''Evrim Kuramı ve Mekanizmaları'' 1. Baskı - Sn. Osman Bahadır (Cumhuriyet Gazetesi) Eleştirisi

Yazdır
Evrim Ağacı'nın ilk kitabı olan "Evrim Kuramı ve Mekanizmaları" başlıklı kitabımızın ilk baskısının tükenmesiyle birlikte profesyonel eleştirmenlerden de son derece yapıcı ve kıymetli eleştiriler almaya başladık. Tabii ki her eleştiri yerinde olmayabilecek olsa da, eleştiriler yazarlara ve bizler gibi "amatör profesyonellere" çok önemli noktaları fark etme imkanı da sunabiliyor. Ayrıca tabii ki bir kişinin, bir yazarın ürününü daha iyi hale getirmesi için oturup eseri okuması, üzerinde düşünmesi ve eleştiri yazarak fikirlerini aktarması son derece kıymetli bir çabadır. Bu sebeple Cumhuriyet Gazetesi Bilim ve Teknoloji Eki yazarı Sn. Osman Bahadır'a teşekkürü borç biliriz.

Eleştiri, ülkemizde giderek olumsuz bir anlam kazanmayı sürdürse de, aslında eleştiri nötr bir kelimedir. Olumlu ya da olumsuz bir anlamı yoktur. "Değerlendirme yazısı" olarak düşünülmelidir. Eleştiri yazılarında olumlu eleştiriler yapılabileceği gibi, olumsuz eleştiriler de yapılabilir. Tabii ki bir eleştiriyi kıymetli ve geçerli kılan, onun yapıcılık değeridir. Yıkıcı, aşağılayıcı, hor görücü, emeği hiçe sayan hiçbir eleştiriye kimsenin tahammülü olmamalıdır ve bizim de yoktur. Bunu, İlkelerimiz'in 13. maddesinden de görebilirsiniz. Sn. Bahadır'ın eleştiri yazısı bu açıdan son derece kıymetli, isabetli ve önemlidir. Tamamına katılmıyor olsak da, fikirlerini bizlerle ve okurlarıyla paylaştığı için minnet duyuyoruz. Ülkemizde yapılan hataların nasıl düzeltilebileceği ve eleştirilebileceği konusunda yoğun bir cehalet yaşanıyor ve üniversite bitirmiş veya üniversite öğrencisi olan kişiler bile yapıcı eleştiri üretmekten aciz bir şekilde yetişiyor. Bu sebeple, doğru biçimde yapılan eleştirilerin çok daha fazla kişiye ulaşmasının faydalı olacağı kanaatindeyiz. Bu sebeple hem Sn. Bahadır'ın eleştirisini, hem de kendisine ilettiğimiz yanıtları ve kendi görüşlerimizi sizlerle paylaşmak istedik.

Sn. Bahadır'ın 11 Nisan 2014 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi Bilim ve Teknoloji ekinde çıkan eleştiri yazısı şu şekilde:

Daha büyük boyda görmek için buraya tıklayabilirsiniz.



Cumhuriyet Gazetesi'nde aynı gün kitabımızın ilk baskısının tanıtımı da şu şekilde verildi:

Daha büyük boyda görmek için buraya tıklayınız.



Evrim Ağacı'nın kurucusu ve başyazarı olarak, aynı zamanda "Evrim Kuramı ve Mekanizmaları" kitabının yazarı olarak, Sayın Osman Bahadır'ın eleştirisine yönelik kaleme aldığım ve tarafına ilettiğim yazı ise şu şekilde:


Sayın Osman Bey,

Öncelikle kitabımı okuma zahmetine girdiğiniz ve sonrasında bir eleştiri yazısı kaleme aldığınız için çok teşekkür ederim. Böylesine önemli ve kıymetli eleştiriler, insanın kendisini ve ürünlerini geliştirmesi açısından büyük önem taşımaktadır diye düşünüyorum. Müsaadenizle 2 kademeden oluşan eleştirinize yanıtlar vermek istiyorum. Ana amacım kitabı veya eleştirilerinizin hedef aldığı noktaları savunmaktan ziyade, bazı şeyleri neden o şekilde yaptığımı izah etmek olacaktır. 

Öncelikle, bu kitabın Özsöz'de de belirtildiği üzere bir Evrim Ağacı projesi olarak kaleme alındığını söylememe izin veriniz. Evrim Ağacı, şu anda Türkiye'nin en büyük evrimsel biyoloji oluşumudur ve büyümeyi sürdürmektedir (Facebook ve www.evrimagaci.org sitesinden takip edebilirsiniz). Eğer ki orada bulunan, neredeyse tamamı benim tarafımdan kaleme alınmış, 450 civarında makaleyi barındıran Makale Arşivi'ni inceleyecek olursanız, bu kitap, o arşivin sadece 1 yazı dizisinin geliştirilmiş ve detaylandırılmış halidir. Orantı kurulabilmesi açısından, evrimsel biyolojinin ne kadar geniş bir saha olduğunu bildiğinizi bilerek, Makale Arşivi'nin tamamını kitaplaştırmam durumunda, elinizde tuttuğunuz ilk kitabım gibi yaklaşık 50 cilt kitap yazabileceğimi düşünüyorum. Bunu mübalağa veya övünü olması için değil, kafamdaki uzun dönem kitap projesi bu şekilde olduğu için yazıyorum. Yani elinizde bulunan kitap, çok uzun soluklu bir Evrim Ağacı kitap dizisinin ilk kitabıdır.

Sanıyorum ki bu, öncelikle ikinci eleştirinize yanıt vermem için gerekli temeli oluşturacaktır. Kitapta, evrimsel biyolojinin tüm detaylarına girilmesi veya türleşme konusunun ele alınması hedeflenmemiştir. Bu, ayrı bir kitabın konusu olacaktır. İşte tam olarak bu sebeple yeni türlerin oluşumuna, melezlenmeye, üreme öncesi ve sonrası bariyerlere, türleşme mekanizmalarına ve benzeri konulara girilmemiştir. Bunun bir diğer sebebi de, anlaştığım ilk kitabevinin sayfa sınırı koymuş olması, sonrasında kitabevimi değiştirmem üzerine bu sınırın kalkmış olması, ancak kitabın çoktan hazırlanmış ve tamamlanmış olmasından ötürü ana yapısını kökünden değiştiremememdir. Fakat kitabın kısa ve öz olması açısından bunun faydalı bir adım olduğu kanaatindeyim. En nihayetinde acelemiz yok, daha çok sayıda kitap bizi bekliyor. Zaten muhtemelen sonraki kitaplarımdan biri, tamamen evrim tarihi ve türleşme üzerine olacaktır. Fakat halihazırda bu konuda harikulade kitaplar piyasada bulunduğu için (Ataların Hikayesi gibi), benim yazacağım kitap yine temel türleşme mekanizmalarını hedef alacak, evrim tarihinden verilerle bu mekanizmaları destekleyecek, pekiştirecek ve örneklendirecektir. Bunun için birçok akademisyen ile görüşmekte ve birinci elden bilgileri derlemeye, kendi bilgi birikimimi de kullanarak gelecek birçok kitabımın anahatlarını belirlemeye başlamış bulunmaktayım. Dolayısıyla eğer ki beklentiniz 4.5 milyar yıl öncesinden alarak tek tek tüm türleşme noktalarını gösteren bir evrim tarihi kitabı yazmamsa (veya buna dair içeriği kitabıma eklememse), bunu yapmayı uygun ve gerekli görmediğimi belirtmek isterim. Bu konuda çok sayıda kitaplar kaleme alındı. Ancak bu eleştirinizi yerinde, doğru, birazcık aceleci, fakat isabetli bulmaktayım. Öte yandan, eğer ki ricanız sadece türleşmeye dair bilgiler vermemse, dediğim gibi bu bir başka kitabımın konusu olacaktır. Bu konuda, şu anda okuduğunuz bu eleştiri yanıtımın son paragrafında sizi ve diğer okurlarımı sevindireceğini düşündüğüm birkaç söz edeceğim.

Yine eleştirinizin ikinci kısmında sıklıkla vurguladığınız "bunu kimse iddia etmedi", "kimse böyle düşünmüyor" şeklindeki yaklaşımlarınızı anlamlandırmakta güçlük çektiğimi ifade etmek durumundayım. Çünkü edilmediğini ileri sürdüğünüz iddialar, düşünülmediğini söylediğiniz düşünceler, bizzat yıllarca içerisinde bulunarak kafalarındaki yanlış anlaşılmaların düzeltilmesini hedeflediğim halkın birincil iddialarını ve düşüncelerini içermektedir. Siz, konuyu belli bir düzeye kadar kavramış bir birey olarak elbette bu hatalara düşmüyor olabilirsiniz. Fakat malum kaynaklardan ötürü halkın ezici bir çoğunluğunda söz konusu yanlış anlaşılmaların yer ettiği kanattindeyim ve bunu birebir gözlemledim de. Dolayısıyla temel hataların giderilmesi konusunda kitabımın son derece isabetli bir duruşa sahip olduğunu ve ele alınması gereken konuları atlamadığını düşünüyorum. Dolayısıyla o kısımdaki eleştirinizi geçersiz görmekteyim. İnsanların buna, hele ki "evrim karşıtı" olarak konumlanmış, "bilim düşmanı" olarak gördüğüm kişi ve kurumlarla savaşmaya çalışmadan, insanların şahsi inançlarını hedef alarak bilime sırtını dayayan açıklamalardan tamamen uzak durarak, yalın bilimsel gerçeklerin aktarılması şeklinde yapılacak düzeltmelerin günümüzde Türkiye insanının en fazla ihtiyacı olan yaklaşım ve bilgilendirme olduğu kanaatindeyim.

İlk eleştirinize gelecek olursak... Mutasyonları ön plana çıkaran ekolü savunduğunuzu, en azından bu ekole ilgi duyduğunuzu okurlarım tarafından bana iletilen bazı diğer yazılarınızda da görmekteyim. Açıkçası, bu konuda herhangi bir taraf veya ekolün sözcüsü konumuna düşmek istemem. Ancak Hardy-Weinberg Dengesi ve sonrasında yapılan, örneğin üniversitemde çalışmakta olan Dr. Sean Rice'ın genelleştirdiği modellere baktığımızda, matematiksel olarak da mutasyonların evrimin ana gücü olamayacağını görmekteyiz. Bu durum, Masatoshi Nei ve ekolü tarafından bir süredir karşı konulan bir durumdur ve temel olarak Lenski Deneyi gibi meşhur deneylerin sonuçlarına dayanarak ileri sürülmektedir. Mutasyonist yaklaşım Modern Sentez ile birlikte büyük oranda ikinci plana itilmiş olsa da, elbette bir ekol olarak yaşamayı sürdürmektedir; belki gelecekte yeniden ön plana çıkabilecektir. Ancak şu anda, gerek saha deneyleri, gerek laboratuvar deneyleri, gerekse de matematiksel evrim açısından ele aldığımızda, mutasyonların evrimin ana kuvveti olduğunu ileri sürmemiz için yeterli ve geçerli verilere sahip değiliz. Bu açıdan, mutasyonların şimdilik çeşitlilik yaratıcı ana kuvvet olduğunu; ilerleyen dönemde bu bilginin (bilimdeki her bilgi gibi) değişebilmeye açık olduğunu söylemekte herhangi bir sakınca görmüyorum. Bir diğer nokta da, mutasyonların nötral ya da nötre yakın oluşu ile, mutasyonların itici kuvvet olmaması arasında doğrudan bir ilişki bulunmadığıdır. Nötral ve nötre yakın mutasyonlar, bir araya gelerek ve uzun vadede farklı genler üzerinde birikerek önemli değişimlere neden olabilirler. Ben, içerisinde bulunduğum ve gözlemlediğim veriler doğrultusunda savunduğum, profesyonel görüşümü yansıtan ekol bakımından mutasyonların birincil önemi olduğu kanaatinde değilim. Bir diğer deyişle, var olan veriler beni ikna etmeye yetmedi. Ancak bu konudaki eleştirinizi de, en azından ton ve dil bakımından belki yumuşatılmasının veya olası diğer opsiyonların sunulmasının faydalı olduğu kanaatindeyim. Bu eleştirinizi dikkate alacağım.

Sayın Osman Bahadır tarafından daha önceden yayınlanmış bir yazı. Büyük halde görmek için buraya tıklayınız.



Bu da bizi sonuca getiriyor: kitabım çok kısa sürede (3 aydan biraz uzun bir sürede) 1500 kopya satarak tükendi ve büyük bir ilgi gördü. Pek saygıdeğer birçok okurum tarafından geribildirimlerle pekiştirildi, bu eleştiriler benim için yol gösterici oldu. Sizinkisi gibi değerli ve yapıcı eleştirilerden yola çıkarak, son 2-3 aydır kitabımı geliştirmekteyim ve "Genişletilmiş 2. Baskı" ile yayınlama kararı aldım. Bu yeni baskıda, belki boşluklar bırakıldığını düşündüğünüz pekçok noktayı doldurmayı hedefledim. 20 civarında yeni konu, sayısız yeni örnek ekledim ve kitap 1.5 katı uzunluğuna erişti. Kitabın ana hattı, bölümlendirilmesi, düzeni ve hedeflediği genel çerçeve birebir aynı, bu sebeple yeni bir kitap olarak görülemez. Öte yandan, "Genişletilmiş" sıfatını fazlasıyla hak eden bir kitap oldu. Mutasyonlar konusunda çok daha fazla sayısal bilgi verdim örneğin; bu durum, belki kafalarda oluşan soru işaretlerini gidermekte faydalı olur. Bunun haricinde birçok temel soruna da değindim: insanın maymun kökenleri ve taksonomisinden tutun da termodinamik yasaları ile evrim-abiyogenez konularının ilişkisine kadar... Akademik literatürden taradığım 100 civarında yeni makalenin içeriklerinden yola çıkarak her bir mekanizmayı modern örneklerle genişlettim, ders kitaplarında bile henüz güncel olarak bulunamayan verilerden faydalandım. Ayrıca alt bölüm başlıkları katarak okuma kolaylığını da hedefledim. 

Sanıyor ve umuyorum ki zaman ayırıp bu yeni, genişletilmiş baskıyı da okursanız, çok kıymetli eleştirilerle gelecek kitaplarıma yön verebileceksiniz. Çünkü gelen her türlü eleştiriyi, ayrı ayrı ve tek tek üzerinde durarak düşünmekten ve değerlendirmekten hoşlanan biri olarak görüyorum kendimi. Elbette yıkıcı, aşağılayıcı, hor gören, küçümseyen ve emeği hiçe sayan hiçbir eleştiriye anlık olarak bile saygım yok. Ancak sizinkisi gibi altı dolu, bilgili, yerinde ve hedef odaklı, daha da önemlisi yapıcı olan tüm eleştirilere, en küçüğünden en büyüğüne sonuna kadar açığım. Bu harika eleştiri yazınız için teşekkür eder, kitabın yeni baskısına da göz atma imkanınız olmasını umarım. Ayrıca okurlarınızın bu açıklamalarımdan istifade etmesi için, uygun görürseniz köşenize bunlardan derlediğiniz, önemli ve yerinde bulduğunuz bilgileri taşımanızdan onur ve memnuniyet duyarım. Böylece olası yanlış anlaşılmaların önüne dört bir koldan geçmiş oluruz ve ülkemizde çok gerilerden gelen ve halk arasına inemeyen bilimsel düşünce sistemlerini ve bilimsel konuları halkımıza taşımış, Türkiye'ye bir nebze olsun katkı sağlamış olabiliriz.

En içten saygılarımla,

ÇMB

---

Sayın Bahadır, gönderdiğim bu cevaba istinaden aynı gün içerisinde yeni bir yanıt gönderdi. Kendisine bu uğraşısı dolayısıyla da çok teşekkür ederiz. Aynen yayınlıyoruz:

Sayın Bakırcı,

Öncelikle eleştirilerime hemen verdiğiniz yanıtlarınız için çok teşekkür ederim. Mutasyonla ilgili ifade tarzınızı biraz yumuşatabileceğinizi söylüyorsunuz. O zaman zaten benim açımdan sorun kalmamış oluyor. Çünkü ben sadece tezinizin kesinlik derecesinin yüksekliğine itiraz etmiştim. Fakat diğer konuda verdiğiniz yanıttan ikna olamadım. Çünkü ben kimse böyle şeyler iddia etmiyor derken, evrimi savunan ve bu konuda bilgi sahibi olan kimseleri kastetmiştim. Kaldı ki siz “tersine evrim” diyebileceğimiz örnekler veriyordunuz. İnsanın kuşa dönüşüp uçması, kedinin timsaha dönüşüp suya dalması gibi. Beni şaşırtan şey, sizin deyiminizle 11. değişim noktasında niçin örneğin sürüngenlerin (elbette uzun süre içinde) kuşa dönüşüp uçması değil de, insanın kuşa dönüşüp uçması örneğini vermiş olmanızdı. Halbuki bir anda değil ama çok uzun süreler sonunda sürüngenden kuşun oluşması bizim konumuz olmalıydı. Ayrıca ben bu örneği kitabınızın genel gidişiyle de hiç ilgili ve uyumlu bulmadım. 

Sayın Bakırcı, ben kitabınızı çok değerli buluyorum. Zaten yazımda da bunu belirttim. Ayrıca  büyük bir kitabın içinden iki noktayı alıp bir yazının eleştiri konusu yapmanın sıkıntısını da yaşadım. Fakat bu iki noktayı kitabın bütünü açısından da çok önemli gördüğüm için bu eleştiri yazısını yazabildim. Yoksa yazamazdım. Ayrıca yine de belki biraz daha denge sağlar diye derginin aynı sayısında kitabınızı ve sizi kısaca tanıtan bir kitap tanıtma yazısı daha yazdım (s.7). Aksi takdirde de hiçbir eleştiri yazısı yazılamaz diye düşünüyorum.

Benim dergide iki sütunluk yerim var. Cevap yazınız çok uzun olduğu için burada tamamına yer vermem imkansız. Bu haftaki yazımın altında 150 kelimelik bir yer olacak. Buraya sizin yazınızdan doğrudan eleştirilerle ilgili kısımlardan seçme yaparak yer vermek istiyorum. Ya da uygun bulursanız şöyle bir şey de yapabiliriz: 150 kelimeyi geçmeyecek şekilde Pazartesi akşamına kadar bana yeni bir metin gönderebilirseniz, onu olduğu gibi yayınlayabilirim.

Başarı dileklerim ve saygılarımla,

Osman Bahadır.

---

Biz de kendisine şöyle bir yanıt ilettik, şeffaflık dolayısıyla bunu da aynen yayınlamak istiyoruz:


Sayın Bahadır,

Tekrardan merhabalar. Geri dönüşünüz için çok teşekkür ederim.

Yanıtlamaya sonran başlayayım: Elbette, bu e-postamdan sonra size ilk eleştirinize yönelik olarak daha kısa bir yanıt yazısı göndermekten memnuniyet duyarım. Böylelikle, önceki yanıtımda da belirttiğim gibi köşenizi takip eden okurlarınızın kafasında oluşabilecek soru işaretlerine yanıtlar vermiş ve baskıya gönderilmiş olan 2. baskıyı duyurma imkanı bulmuş olurum. Eğer göndereceğim ikinci metni yayınlayabilirseniz (olabildiğince kısa tutacağım ben de, size de yer bırakmak için) çok memnun olurum. Aramızdaki yazışmayı Evrim Ağacı sitesinden de yayınladığım için, köşenize taşıyacağınız kısma o bağlantıyı eklerim, böylece yanıtın detaylarını merak edenler oradan okuyabilirler. Böylece size de yer bırakabilmiş, yerinizi fazla işgal etmemiş olurum. Dediğim gibi, bu e-postamdan sonra köşenize taşıyabileceğiniz kısa bir metni size göndereceğim, değerli ve uygun bulursanız yayınlamanızdan memnuniyet duyarım.

Tekrardan kitapla ilgili konulara dönecek olursak... Detaylıca izah etmeye çalışıyorum, çünkü siz gibi halka doğrudan hitap etme ve yüksek tirajlı gazetelerden halka bilime ulaştırma konusunda belli bir gücü olan kişilere kendimi, derdimi ve konuyu tamamen anlatabildiğimden emin olmak istiyorum. Yazdığım kitabın akademik bir çalışma olmadığı aşikardır; her ne kadar barındırdığı örneklerin tamamı akademik makalelerden seçiliyor olsa da... Dolayısıyla hedefimdeki kitle, daha önceden de belirttiğim gibi, kör cahil bir şekilde evrimi düşman belleyenlerden ziyade, bu gibi bilim düşmanları aracılığıyla evrime dair yanlış fikirler edinen; ancak o kişilere güvenmemesi gerektiğini hissedebilecek kadar aydın olan kesimdir. Üniversitelerde verdiğim halka açık konferanslardan gördüğüm, ne yazık ki bu aydın kesimin aklında bile evrimin nasıl işlediğine dair çok temel yanılgılar bulunduğudur. Yine ilk yanıtımda belirttiğim gibi, bu kitap daha uzun soluklu ve Türkiye'de evrim algısını değiştirmeyi hedefleyen bir projenin ilk adımı olarak, sadece bilimsel temellerini ve bu temellere yönelik yanlış anlaşılmaların giderilmesini hedeflemektedir. Bu açıdan bakıldığında, "ani değişim" ya da "bireylerde meydana gelen değişim" algısının kırılması şarttır. İşte tam olarak bu sebeple bronzlaşma veya saç renginin açılması, boy atma gibi modifikasyonların evrim olmadığını ve evrimin bireyde, aniden meydana gelen değişimler olmadığı olgusunu okurlarıma aktarmak benim için birincil önemdedir. Örneğin halen evrimi kabul ettiğini söyleyen insanlar, maymunsu bir atadan kılsız, insana çok benzeyen bir canlının (yanlışlıkla) doğduğu ve bizim o çocuğun soy hattından geldiğimize dair, tam olarak bu şekilde ifade etmeseler de bu kapıya çıkacak olan algılara sahiptirler. Aslen evrimi anlamak ve anlatmak istiyor olsalar da, kafalarındaki yanlış anlaşılmaların boyutu ve şiddeti buna engel olmaktadır. İşte bu nedenle, uzun soluklu bir evrim yazını projesinin temellerinin, Charles Darwin, Alfred Russell Wallace, Thomas Huxley gibi büyük ve öncül evrimsel biyologların attığı adımları takip ederek öğrenmek gerektiği kanaatindeyim. Nasıl ki bu isimler doğadaki olguları fark ederek evrim yasalarını ve mekanizmalarını ortaya koymuştur, ülkemizde de en azından 150 yıl sonra aynı adımlardan geçilerek bu uyanışa erilmelidir. Kitabımın ve söz konusu projenin ana çıkış noktası budur. Bu projeyi ve ilk ürünü olan bu kitabımı değerli bulduğunuz, bunu tekrar tekrar dile getirdiğiniz ve köşenize taşıdığınız için ne kadar teşekkür etsem azdır.

Mutasyonlar konusundaki hissiyatınızı ve neden bu şekilde bir eleştiride bulunduğunuzu anlıyorum. Yukarıdaki paragrafta uzunca yaptığım girizgahın sebebi de budur. Evrimi kabul edenler bile, evrim düşmanı kişilerin halk arasına yaydıkları hatalı bilgilerden ötürü evrimi mutasyonlardan ibaret sanmaktadırlar. Seçilime dair bir fikirleri vardır; ancak yine de mutasyonların "değişim mekanizması" olduğuna inanırlar. Bu doğru değildir. Mutasyonlar, hem meydana gelme sıklıkları bakımından, hem de sadece tekil bir bireyde meydana gelebiliyor olmaları bakımından (birebir aynı mutasyonun, popülasyonun tamamında, aynı anda meydana gelmesi imkansızdır) evrimde türlerin değişimini sağlayan mekanizma olması mümkün değildir. Bu değişimi sağlayan, mutasyonlar tarafından var edilen çeşitlilik (varyasyon) üzerine etki eden seçilimdir, sizin de bildiğiniz üzere. Ancak ironik bir biçimde, türlere işleyen seçilim baskısının ayıkladığı ve seçtiği tüm çeşitler (varyantlar), neredeyse her zaman mutasyonlar, geri kalan zamanlardaysa transpozonlar, crossing-over, yatay gen transferi gibi mekanizmalarla yaratılmaktadır. Dolayısıyla mutasyonlar çeşitliliğin nihai kaynağıdır; ancak evrimin ana kaynağı olamaz. Kitabımda bu kadar sert ve net bir şekilde ortaya koymaya çalışmamın nedeni, bugüne kadar abartılan mutasyon algısıdır. Kitabımda da söylediğim gibi, insanların aklına X-Men filmlerinden fırlamış bir evrim algısı yerleştirmeye çalışılmaktadır. Muhtemelen bileceğiniz gibi, bu mantıkta Çöp Adam Mantık Hatası (Strawman Fallacy) adını verdiğimiz bir mantık hatası yaratmaktadır. Evrimi olmadığı bir şey gibi göstererek, o hayali algıyı çürütmeye çalışmak, evrimin kendisini çürütmekten çok daha kolaydır. İşte halk arasında yayılan bu zehrin önüne geçmenin yolunun, bir nevi "sarsarak uyandırmak" olduğu kanaatindeyim. Yeni baskıda, mutasyonların sayısal verileri sayesinde o kadar güçlü bir değişime neden olamayacağını; ancak yine de sanılandan çok daha sık karşılaştığımız bir olgu olduğunu göstereceğim. Daha sonradan yazmayı düşündüğüm matematiksel evrimle ilgili bir diğer kitapta ise, mutasyonların neden ana evrim mekanizması olamayacağını matematiksel olarak da göstereceğim. Aynı kitapta, halkın matematiği biyolojiyle birlikte (genelde gençlerin sevmediği 2 temel alan) sevmesini sağlamaya çalışacağım. Zorlu ama bir o kadar da eğlenceli bir proje olacak; umarım aynı düzeyde kıymetli de olacaktır.

O değişimlerle ilgili verdiğim örneklerin bu şekilde bir algı yaratmış olması beni üzdü. Amacım, rastgele hayvanlardan örnekler vererek evrimin öyle olmadığı ve "bugünkü maymunların neden insan olmadığını" anlamaya yönelik bir sinyal yakmaktı. Ancak eminim 2. baskıya eklediğim yeni örnekler sayesinde, sizin vurguladığınız gibi gerçekten evrim tarihinde yer almış değişimleri aktaracağım ve bu sorunu çözeceğim. Kitap çoktan baskıya gitti, dolayısıyla biraz da "komik olması amacıyla" ve insanları kışkırtması amacıyla verdiğim o örnekleri (biliyorsunuz ki günümüzde halen evrimi timsahla ördek karışımı canlıların yaşadığını iddia ediyormuşuz gibi tanıtan kişi ve kurumlar mevcut) barındırdım. Ancak örneğin maymun-insan ilişkisini net bir şekilde izah ettiğim bir kısım ekleyerek, mikroevrim ve makroevrimin ne olduğunu açıkça anlattım (bunlar ilk baskıda yoktu). Umuyorum ki en azından sorunun çözümüne yönelik bir adım olmuş olacaktır.

Son olarak, tabii ki eleştirinizin çok dar bir alanda kalmak zorunda olmasından ötürü, muhtemelen söylemek isteyeceğiniz birçok şeye yer ayıramadığınızı çok iyi biliyorum. Zaten bu sebeple bana ters gelen bazı sözcüklerinizi görmezden geldim ve yer darlığından kaynaklandığını varsaydım. 

Her şey göz önüne alındığında, bu harika fikirleriniz ve yol göstericiliğiniz için son bir kez daha teşekkürü borç bilirim. 

Daha iyi kitaplarda buluşmak üzere.

En içten saygılarımla,
ÇMB

Not: Az sonra söz konusu kısa metni tarafınıza ileteceğim.

---

Ayrıca yayınlanması niyetiyle kendisine ilettiğimiz metin şu şekilde:

Sayın Osman Bahadır,

Öncelikle üzerinde düşünülerek ve mesai harcanarak kaleme aldığınız eleştiri yazınız için çok teşekkür ederim. Mutlaka, sizinle e-postalaştığımız süreçte de açıkça ifade ettiğim gibi, her bir eleştirinizi detaylıca değerlendirecek ve uygun gördüğüm değişiklikleri uygulayacağım. Sizinle yazışmamızın, halkımıza eleştiri kültürünü yerleştirmek açısından önemli olduğu kanaatindeyim, bu sebeple yazışmalarımızı internet sitemiz üzerinden, hiçbir oynamaya maruz bırakmaksızın yayınlamaktayım. Dileyen okurlarınız, şuradaki bağlantıya giderek eleştirilerinizle ilgili açıklamalarımın ve sizin bana sonrasında verdiğiniz yanıtların detaylarına kolaylıkla ulaşabilirler: http://evrimagaci.org/makale/510

Burada kısaca özetleyecek olursam, mutasyonların evrimin ana mekanizması olmadığı konusunun halk arasında öğrenilmesi gerektiği ve eldeki verilerin mutasyonları ana mekanizma olarak göstermeye hiçbir şekilde yetmediği kanaatindeyim. Öte yandan, ani değişim olgusunun halen halkın gözündeki evrim algısının önemli bir parçası olduğunu üzüntüyle gözlemliyorum. Eleştirilerinizi, ifadelerin düzeltilmesi ve geliştirilmesi açısından çok kıymetli ve yerinde buluyorum, mutlaka değerlendireceğim. Merak eden okurlarınızın, yazışmamızın detaylarını okumaya da teşvik ederim. Bana köşenizde yer ayırdığınız için çok teşekkür ederim. Daha da iyi kitaplarda buluşmak üzere

En içten saygılarımla,
ÇMB

---

Bu yazışmalar, 16 Nisan 2014 tarihinde Sn. Osman Bahadır'ın attığı yeni bir e-posta ile devam etmektedir. Kendisi bize şu şekilde bir yazı iletti:

Sayın Bakırcı,

Yazınızı, sondan ikinci teşekkür cümlesini çıkarmak zorunda kalarak dergiye sığdırdık. Yazınızın gecikmeden bu hafta yayınlanması iyi oldu.

Sayın Bakırcı, mutasyonlarla ilgili düşüncelerinize yaptığım eleştiriye birkaç şey daha eklemek istiyorum. Şunları söylüyorsunuz: “Mutasyonlar hem meydana gelme sıklıkları bakımından, hem de sadece tekil bir bireyde meydana gelebiliyor olmaları bakımından (birebir aynı mutasyonun, popülasyonun tamamında aynı anda meydana gelmesi imkansızdır) evrimde türlerin değişimini sağlayan mekanizma olması mümkün değildir.”

Birincisi, zararlı olmayan mutasyonların seyrek meydana gelmiyor olması, onun evrimdeki rolünü ve önemini niçin azaltsın veya ortadan kaldırsın? Çünkü milyonlarca yıllık süreler içinde çalışan doğal seçilim gibi bir mekanizma var. Bu mekanizma bildiğiniz gibi çok azınlıkta olan bir özelliği büyük çoğunluk haline getirebiliyor.

İkincisi, bir mutasyon elbette tekil bir bireyde meydana gelir. Bir mutasyonun aynı anda popülasyonun tamamında veya bir bölümünde meydana gelmesi olanaksızdır. Fakat bunun da hiçbir önemi yok. Çünkü tekil bir dişi veya erkek bireyde sadece bir gende mutasyonun ortaya çıkması bile yeni bir türün gelişmesi için yeterli olabilir. Çünkü yine doğal seçilim, bu mutasyon yararlı ise onu taşıyanları derhal çoğaltacaktır. Tabii burada doğal seçilim baskısı faktörü belirleyici önemdedir. Doğal seçilim baskısının olmadığı veya çok zayıf olduğu ortamlarda uzun sürelerde bile türlerdeki evrim çok yavaş gelişebilir ve hatta hiç olmayabilir.

Bir de yazınızda, “bana ters geldiği halde yanıt vermedim” diyorsunuz. Bununla ne kastettiğinizi anlamadım. 

Teşekkürler,
Osman Bahadır.



Bizim Sn. Bahadır'ın bu iletisine verdiğimiz cevap ise şu şekilde:

Sayın Bahadır,

Çok teşekkür ederim, çok sevindim yayınlanabilmiş olmasına. Kusura bakmayın lütfen, yerinizi de epey bir işgal ettim ama, umuyorum ki buna değecek bir fayda uğruna işgal etmişimdir. Yer ayırdığınız ve zahmet verdiğiniz için çok teşekkürler.

Konuya gelecek olursam. İki nokta söylemişsiniz ve ikisinde de konuyu zaten Doğal Seçilim'e bağlamışsınız. İşte benim söylediğim de bu zaten. İnsanların pek azı seçilim ile mutasyon (daha genel bağlamda "çeşitlilik mekanizmaları" ile "seçilim mekanizmaları") arasındaki ilişkiyi biliyor, bunu ufak bir araştırma kolaylıkla gösterecektir. Çoğu insan halen asıl değişimi yaratan mekanizmanın mutasyon olduğunu düşüncesinde. Yani Homo sapiens'i Homo heidelbergensis'ten evrimleştiren mekanizmanın, o türden yeni bir türü yaratan ana unsurun arka arkaya meydana gelen ve değişimlere neden olan mutasyonlar olduğu kanısındalar (bu yüzden X-Men örneğini verdim kitapta). Evet, popülasyona değişimi dahil eden mekanizmalardan bir tanesi mutasyonlar, bunda bir sıkıntı yok. Ancak mutasyonların hem genel etkisine baktığımızda, hem de sıklığına baktığımızda, aslen süregelen sürecin daha çok halihazırda var olan gen havuzunun seçilim ve genetik sürüklenme etkisi altında, çevrenin değişimine bağlı olarak değiştiğini görüyoruz. Yani mutasyonlar, koca bir okyanus içerisinde birer damla boyutunda etki eden unsurlar. Ancak o birer damla, uzun vadede sürekli olarak mutasyonlardan etkilenmezse, tüm aleller bir süre sonra %100'de veya %0'da sabitlenecek ve evrimin etki edeceği bir çeşitlilik kalmayacaktır. Mutasyonlar sürekli çeşitliliğin yaratılması açısından kritik öneme sahiptir; fakat çeşitlilik (bu bağlamda daha doğru ifadesiyle varyasyonlar) evrim demek değildir. Aslen "biyoçeşitlilik", seçilimin bir ürünüdür. 

Yani benim kitap boyunca vurgulamak istediğim nokta, mutasyonların önemsizliğinin, doğrudan değişimi türlerde yaratamıyor oluşundan kaynaklandığıdır. Yoksa çoğu zaman göz ardı edilen Yatay Gen Transferi gibi mekanizmalar bile, hiç beklenmedik evrimsel değişimlere neden olacak genetik çeşitliliği havuza dahil edebilirler (2. Baskı'da buna çok kritik örnekler verdim). Fakat halk arasında mutasyonların evrimin ana yöntemi ya da "evrim=mutasyon" gibi bir algı varsa, bunun silinmesinin yolunun mutasyonların ne kadar dar bir ölçekte etkili olduğunu ve dolayısıyla zaten tanımı gereği evrimin ana mekanizması olamayacağını, evrimin mutasyonlardan ibaret görülemeyeceğini göstermek olduğu kanaatindeyim. Kitabıma bu yüzden bu örnekleri koydum. Zaten bu kitaba dahil edememiş olsam da, ilerideki kitaplarımdan bir tanesinde matematiksel evrimi işleyerek, mutasyonların matematiksel olarak da popülasyon yapısını değiştirmek konusunda ne kadar güçsüz olduğunu göstereceğim. Seçilim olmaksızın mutasyon hiçbir değişim yaratamaz. Mutasyon olmaksızın da nihayetinde seçilim duracaktır; ancak muhtemelen uzun bir süre seçilim mutasyonsuz da popülasyonları değiştirebilecektir (en azından son hallerine varana kadar). Kısaca burada yaptığımız, boş hipotezi (null hypothesis) kademeli olarak doldurarak, ana iddiamızı (evrim) bu yeni faktörlerin ne düzeyde etkilediğini görmektir. 

Dolayısıyla illa ki bir önem sırasına koymak gerekiyorsa (burada gazetede yayınlanan ilk eleştiri yazınıza bağlanmış oluyoruz), bana kalırsa açık bir şekilde seçilimin evrim üzerinde mutasyonlardan çok daha güçlü bir etkisi olduğu görülmektedir. Asla amacım mutasyonları hiçe saymak ya da görmezden gelmek değil: Açıkça söylüyorum, mutasyonlar olmasaydı bugünkü hiçbir canlı var olamazdı. Ancak yine de evrimin resmi tanımı "bir popülasyonun gen havuzundaki alel frekanslarının değişimi" ise, bunu mutasyonlar sağlayamaz, seçilim sağlar (zira 0.00000001 (10^-8) oranında meydana gelen bir mutasyon, başlangıçta %100 olan bir frekansı, 1000 nesil geçse ve her nesilde aynı sıklıkla o mutasyon meydana gelse bile ancak %99.999 düzeyine değiştirebilmektedir; %10 dolaylarında hafif bir seçilim baskısı ise sadece 100 nesilde popülasyonun %50'sinden çok daha fazlasını fiziksel olarak bambaşka bir hale sokabilir, yanardağ yataklarında yaşayan çöl farelerindeki renk değişiminde gördüğümüz üzere). 

Adaptasyoncu (Darwinist) anlayışı asla tam olarak benimsemedim, kendimi evrimin hangi mekanizmasının daha önemli olduğu konusunda bir ekole ait hissetmiyorum. Çünkü örneğin bu konudaki tartışmaların kalbinde yer alan genetik sürüklenmenin de değişimde ne kadar büyük etkiye sahip olduğunu bilen, kabul eden ve takdir eden biriyim (bilirsiniz, Gould ve Lewontin, Dawkins ve genel olarak Darwinci ekole karşı bu konuda epey mücadele etmişlerdir). Kitabımda da tüm mekanizmaları ayrı ayrı işlememin ana sebebi, 2. Baskı'da değişim noktalarından birini tamamen bu konuya ayırmamın nedeni şudur: evrimin asla tek bir mekanizmaya indirgenemeyeceğini, her türde, hatta her popülasyonda, hatta her zaman aralığında evrimin öne çıkan mekanizmalarının birbirinden farklı olacağı, dolayısıyla her analizin birbirinden bağımsız yapılması gerektiği düşüncesindeyim. Bu yüzden okurlarıma diğer kitaplarda yapıldığı gibi "Bakın bu canlı şuna değişti, bu yüzden evrim var." demek yerine, bu değişimlerin nasıl meydana geldiğinin mekanizmalarını anlatmak istedim, böylece karşılarına çıkan her örneği kendi başlarına yorumlayabilmelerini hedefledim. Bir nevi, balık vermek yerine balık tutmayı öğretmek gibi düşünebilirsiniz. 2. Baskı'da bu görevi çok daha başarıyla yerine getirdiğim kanaatindeyim, umarım siz de okuma fırsatı bulur ve değerli eleştirilerinizi esirgemezsiniz.

"Ters geldiği halde yanıt vermedim." dediğim kısım, ilk yazınızdaki "gereksiz" gibi sıfatlar kullanmanızdı. Zira eleştirebiliyor olmanın, belli içeriğin gerekli olup olmadığı konusunda bu kadar kesin yargılara varmak için yeterli olmadığı kanaatindeyim. Bu tür sıfatlar, yazının genel yapıcı havasını rahatsız etmiş bana kalırsa. İzah ettiğim üzere, ileri sürülen argümanlar gereksiz ya da şaşırtıcı değil, yaygın olarak akademik araştırmaların sonuçlarına dayanan argümanlar ve gerçeklerdir. Ancak çok önemli değil; dar alanda yazmak zorunda olmaktan ötürü bu tür yanlış anlaşılmaların doğabildiği kanaatindeyim; zira attığınız e-postalar ve ayırdığınız zaman/yer ile niyetinizin asla kötü olmadığını açıkça gösterdiniz. Dolayısıyla çok da ciddiye alınacak bir şey değil o yazdığım.

Çok teşekkürler tekrardan her şey için, umuyorum ki açıklayıcı olmuştur.

En içten saygılarımla,
ÇMB
6 Yorum