terimini bulan kişi olan Eric Drexler, bu yazıdan sonra bana bir eposta atarak gri çamur senaryosu hakkındaki düşüncelerini açıkladı: “İnsanlar korku hikayelerini sever, bu hikaye zombilere ait. Fikrin kendisi beyin yiyor.”
 
 
YZ Bizim İçin Ne Yapabilir?
 
 
Süperzeka ve nasıl yaratacağını bildiği bütün teknolojiler sayesinde, YSZ muhtemelen insanlık tarihindeki bütün sorunları çözebilirdi. Küresel ısınma? YSZ öncelikle CO2 emisyonunu durduracak, fosil yakıtlarla alakası olmayan yeni bir enerji üretim şekli bulurdu. Sonra fazla CO2 'i atmosferden kaldırmanın bir yolunu bulurdu. Kanser ve diğer hastalıklar? YSZ için sorun değil—sağlık ve tıp aklın alamayacağı şekillerde kökten değişirdi. Dünyadaki açlık? YSZ nanoteknoloji gibi şeyler kullanarak sıfırdan et yaratabilir ve bu, gerçek etle moleküler açıdan benzer olurdu—diğer bir deyişle, gerçek et olurdu. Nanoteknoloji bir çöp yığınını taze et veya diğer yemeklere dönüştürebilir (normal şeklinde olmaları gerekmezdi — büyük bir küp elma hayal edin) ve tüm bu yemeği dünyaya aşırı gelişmiş bir ulaşım şekliyle dağıtabilirdi. Tabii bu hayvanlar için de harika olurdu, çünkü artık insanlar tarafından öldürülmeleri gerekmezdi. YSZ, tehlike altındaki türleri kurtarmak ve hatta soyu tükenmiş türleri DNA kalıntıları üzerinde çalışarak geri getirmek gibi daha birçok şey yapabilirdi. YSZ bizim en karmaşık ve büyük sorunlarımızı da çözebilirdi — ekonomiler nasıl işletilmeli ve dünya ticareti en iyi nasıl kolaylaştırılır gibi, hatta felsefe ve etik konularındaki en anlaşılmaz sorunlarımızı da— bunların hepsi YSZ'ye acı verici derecede bariz olurdu.
 
Ama YSZ'nin bizim için yapabileceği, baştan çıkarıcı öyle bir şey var ki, hakkında yazılar okumak bildiğimi düşündüğüm her şeyi değiştirdi:
 
YSZ, ölümlülüğümüzü yenmemizi sağlayabilirdi.
 
Birkaç ay önce, ölümlülüklerini yenmiş potansiyel daha gelişmiş uygarlıklara duyduğum kıskançlıktan bahsetmiştim. Daha sonra bunun, benim ömrüm içinde insanlığın yapabileceği bir şey olduğuna inanacağımı ve bunun hakkında bir yazı yazacağımı tahmin etmemiştim. Ama YZ hakkında bir şeyler okumak emin olduğunuz her şeyi (öleceğiniz fikri de dahil) tekrar düşünmenize sebep oluyor.
 
Evrimin ömrümüzü daha fazla uzatması için bir sebebi yoktu. Üreyecek ve çocuklarımızı kendilerine bakabilecek yaşa getirecek kadar yaşayabilmemiz evrim için yeterli. Evrimsel bir bakış açısından bakarsak, türler 30+ yıllık bir ömürle başarılı olabilir. Yani alışılmadık derecede uzun yaşamın doğal seçilim sürecinde avantajlı olması için bir sebep yok. Sonuç olarak, biz W.B. Yeats'in tanımladığı gibi “ölen bir hayvana bağlanmış bir ruh"uz. O kadar da eğlenceli değil.
 
Ve herkes her zaman öldüğü için, ölümün kaçınılmaz olduğu varsayımı altında yaşıyoruz. Yaşlanmayı zaman gibi düşünüyoruz—ikisi de ilerlemeye devam ediyor ve bunu durdurmak için yapabileceğimiz hiçbir şey yok. Ama bu varsayım yanlış. Richard Feynman şöyle yazıyor:
 
"Biyoloji biliminde, ölümün gerekliliğine dair bir kanıt olmaması en dikkat çekici şeylerden biri. Devridaim hareket oluşturmak istediğimizi söylerseniz; fizik araştırmalarımız süresince bulduğumuz kanunlara göre bu ya imkansız, ya da kanunlar yanlış. Ama biyolojide henüz ölümün kaçınılmazlığına işaret eden bir şey bulunamadı. Bunun bana önerdiği şey şu: ölüm hiç de kaçınılmaz değil; bilim insanlarının bu sorunun gerçek sebebini bulması ve insan vücudunun geçiciliğinden oluşan bu evrensel, berbat hastalığın tedavi edilmesi an meselesi."
 
Olay şu ki, yaşlanmak zamana takılmış değil. Zaman ilerlemeye devam edecek, ama yaşlanmak devam etmek zorunda değil. Düşünürseniz mantıklı geliyor. Yaşlanma dediğimiz şey vücuttaki fiziksel maddelerin yıpranması. Bir araba da zamanla yıpranıyor—ama yaşlanması kaçınılmaz mı? Eğer bir arabanın parçalarını yıpranmaya başladıklarında değiştirseniz veya kusursuz bir şekilde onarsanız, araba sonsuza kadar çalışır. İnsan vücudunun da bundan farkı yok—sadece daha karmaşık.
 
Kurzweil kan akışında bulunacak, insan sağlığı için sınırsız sayıda görev (mesela vücudun herhangi bir bölgesinde yıpranan hücreleri onarmak veya değiştirmek) gerçekleştirebilecek wifi ile bağlı nanobotlardan bahsediyor.  Eğer mükemmelleştirilebilirse, bu süreç (veya bir YSZ'nin bulacağı çok daha akıllıca bir şey) yalnızca vücudu sağlıklı tutmakla kalmaz, yaşlanmayı tersine çevirirdi. 60 yaşında bir vücutla 30 yaşında bir vücudun farkı yalnızca gereken teknoloji olsa değiştirebileceğimiz bir avuç fiziksel şey. YSZ bir "yaş yenileyici” geliştirebilir, buna giren 60 yaşında biri 30 yaşında birinin vücudu ve cildiyle çıkabilirdi. Sürekli sersemlemekte olan beyin bile YSZ kadar zeki bir şey yenilenebilirdi tarafından (kişilik, anılar vs. gibi beyindeki verileri etkilemeden bunu başarmanın bir yolunu bulurdu). Bunamadan muzdarip 90 yaşında birisi yaş yenileyiciye girebilir ve yepyeni bir kariyere başlayacak kadar keskin çıkabilirdi. Absürd görünüyor, fakat vücut yalnızca bir avuç atomdan oluşuyor ve bu atomları YSZ kolaylıkla kontrol edebilir. Yani aslında hiç de absürd değil.
 
Kurzweil sonra işleri büyük bir adım ileri götürüyor. Zaman geçtikçe yapay maddelerin vücuda çok daha fazla entegre edileceğine inanıyor. Öncelikle, organlar sürekli çalışan ve asla bozulmayan aşırı gelişmiş makine sürümleriyle değiştirilebilirdi. Sonra vücudu yeniden tasarlayabileceğimize inanıyor; sıradan alyuvar hücrelerini, mükemmelleştirilmiş ve hareketlerine kendileri güç verebilecek, dolayısıyla kalbe olan ihtiyacı ortadan kaldıracak olan alyuvar hücre nanobotlarıyla değiştirmek gibi şeyler mesela. Beyne de geçiyor ve beyin aktivitelerimizi şimdikinden milyarlarca kat hızlı düşünebilecek kadar geliştirebileceğimize inanıyor. Bu noktada insanların dış bilgilere de erişimi olacak çünkü beyne yapılan yapay eklentiler sayesinde buluttaki tüm bilgilerle iletişim kurmak mümkün olacak.
 
Yeni insan tecrübesinin ihtialleri sınırsız olurdu. İnsanlar seksi amacından ayırarak yalnızca üreme için değil, zevk için yapılabilir hale getirdi. Kurzweil bunu yemekler için de yapabileceğimize inanıyor. Nanobotlar vücuttaki hücrelere mükemmel besini ulaştıracak ve sağlıksız herhangi bir şeyin hiçbir şeyi etkilemeden vücuttan geçmesini sağlayacak. Bir yiyecek kondomu. Nanoteknoloji teorisyeni Robert A. Freitas zaten kan hücrelerinin yerini alacak ve bir gün vücuda uyarlanabilirse bir insanın nefes almadan 15 dakika boyunca koşmasını sağlayacak bir şey tasarlardı, YSZ'nin fiziksel kapasitemiz için ne yapabileceğini siz düşünün artık.  Sanal gerçeklik yeni bir anlam kazanırdı—vücudumuzdaki nanobotlar duyularımızdan gelen bilgileri bastırabilir ve bunları, bizi görebildiğimiz, duyabildiğimiz, hissedebildiğimiz ve koklayabildiğimiz tamamen yeni bir ortama koyan sinyallerle değiştirebilirdi.
 
Nihayetinde, Kurzweil bir gün insanların tamamen yapay oldukları bir noktaya ulaşacağına inanıyor; biyolojik maddeye bakıp “insanlar eskiden bundan mı oluşuyormuş, ne kadar ilkel” diyeceğimiz bir zaman; insanların mikroplardan veya kazalardan veya hastalıklardan veya yıpranmaktan öldüğü insanlık tarihinin erken dönemlerini okuyacağımız bir zaman; YZ Devrimi'nin insanları ve yapay zekayı birleştirerek (bunu okurken bakabileceğiniz eğlenceli bir gif) sona erdirebileceği bir zaman. İşte Kurzweil insanların nihayetinde biyolojimizi fethederek yok edilemez ve sonsuz olacağımızı böyle düşünüyor, denge kalasının öbür tarafı için görüşü bu. Ve oraya ulaşacağımızdan emin. Yakında.
 
Kurzweil'ın fikirlerinin üzerine önemli eleştiriler çektiğini duyduğunuza şaşırmazsınız heralde. 2045 için olan tekillik ve beraberinde gelen insanlar için sonsuz yaşam ihtimalleriyle, “ineklerin büyük kurtuluşu” veya “140 IQ'ya sahip insanlar için akıllı tasarım” denilerek dalga geçildi. Diğerleri onun bu iyimser zaman çizelgesini, veya beyin ve vücut anlayışının seviyesini, veya normalde donanımdan yazılıma geniş bir yelpazede kullanılan Moore yasasını uygulayış tarzını sorguladı. Kurzweil'a hevesli bir şekilde inanan her uzman başına, hedeften çok uzakta olduğunu düşünen üç uzman düşüyor.
 
Ama beni en çok şaşırtan şey şu, ona katılmayan uzmanlar söylediği her şeyin mümkün olmadığını söylemiyor. Gelecek için okuduğum bu egzotik görüşünden sonra eleştirmenlerin “Tabii ki böyle şeyler gerçekleşemez” demiş olmalarını bekledim, fakat bunun yerine “Evet, bunların hepsi güvenli bir şekilde YSZ'ye geçebilirsek olabilir, ama zor kısım da bu.” gibi şeyler diyorlardı. Bizi YZ'nin zararları hakkında uyaran önemli seslerden biri Bostrom, şunları kabul ediyor:
 
"Bir süperzekanın çözemeyeceği veya en azından çözmemize yardım edemeyeceği bir sorun düşünmek zor. Hastalık, fakirlik, çevre felaketi, gereksiz öldürülen her tür: bunlar gelişmiş nanoteknolojiye sahip bir süperzekanın ortadan kaldırabileceği şeyler. Ek olarak, bir süperzeka nanotıp kullanımıyla yaşlanma sürecini tersine çevirerek veya kendimizi yükleme seçeneği sunarak bize sonsuz ömür verebilirdi. Bir süperzeka ayrıca entelektüel ve duygusal kapasitemizi gözle görülür derecede arttırmak için fırsatlar da yaratabilirdi ve bize neşe içinde oyun oynayacağımız, birbirimizle bağ kuracağımız, tecrübeler ve kişisel gelişim yaşayacağımız ve ideallerimize daha yakın yaşayabileceğimiz deneysel bir dünya kurmamızda yardımcı olabilirdi."
 
Bu Emin Köşe'de olmayan birinden gelen bir alıntı, ama karşılaşıp durduğum şey bu oldu—Kurzweil ile belirli nedenlerden ötürü dalga geçen ama YSZ'ye güvenli bir şekilde geçiş yapabilirsek dediklerinin imkansız olmayacağını düşünen uzmanlar. Kurzweil'ın fikirlerini bulaşıcı bulmamın sebebi de bu—çünkü bu hikayenin iyi tarafını dile getiriyor ve gerçekten de ihtimaller dahilinde. Eğer iyi bir tanrı olursa.
 
Emin Köşe'deki düşünürlerden duyduğum en öne çıkan eleştiri, söz konusu YSZ olduğunda olumsuz tarafını değerlendirmede tehlikeli derecede yanlış olma ihtimalleri olduğu. Kurzweil'ın ünlü kitabı The Singularity is Near 700 sayfadan uzun ve bu sayfaların yaklaşık 20'sini potansiyel tehlikelere ayırmış. Daha önce kaderimizin, bu yeni devasa güç doğduğu zaman bu gücü kimin kontrol edeceğine ve isteklerinin ne olacağına bağlı olduğunu söylemiştim. Kurzweil bu sorunun iki kısmını da düzgün bir şekilde şöyle cevaplıyor: 
 
“[YSZ] bir sürü farklı çabalardan ortaya çıkıyor ve medeniyetimizin altyapısıyla son derece bütünleşmiş olacak. Gerçekten, vücutlarımıza ve beyinlerimize derinlemesine gömülü olacak. Buna bağlı olarak, bizim değerlerimizi yansıtacak çünkü biz olacak.”
 
Ama cevap buysa, neden dünyadaki en akıllı insanların çoğu bu kadar endişeli durumda? Stephen Hawking neden YSZ'nin gelişiminin “insan ırkının sonunu getirebileceğini” ve Bill Gates “neden bazı insanların endişeli olmadığını anlamadığını” ve Elon Musk “şeytanı çağırdığımızdan korktuğunu” söylüyor? Ve neden konunun uzmanlarından birçoğu YSZ'ye insanlığın en büyük tehdidi diyor? Bu insanlar ve Kaygılı Cadde'deki diğer düşünürler, Kurzweil'ın YZ'nin tehlikelerini terslemesine inanmıyor? YZ Devrimi hakkında çok, çok endişeliler ve denge kalasının eğlenceli tarafına odaklanmıyorlar. Diğer tarafa, korkunç bir gelecek gördükleri tarafa, kaçma ihtimalimizden emin olmadıkları tarafa bakmaya dalmış durumdalar.
 
İşte bu nedenle dizimizin bir sonraki yazısı, geleceğin neden en kötü kabusumuz olabileceğiyle ilgili olacak.
 
 
6 Yorum