Seks, İnsan Cinsel Tepki Döngüsü, Orgazm ve Evrimsel Kökenleri

Yazdır Seks, İnsan Cinsel Tepki Döngüsü, Orgazm ve Evrimsel Kökenleri

Sayfamız okurlarından Sn. Onur Ali İmren bize şöyle bir soru yöneltti:

 

Cinsel organların niçin diğer sinir hücreleri gibi değilde zevk için yatkın olmasının sebebi nedir?

 

Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz:

 

Sayın Onur Ali İmren,

 

İlk olarak sorunuz tam olarak doğru değil, organları sinir hücreleri ile kıyaslıyorsunuz ve neden aynı özelliğe sahip olmadığını soruyorsunuz. Sanıyoruz ki cinsel organlardan kastınız, cinsel organlardaki sinirler. Ancak bu sefer de soru doğru olmayacak, çünkü bu sinirler herhangi bir etkiye "yatkın" değiller. Sinirlerin tek görevi, kendilerine gelen iletileri elektrokimyasal sinyallere dönüştürüp beyne aktarmaktır. Penisinizdeki sinirler ile elinizdeki sinirler arasında hiçbir fark yoktur, ikisi de fiziksel transdüktörlerdir; yani fiziksel teması elektrokimyasal iletiye çeviri ve beyne iletirler. Ancak farkı yaratan beyindir. Beynin belli bölgeleri, cinsel organlardan gelen sinyallere karşı bizim "zevk" dediğimiz hissi yaşamamıza sebep olan hormonları salgılatacak şekilde özelleşmiştir. Bu durumda doğru soru şu olmalıdır: Beynin belli bölgeleri, cinsel organlardan gelen bu uyartılara neden zevk duymak biçiminde tepki vermektedir? Cinsellikten zevk almak neden ve nasıl evrimleşmiştir? Bu ön bilgileri göz önünde bulundurarak, cinsellikte zevkin ve genel olarak orgazmın bilimsel kökenlerini açıklamaya çalışalım:

 

Orgazm, Yunancada "organ şişmesi" anlamına gelen bir kelimeden türetilmiştir. Günümüzde "cinsel doruk" olarak tanımlanmaktadır. Bilimsel olarak cinsel tepki döngüsünün plato fazının doruğudur. Temel olarak aşırı miktarda zevk ile karakterize edilir. Dolayısıyla tüm bunları anlamak için, 1966 yılında William H. Masters ve Virginia E. Johnson'ın yazdığı "İnsan Cinsel Tepkisi" isimli kitapta tanımlanan ve günümüzde bilimsel bir konu olan İnsan Cinsel Tepki Döngüsü'nü açıklamamız gerekmektedir. Ancak önce seksi tanımlayalım ve Hayvanlar Alemi'ne kısa bir bakış atalım:

 

Bildiğiniz gibi cinsel birleşme, yani seks, tüm hayvanların soylarını sürdürmek için yapmak zorunda oldukları, iki temel Biyolojik var olma amacından biridir (diğeri de hayatta kalmaktır). Tüm hayvanların seks yapmalarındaki temel amaç aynıdır; ancak bazı türler buna başka anlamlar da katmışlardır. Örneğin hayvanlar arasında en tipik örnek, zevk alıp mutluluk duymak için kullanan insan türüdür. Sadece biz değiliz elbette, en yakın kuzenlerimiz olan şempanzeler ve bonobolar bizden bir adım ileridedir ve seks yapmayı sosyal yapıları dahilindeki sorunları çözme aracı olarak kullanırlar. Bir diğer örnek domuzlardır; domuzların da hiçbir üreme gayesi olmaksızın, üreme dönemleri dışında seks yaptıkları ve bunun sonucunda beyinlerinden onları sakinleştirecek ve mutluluk verecek hormonlar salgılandığı görülmüştür. Yunusların da üreme dönemleri dışında, çocuk yapamayacak olmalarına rağmen sırf zevk için seks yaptıkları görülmüştür. Henüz hayvanlardaki duygular tam olarak anlaşılmadığı için, çok net sonuçlara ulaşamıyoruz ancak bu birkaç örnek bile seksin, evrimsel süreçte asıl amacından farklı yönlere kayabildiğini göstermeye yetmektedir. Bazı bilim insanları bu dönem dışı seksin sadece bir davranışsal hata olduğunu ileri sürse de, daha geniş bir davranış bilimci kitlesi böyle bir davranış hatası tanımlanamayacağını, çünkü hormonal aktivitenin normal bir cinsel birleşme sırasındakiyle aynı şekilde arttığını ispat göstererek karşı iddiaları çürütmektedirler. Dolayısıyla bu konu bir tartışma konusu olsa da, birkaç tür kesin olarak cinsel birleşmeye üremekten başka sebeplerle başvurmaktadırlar.

 

İşte insan da, maymun türleri arasında sırf üreme amaçları gütmeden çiftleşen türlerden biridir. Bu durum, yukarıdaki örneklerden de görülebileceği gibi çoğunlukla sosyal açıdan yüksek yapılanmaya sahip türlerde ve büyük gruplar halinde yaşayan hayvanlarda görülmektedir. İnsan, yunus, şempanzeler, bonobolar ve hatta domuzlar bunu göstermektedir. Peki bu türler neden diğer canlılardan farklı olarak normalde olduğundan çok daha fazla zevk alırlar ve sekse farklı anlamlar yüklerler? İşte bunu, sadece Evrimsel Biyoloji açıklayabilir. Şimdi İnsan Cinsel Tepki Döngüsü'ne bir bakıp, evrimsel kökenlerini inceleyelim:

 

İnsanlarda bulunan seks olayının 4 temel fazı tanımlanmıştır: Heyecan Fazı, Plato Fazı, Orgazmik Faz ve Çözüm Fazı. Kısaca bunlar bakacak olursak:

 

Heyecan Fazı, bireylerin cinsel olarak uyarıldıkları ve bu sebeple salgılanan hormonlardan dolayı vücut faaliyetlerinin ve özellikle kalp atışlarının hızlanmasıyla tanımlanır. Kısaca, bir barda otururken karşı cinsiyete ait güzel/yakışıklı ve dahası size seksi gelen bir insan gördüğünüzde, Evrimsel kökenlerimizden ötürü beynimiz uyarılır ve cinsel olarak bizi birleşmeye hazırlamaya başlar. Bunun için sadece gerçek bir insan görmemize gerek yoktur, porno ve erotik filmler ile fotoğraflar da aynı etkiyi yaratmaktadır. Bunun haricinde öpmek, sarılmak ve genel anlamıyla cinsel uyarı bu faza girmektedir. Dediğimiz gibi beyin vücudu cinsel birleşmeye hazırlar. Bunun için nefes ve kalp ritmi artar, kan basıncı yükselir. Vücut ısısı yükselir ve deriye yakın damarlardaki kanın artmasıyla kadınların %50-75'i, erkeklerin %25'i kızarır. Kadınlarda bu durum göğüslerde pembeleşmeye ve buradan tüm göğüs, karın, yüz, yanaklar, kollar ve ellere bu pembeliğin yayılmasına sebep olur. Ayrıca göğüslerdeki damarlar daha görünür olur (yüzeye yaklaşır), vajinanın yanakları düzleşir, kalınlaşır ve dışarı çıkar. Meme uçları kabararak koyulaşır. Erkeklerde penis cinsel uyarılmadan birkaç saniye sonra kısmen erekte olur (sertleşir). Bu ereksiyon hali Heyecan Fazı çok uzun sürerse aralıklarla kazanılıp kaybedilebilir. Penisin büyümesiyle testisler yukarı doğru çıkar ve penis başı gerginleşir, kalınlaşır.

 

Plato Fazı, adını orgazm öncesi sabit, düz dönemden alır (filozof olan Plato ile bir ilgisi yoktur). Yani artık cinsel uyarı dönemi bitmiş, cinsel ilişki başlamış ve sürmektedir. Bu fazda kan dolaşımı ve kalp ritmi maksimum düzeye ulaşır, kaslar daha fazla kasılır. Solunum, yüksek bir hızda ama sabittir. Erkeklerde bu fazda prostat bezi sayesinde üretral büzgen kası (urethral sphincter) kasılır ve meni ile spermlerin karışması sağlanır, idrarın idrar torbasından dışarı çıkması engellenir. Penis ritmik kasılmalara başlar. Hatta bazı durumlarda penisten kanalları kayganlaştırmak amacıyla ön sıvı akabilir. Testisler vücuda iyice yakınlaşır ve spermlerin alacağı mesafe minimize edilmeye çalışılır. Kadınlarda bu fazda klitoris (seks sırasında duyulan hislere sebep olan sinirlerin toplandığı bölge) biraz geri çekilir ve bu sayede Bartholin bezleri kayganlaştırıcı bir sıvı salgılar. Vajinanın büyük bir kısmı şişer ve pubococcygeus kasları kasılarak vajina çapı daraltılır. İşte buna "orgazmik platform" adı verilir. Orgazma ulaşamayacak kişiler için bu son noktadır; çünkü bu noktadan sonra orgazm gerçekleşecektir. Bu noktada artık erkek de, kadın da istemsiz olarak inlemeye ve sesler çıkarmaya başlar. Bunun sebebi beyne iletilen sürekli ve güçlü sinirsel uyarıların beynin göreceli önemsiz işlevlerini bırakarak çiftleşmeye yoğunlaşmasını sağlamasındandır. Ağız kurur, ses kutusunun kontrolü büyük oranda yitirilir, göz bebekleri büyür. Eğer bu faz çok uzun sürerse, iki taraftan biri ya da ikisi de dayanamayarak aşırı yorgunluğa ve öfkeye sebep olabilir, tükenme gerçekleşir. 

 

Orgazmik Faz, Plato Fazı'nın sonuç kısmıdır. İki cinsiyette de pelvik kaslar sürekli ve seri olarak kasılıp gevşer. Orgazm, genellikle yukarıda saydığımız sebeplerden ötürü pek çok istemsiz davranışla beraber gelir. Vücudun alakasız kasları sertçe kasılıp gevşer, vücut gerginleşir, taraflar bağırabilir. Vücut aşırı hassaslaşır ve her uyarı beyinde katlanarak hissedilir. Kalp ritmi cinsel ilişki boyunca ulaşabileceği maksimum düzeye ulaşır. Erkekler, bu fazda genellikle spermleri boşaltırlar. Boşaltım sırasında sinirlerin uyarılmasıyla erkeğin duyduğu haz daha da artar. Özellikle erkeklerin sırt kasları bu sırada diğerlerine göre daha şiddetli uyarılır ve kasılır. Boşalma tek seferde olmaz ve kasılıp gevşeme sebebiyle birkaç seferde olur. İlk bir veya iki sefer, erkeğin en yüksek zevk duyduğu dönemdir. Boşalmalar sürdükçe, duyulan zevk hızla azalır ve kimi zaman boşalmalardan önce duyulan zevk sona erer. Beyin kendini toparlar ve aksattığı işleri yapmaya başlar. Kadınlardaki orgazm iki farklı şekilde olabilir. Daha düşük seviyeli olanda erkeğin boşalmasıyla birlikte uyarılan sinirler, kasılmaları arttırarak döllenme ihtimalini arttıracak şekilde spermleri yumurta kanalına doğru iter. Daha şiddetli olan durumda ise kasların kasılması öyle hızlanır ki, kayganlaştırıcı sıvı yoğun bir şekilde, tıpkı erkeklerdeki gibi fışkırarak dışarıya atılır. Bu, aslında üreme açısından tamamen gereksiz bir orgazm tipidir; ancak şiddetli uyarılma durumunda yaşanan bu orgazm tipinde kadın gerçekten duyabileceği en yüksek hazza ulaşır. Bütün kaslar kasılır, sırt sertleşir, göğüsler dışarı çıkar, çene kaslarında kontrol kaybedilir ve kasılmalar yaşanır, kollar bacaklar uyuşur. 

 

Çözüm Fazı ise orgazm sonrası kasların gevşemesi ve işlerin normale dönmesinin gerçekleştiği dönemdir. Artık heyecan zamanla kaybolur. Genellikle erkekte de, kadında da bir süre cinsel uyarılar sürer ve aşırı hassaslık meydana gelir. Bu sırada cinsel organlara yapılacak her bir dokunuş beyinde uyartılara sebep olur ancak özellikle erkeklerde 1-2 saat boyunca tekrar cinsel uyarılma gerçekleşmez. Kadınlarda bu süre çok daha kısadır ve kolayca yeni bir cinsel birleşmeye kendilerini hazırlarlar.

 

İşte bu tablo, insanların yaptığı seksin genel tablosudur. Peki bu bize evrimsel olarak ne anlatır? Neden zevk duymaya başladık? Neden beynimiz bunun için özelleşti?

 

Bu konuda pek çok araştırma yürütülmektedir. Ancak bu soruların arkasındaki temel sebep, yukarıda belirttiğimiz bir durumla açıklanmaktadır: Sosyal yapı. İnsanların beyninin evrimleşmesiyle birlikte algısal yetilerimizde ciddi bir artış yaşanmıştır. Bu, sosyal ilişkilerimizi de etkilemiş; pek çok doğal olgunun farklılaşmasına sebep olmuştur. Bunlardan biri de cinsel ilişkidir. İnsanlar, tıpkı kuzenleri gibi, cinsel ilişkiyi uzun bin yıllardır süren evrimleri boyunca sürekli bir sorun çözme ve rahatlama amacı olarak kullanmışlardır. Cinsel ilişki sırasında her hayvan türünde salgılanan hormonlar, onlarda olduğu gibi insanlarda da gerginliğin azalmasına ve genel rahatlamaya sebep olmaktadır. Ayrıca insanın beyin evrimiyle birlikte duyguları da kompleksleşmeye başlamıştır. Bu sebeple cinsel ilişki sırasında salgılanan hormonlar, beynin farklı bölgelerini etkilemeye başlamıştır. 

 

Desmond Morris'in 1967 yılında yayınlanan Çıplak Maymun (The Naked Ape) isimli kitabında cinsel birleşme erkekle kadın arasındaki bağın artmasını sağlayan bir olay olarak tanımlanmıştır. Kadınlarda orgazma ulaşmanın zorluğu, Evrimsel Biyoloji ile açıklanmıştır: çünkü doğada çok büyük oranda kadınlar erkekleri seçmektedir ve insan türünde de bu genel olarak doğrudur. Bu seçim dikkat, özen, şefkat, hayal gücü ve zekaya bağlı olarak yapılmaktadır. Dolayısıyla eğer kadınlar kolay bir şekilde cinsel tatmine ulaşabilselerdi, seçim çok daha kısa kestirilmiş olacaktı. Bunu anlaması ilk etapta zor olabilir; ancak şöyle izah edelim: diğer hayvanların çoğu, yüksek bir algı düzeyine sahip olmadıkları için ve Biyoloji bunu dikte ettiği için sadece üreme kapasitesi en yüksek olan bireylerle çiftleşmeyi seçmektedirler. Bu, evrimsel olarak bize de aktarılmış bir durumdur; ancak biz sadece üremeye göre değil, yukarıda sayılan bir çok özelliğe göre seçim yapmaktayız. Yine de bu seçimlerin üzerinde, bir hayvan türü olmamızdan ötürü cinsel başarı gelmektedir. Günümüzde ne yazık ki çevre baskısından dolayı kadınların çoğu cinsel ihtiyaç hissetmediklerini iddia etseler ve ilgilerini çekmediğini söyleseler de, bu bir yalandır ve doğaya aykırıdır. Buna daha sonra geleceğiz. Ancak temel olarak kadınlar daha geç orgazma erişmelerinin tek sebebi, evrimsel süreçte mümkün olduğunca çok erkek ile birlikte olarak üreme kabiliyeti daha yüksek olanı bulabilmektir. Eğer kadınlar kolayca orgazm olup cinsel ilgilerini yitirecek olsalardı, ilk erkekle yetinmek durumunda kalacaklardı. Tek bir örnek verelim: dişi kediler bir çiftleşme sırasında, gün içerisinde üst üste 15-20 farklı erkekle birleşebilirler. Bu, sadece Evrimsel Biyoloji ile açıklanabilen bir durumdur.

 

Örneğin vajinal kasların kasılması da, Evrimsel Biyoloji ile kolayca açıklanabilir. Kaslar, vajina çapını daraltarak penisin içerde kalmasını sağlamaktadır. Bu, pek çok hayvanda görülen bir adaptasyondur. Ve orgazma doğru giden yolda en önemli adımlardan biridir. 

 

İşte tüm bu adımlar, bizi tekrar aynı soruya getirir: Neden zevk duyuyoruz?

 

Yukarıda bir sebebini açıkladık, sosyal ilişkilerimizde bağların güçlenmesi için. Diğer bir sebep, insanın zevk duymanın "güzel" bir his olduğunu anlamasından sonra, buna yönelmesinden kaynaklanmaktadır. Farkındaysanız, insan türünün sosyal yaşantısındaki pek çok davranışı, zevk almaya yöneliktir veya zevk almasını sağlayacak kimyasallar içerir. Çünkü bu, mutluluk hormonlarının salgılanmasına, vücudun gerginliği ve stresinin azalmasına, kısaca zihinsel sağlığımızın iyileşmesine yaramaktadır. Gelişen beynimiz, buna adapte olacak şekilde cinsel birleşmeden de zevk alacak şekilde özelleşmiştir. Diğer yazılarımızdan hatırlarsanız, insan türünün zekasının evrimi, bu zekanın dizginlenmesiyle ilgili de pek çok karşılıklı evrimi beraberinde getirmiştir. Hayal gücü, dini inançlar, vb. bunlardan bazılarıdır. İşte cinsel birleşmeye karşı özelleşen beynimiz de, bunun bir ürünüdür.

 

Cinsel birleşme ve orgazm sırasında, penis başında veya kadınlarda klitoriste bulunan bolca sinir, beynin bazı temel bölgelerine şiddetli sinyaller iletir: Özellikle beynin Insula, Cingulate Cortex ve Nucleus Accumbens bölgeleri uyarılır. İlk iki bölge, acı duymamızı sağlamak için özelleşmiş bölgelerdir. Orgazm sırasında, bu bölgelerin uyarılarak acı duyusu neredeyse tamamen bastırıldığı keşfedilmiştir. Dolayısıyla cinsel zevkin yaşanmasının bir diğer önemli sebebi, hissedilen acıların (zihinsel ya da fiziksel) azaltılmasıdır. Yani karşımıza yine zihinsel sağlık çıkmaktadır.

 

Üçüncü bölge de, yukarıdaki zevk duymak ve bunun sonucunda mutluluk ve huzur hissetmekle ilgili savı desteklemektedir. Nucleus Accumbulens, mutluluk verici ilaçlar alındığında uyarılan temel bölgedir. Orgazm sırasında da bu bölgenin uyarılması, mutluluk verici hormonların salgılanmasını sağlar. Bu sayede insanın zihinsel sağlığı iyileştirilmiş olur. 

 

Tüm bu uyarıları sağlayan siniri, pundenal sinirdir ve vagustan ayrılarak cinsel organlara ulaşır. Cinsel organlardan gelen uyarılar, bu sinir sayesinde karın altında vagusa bağlanır, diyaframdan geçer, göğüs boşluğunu aşar ve boyun bölgesinde omuriliğe bağlanarak beyne girer. Bu sinirin kimi zaman çok bisiklete binenlerde ya da doğum sırasındaki hatalardan ötürü baskılandığı ve işlevini yitirdiği görülmüştür. Bu durumda kişi, hiçbir cinsel zevk duymaz ve üreyemez. Ancak genellikle hasarlar tedavi edilebilirdir ve kalıcı değildir.

 

Son olarak, zevk duymamızın belki de en önemli sebebinin açıklamasını yapalım: yukarıda açıkladığımız gibi zevk, beynin pek çok bölgesini uyararak bize mutluluk verir. Bu sebeple cinsellikte zevk arttıkça, özellikle sosyal canlılarda cinselliğe eğilim artacaktır. Yani zevk, cinselliği arttırıcı bir faktör olarak evrimleşmiş ve beynimizdeki yerini almıştır. Günümüzde de bunun işe yaradığı açıktır; çünkü insanlar sadece üremek için değil, zevk almak için de seks yaparlar ve bunun sonucunda her ne kadar biz istemesek de, doğanın şartları gereği istenmeyen bebekler olabilir. Ama en nihayetinde, doğa amacına ulaşmıştır: soyun devamlılığı sağlanır.

 

Toparlamak gerekirse, evrimsel sürecimizde cinsellik, elbette her bir canlı türü kadar bizim için de önemli olmuştur. Ancak beynimiz, mental dengemizi sağlayabilmek adına bazı ekstra özellikler ekleyecek şekilde evrimleşmiştir. Bunların başında da cinsel zevk gelir. Halen araştırmalar neden seksin bu kadar zevkli olduğunu çözmeye çalışmaktadır. Her ne kadar elimizde kesin sonuçlar olmasa da, Evrimsel Biyoloji sayesinde kademeli evrimin bize kattıklarını görebilir, akrabalarımız olan diğer hayvanlardaki durumla kıyaslayarak evrimimizdeki basamakları ortaya çıkarabiliriz. Ancak sorunuzun en net cevabı şudur: beynimiz cinsellikten zevk alacak şekilde özelleşmiştir; çünkü bu bize sosyal ilişkilerimizde ve zihinsel sağlığımızda çok önemli kazançlar sağlamıştır. Zihinsel olarak güçlü ve sosyal ilişkilerinde başarılı olan bir insan, hayatta kalmak ve üremek konusunda çok daha fazla avantaj sağlayacaktır. İşte bu yüzden evrimsel süreçte cinselliğe bu özellikler eklenmiş ve özellikle sosyal olan hayvan türlerinde (insan, yunus, şempanze, bonobo gibi) sadece üremekten fazla anlam ifade etmeye başlamıştır.

 

Son olarak bir konuya değinmek istiyoruz: Bildiğimiz gibi ülkemizde cinsellik ve seks konusunda çok ciddi bir tabu ve daha fenası baskı vardır. Bunca açıklamamızdan sonra bunun sadece mantık ve bilim dışı değil, doğaya karşı olduğunu da anladığınızı varsayıyoruz. Ancak ne yazık ki pek az insan buna sesini çıkartıyor. Şunu anlamamız gerekiyor: hayatımıza kattığımız değerlerin, bilimsel ve doğal olarak hiçbir anlamı yok. Müzikle uğraşıyor olabilirsiniz, kendinizi dine vermiş olabilirsiniz, Dünya'yı dolaşmak gibi bir amacınız olabilir, sadece mutlu olmak için ya da Dünya'da olabildiğince çok insana yardım etmek için yaşıyor olabilirsiniz. Bunlar, insani değerler açısından çok güzel amaçlardır; ancak doğa açısından hiçbirinin, en ufak bir değeri yoktur. Çünkü biz bir hayvan türüyüz ve en nihayetinde var olmamızın iki amacı var: hayatta kalmak ve üremek. Yukarıdaki amaçlardan ya da sizin vereceğiniz herhangi bir amaçtan hiçbirini yapmadan var olabilir, soyunuzu sürdürebilirsiniz. Müzik hiç var olmasaydı da, insan türü hayatta kalabilirdi. Din de, iyilik yapma isteği de... Ancak hayatta kalmaya çaba göstermez ve üremezseniz, insan türü en geç 100 yıl içerisinde ortadan kalkar. Zekamızın evrimi sayesinde pek çok sözde amaç yaratarak, kendimizi mutlu etmeye çalışıyoruz. Bu da Evrimsel olarak açıklanabilir; zira mutlu olan bireyin hayatta kalma ve üreme şansı artacaktır. Ancak ne olursa olsun, en temel ihtiyacımız olan üremenin baskılanması, akıl almaz bir olaydır ve ancak düşünemeyen toplumların değer yargılarından kaynaklanıyor olabilir.

 

Dolayısıyla size önerimiz şudur: Cinselliğinizi gönlünüzden geldiğince yaşayınız. Bilimde, bilimsellikte utanmak olmaz. Neden, kimden utanacaksınız? Hele cinselliğin utanılacak hiçbir tarafı yok, tam tersine, cinselliği baskılamanın utanılacak bir tarafı var: doğanızın dışına çıkıyor olmanız. Düşünemeyecek kadar aciz insanlar bunun "sapkınlık" olduğunu söyleyeceklerdir. Nedenini sorun. Size tek bir bilimsel ve mantıklı cevap veremezler. Aile baskısından, insanların ne düşüneceğinden, gelecekteki kocanızın/karınızın ne düşüneceğinden, sadakatten ve dinden bahsedeceklerdir. Hiçbirinin bilimsel değeri yoktur, belki biraz sadakat haricinde. Ancak zaten cinselliği yaşamak, önüne gelenle seks yapmak demek değildir. Ancak sevdiğiniz ve bağlı olduğunuzu düşündüğünüz kişiyle -eğer üremek istemiyorsanız, korunarak- cinsel ilişkiye girmenizde hiçbir sakınca yoktur. Gelecekten korkarak, insanların ne düşüneceğinden korkarak, dinden korkarak cinsel ilişkiden kaçınmak, tabulara yenik düştüğünüzü gösterir. Bu düşünceden kurtulmamız; bilimi anlamamız ve modernleşmemiz için şarttır. Modernleşmenin tek yolu elbette cinselliği özgür yaşamak demek değildir, bunu ima ettiğimizi sananlar olacağı için netleştirelim. Ancak bilimin en temel ihtiyacımız olduğunu ispatladığı doğa olayını yaşamak konusunda yapay baskılara yenik düşmemiz, özgür düşünce önünde büyük bir engeldir ve bu da modernleşmenin en temel engelidir.

 

Biyoloji, insanın hayata bakışını, doğa anlayışını ve ufkunu değiştiren, genişleten bir bilimdir. Bilgiye sahip olun ve onu kullanın. Özgürleştiğinizi hissedeceksiniz ve hayatta olmaktan mutluluk duyacaksınız. Unutmayın, tek bir hayatınız var ve bir daha asla olmayacak. Onu iyi kullanmayı öğrenin.

 

Bizlerde işe yaradı, sizlerde de yarayacaktır. 

 

Sevgilerimizle.

ÇMB (Evrim Ağacı)


6 Yorum