Heterokroni, Neoteni (Çocuk Görünümlülük) ve Sıçramalı Evrim

Yazdır Heterokroni, Neoteni (Çocuk Görünümlülük) ve Sıçramalı Evrim

Sayfamız okurlarından (ve aslında bir BİYOGEN üyesi olan) Sn. Onur Özer bize şöyle bir soru yöneltti:

 

"Neoteni nedir? TÜBİTAK Sözlüğünde "Neoteni: Ergin halde larva özelliklerinin görülmesi." olarak geçiyor. Bunun evrimsel açıdan, türleşme üzerindeki etkileri nelerdir? Bu kavram kullanılarak modern canlılar arasında (mesela oldukça can alıcı bir örnek olarak insanlarla şempanzelerarasında) nasıl ilişkiler kurulabilir?"

 

Evrim Ağacı olarak, soru üzerine şöyle bir makale hazırladık, umarız faydalı olacaktır:

 

Merhaba arkadaşlar,

 

Bu yazımızda sizlerle Evrim'in gerçekten çok ilginç bir özelliğinden bahsedeceğiz. Günümüzde, bir yandan az sayıda çığırtkan, Evrim'in olmadığını iddia eden asılsız çığlıklarıyla çok sayıda insanı etkileri altında tutarken, çok sayıda bilim insanı, yaptıkları keşiflerle bilimi kat kat ilerletmekte, Evrim'in gerçekliği üzerinde durmaya bile gerek görmeden doğadaki gerçekleri açıklamak için Evrim'i kullanmakta; ancak ne yazık ki çok az sayıdaki insana seslerini duyurabilmektelerdir. Bunun, elbette ki, en birincil sebebi, bilimden uzak halkın, bilimi öğrenmek istememesi, gerçeklerden korkması ve bilimi akılları almadığı için ortaya konanların gerçek olmadığını sanmasıdır. Umuyoruz ki bu yazımızda göstereceğimiz oldukça ilginç doğal gerçekler, sizlerin doğa, yaşam ve Evrim anlayışına katkı sağlayacak ve canlıların gerçeklerine daha geniş bir açıdan bakmanızı sağlayacaktır.

 

Bu yazımızda, az sonra açıklayacağımız neoteniyi ele alacağız; ancak bunu anlamak için öncelikle heterokroni nedir, bunu incelememiz gerekmektedir.

 

Heterokroni (İng: Heterochrony), Biyoloji'de zamanın akışı içerisinde gelişimsel süreç dahilinde, yani birey ömrü içerisinde, meydana gelen boyut ve şekil değişimlerinin genel adıdır. Burada ilk etapta dikkatinizi çekmesi gereken nokta "bireyin ömrü içerisinde" tabiridir. Bildiğiniz gibi Evrim, bireylerin ömürleri içerisinde olmaz, bir süreçtir ve Evrim'i gözleyebilmek için yüzlerce, binlerce nesli, tümden (total olarak) incelemek gerekmektedir. Tek bir bireyi ele aldığınızda, asla Evrim'i gözleyemezsiniz, zira hiçbir canlı ömrü boyunca Evrim geçirmez. Evrim geçirenler, popülasyondaki genel özelliklerdir, genlerdir ve dolayısıyla genlerin zaman içerisinde aynı popülasyon içerisindeki farklı miktarlardaki dışavurumudur.

 

Ancak heterokroniyi ele aldığımızda, karşımıza çıkan, bir bireyin gelişimsel süreci dahilinde (doğmasından ölmesine kadar geçen süre olarak genişletilebilir) gösterdiği boyutsal ve şekilsel değişimlerin tamamıyla karşılaşırız. Kendinizden de fark ettiğiniz ve belki diğer canlılarda da bildiğiniz gibi canlıların çok büyük bir kısmı doğduğu ile aynı şekilde ölmezler, ömürleri boyunca değişim, gelişim gösterirler. Bu, Evrimsel süreç olarak görülmez, ancak Evrim'e az sonra açıklayacağımız şekillerde katkı sağlamaktadır. 

 

Heterokroniyi iki ana noktada incelemekteyiz: değişimin başlangıcı ve bitişi; değişimin hızı. Genellikle bu süreçler, sadece canlının kendisine değil, içerisinde bulunduğu ortama ve diğer canlılara da bağlıdır. Bu sebeple heterokroni, tek bir canlı içerisinde değil, diğer canlılarla kıyaslama yapılacak şekilde incelenir. Birkaç örnek verelim:

 

1) Bir A Türü'nün embriyosundaki kuyruk, B Türü'ndekinden başlangıç zamanı açısından geç gelişiyor; ancak iki türde de kuyruk aynı hızda gelişiyor olabilir. Dolayısıyla ömürlerinin ilerleyen kısımlarında A Türü'ne ait bir birey ile B Türü'ne ait bir bireyin kuyruk uzunlukları temel olarak aynı olabilir. Ancak heterokroni açısından incelediğimizde A Türü erken-yerleşim (early displacement), B Türü ise geç-yerleşim (post-displacement) sergiler.

 

2) Eğer gelişim hızı arttırılır; ancak gelişimin başlangıcı ile bitişi arasında geçmesi gereken süre aynı oranda azaltılırsa, kuyruk uzunluğu aynı kalır, fakat gelişim hızı çok daha artmış olur. İşte buna Biyoloji'de -Fizik'tekinden tamamen farklı olarak- ivme (acceleration) diyoruz.

 

3) Eğer gelişim hızı azaltılır; ancak gelişimin başlangıcı ile bitişi arasında geçmesi gereken süre aynı oranda arttırılırsa, kuyruk uzunluğu aynı kalır, fakat gelişim hızı çok daha yavaşlamış olur. Dolayısıyla beklenen özellik çok daha geç, çok daha ilerleyen yaşlarda ortaya çıkabilir. İşte buna Evrimsel Biyoloji'de neoteni diyoruz.

 

4) Eğer gelişim hızı sabit tutulur, gelişimin sonu geç bir zamana alınırsa, gelişim daha ileri yaşlara kadar sürer ve kuyruk öncekinden çok daha uzun olur. İşte buna Biyoloji'de aşırı-biçimlilik (hypermorphism) diyoruz.

 

5) Eğer gelişim hızı sabit tutulur, gelişimin sonu erken bir zamana alınırsa, gelişim daha erken yaşlarda sona erer ve kuyruk öncekinden daha kısa olur. İşte buna Biyoloji'de erken-gelişim (progenesis) diyoruz.

 

Elbette, Evrimsel süreç içerisindeki baskılar ve değişimler sebebiyle bunların karışımları canlılarda görülebilir. Buna da bir örnek verecek olursak:

 

6) Eğer gelişimin başlangıç ve bitiş zamanları sabit kalır, gelişim hızı arttırılırsa kuyruk öncekinden fazla uzayacaktır. Bu, aşırı-biçimlilik ile (çünkü normalden fazla gelişim gerçekleşir) ivmenin (çünkü gelişim daha hızlıdır) bir karışımıdır.

 

Bu konuya daha ayrıntılı girmemize gerek yok, başka yazılarımızda tek tek ayrıntılarına girebiliriz; ancak yukarıdaki örneklerin oldukça anlaşılır olduğunu ve en azından kavramların ne olduğunun anlaşılmasını sağlayacağını düşünüyoruz. Şimdi, biz bunlardan bu yazımızda inceleyeceğimiz ve Evrimsel Biyoloji'ye oldukça fazla açıklayıcı bir güç katan neoteniye girelim:

 

Neoteni (İng: Neoteny), kelime anlamıyla "çocuk görünümlülük" (İng: pedomorphism) veya "çocuklaşma" (İng: juvenilization) demektir. Kelime anlamını biraz daha açacak olursak neoteni, Evrimsel Gelişim Biyolojisi dahilinde, eskiden ata türlerde sadece çocuk yaşlarda gözüken özelliklerin, Evrim sonucunda, gelecek torun nesillerde yetişkin bireylerde de gözükmeye başlaması demektir. Bu tanım oldukça açıklayıcı ve sanıyoruz ki ilgi çekicidir de.

 

Doğada bu durumun tersi de, sadece Evrimsel Biyoloji ile açıklanabilir bir şekilde görülebilmektedir. Yani eskiden sadece yetişkinlikte görülen özellikler, Evrimsel baskılar altında nesiller içerisinde daha genç/erken yaşlarda görülmeye başlayabilir. Bu tip özelliklere gerontomorfik ya da peramorfik diyoruz ve bunlar, neoteninin aksi olan ivme mekanizmasıyla ortaya çıkmaktadır.

 

Neoteni, günümüzde Modern Bilim'in Evrimsel Biyoloji sayesindeki gelişimi içerisindeki en önemli kavramlardan biridir ve özellikle bazı hastalıkların oluşumunda oldukça açıklayıcı güce sahiptir. Ayrıca neoteni, Evrimsel Biyoloji'nin gücünü ortaya koyan deneylerde sıklıkla kullanılan bir kavramdır. Bunların en güzel örneği, Yapay Seçilim yoluyla vahşi tilkilerden evcil özelliklere sahip tilkiler evrimleştiren Dmitri Balyaev'in deneyidir. 

 

 

Gould ve Heterokronik Kuram

 

Ancak yine de, neoteni denildiği zaman belki de en akla gelen isim, özellikle kendisinin ölümünden sonra Evrim Karşıtları'nın utanmaz bir şekilde kendisini "Evrim Karşıtı" olarak ilan ettikleri, gelmiş geçmiş en büyük Evrimsel Biyologlar'dan biri olan Stephen Jay Gould'dur (10 Eylül 1941 - 20 Mayıs 2002). Gould, uzun yıllar heterokroni üzerinde çalışmış, bu doğa gerçeğinin Evrim üzerindeki etkilerini incelemiş ve ortaya kendisinin geliştirdiği bir "Heterokroni Kuramı" koymuştur. Bu kuram, günümüzde hala geliştirilmektedir. Biz de, Gould ve Gould'un kuramını geliştirirken kullandığı geniş bilimsel kaynaklar üzerinden giderek neoteniyi açıklamaya çalışacağız.

 

Gould, Heterokronik Kuram'ın dinamiklerini belirleyerek kendisinden önce gelişmeye başlayan bu kuramı zirveye taşımıştır. Yukarıda açıkladığımız neoteni ve ivme kavramları, Gould tarafından netleştirilmiş ve anlamlandırılmıştır.  Burada belki belirtmekte fayda vardır ki, Gould ve onun ekolünden olan bazı bilim insanları, Darwin'in ve günümüzde özellikle Richard Dawkins ve onun ekolünden diğer bilim insanlarının aksine Evrim'i kademeli, yavaş değişimlerle, adaptasyonlarla gerçekleşen bir süreç olarak tanımlamaktansa, daha çok hızlı sıçramalar ve sert değişimlerle ilerleyen, daha sonra uzun denge dönemlerine giren bir süreç olarak tanımlamaktadırlar. Buna, yine Gould ve arkadaşlarının ortaya attığı Sıçramalı Evrim Kuramı denir. Buna bir başka yazımızda ayrıntılı olarak değineceğiz; ancak temel olarak söylenen, dediğimiz gibi, Darwin'in ortaya koyduğunun aksine Evrim çok daha hızlı gerçekleşebilir; ancak iki hızlı değişim süreç arasında uzun denge dönemleri vardır ve bu kısımlarda Evrim hiç gerçekleşmez ya da çok az gerçekleşir. Gould ve arkadaşları, adaptasyonların Evrim'e destek olduğunu ve bir mekanizma olarak çalıştıklarını kabul ederler; ancak ana mekanizmanın bu kademeli değişim olmadığını da ileri sürerler. Bu konudaki tartışmalar halen sürmektedir ve hangi tarafın en doğru açıklamayı yaptığını söylemek şu anda güçtür; ancak burada bahsedeceğimiz kavramların doğa gerçekleri olduğu ve bir diğer doğa gerçeği olan Evrim'e katkı sağladıkları tartışılmaz bir şekilde kabul edilmektedir; zira bu konudaki tartışmalar dineli çok olmuştur.

 

 

İnsan Türünde Neoteni

 

Sanıyoruz ki Gould ve diğerlerinin (bundan sonra yalnızca "Gould" olarak bahsedilecektir) neoteniyi açıklamak için kullandıkları örnek üzerinden gitmek en açıklayıcısı olacaktır. Gould'a göre 5-6 milyon yıl kadar önce yaşamış olan şempanzeler ile insanların atası, günümüz insansılara (hominidlere) daha çok benzemektedir; insan kolu bir yöne, şempanze kolu bir diğer yöne giderek günümüzdeki görünümlerine ulaşmışlardır. Ancak Darwin ve genel olarak "adaptasyonculuk" olarak adlandırılan akımın iddialarının aksine Gould, bu değişimin birikimli seçilim yoluyla değil, neoteni gibi hızlı değişimlerin etkisiyle olduğunu ileri sürmektedir. Asıl ilgi çekici olan, Gould'un bu iddiasını desteklemek için kullandığı örnektir:

 

Eğer bir şempanze yavrusunu dikkatli ve bilimsel gözlerle incelerseniz, yetişkin bir insan bireyine ait birçok özellik görürsünüz: göreceli olarak küçük bir çene, vücuda göre büyük bir kafa, yüze göre büyük gözler, kafanın dik konumu ve daha pek çoğu.

 

 

İşte bu özelliklerin gittikçe geç yaşlarda çıkmaya başlaması, Evrimsel Gelişim Biyolojisi dahilindeki neoteni kavramıyla açıklanabilmektedir. Çevresel baskıların etkisi ya da genlerdeki ani değişimlerin etkisiyle gelişimde meydana gelen köklü değişimler, bu özelliklerin öncelikle çocuklarda, sonrasında ergenlerde ve en son yetişkinlerde gelişip sonlanmasını sağlamış olabilir. Bu, neoteninin temel prensibidir. Üstelik sadece fiziksel özellikler bu duruma dahil değildir: meraklılık, oyunculuk, şefkat ihtiyacı ve benzeri sosyal etkileşimler neoteni sayesinde yetişkinlerde gözükmeye başlamış olabilir. 

 

 

Tilki Türünde Neoteni

 

Neoteniyi ve ivmeyi bu kadar açıklayıcı kılan, sadeliği ve gözlenebilirliğidir. Çünkü hormonların etkisi altında gelişimin yavaşlatılıp hızlanması, neoteniye veya ivmeye sebep olacaktır. Yukarıda bahsettiğimiz gibi, Balyaev'in tilkiler üzerinde uyguladığı 20 yıllık hedefli Yapay Seçilim sırasında her zaman daha uysal, daha oyuncu, daha canayakın; kısaca daha "çocuksu" özellikler seçilmiş ve böylece 20 yıl kadar kısa bir sürede tilkiler evrimleşmeye başlayarak daha farklı tüy renklerine, daha uysal yapıya, daha sessiz bir biçime, daha yumuşak ses yapısına, daha uzun ergenlik süresine erişmişlerdir. Bu, adaptasyonculuk akımından gelen Evrimsel Biyologlar'ın göz ardı ettikleri, sadece Yapay Seçilim'in fiziksel etkilerine yoğunlaşmalarından ötürü atladıkları; ancak neotenik açıklama ile kolayca ortaya konulabilen bir durumdur. 

 

 

 

Aksolotlarda Neoteni

 

Dediğimiz gibi neoteniyi güçlü kılan, doğada sıklıkla görülmesi ve net bir şekilde ayırt edilebilinmesidir. Üstelik sadece hormonal aktivite sayesinde manipüle edilebilmesi de onu özel ve güçlü kılan bir diğer özelliktir. Dolayısıyla daha başka örnekler üzerinden gidecek olursak:

 

Meksika'da yaşayan çok ilginç bir semender türü vardır: Ambystoma mexicanum ya da daha popüler adıyla Axolotl (Türkçede Aksolot olarak anılmaktadır).

 

 

Aksolotların solungaçları vücut dışında bulunur ve tüm hayatlarını su içerisinde geçirirler. Normalde, Evrimsel Süreç'in yavaşlığından ötürü böyle bir türün karasal ortama adapte olmasının birkaç milyon yılda, en azından birkaç yüz nesilde olması beklenmektedir. Ancak bir aksolot popülasyonunu su dışarısına çıkardığınızda ve ortamını değiştirdiğinizde, sadece 1 nesilde Kuzey Amerika Semenderi ile birebir aynı canlıya dönüşebilirler. Bu semender karada yaşar ve akciğerlerini kullanarak solunum yapar. 

 

Yapılan araştırmalar göstermiştir ki bizim aksolot olarak bildiğimiz tür, aslında Kuzey Amerika Semenderi'nin larva aşamasında kalmış bir canlı türüdür. Bu canlı gerektiği zaman suda yaşayan larva düzeyindeki noktada kalırken, çevre şartlarının etkisi altında karada yaşayan bir başka türe evrimleşebilmektedir. Bu, beklenmedik derecede hızlı ve kontrollü bir evrimdir. Bu türün iki formu da üreme yetisine sahiptir (olmazsa bu tip bir hızlı bir evrim beklenemez). Tanımlar üzerinden gitmek gerekirse, aksolot, semenderin neotenik özellikler gösteren formudur veya tam tersi şekilde, semender aksolotun ivmesel özellikler gösteren formudur.

 

Aksolotların neotenisinde etkili olan hormonlar da keşfedilmiştir. Aksolotların gelişimleri sırasında karasal bir semendere dönüşememelerinin sebebi TSH (İng: Thyroid Stimulating Hormone, Tür: Tiroit Uyarıcı Hormon) isimli hormonun eksikliğidir. Semenderlerde bu hormonun tetiklediği tiroit bezinden tiroksin isimli bir kimyasal salgılanır ve bunun etkisi altında başkalaşım gerçekleşir. Ancak suyun bol olduğu ortamda, bu kimyasalın üretimine katılan iyot elementi yeterli miktarda bulunmaz ve bu dönüşüm gerçekleşemez. Ancak eğer suda yaşayan bir aksolot bireyini sudan çıkarır ve iyot elementiyle yüklerseniz, tiroksin üretilebilecektir ve aksolotta çok kısa sürede değişim başlayacaktır. 

 

Bu örnekten öğrenmemiz gereken en önemli nokta, çevresel etmenlerin Evrim üzerindeki etkisidir. Bu durumda suyun varlığı/yokluğu, bir türün ne yönde evrim geçireceğine karar vermektedir ve tamamen kontrol dışındadır. Sonsuz kaotiklikteki çevre koşulları, hiç beklenmedik zamanlarda ortamdaki suyun azalmasına veya artmasına sebep olabilir. Bu da, canlının evrimleşeceği yönün kaotik olarak değişimi demektir. İşte "Doğal Seçilim"in etkisi burada devreye girer ve adaptasyoncu ekol ile sıçramacı ekolün birleştiği nihai nokta burasıdır. Bu da yine Evrimsel Biyoloji'nin bütünleştirici gücünü bir kere daha göstermektedir. Öte yandan Balyaev'in tilkilerindeki durum, Yapay Seçilim'in etkisini göstermekte ve neoteniyle birleştirici olarak bir kez daha Evrimsel Biyoloji karşımıza çıkmaktadır. O örnekte çevre koşulları, insanın kararlarından ibarettir ve insanlar Evrim'in yönünü şekillendirmektedir. 

 

 

Uçamayan Kuşlarda Neoteni

 

Bildiğiniz gibi kuşların çok büyük bir kısmı uçabilme yetenekleriyle bilinmektedir. Ancak bir grup kuş türü, kanatlara sahip olmalarına rağmen uçamamaktadırlar. Bu durum sadece ve sadece Evrimsel Biyoloji ile açıklanabilmektedir. Bu konuya yapılan en meşhur açıklama "Körelmiş Organlar Kuramı"dır. İlgili yazılarımızda açıkladığımız gibi bu kurama göre bazı organlar, çevre baskıları ve çevresel değişimler altında eski gerekliliklerini/faydalarını yitirirler ve canlıya bir yük haline gelirler. Doğanın ekonomisi ve "trade-off" ilkesi dahilinde artık fazlalık olan bu yapı ve organların ortadan kaldırılması gerekmektedir. Bu da, Evrimsel Süreç'te nesiller içerisinde hep daha kısa kanatlar, daha küçük kanatlar geliştirenlerin seçilimi ve birikimi ile olur.

 

 

Ancak kimi zaman bu açıklama, okurlarımıza ve genel olarak bilim insanlarına doyurucu gelmemekte, sadece ekonomi ile bir organın yok olması bağdaştırılamamaktadır. İşte bu noktada yine neoteni devreye girerek, Evrimsel Biyoloji'nin açıklayıcı gücünü göstermektedir:

 

Uçamayan kuşlar (devekuşları, emular, kiwiler, penguenler, kasovariler, Galapagos Karabatları, vb.) olarak anılan kuşların evrimsel süreçte neotenik bir biçimde evrim geçirdikleri ve bu sayede kanatlarını yitirdikleri düşünülmektedir. Yani bu kuşların kanatları bir anda ortadan yok olmaz (çünkü gelişimsel süreçte kanatların hiç olmadığı bir nokta yoktur ya da en fazla zigotik dönemde vardır ki bu dönem elverişssizdir). Ancak yetişkin bireyler, bir veya birkaç nesil içerisinde çevresel etkilerin etkisi altında, tıpkı yavrulardaki gibi işlevsiz kanatlara sahip olurlar. Bu kanatlar yetişkinlikte de aynen saklanır ve uçmaya yaramaz. 

 

Bu örnekten de öğrenmemiz gereken önemli bir nokta, Gould'un ekolünden gelen insanların adaptasyoncu evrimi kesinlikle reddetmemeleridir. Elbette Evrim birikimli bir şekilde de ilerlemektedir. Sadece adaptasyoncu ekol bu ilerleyişin büyük oranda birikimli seçilim olduğunu düşünürken, sıçramacı ekol bu tip neotenik sıçramaların asıl Evrim'e sebep olduğunu, sonradan gelen durgun, dingin, sakin dönemde ise birikimli seçilimin kademeli olarak iş gördüğünü düşünmektedirler. Yani bu ekole göre birikimli seçilim sürekli vardır ve minik adımlarla ilerlemektedir; ancak asıl değişimi yaratan göreceli olarak dev sıçramalardır.

 

 

Kordalılarda Neoteni

 

Bir grup bilim insanı, bizim "kordalılar" (Chordata) olarak adlandırdığımız geniş filumun kökenlerinin neotenik bir evrime dayandığını ileri sürmektedirler. Moleküler (genetik) verilerin ortaya net bir şekilde koyduğu üzere, kordalıların en yakın akrabası "denizel filtreleyiciler" olarak adlandırdığımız Tunikatlar'dır (Tunicata). Tunikatların üreyebilen, yetişkin formları hareketsizdir, kayalara ya da deniz altında bulunan kumlara, toprağa sabittirler ve sadece suyun hareketini sağlayarak besleniler. Kısaca, bir bitki gibi yaşarlar (ancak kesinlikle Hayvanlar Alemi'ndendirler). Ancak larva dönemleri, yani gençlik zamanlarında Tunikatlar'ın hareket edebilen bir formları bulunmaktadır ve bu formun da, tıpkı günümüz kordalıları gibi bir kordası (sinir ipliği) bulunmaktadır. 

 

Heterokronik Kuram'a göre bir noktada bu canlılar neotenik bir Evrim geçirmişlerdir ve hareketli, notokorda sahip larva, ileri yaşlarda da bu şekilde kalarak hareketsiz forma asla dönmemiştir. İşte bu sayede denizlerdeki ilk gelişmiş kordalılar evrimleşmeye başlamış, sonrasında ise denizlerde ve karalardaki devasa omurgalı çeşitliliği evrimleşebilmiştir.

 

Tüm bu örnekler ve burada yer vermediğimiz çok daha fazlası (özellikle amfibilerde sayısız örnek bulunmaktadır), akla şu soruyu getirmektedir: Gould'un iddia ettiği gibi insan türü de neoteni sayesinde bugünlere kadar gelen evrim yolculuğuna çıkmış olabilir mi?

 

 

"Yeniden: İnsanda Neoteni" ve Beynin, Dolayısıyla Zeka, Duygular, Algılar, Düşünme ve Bilincin Evrimi

 

İnsan da, sıradan bir hayvan türü olarak, tıpkı yukarıda verilen örneklerde olduğu gibi hormonlara, dolayısıyla genetik özelliklere dayalı olarak gelişimleri sağlanan bir türdür. Yapılan araştırmalar, neoteniyi etkileyen en önemli unsurun kimyasallar, özellikle de hormonlar olduğunu ortaya çıkarmıştır. Dolayısıyla hormonlara sahip olan ve bu hormonlar gelişimi etkileyen (ki genelde böyledir) türler, neoteni karşısında çaresizdir ve çevresel etmenlerin değişmesiyle, neotenii kaçınılmaz olabilecektir.

 

İnsanı "insan" yapan tek özellik beyin büyüklüğüdür. Bunun haricinde kalan özelliklerin neredeyse tümünde insanlar diğer türlerden çok çok geridir. Ancak hala bilim insanları neden insanların bu kadar büyük ve işlevsel beyinler evrimleştirdiğini tam olarak bilememektedirler. Bu konuda oldukça somut, son derece açıklayıcı ancak hala tam olarak doyurucu olamayan birçok teori mevcuttur. İşte neoteninin bu doyuruculuğu tamamlaması beklenmektedir ve bu yönde araştırmalar çok uzun yıllardır sürmektedir. 

 

Doğadaki beyne sahip canlılar incelendiğinde, hiçbirinin avlarını yakalamak, hayatta kalmak ve üremekten (ve tabii vücudun işlerini düzenlemekten) daha fazla işleve sahip beyin geliştirmemiş olduklarını görürüz. Bunun sebebi çok nettir: Ortada beynin büyümesini tetikleyen bir unsur yoktur ve beyin gibi karmaşık bir organın evrimi son derece pahalıya mal olabilmektedir. Yani her ne kadar beynimiz sayesinde birçok işi başarabilsek de, beyni üretmek ve ömür boyunca sürdürmek, insan için çok ciddi bir risktir, özellikle de vahşi hayatta. Ne var ki bazı sebeplerle (bu sebeplerin bir çoğu ilgili yazılarımızda açıklandı) bu evrim tetiklendi ve gerçekleşti. Ancak o sebeplerin tam olarak ne olduğu, ne sırayla oluştuğu, nasıl değişimlere sebep olduğu hala bilim insanlarının ilgisini çeken bir sorulardır. 

 

Burada konumuz olmadığı için girmeyeceğiz, ancak beynimizin bu kadar evrimleşmesini sağlayan en önemli unsurlardan biri Cinsel Seçilim'dir. Cinsel Seçilim, adaptasyoncu ekolün beynin büyümesini açıklamak için kullandığı, açıklayıcı gücü oldukça fazla olan bir doğa gerçeğidir. Öte yandan sıçramacı ekol, yine bu birikimli seçilime sebep olan mekanizmayı kabul etmekle birlikte, daha çok heterokronik bir açıklama yapmayı tercih etmektedirler. Çünkü her ne kadar Cinsel Seçilim, insandaki beyin artışını ve buna bağlı olarak gelişen özellikleri açıklasa da, bunun neden sadece insan türüyle sınırlı kaldığını tam olarak izah edemez. İşte tam bu noktada devreye giren Heterokronik Kuram, insanın beyninin evrimini özel kılan basamağı doldurmaktadır.

 

İnsan türünün beyni bu kadar büyüyebilmiştir, çünkü yaşadıkları ortamın etkisi altında bu tür, çocukluğa harcadığı süreyi diğer türlere göre oldukça fazla miktarda uzatmıştır. Yani yetişkinliğe erişme süresi, ömürlerinin tamamına oranla oldukça fazladır. Bu, beynin doğumdan sonra da gelişimine yeterli süreyi tanımıştır. Yani neotenik bir Evrim sayesinde insan beyni büyümeye ve dengeli bir şekilde gelişmeye zaman bulabilmiştir. Bu da, daha uzun çocukluk süreleriyle sağlanmaktadır. Bu sebeple "Ağaç yaşken eğilir." diye bir atasözümüz vardır ve bu yüzden geleceğin dahileri, balerinleri, atletleri çok küçük yaşlarda, beyin ve bedensel gelişim tamamlanmadan seçilir. Çünkü nasıl ki biz beynin gelişimine bu şekillerde müdahale edebiliyorsak, doğal süreçler de Evrim mekanizmaları dahilinde türlerin evrimine bu şekilde müdahale edebilmektedirler. Dolayısıyla çocukluk süreçleri çevresel baskılar altında uzayan insan türünde beynin büyümesi ve gelişimi sağlanabilmektedir.

 

1926 yılında, Gould'un bu açıklamalarından çok önce Bolk, insanda neotenik bir biçimde, atalarımızın çocuk formlarının özelliklerinin evrimsel süreçte yetişkinliğe sarkmasıyla evrimleştiğini düşündükleri özelliklerin ayrıntılı bir listesini yapmışlardır. Bu liste, temel olarak şempanze yavruları ile insan yetişkinleri arasındaki benzerliklere dayanmaktadır. 1926 yılında yayınladığı makalesinin 6. sayfasında Boke, iki türün farklı dönemleri arasındaki şu benzerlikleri tespit etmiştir:

 

  1. Yassı yüz ve çene yapımız 
  2. Kıllardaki seyreklik
  3. Deri, göz ve saç pigmentasyonunda azalma
  4. Harici bir kulağın varlığı
  5. Epikantik (Mongolların göz çukurlarına benzeyen) göz çukurları
  6. Foramen magnum'un (kafatası içerisindeki dev boşluk) merkezi konumu
  7. Göreceli olarak yüksek beyin ağırlığı
  8. Kafatası dikişlerinin ilerleyen yaşlarda da korunması
  9. Dişilerdeki labia majora'nın (vajinanın kalın yanakları) varlığı
  10. El ve ayakların yapısı
  11. Pelvis'in (kalça kemiği) yapısı
  12. Dişilerde cinsel kanalın dikey yönelimi
  13. Diş dizilimi ve kafatası dikişlerinin belirli çeşitleri/varyasyonları

Daha sonradan, birçok bilim insanı bu verileri incelemiş, onaylamış ve hatta üzerine yenilerini eklemiştir. Özellikle 1948 ve 1958 yıllarında de Beer, 1962'de Montague, 1949 yılında Keith, bu benzerliklere bir çoğunu eklemişlerdir. Bunlara:

 

14. Kaşların yokluğu

15. Kafatası çıkıntısının yokluğu

16. Kafatası kemiklerinin inceliği

17. Kafatası boşluğunun içerisindeki yörüngelerin konumu

18. Brakisefali'nin varlığı (bir tür kafatası hastalığı)

19. Küçük dişler

20. Dişlerin geç çıkması

21. Başparmakta rotasyonun olmaması

22. Yavruluktaki ebeveynlere bağımlılığın süresinin uzunluğu

23. Büyüme periyodunun uzunluğu

24. Uzun ömür

25. Göreceli olarak büyük beden

 

İşte tüm bunlar, insandaki neotenik evrimin ihtimaline deliller olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Üstelik bunlar, sadece beynin evrimi ile ilgili değildir. Tüm bu neotenik özellikler, insan türünün davranışsal, fiziksel ve nörolojik bir çok özelliğini etkilemektedirler. Bunlar arasında dik duruş, az vücut kılı, atalarımıza göre küçük çeneler, küçük dişler, uzun yaşam, oyunculuk, yaratıcılık ve yetişkinlikte cinsellik bulunmaktadır. 

 

İnsanın neotenik evrimi, diğer hayvanlarınkiyle kıyaslanırsa, büyük miktarda paralellik görülmektedir. İnsanda da, sıradan bir hayvan türü olarak, hormonlar gelişimin birincil etkenidirler ve bahsettiğimiz gibi hormonların varlığı, neotenik evrimin kaçınılmazlığı demektir. 

 

İnsanların gelişiminde en etkili olan iki hormon testosteron ve östrojen hormonlarıdır. Halk arasında biri erkek, diğer dişi hormonu olarak bilinse de, her iki cinsiyette de, ikisi de, belirli miktarlarda salgılanmakta ve bulunmaktadır. Bu düzeylerdeki anomaliler, bazı farklılıklara ve sorunlara sebep olabilmektedir. 

 

Temel olarak bakıldığında, testosteron olgunlaşmanın hızını belirlemektedir. Östrojen ise olgunlaşmanın zamanını belirler. İlgili yazımızda açıkladığımız üzere, embriyonik dönemin ilk 6 haftasında insan yavrusunun cinsiyeti belli değildir. Ancak 6. haftadan sonra, cinsiyet genlerinin ifade edilmeye başlamasıyla birlikte hormonlar üretilmeye başlanır ve hangi cinsiyetse, o cinsiyetin özellikleri ortaya çıkmaya başlar. 

 

Sıradan kimyasallar olarak testosteron ve östrojen de, tıpkı diğer hayvanlardaki hormonlar gibi çevresel etmenlerden etkilenebilmektedirler. Işık, diyet, stres, egzersiz, ilaçlar, alkol, tütün ve dokunma gibi yüzlerce uyaran, bu hormonların çalışma biçim ve miktarını etkileyebilmektedir. Dolayısıyla bir annenin gebelik süresince yaptıkları, çocuğunun genetik unsurlarla çerçevelenmiş; ancak çevresel unsurlarca belirlenecek olan gelişimini etkilemektedir. Bu da, her bir nesilde, bir miktar neotenik evrimin yaşanması demektir. Tıpkı aksolotlarda olduğu gibi, çevresel unsurların etkisi altında, hormonlarımızın değişimiyle insan yavruları, aslında genlerinin belirlediğinden farklı özellikler kazanabilmekte, farklı zamanlarda gelişebilmekte, gelişim hızları farklı olabilmekte ve gelişimin sona ermesi farklı zamanlarda olabilmektedir. 

 

Bunun en güzel örneği, Batı toplumlarının yüksek yağ içerikli diyete geçmeleriyle birlikte, ergenliğe giriş yaşlarının 3-4 sene erkene düşmesidir. Bu, gözümüzün önünde olan, sıçramalı bir evrimdir. Aynı durum, denek olarak seçilmiş ve modern dünyayla iletişimleri olmayan bir yerli halkta denenmiş ve sadece birkaç nesilde doğan yavruların ergenliğe girme yaşlarında düşüş gözlenmiştir. 

 

Yapılan bir diğer araştırma, testosteron salgılayan, ancak yağ ve östrojen oranları çok düşük olan yavrularda, dil öğreniminin geç sağlanabildiğini ortaya çıkarmıştır. Anne karnında yaşanılanlar, hormonal dengeyi etkilemektedir ve bu da doğrudan yavrunun evrimsel süreçteki öğrenme başarısını belirlemektedir. Bu da, gözümüzün önünde gerçekleşen bir neotenik evrimdir. 

 

Daha onlarca bu tip neotenik ve çok hızlı gerçekleşen evrim örnekleri verebiliriz. Pek çoğunuzun aklına "İnsanın Evrim'i devam ediyor mu?" sorusu gelmiştir, gelmektedir. Konuyla ilgili adaptasyoncu ekolün açıklamalarından yola çıkan bir yazımız mevcut. Ancak bu yazımızda da, net bir şekilde, insanın hızlı, çok hızlı bir şekilde evrim geçirdiğini sizlere gösterebildiğimizi umuyoruz.

 

Doğa var oldukça, canlılar, atomlar, moleküller var oldukça; daha doğrusu Evren var oldukça, Evrim vardır, olmuştur ve olacaktır. Sıçramacı ekolle ilgili bu yazımızı, Evrim'in babası olarak görülen ve belki de tüm bu çalışmaları mümkün kılan Darwin'in, Türlerin Kökeni isimli şahseserinin son cümleleriyle bitirmemiz gerekirse:

 

"Bu yaşam görüşünde bir ihtişam var. Birden çok kuvvetin etkisi altında, bu kadar basit bir başlangıçtan, bu kadar harika ve güzel yaşam formları, bu gezegen bu yasalar etkisi altında dönmeye devam ettikçe, evrimleşti, evrimleşiyor ve evrimleşecek."

 

Umarız faydalı olmuştur.

 

Saygılarımızla.

ÇMB (Evrim Ağacı)

6 Yorum