Evrim Mekanizmaları - 2: Doğal Seçilim

Yazdır Evrim Mekanizmaları - 2: Doğal Seçilim

Bu yazımızda, aslında defalarca bahsetmiş olduğumuz ve hepinizin gayet iyi bildiğinizi düşündüğümüz halde, bir doğa gerçeği olan Evrim'in en etkili ve güçlü mekanizmasından, Doğal Seçilim'den bahsedeceğiz. Yazımızda, kavram olarak ele almaktan çok, Doğal Seçilim'in neden önemli olduğundan ve gücünden bahsedeceğiz. Dolayısıyla okurken sıkılmayacağınızı ve yeni bazı noktalar öğrenebileceğinizi düşünüyoruz.

 

Doğal Seçilim'i bu dizinin ilk yazısında oldukça karmaşık bir şekilde tanımlamıştık. Bu yazımızda ise daha kısa cümlelerle, net bir şekilde tanımlamak istiyoruz: İlk olarak, canlılarda genetik çeşitlilikten dolayı pek çok farklılık olduğunu biliyoruz. Örneğin siz, ikiz olmayan bir kardeşinizden ve anne-babanızdan oldukça farklısınız. Bu dış görünüşün toplamına "fenotip" deniyor. Bunu belirleyen genetik yapının tümüne ise "genotip" deniyor. Genotipiniz, fenotipinizi -ve diğer hemen her şeyinizi- belirliyor. Doğal Seçilim, fenotipteki farklılıklardan dolayı, yaşadığı ortama daha uyumlu olan canlıların hayatta kalabilmesi, benzer şekilde uyumlu olmayanların elenerek yok olması demektir. Hayatta kalabilen veya daha kolay kalabilen bir canlı, üreyebilecek ve yavrularına kendi genetik materyalinin yarısını (mayoz bölünme) aktarabilecektir. Eşinden de, tamamen aynı şekilde ama farklı bir içerikteki bir yarım gen seti yavruya gider (aşağıdaki görselde bu durum gösterilmektedir). Bu yarıların içerisinde, kendisini doğaya karşı avantajlı kılan genlerin bulunma ihtimali de yüksektir. Bu sayede, her yavru, annesinden bir set gen, babasından bir set gen alır. Bunların toplamının yarattığı çeşitlilik, eğer yavrunun ortama daha adapte olmasını sağlayıcı ise, yavru daha kolay hayatta kalır, büyür ve ürer. Bunun sonucunda, kendisini daha avantajlı kılan kombinasyonun yarısını yavrularına aktarır. Doğal Seçilim, bu şekilde, sürekli olarak, nesillere ait bireyleri eler veya "kayırır".



Erkeğin penisinden aktarılan spermler ile dişinin üreme kanalı boyunca seyehat eden yumurta içerisinde, bu bireylerin genomlarının (genlerinin tamamının) yarısı bulunmaktadır. Bunun hangi "yarı" olacağı tamamen rastlantısaldır ve rastgele belirlenir. Üstelik her üretilen spermde ve yumurtadaki genetik dizilim, bireyin kendi genomunun yarısını içermesine rağmen, her seferinde diğerlerinden bir miktar (ya da tamamen) farklıdır. Bu sayede eşeyli üremeyle çok geniş bir çeşitlilik sağlanabilmekte ve evrim mekanizmaları sayesinde bu özellikler seçilip elenebilmektedir. 

 


Doğal Seçilim, görebileceğiniz gibi, ilk etapta görünümsel özellikler üzerinde etkilidir. Yani, genetik özelliklerinizin (genotip) ne olduğuna bakılmaksızın, bunların görünümsel özellikleriniz üzerindeki etkileri incelenerek, Doğal Seçilim'in işleyişi anlaşılabilir.

 


Doğal Seçilim'in Kısa Tarihi


Doğal Seçilim'in çok eski bir tarihi bulunmaktadır. Bazı canlıların doğaya karşı rastgele bir şekilde daha avantajlı hale geldikleri fikrini ilk ileri süren kişi M.Ö. 450'li yıllarda yaşamış olan Empedocles'tir. Daha sonra öğrencisi Lucretius, daha sonra Aristotales, El-Cehiz gibi isimler yaşam mücadelesini tanımlamış ve geliştirmiştir. Biruni, yapay seçilime atıfta bulunarak doğada bu tip bir seçilim bulunduğu ileri sürmüştür. 18. yüzyılda bir süre aradan sonra tekrar gündeme gelen Doğal Seçilim fikri, Pierre Louis Maupertius tarafından güncellenmiştir. Ancak tüm bunların fikirlerinden yola çıkıp, müthiş bir gözlem gücü ve örnekleme başarısıyla, en geniş hali ve açıklamalarıyla ileri süren ve o güne kadar seçilimin Platoncu ve Lamarkçı yorumlarından arındıran kişi, 19. yüzyılın dehası olarak anılan Charles Robert Darwin'dir.

 


Charles Robert Darwin (12 Şubat 1809 - 19 Nisan 1882)


Burada, çok uzun süreceği için, bu fikrin Darwin'de nasıl geliştiğini açıklamaya girmeyeceğiz (bununla ilgili olarak Evrim Kuramı'nın Evrimi başlıklı yazı dizimize göz atabilirsiniz). Ancak birkaç önemli noktadan bahsetmek gerekirse: Darwin, Beagle yolculuğuna çıktığı yıllarda, Christ's College'da okumaktaydı. Burası, rahip bilim insanları yetiştiren bir teoloji (din-bilim) okuluydu. Burada Darwin, ünlü bir teoloji botanikçisi olan John Stevens Henslow'un gözüne girmeyi başarmıştı. Henslow'un kafasını, doğada neden bu kadar büyük bir çeşitlilik olduğu ve canlılar arasında ufak farklılıklar bulunduğu kurcalıyordu. O döneme kadar pek çok insan İncil'deki yaratılışı (Genesis) ispatlamaya çalışmış; ancak somut ispatlara asla ulaşamamıştı. Bu sebeple Henslow, İncil'deki yaratılışın güzelliği ve gücünü kanıtlamak ve somut bulgular edinmek için, en parlak öğrencilerinden biri olan Charles Darwin'i seçmiş ve Beagle gemisinin çıkacağı yolculuk için Kaptan Robert FitzRoy'a onu önermişti. Çünkü Beagle Dünya'nın dört bir yanını dolaşacaktı ve bu, o dönemlerde genellikle hep bilim insanlarının da katılımıyla yapılırdı. Bu sayede Dünya'nın gizemleri anlaşılır ve öğrenilirdi. Henslow, bunun yaratılışı ispatlamak için güzel bir fırsat olarak görüyordu. 


Kısaca Darwin, o sırada rahip olmak için eğitim görüyordu ve güçlü bir şekilde yaratılışa inanıyordu. Beagle teklifini kabul etme sebebi de doğaya olan durdurulamaz aşkı ve yaratılışı bilimsel olarak ispatlayan ilk kişi olma arzusuydu (bunu doğrudan dile getirmese de, heyecanını özellikle mektuplarında belli ediyordu). Darwin'in yolculuğu tam 5 yıl sürdü ve yaratılışı ispatlamak açısından hayal kırıklıklarıyla dolu geçti. Ancak hiçbir zaman, Evrim Karşıtları'nın iddiasındaki gibi Galapagos adalarında "vahiy iner gibi" Doğal Seçilim Kuramı'nı (onun zamanında Evrim Kuramı'nın adı buydu) bulmadı; zaten kendisinden önceki pek çok isim, az önce bahsettiğimiz gibi bu fikri ileri sürmüştü. Darwin'in Dünya'nın her tarafında yaptığı gözlemler, onun türlerin bir anda var olmadığı, fakat ortama adapte olarak değiştikleri, türler arasında bir süreklilik olduğu gibi fikirlerin ne kadar doğru, yaratılış inancının ise ne kadar asılsız olduğunu görmesini sağladı. 5 senelik uğraşlar ve araştırmalar sonucunda sayısız veri ve örnek topladı; sonra da bu gözlemlerini bilimsel bir kuram haline getirdi. Bu kuramının merkezine de, Yer Çekimi gibi bir doğa gerçeği olan Doğal Seçilim'i yerleştirdi.

 


Doğal Seçilimi Anlamak


Doğal Seçilim, gerçekten de son derece güçlü ve etkili bir doğa yasasıdır. Çünkü vahşi doğa, şu anda evinizde oturduğunuzda hayal edemeyeceğiniz kadar karmaşık dinamikler üzerine kuruludur ve en ufak bir hata, ölümü getirir. Ancak hiçbir canlı mükemmel olmadığı ve geçen yazımızda değindiğimiz Çeşitlilik Mekanizmaları sayesinde sürekli olarak canlılar arasında bazı farklılıklar meydana geldiği için (ikiz olmayan kardeşinizden ve anne-babanızdan ne kadar farklı olduğunuzu düşünün), doğada bazı canlılar ortama daha uyumlu, bazıları ise daha uyumsuzdur. Bu, doğada sürekli bir seçilimin olmasını da beraberinde getirmektedir. 


İlk canlılıktan beri evrimleşen "var oluş amacımız" bellidir: Hayatta kalmak ve üremek. Bunun dışındaki tüm yaşam amaçları (sanat, müzik, eğlence, huzur, din, vb.) insan tarafından zekanın evrimiyle birlikte uydurulmuştur/geliştirilmiştir ve başka hiçbir canlıda bu ikincil yaşam amaçları görülmez. Bu ikincil amaçların doğa için hiçbir anlamı bulunmaz ve doğadaki var oluş için tamamen geçersiz uğraşlardır. Bu uydurulmuş yaşam amaçlarından herhangi birini ve hatta hiçbirini yapmadan soyunuzu ve varlığınızı sürdürebilirsiniz - ki doğa için önemli olan, soyun sürdürülebilirliğidir. Ancak -örneğin- insan türü toplu olarak hayatta kalma mücadelesine son verir veya toplu olarak üremekten vazgeçerse, en iyi ihtimalle 90 yıl içerisinde tek bir insan bireyi bile hayatta kalamaz (çünkü asla yeni yavrular doğmaz ve 80-90 yaşına ulaşan insanlar da ölür) ve insan türünün soyu tükenir. Bu sebeple, insanların da, kendisi gibi olan diğer tüm hayvanlar ve canlılar gibi var olmasının tek amacı hayatta kalabilmek ve üremektir. Şunun altını çizmekte fayda var ki, insan gelişmiş beyni sayesinde saf bir şekilde biyolojik olarak doğaya bağımlı bir hayvan türü değildir ve bu şekilde değerlendirilemez. Dolayısıyla az önce saydığımız "ikincil yaşam amaçları", insanın kültürel zenginliği için elbette ki gereklidir. Burada altını çizmeye çalıştığımız şey, biyolojik gerçekler ve bunların bizim şahsi uğraşlarımızdan tamamen bağımsız olmasıdır.

 

Dolayısıyla, aklı başında olan ve doğayı algılama kapasitesi olan her birey, insan da dahil olmak üzere istisnasız her canlı türünün hayatta kalma ve üreme mücadelesi verdiğini kabul etmek durumundadır. İşte Doğal Seçilim, temel olarak bunlardan ilkiyle, hayatta kalmak ile ilgilidir. Doğadaki bahsettiğimiz çeşitlilikten ötürü, avantajlı olanlar sürekli olarak seçilir ve gelecek nesillere kendilerindeki avantajlı özellikleri sağlayan genleri aktarma şansı bulabilirler. Bunun sonucunda, her seferinde, bir miktar daha fazla avantajlı gen aktarılmış ve her yeni nesilde meydana gelen yavru bireylerin ortama biraz daha adapte olmuş olmaları sağlanır. Buna "birikimli seçilim" (birikimli evrim) denmektedir. Konuyla ilgili örnek arayanların buraya ve buraya tıklayarak konu hakkındaki makalelerimizi okumalarını tavsiye ediyoruz.



Hayatta kalmak...




Doğal Seçilim ve Evrim İlişkisi

 

Bu noktada, konuyla ilişkili bir diğer doğa gerçeğinin altını çizmekte ve koyu harflerle yazmakta fayda var: Evrim geçiren bireyler değildir; evrim geçiren popülasyonlar ve nesillerdir. Bunu anlamak, birkaç diğer yazımızda da belirttiğimiz gibi çok önemlidir. Bu, pek çok yanlış anlaşılmayı giderebilecektir. Bu yasanın söylediği temel olarak şudur: Canlılar, tek tek veya bireysel olarak evrimleşmezler. Yani hiçbir X canlısının (örneğin bir antilopun ya da insanın) tek bir bireyi ömrü boyunca değişip evrim geçirmez, geçirmeyecektir. Bunun yerine olan şudur: bir nesildeki ya da popülasyondaki en avantajlı bireyler sürekli olarak seçilir ve yavrularına genlerini aktarırlar. Böylece nesiller boyunca, birikimli bir ilerleme gözlenir; tek tek bireylerde ve bireylerin ömürleri boyunca değil. Kısacası, Evrim'i incelemek için tek bir canlıyı ele alıp gözlem yapamazsınız, o canlının nesiller boyu, tüm akrabalarını (büyük büyük büyük ... büyük babasından , büyük büyük büyük ... büyük torununa kadar) ele almanız ve incelemeniz gerekir. Yine buradaki yazımızdan, bunun güzel bir örneğini görebilirsiniz.

 

Bunun sonucunda, örneğin bir ortamda daha güçlü pençelere sahip olmak bir avantajsa, sürekli olarak, aynı popülasyon dahilindeki en güçlü pençeliler hayatta kalmayı daha kolay başaracaktır. Bunun sonucu nedir? Üremek için daha fazla enerjiye sahip olabileceklerdir, daha baskın hale geçerek dişileri daha kolay etkileyebileceklerdir ve hatta dişiler daha kolay avlanan erkekleri tercih edeceği, erkekler daha başarılı dişileri tercih edeceği için yine avantajlı konuma geçeceklerdir. Ve hatta, daha kolay avlanan bir bireyin çiftleşme için sadece daha fazla enerjisi değil, daha fazla zamanı da olabilecektir. Bu gibi faktörler sayesinde daha çok üreyebilecek ve yavrularına, kendisindeki güçlü pençe varyasyonunu sağlayan genleri yavrularına (gelecek nesillere) aktarabilecektir. Böylece yavrularda da bu özelliğin gözükmesi ihtimali artabilecektir. 




Öte yandan, güçsüz pençeli bir birey, avlanmaya çalışmaktan üremeye zaman/enerji bulamayacak veya dişileri etkileyemeyecek ve hatta daha kolay ölüp, üreme şansını tamamen kaybedebilecektir. Bu sebeple de kendisindeki bu göreceli olarak zayıf varyasyona sebep olan genleri yavrularına aktaramayacaktır. Seçilim, basit bir şekilde, böyle işler.



Ölü bir aslan...

 

Bu noktada şunu anlamak çok önemlidir: Pençe örneğimizde olduğu gibi veya aklınıza gelebilecek herhangi bir diğer örnek için önemli olan, çevre şartları ve ortam koşullarıdır. Evrim incelenirken, mutlaka çok yönlü bir inceleme yapmak gerekmektedir. Çünkü Evrim üzerinde etkiyen yüzlerce, binlerce faktör bulunabilir. Örneğin, 100 yıl boyunca bir ortamda güçlü pençelere sahip olmak avantaj sağlayabilir; ancak çok hızlı koşmanın o kadar önemi olmayabilir (çok güçlü, kalın ve kaslı pençelere sahip olmanın hızlı ve atik koşabilmeyi olumsuz etkilediğini varsayıyoruz, çitanın ince ama ona göre şekillenmiş kaslı bacaklarını düşünün). Fakat ortamda meydana gelebilecek herhangi bir değişim (av-avcı dengelerinin değişmesi, kuraklık, depremler, bitki örtüsü değişimi, iklim ve daha nicesi) neticesinde dengeler tersine dönebilir ve güçlü, kalın, kaslı pençelere sahip olmak yerine, daha hızlı koşmak avantajlı hale gelebilir. Bu durumda, seçilim de anında tersine dönecektir ve güçlü pençeliler yerine hızlı koşanlar desteklenecektir. Bu da, seçilimin ve dolayısıyla evrimin bir yönü olmadığını gösterir. Bu konuda şuradaki ve buradaki yazılarımızı okumanızı tavsiye ederiz. Önceden tayin edeceğiniz veya tahmin etmeye çalışacağınız yön, önceden tahmin edilemez çevre koşullarıyla birlikte sürekli ve rastlantısal olarak yön değiştirir. Bu yüzden evrim asla belli bir hedefe doğru gitmez, var olan ortam şartlarına göre sürekli değişir, çünkü her ortam için "avantajlı olma" tanımı birbirinden farklı olacaktır.

 

Benzer şekilde, daha önceki bazı yazılarımızda açıkladığımız gibi, tek bir özelliğin değişimi de tek yönlü değildir. Örneğin pençenin evrimleşebilmesi için, sadece pençeyi yapan kasların gelişmesi yeterli değildir. Bu kasların bağlandığı kemikler, kemikleri birbirine bağlayan tendonlar, komşu kaslar, buna bağlı olarak beyindeki bazı kontrol bölgeleri, bu bölgelerin değişimine bağlı olarak bazı diğer organlar, bu organların değişimine bağlı olarak bazı sistemler, pençelerin gelişimine bağlı olarak sinir ve dolaşım sistemleri ve daha pek çok etmen evrimleşmeli ve bu pençe evrimine adapte olabilmelidir. Yani pençe evrimleşir de, bir şekilde beynin pençeyi kontrol eden kısmı, bu yeni güce adapte olamazsa, bu yine canlı için dezavantaj olacaktır. Veya pençe evrimleşir de, pençeyi besleyen damarlar ve sinirler buna göre adapte olamazlarsa, pençe güçsüz kalabilecektir. Dediğimiz gibi, Evrim çok yönlüdür ve tek bir açıdan incelenemez.


Peki bu durumda evrim nasıl gerçekleşir? İşte burada başladığımız noktaya dönüyoruz: evrim, genlerin kendisine bakmaz. Evrim, bireyin tüm genetik özelliklerinin toplamı olarak ortaya çıkan fenotipine, yani fiziksel özelliklerine ve bunun belirli bir zamanda, belirli bir ortamda ne kadar avantaj sağladığına bakar. Bu "bakma" işi de bilinçli bir süreç değildir. Her canlı, bulunduğu zamanda ve mekanda hayatta kalma ve üreme mücadelesi verir. Bu mücadeledeki silahlarını genetik yapısından kaynaklı fiziksel özellikleri belirler. Eğer bu özellikler, bütün olarak ortama uygunsa, hayatta kalır ve bu genlerini yavrularına aktarır. Yoksa elenir ve genleriyle birlikte yok olur. Dolayısıyla "bilinçli ve karar verebilen" bir güç, canlıları "Bu başarılı... Bu başarısız." diye seçmez. Canlının sonunun ne olacağını, o andaki ortam koşulları ve canlının genetik/fiziksel özellikleri, otomatik olarak belirler. Canlı da, bu özellikler dahilinde mücadele eder ve sonuca ulaşır (ölür veya yaşar).


Burada dikkat edebileceğiniz gibi, hangi özelliğin avantajl, hangisinin dezavantajlı olduğunun kesin çizgileri yoktur. İşte bu da, Doğal Seçilim'in aslında ne kadar da "doğal" bir süreç olduğunu gözler önüne sermektedir. Her canlı, bedeninde var olanlarla mücadelesini elinden geldiğince ortaya koyar ve sonuç buna göre belirlenir. Kimi zaman çok üstün yeteneklere sahip bireyler bile elenebilecektir. Kimi zamansa, bir tür içerisinde diğerlerinden daha zayıf olanlar, şans eseri hayatta kalıp üreyebilecektirler. İşte bu yüzden evrimi ufak canlı gruplarında değil, bir popülasyonun (belli bir bölgede yaşayan belli bir canlı türünün) bütününde ve bu bütünün birden fazla neslinde incelemek ve analiz etmek zorunludur. Bu yapıldığında, türlerin bulundukları ortama en uygun özellikleri kazanacak şekilde evrimleştiği görülür. Elbette, eğer ki popülasyon içerisinde bir ortama çok daha başarılı bir şekilde uymayı sağlayacak genler hiç yoksa, bu özellik o tür içerisinde evrimleşemez. Dolayısıyla gen havuzunun içerisinde olan opsiyonlar da çok önemlidir. Ancak sonradan göreceğimiz gibi, bu havuz zaten oldukça dinamiktir, aşırı çeşitlidir ve evrim için çokça malzeme halihazırda, genetik olarak bulunmaktadır. Ancak yine de, evrimsel analizin sanıldığı kadar kolay olmadığını hatırlamakta fayda var.


Şimdi, Doğal Seçilim'in muhtemelen bilmediğiniz farklı alt türlerine geçelim.



Doğal Seçilimin Alt Başlıkları

 

Doğal Seçilim'in 3 temel tipi vardır:

 

1) Yönlü Doğal Seçilim

 

Yönlü Doğal Seçilim, az önceki pençe örneğimizde olduğu gibi, belirli bir özelliğin avantajlı olduğu durumlarda, Evrim'in bu özellik avantaj sağaldığı müddetçe o yöne doğru ilerlemesi ve o özelliğe sahip olan bireylerin avantajlı konuma geçmeleridir. Ancak bu yönün sürekli ve doğa koşullarının rastlantısal değişimiyle değişebileceğini unutmayınız. Seçilim adı sizi yanıltmasın.

 

 

Yukarıda da görebileceğiniz gibi, Yönlü Doğal Seçilim sonucunda, orjinal popülasyondaki bir özelliğin dağılımı (genellikle bir çan eğrisiyle temsil edilir, bununla ilgili olarak Evrim'İn İşleyişi yazı dizimize bakınız), başka bir oryantasyona doğru, yönlü olarak kayar. Yukarıdaki grafikte yatay eksene "pençe gücü" yazılırsa, güçlü pençelerin avantajlı olduğu bir durumda, pençe gücü sürekli olarak artmaya meyilli olacaktır ve grafik sağa (daha güçlü pençelere) doğru kayar. Ta ki bu özellik dezavantajlı hale gelene kadar, ortam şartları değişene kadar ya da fiziksel kısıtlamalardan ötürü pençe gücü daha fazla gelişemeyinceye kadar... Bunun birçok sebebi olabilir.

 


Atların boyut açısından evrimi, yönlü seçilimin güzel örneklerindendir. On milyonlarca yıl sonucunda Eohippus gibi ufak atlardan, günümüzdeki Equus cinsi gibi büyük atlar evrimleşmiş ve atalarından tamamen farklı özellikler kazanmışlardır.



2) Sabitleyici Doğal Seçilim

 

Bu ve sonraki seçilim tipini anlayabilmek için, yukarıdaki grafikte de yer alan çan eğrisini anlamak gerekir. Dediğimiz gibi, Evrim'in İşleyişi yazı dizimiz size bolca bilgi verecektir. Bu yazılarımızda da görebileceğiniz gibi, bir popülasyondaki bireylerin her bir özelliği, temel olarak bir çan eğrisi dağılımı gösterir. Yani örneğin insan türü için ağırlık dağılımına bakarsak, orta ağırlıklıktaki bireylerden en fazla buluruz: mesela rastgele 100 erkek insan seçsek, bunların 60-70 tanesi ortalama erkek ağırlığı olabilecek olan 80-90 kg. arasında çıkması muhtemeldir. Ancak bu 100 kişinin içerisinde, ortalamaya göre daha az sayıda zayıf erkek (60-70 kg.) ve yine az sayıda şişman erkek (100-110 kg.) bulunacaktır. Bu da, grafiğe döküldüğünde bir çan eğrisi elde etmemize sebep olur.




 

İşte durum böyleyken, kimi zamanlar uçlarda olmak avantajsızlık getirebilir. Örneğin, bir insan bebeği normal olarak 3-4 kg ve 45-55 santimetre olarak doğar; çünkü ana rahminden çıkabilmek için ortalama olarak bu özelliklerde olmak gerekir. Ancak -özellikle kilo açısından- bu sınırlara uymayan bebekler, doğum sırasında ölebilmektedir. Yani çok ağır veya aşırı zayıf doğan bebekler, ya ana rahminden çıkamayacak ya da hayatta kalacak kadar bir ağırlığa sahip olamayacaktır. Bu sebeple de ölerek elenecekler ve her zaman ortalama duruma sahip olanlar avantajlı olacaktır (insanın durumunda sezaryen doğum olduğu için, vahşi doğayı düşünmekte yine fayda vardır; örneğin zürafa veya fillerin doğurmasını).

 

İşte bunun sonucunda, ortalama bireylerin sayısı her zaman artacak ve belirli ölçeklerde sabitlenme meydana gelecektir. Bu tip seçilimin grafiği aşağıdaki gibi olacaktır:

 

 

Yukarıda da görebileceğiniz gibi, özellik dağılımı açısından uçlarda kalanlar elenecek ve ortalardaki bireyler desteklenecektir. Bunun sonucunda uç taraftaki bireyler hayatta kalamayıp sayıları azalacak ve ortalardaki bireylerin sayısı artacaktır. Buna sabitleyici doğal seçilim denir.

 


3) Bozucu Doğal Seçilim

 

Bu durumda ise, çan eğrisinin ortasındaki bireyler avantajsız konumda kalacak ve uçlardakiler avantajlı konuma geçebilecektir. Örneğin bir bitki için, çok uzun boylular yüksek uçucu hayvanlar tarafından, alçak boylular ise yere yakın yaşayan hayvanlar tarafından tozlaştırılabilecektir. Ancak ortalama boya sahip olanların seviyesinde yaşayan bir hayvan bulunmuyorsa, tozlaşmaları zorlaşacak ve üreyemeyeceklerdir. Bu durumda, iki uçta olan bireyler avantajlı konuma geçecek ve sayılarını arttıracaklardır. Bu tip seçilime ait grafik aşağıdaki gibidir:

 

 

Grafikten çıkarılacak çok önemli bir sonuç vardır: Bozucu Doğal Seçilim, bir popülasyondaki bireyleri ikiye bölmeye meyillidir ve bu, türleşmeyi inanılmaz destekleyen bir özelliktir. Bozucu Doğal Seçilim sayesinde ikiye bölünen bir popülasyon, farklı yönlerde evrim geçirebilecek ve yeni türler ortaya çıkabilecektir.

 

Görüldüğü gibi, Doğal Seçilim doğada farklı biçimlerde görülmektedir.

 

Son olarak, Doğal Seçilim ve Evrim ilişkisiyle ilgili bir iki son söz söylemek istiyoruz: İnsanların çoğu günümüzde doğada bir seçilim olduğunu ister istemez kabul etmektedirler, çünkü bu Yer Çekimi kadar açık ve gözlenebilirdir. Ancak aynı insanların, Evrim'i reddedebildiklerini görmekteyiz. Halbuki bu, Yer Çekimi'ni kabul edip, bizim inşa ettiğimiz bütün binaların Yer Çekimi sayesinde inşa edilebildiğini reddetmek gibi bir durumdur. Çünkü Doğal Seçilim varsa, Evrim kaçınılmazdır. Bireyler arasındaki farklılıklar Doğal Seçilim sayesinde ayıklanır ve bu, sürekli olarak türlerin değişmesine sebep olur. Genelde insanların kabul etmekte zorlandığı nokta, türlerin birbirine dönüşümüdür. Bunu, yalancı kaynaklar bir farenin file dönüşmesi gibi anlatmaya çalıştıkları için, anlamak zorlaşmaktadır. Ancak yazılarımızı okuyan birinin kolayca görebileceği gibi, türleşme bu demek değildir ve son derece yavaş gerçekleşir. Örneğin Bozucu Doğal Seçilim'de gördüğümüz gibi, bir popülasyon, belirli bir özellik açısından ikiye bölünebilir (örneğin bir ağaç, bir maymun, bir fare popülasyonu). Daha sonra, bu ikiye bölünmüş bireyler, farklı ortamlarda yaşamak zorunda kalırlar ve kendi ortamlarına ait bir seçilime maruz kalırlar. Birikimli Seçilim sayesinde zamanla, minik değişimler geçirirler. Sonunda ise, Türleşme yazı dizimizde bahsettiğimiz yöntemlerle birbirlerinden farklılaşırlar. Her ne kadar yeni olauşan nesiller, ata nesillere benzsede de, onlarla çiftleşemeyecek kadar farklı ve morfolojik olarak da farklı olabilirler. İşte bu Evrim'dir. Yani Doğal Seçilim'i kabul edip, Evrim'i reddetmek bilgisizlik ve iki yüzlülüktür.



Doğal Seçilim Örnekleri


Yazımızı bitirmeden önce bazı görsel örnekler sunarak konuyu zenginleştirmek istiyoruz. Böylece yukarıda saydığımız örnekler haricinde bazı ilginç örnekleri de öğrenebilmenizi hedefliyoruz. Burada okurlarımızı uyarmakta fayda görüyoruz: aşağıdaki görsellerden bazıları rahatsız edici olabilir, dolayısıyla kan görmeye dayanamayan okurlarımızın görselleri incelemeden yazıyı sonlandırması tavsiye edilir.



Doğal Seçilim'in en bariz örneklerinden birisi, aslanlar ile bizonlar arasındaki av-avcı ilişkisidir. Aslanlar hayatta kalabilmek için avlanmak, bizonlar hayatta kalabilmek için kaçmak zorundadırlar. Bu sebeple yüz binlerce yıl içerisinde iki türde de birçok farklı saldırı ve savunma yöntemi evrimleşmiştir. Bu mücadelede başarısız olanlar daima elenir.



Evrimsel mücadelede, Doğal Seçilim dahilinde başarılı olmuş bir Panthera leo bireyi...



Benzer bir av-avcı ilişkisi de Acinonyx jubatus türü çitalar ile avları arasında bulunmaktadır. Doğa, acımasızdır. Yaş, tip, boyut ayırt etmeksizin başarısızlar elenir, başarılılar hayatta kalır ve ürer.



Mücadeleden başarıyla çıkan çita ailesi...



Avcılar her zaman kazanmazlar. Av konumunda olan türlerin evrimsel süreçte geliştirdikleri davranışlar, fiziksel özellikler, vb. yetenekler birçok durumda avcıların başarısızlığına neden olmaktadır. İşte bu başarılı avlar, avcılarından kurtularak hayatta kalırlar ve ürerler. 



Kimi zaman avları tarafından çiftelenen, avlarının boynuzlarıyla yaralanan, hatta avlarının cesaret ederek avcılarına saldırması sonucu hasar gören ve ölen sayısız avcı bulunmaktadır. Bu fotoğraftaki gibi isabetli ve okkalı bir çifte, avcı aslanın haftalarca avlanamamasına ve ölmesine neden olabilir. Av açısından en kötü ihtimalle ise avcısından kurtulmasına neden olur. Avcı, yeterince hasar almadıysa bir başka ava yönelebilir (veya ölür) ve böylece zayıflar elenir (hem av, hem avcı açısından).




Her ne kadar vahşi doğadan kopmamızla birlikte şiddetini büyük oranda yitirmiş olsa da (veya artık o kadar kuvvetli hissetmesek de), türümüz açısından da seçilim sürmektedir. Popülasyonumuzun büyük bir kısmı rahat ve konforlu biçimde yaşasa da, halen vahşi hayatın içerisinde olan bireyler ve popülasyonları, Doğal Seçilim'i gün be gün hissetmekte ve yaşamaktadır.



Günümüzde halen birçok insan kabilesi avcı-toplayıcı olarak yaşamaktadır. Avcılar, tıpkı önceki örneklerde gördüğümüz hayvanlar gibi avlanmakta ve başarısız olduklarında elenerek ölmektedirler. Yukarıdaki fotoğraf, Pulitzer Ödüllü meşhur bir fotoğraftır. Bu fotoğrafta tarafımızdan görülen Doğal Seçilim'den çok, türümüzün kültürel evrimin ilkelliği ve beynimizin yeterince evrimleşmemiş olmasından ötürü bu tür ölümlere ve açlıklara izin veriyor olduğumuz gerçeğidir.



Arktik bölgelerde yaşayan avcılar da özellikle kutup ayılarını avlayarak hayatta kalmaktadırlar.



Ancak avlanma konusunda türümüz her zaman başarılı olamamakta ve av konumuna düşebilmektedir.


 Ayrıca halen vahşi doğada yaşayan insan bireyleri, vahşi avcıların saldırılarıyla, hastalıklarla ve bunun gibi seçici/eleyici birçok faktörle mücadele etmektedirler. Eğer ki türümüz halen yoğun olarak vahşi yaşamda bulunsaydı, çok daha hızlı bir şekilde evrim geçirebilirdik. Ancak kültürel evrimimiz sayesinde artık bunu çok fazla hissetmiyoruz.



Doğal Seçilim'i sadece vahşi bir yaşam mücadelesi olarak hayal etmek de tam olarak doğru değildir. Bu görsellerde görülen meşhur denizel memelilerin karalardan denize adapte olacak şekilde evrimleşmeleri, doğa-tür etkileşiminin de Doğal Seçilim açısından önemini göstermektedir. Yani türler sadece av-avcı ilişkisi sebebiyle değil, değişen çevre etkisi dahilinde de çok ciddi evrimsel değişimler geçirebilmektedirler.



Bunun en güzel örneklerinden biri de, insan türünün evrimidir. Türümüz, av-avcı ilişkisinden etkilenerek evrimleşmiş olsa da, bugünkü halimizi alabilmemizin en büyük etmeni, değişen çevre koşullarıdır. Atalarımızın Afrika içerisindeki göçü sırasında değişen çevre, zincirleme olarak birçok özelliğimizin evrimleşmesini tetiklemiştir. Bu konuyla ilgili buraya tıklayarak çok daha fazla bilgi alabilirsiniz.



Umarız açıklayıcı olabilmiştir.

 

Saygılarımızla.

 

ÇMB (Evrim Ağacı)


Kaynaklar ve İleri Okuma:

  1. WHFreeman
  2. Action Bioscience
  3. Discovery
  4. University of California at Berkeley
  5. Biology Web
  6. Global Change
  7. Intute
  8. Biology Online
  9. Brighthub
  10. New York Times
  11. Wikipedia "Natural Selection" Makalesi
  12. Pablo's Origins
  13. All About Science
  14. Windows to Universe
  15. All About Reptiles

6 Yorum