Bilimsel Tartışma - 1: Tartışma Nedir? Tartışmaların Önemi Nedir? Bilimsel Argüman Nasıl Üretilir?

Yazdır Bilimsel Tartışma - 1: Tartışma Nedir? Tartışmaların Önemi Nedir? Bilimsel Argüman Nasıl Üretilir?

Tartışmalar, tarih boyunca, yaygın ve hakim fikirlerin insanlarca sorgulanmasını mümkün kılmıştır. Tartışmalar, daha önce düşünülmemiş konuların gözden geçirilmesini, henüz yıkılmamış tabuların sarsılmasını sağlar. Günümüzde de büyük bir öneme sahip olan tartışmaları yakından incelediğimizde sık sık “kavga” şeklinde gerçekleştirildiklerini ve asıl amacın dışına çıktıklarını görebiliyoruz. Ama her şey kaybedilmiş değil. Bilimin ve felsefenin gelişmesi sayesinde, artık tartışmalar içinde yer alan argümanların temel aldığı çeşitli safsataları da tespit ve kategorize edebiliyoruz. Dolayısıyla, bu safsataları anlamak için, öncelikle halk arasında oldukça yanlış tanınan “tartışma” kavramını ele almak gerekmektedir. 

Bu yazı dizimizde, “bilimsel tartışma” nedir ve ne değildir, nasıl yapılmalıdır ve nasıl yapılmamalıdır gibi temel sorular üzerinde duracağız. Bu bilgiler sadece bilim dünyasında değil ama aynı zamanda günlük yaşamınızda da karşılaşabileceğiniz tartışmalarda faydalı olabilecek konulardır. Amaç "fikir değiştirmek" olduğunda, argümanlarınızın başarısı karşınızdaki kişinin açık fikirliliğine bağlı bir durum olsa da, argümanlarınızı bilimsel verilerle ve mantıkla desteklemek, sürdürülen tartışmayı daha da etkili ve işe yarar kılacaktır. Elbette her fikir eşit ve/veya eşit değerde değildir, hatta bazı fikirler sadece öznel olarak değil, nesnel olarak bile “saçmalık” denecek kadar abartılı olabilir. Böylesine uç durumların tartışıldığı konularda çıkmaza girildiğinde, "Bana saygı duy!” gibi savunmalar da sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Halbuki hiç kimse, kişiye saygı duymak için o kişilerin fikirlerine saygı duymak zorunda değildir. Futbol fanatiği bir dostunuzun spor sevdasının abartılı ve kendisine zarar veren düzeyde olduğunu ifade etmek, dostunuza saygı duymadığınız anlamına gelmez. Benzer şekilde, bir kişinin derinden inandığı inanç ve fikirleri sorgulamak, onlara saygısızlık etmek değildir. Bu kişi, sizden yaşça çok daha büyük ebeveynleriniz veya dedeleriniz olsa bile... Tam tersine, istisnasız olarak her türlü fikri sorgulamak, tartışmak, bu fikirlerin değeri ve geçerliliği üzerine kafa yormak, insanlığı ileri götüren, toplumları zenginleştirip güçlendiren, halkları aydın ve özgür kılan tutumlardır. Dolayısıyla, tartışma ve münazara kültürünün yer etmediği kültürler, diğerlerinden geri kalmaya mahkumdur.

Bilimsel tartışmalar sokak ortasında yapılan “laf dalaşları”, sevgililer arasında atılan “kavgalar” ya da televizyon tartışma programlarındaki tarafların ergence birbirine “kapak koymasına” benzememektedir. Çok daha profesyonel argümanların kurulmasına dayanan, hem mantığın stratejik bir şekilde kullanılmasını, hem de kelimelerin zekice derlenmesini içeren sanatsal bir süreçtir. Bu bakımdan tartışma derken sözünü ettiğimizin "münazara" olduğunu belirtmekte fayda vardır. Münazara, Türk Dil Kurumu tarafından "bir konu üzerinde, belli kural ve yöntemlere uyularak yapılan tartışma" olarak tanımlanmaktadır. Gerçekten de, bir tartışmanın "münazara" değeri taşıması için, kuralların belirlenmesi ve taraflarca onlara uyulması gerekmektedir. Bu yüzden laf dalaşları, kavgalar, laf sokma çabaları, münazara kültürünün bir parçası olamaz. Münazarayı yönlendiren gaye "gerçeğe ulaşmak" olmalıdır. Sadece karşı tarafı alt etmeye ve hatalı göstermeye yönelik bir çaba, insanlığı ileri götüren bir pratik değildir.

Özünde hatalı düşünceler üzerine inşa edilen bazı fikir ve inançların savunucuları, akılcı görünen argümanlar inşa edebilirler. Öyle ki, geniş kitleleri bu argümanlarla aldatabilirler de (sahtebilimciler buna güzel bir örnektir)! Ancak hiç kimse, ne kadar kıvrak bir zekaya sahip olursa olsunlar, mantık safsatalarına hâkim bir zekanın elinden kurtulamaz. Mantığın ve mantık safsatalarının güzel yanı budur: Türümüz için evrenseldir ve argüman üretme işinin sürdürüldüğü her alanda çalışırlar. Fikirlerin çatıştığı ortamlarda modern münazara kurallarının takip edilmemesi ve mantığın önder edinilmemesi, bir binayı (veya bir fikri) yıkmak isteyenlerin bir şehri rastgele bombardımana tutmasına benzetilebilir. Öte yandan, mantık safsatalarından haberdar olan, münazara kültürüne sahip kişilerin tartışması ise, bir binanın zekice yerleştirilmiş patlayıcılarla, kontrollü bir şekilde yıkılması gibidir. Münazara kültürüne sahip olmanız, tartıştığınız kişiden daha iyi argümanlar kurmanızı sağlayacaktır. Böylece, eleştirileriniz her ne kadar katı olursa olsun, tartışmanın kurallarına uyacak ve saygı çerçevesi içinde kalacaksınızdır. Çünkü bilimsel tartışma ortamı; çocukça kavgaların gerçekleşmediği, laf sokma çabasına yer olmayan, küfürlerin kullanılmadığı ve ciddiyetsizliğin kabul görmediği bir ortamdır. En azından arzu edilen, ulaşılmaya çalışılan budur.

Ancak bu kurallara her zaman sadık kalmak zordur. Çünkü insan, mükemmel değildir. Duygulara hitap etmeye, mantıktan uzaklaşmaya meyillidir. Benzer şekilde, her ne kadar siz münazara kurallarına uyuyor olsanız da, karşınızdaki sizin savunmanızı zayıflatmak için duygularınızı manipüle etmeye çalışabilir. Örneğin saygın bir astronom bile, karşısındaki astrologun zeki bir şekilde bilim insanlarının testlerinden kaçınmayı emel edinmiş argümanlarını dinledikçe sinirlenebilir. Böyle bir münazarada, objektif olarak haklı ve doğru olan taraf astronom olsa bile, münazarayı takip eden kişiler için astrolog daha ikna edici gelebilir. Benzer şekilde, astronomun öfkesini belli etmesinden dolayı, astrolog tartışmada haklı olan tarafmış gibi gözükebilir. Bu da, münazarayı izleyenler üzerinde yanıltıcı bir etki bırakabilir. İşte tam da bu nedenle tartışmaya giren tarafların, karşılıklı olarak münazara kültürü ve kurallarında anlaşması şarttır. Amaç, halkı aldatmak olmamalıdır. Amaç, gerçeğe ulaşmak olmalıdır. Bu sebeple, bilime önem veren, onu anlayan ve insanlara doğru bilgileri aktarmak isteyenler için nasıl tartışılması gerektiğini ve karşısındaki kişinin ne gibi hatalar (safsatalar) üretebileceğini iyi bilmesi faydalı olacaktır. 

Bazı kişiler “Bence bir astronomun bir astrolog ile tartışması vakit kaybıdır.” diye düşünebilir. Elbette bu iki kişinin aynı platformda yer almaları astrologun da en az astronom kadar bilgili, saygın ve haklı olabilme konumuna getirdiği izlenimini verebilir. Dolayısıyla gücünü ve bilgisini bilimden alan astronomların, temelini asılsız ezoterik argümanlardan alan astrologlara platform tanıması kimisi için sakıncalı ve tehlikelii olabilir. Ancak iyi bir münazaranın gücü asla hafife alınmamalıdır. Astrologun kendisi fikir değiştirmeye yeterince açık değilse bile, bir münazaranın üçüncü tarafı olan dinleyiciler ve izleyiciler asla unutulmamalıdır. Bu yüzden saygı çerçevesinde yapılan münazaralardan ve birçok insanı bilgilendirebilme fırsatından kaçmamak gerekir. Bu durumda Carl E. Sagan’ın bu sözünü hatırlamak lazım: “Bilimi açıklamamak bana ahlaksızca geliyor. Aşık olunca bunu tüm dünyaya duyurmak istersiniz”. Münazaralar, bilimsel gerçekleri ilan etmek için en güçlü platformlardan birisidir. Dahası, münazaralara katılmak ve münazara öncesinde hazırlık yapmak, sizi ve argümanlarınızı geliştirebilecek bir süreçtir. Size yöneltilen sorulara yönelik cevaplarınızı daha iyi bir şekilde hazırlayabilirsiniz, sizi dinleyen kişilerin fikirlerini gözden geçirmelerini sağlayabilirsiniz.  

 

Argüman Nedir?

Argüman, bir kişiyi, belli bir sonuca inandırmak veya belli bir konuda ikna etmek için sunulan ifadeler bütünüdür. Türk Dil Kurumu, sözcüğü basitçe “iddia, sav” olarak tanımlamaktadır. Bu bakımdan, bilimdeki “tez” sözcüğü ile arasındaki paralellik görülebilir. Bir argüman üretirken amacımız, karşı tarafı ikna etmek ve gerçeği ortaya çıkarmaktır.

Argümanların birçok çeşidi bulunmaktadır. En temel iki argüman türü Tümdengelimsel (Dedüktif, Çıkarımsal) ve Tümevarımsal (Endüktif) argümanlardır. Tümdengelimsel argümanlarda, vardığımız sonuç, o sonuca varmak için kullandığımız öncüllerin kaçınılmaz bir sonucudur. Bu bakımdan tümdengelimsel argümanlardaki öncüller, varılan sonucu garanti ederler. Öte yandan tümevarımsal argümanlar, elde var olan öncüllerden yola çıkarak sonucu tahmin etmeye dayalıdır. Dolayısıyla öncüller ile sonuç arasındaki bağlantı olasılık temellidir; kesin değildir. Bilimin farklı dallarında, her iki argüman tipine de yer verilmektedir.

Argüman analizini zor ve meşakatli kılan, kurulan argümanlarda yanlış veya doğru ifadelerin sıklıkla bir arada yer almasıdır. Bu yanlışları doğrulardan ayırmak için sadece dikkat yeterli değildir; aynı zamanda tartışılan konu hakkında bilgili, eğitimli ve donanımlı olmak gerekir. İşleri daha da zorlaştıran, argümanı geliştiren kişilerin basit ve ucuz yöntemlere başvurarak, etkili bir şekilde sizi ve halkı kandırmaya çalışmasıdır. Bir şekilde hatası bariz olacak bir cümleyi yeniden düzenleyerek, argümanların yanlış taraflarının örtülmesi sık başvurulan bir yöntemdir. Örneğin Dünya’nın yaşından söz ederken, “Dünya 6000 yaşındadır.” demek bariz hatayı göze sokmak olacaktır. “6000 yaşında olan Dünya...” diye cümleye başlamak, söz konuyu hatayı gizleyebilir. Fakat argüman yine de hatalıdır. Çünkü Dünya, kurduğumuz cümlenin yapısından bağımsız olarak 4.54 milyar yaşındadır. Cümleleri sinsice düzenlemek, doğruluk değerini değiştirmez. Sahtebilimciler bu tarz bir kelime oyunlarına başvurarak karşısındaki kişi yada kişileri kandırmaya ve çoğu zaman araya birkaç bilimsel terim de katarak argümanlarını güçlü göstermeye çalışırlar. Ancak bu yöntemleri tanıdığınızda, bu basit oyunlara da gelmemiş olacaksınız.

Fakat sadece “savunma”yı öğrenmek ile olmaz. Bilimi rehber edinen kişiler olarak, kaliteli argümanları nasıl inşa edeceğimizi de öğrenmeliyiz. Bunu, 3 adımda yapabiliriz:

 

İlk Adım: Sınırları Belirlemek

Bilimsel bir tartışmada argümanları, satrançtaki taşlara benzetebiliriz. Tartışma, temelde bir satranç oyununa benzer ve oyundaki her taş, farklı bir argümanı temsil eder. Piyonlar, satrançtaki gibi diğer taşlara göre daha az değere sahip olsalar da, çok kritik görevleri yerine getirebilirler. Ancak genelde tartışmalarda tarafların elinde bir "şah" ve bir "vezir" bulunur ve bunları en akıllıca oynayan, genellikle tartışmayı kazanır. Tıpkı satrançta taşlarımızı dikkatlice ileri sürmemiz gibi, tartışmada da argümanlarımızı çok iyi tasarlanıp, zekice sunmalıyız.  

Argümanlar, pek çok farklı amaca hitap edebilirler: Örneğin kimisi, karşı tarafın iddiasını çürütmeyi hedeflerken, kimisi karşı tarafın beklemediği bir soruyu yönelterek o konuda düşünmesini sağlayabilir. Kimi argüman ise karşı tarafın gelecekte ileri sürebileceklerine karşı bariyer oluşturmayı hedeflemektedir. Bunların zamanlaması, sunum biçimi ve tasarımı çok büyük önem arz etmektedir.

Bu sebeple bir kişi, argümanının sınırlarını çok iyi belirlemelidir. Bir argümanın sınırları, kişilerin o argümana neden inanacaklarını belirleyecek temel taşlardan biridir. Sınırları belirlemenin en kolay yolu, argümanı sunmadan önce yaptığınız önkabulleri ve ileri süreceğiniz öncülleri net bir şekilde ortaya koymaktır.

Bilimsel tartışmalarda önkabullerin ileri sürülmeden argümanlara geçilmesi genellikle argümanın zayıf olduğunun bir belirtisi olarak algılanmaktadır. Genellikle sınırlar, "... kabul edelim.", "... olduğu için ...", "Açık olarak ...", "... çünkü ..." şeklindeki kalıplarla belirtilir. Argümanınızı ileri sürmeden önce karşınızdakinin sizin önkabullerinizle hemfikir olduğunu bilmek iyi bir avantaj sağlayabilir. Ancak unutmamak gerekir ki, beden dili ve duyguların ifadesi dahilinde vurgulayıcıların sık kullanılması karşıdaki kişide şüphe uyandırabilecektir. Bu sebeple çok sık bir şekilde "Açıktır ki..." gibi kavramların kullanılması sakıncalı olabilir. Unutmayın: Eğer ki konu bu kadar “açık” olsaydı, muhtemelen tartışmaya gerek olmazdı.

Sınırları belirlemenin bir diğer önemli adımı, tartışmanın ana konusunun tartışılabilir olmasıdır. Örneğin, “Hava kirliliği çevreye zararlıdır.” gibi bir argüman, tartışılabilir yapıda değildir. Bugüne kadar yapılmış araştırmaların hepsi, zaten özünde olumsuz anlama sahip bir sözcük olan kirliliğin, çevreye zarar verdiği konusunda hemfikirdir. Dolayısıyla böyle bir konuda tartışmanın bir anlamı yoktur. Ancak hemfikir olunmayan nokta, kirliliğin çevreye ne düzeyde zarar verdiği olabilir. Bu durumda, “Hava kirliliği, kullanılabilir tarım alanlarını azaltan en önemli faktördür.” gibi bir tartışma konusu belirlemek ve sınırları buna göre çizmek faydalı olacaktır. Bunu belirtmemizin nedeniyse şu: Eğer ki bilimsel anlamda kesinlik düzeyinde olan konularda bir tartışma yürütülüyorsa, belki de zamanınızı daha faydalı ve belirgin bir tartışma konusunda harcamanız faydanıza olacaktır. Eğer tartıştığınız kişilerle bir sonuca varamadığınızı hissediyorsanız, belki de tartışmanın ana konusunu gözden geçirmeniz gerekiyordur.

Bu noktada, ana tartışma konusuyla ilgili geliştirilen argümanların aşırı geniş ve muğlak olmaması da önemlidir. Örneğin, uyuşturucu kullanımının topluma etkileriyle ilgili bir konuda, “Uyuşturucu topluma zararlıdır.” gibi bir argüman geliştirmek yersizdir. Argümanın temelinin sağlam olabilmesi için, ele alacağı konuya odaklanmış olması gerekir. Bu nedenle, “Yasadışı uyuşturucu kullanımı, gençler arasında çeteleşmeye neden olduğu için toplumsal düzene zarar vermektedir.” gibi bir argüman tercih edilmelidir. Bu yüzden argümanınızın sınırları ile tartışma konusunun sınırlarını belirlemek önemlidir.

Son olarak, ne tür bir argüman geliştireceğinizi belirlemek de, sınırların çizilmesi konusunda faydalı olabilir. En sık karşılaşılan argüman türlerini 4’e ayırmak mümkündür:

  • Olgulara veya tanımlara dayalı argümanlar: Bu tür argümanlarda kurulan cümleler, bir olgunun tanımından veya bilim camiası tarafından genel geçer olarak kabul edilen gerçeklerden bahseder. “Küresel ısınma, gezegenimizin ortalama sıcaklığının zaman içerisinde artmasıdır.” Şeklindeki bir argüman buna örnek olarak verilebilir.
  • Neden-Sonuç argümanları: İki olay, olgu veya süreç arasında neden-sonuç ilişkisi olduğunu ileri süren argümanlardır. “Çocuk felci aşısının icadı, çocuk felci hastalığını toplumumuzdan silip atmıştır.” argümanı buna bir örnektir.
  • Çözüm veya politika argümanları: Tartışılmakta olan bir sorunun çözümüne veya çözüm politikalarına yönelik argümanlardır. “Kutup noktalarında petrol aramak yerine, gezegenimizin petrol tüketimini azaltacak çözümleri aramalıyız.” argümanı buna bir örnektir.
  • Değer argümanları: Bu tip argümanlar, bir olay, olgu veya sürecin değeri ve/veya etkisiyle ilgili yargıları içerir. “Evrim Teorisi, modern bilimin en önemli teorilerinden birisidir.” argümanı buna örnektir.

Ayrıca argüman geliştirmenin bu noktasında terminolojinin belirlenmesi de ön kabullerin açık bir şekilde ortaya konulması için önemli ve faydalı bir adımdır. Günümüzde pek çok kavram, ilk ortaya atıldığından veya insanların genel olarak bildiğinden farklı anlamlar taşıyor olabilmektedir (örneğin "teori" sözcüğü halk arasında bir anlama, bilim camiasındaysa bambaşka bir anlama gelmektedir). Bu sebeple, bir tartışmadan önce, o tartışmada kullanılacak terminoloji hakkında hemfikir olmak önemlidir.

 

İkinci Adım: Öncülleri Belirlemek

Öncüller, doğruluğundan emin olduğunuz veya varmaya çalıştığınız sonucu desteklediğini bildiğiniz önermelerdir. İçinde bulunduğunuz duruma göre, öncüllerin nasıl belirleneceği de değişecektir. Ama diyelim ki bir okul müdürüsünüz ve okulunuza yeni bir spor salonu yaptırıp yaptırmamaya karar vermeye çalışıyorsunuz. İçgüdüsel bir karar vermemek için, sağlam bir argüman inşa etmeye çalışabilirsiniz. Hem bu örnekten de görebileceğimiz gibi, bir argüman geliştirmenin tek amacı karşı tarafı alt etmek değildir; aynı zamanda kendi kendinizi ikna etmek için de argüman geliştirme yöntemlerini kullanabilirsiniz.

Bu noktada yapmanız gereken, kendi başınıza kalıp düşünmek, doğru ve güvenilir kaynakları kullanarak araştırma yapmak ve kendi bilgilerinize dayanarak gerçekleri derlemektir. Bu noktada, diğer uzmanlara ve bilirkişilere de danışmanızda fayda vardır. Diyelim ki okul müdürü olarak bunu yaptınız ve şu öncülleri ortaya çıkardınız:

  • İnşaat için gerekli para Mart ayına kadar gelmeyecek.
  • İnşaat firması, ödemeyi almadan inşaata başlamayacak.
  • İnşaat, en az 8 ay sürecek.

Görebileceğiniz gibi, gerçekleri bir araya getirmek çok önemlidir; ancak bu, işin yarısıdır. Asıl iş, bunları birbirine bağlama noktasında başlamaktadır. Bu da bizi bir sonraki adımımıza götürür.

 

 

Üçüncü Adım: Öncülleri İlişkilendirmek

Öncüllerimizi birbiriyle ilişkilendirmek için gerektiği durumda bazı ara basamaklar kullanabiliriz. Bunlar, öncülleri birbirine bağlayan mantıksal ilişkilerdir. Bunlar, bir önceki basamakta tespit ettiğimiz öncülleri “mekanik” formattan çıkararak, günlük dil formatına sokmamızı sağlar. Benzer şekilde, bu ara basamakları kullanarak, bir münazarada karşı tarafa (veya karar verme aşamasında kendinize) kolay anlaşılır cümleler kurabilirsiniz. Okul müdürü örneğimizden gidecek olursak, öncüllerimizi şöyle ilişkilendirerek cümlelere dökebiliriz:

“İnşaat için gerekli olan maddi kaynak Mart ayında geleceğine göre, parayı inşaat firmasına Mart ayından önce ödeyemeyeceğiz. Eğer ki en erken Mart ayında ödemeyi gerçekleştirebilecek olursak, en az 8 ay sürecek olan inşaat, Kasım ayından önce bitemeyecek. Halbuki okullar Eylül ayında açılıyor. Bu durumda...”

İşte bu cümleler silsilesini bitiren “Bu durumda...” kalıbı, aynı zamanda bizi bir sonraki basamağımıza götürecek. Ancak buna geçmeden önce, yukarıdaki cümlelerin ve öncüllerin birbirine nasıl bağlandığına tekrar bir göz atın. Özellikle de “en iyi duruma göre” yapılan hesaplamayı ve mantık zincirini anlamaya çalışın. Dikkatinizi çekebileceği gibi, “Bu durumda...” kısmından sonra gelecek olan yargının niteliği çok da önemli değildir. Bu mantık zincirinden geçtikten sonra, inşaatı yapmaya veya yapmamaya karar verebilirsiniz. Çünkü burada yaptığımız tümevarımdır. Öncüller, sonucu garanti etmemektedir. Fakat yine de öncüllerin doğruluğu, argümanın sağlamlığını göstermektedir. Bu noktadan sonra her ne karara varırsanız varın, en azından o sonuca ulaşırken kullandığınız adımlar geçerli olacaktır.

Öncülleri ilişkilendirme sırasında, çeşitli çıkarımlar yapmak da mümkündür. Bunu yaparken, bir sınırlar ve öncüller üzerine bir argüman inşa edilir. Görüleceği üzere burada yapılan, tuğla tuğla bir duvar örmek gibidir. Her bir tuğla, kendisinden önce gelenlerin üzerine inşa edilir. Sonuçta elde edilen ise, eğer ki tuğlaların her biri sağlam ise, sağlam bir duvar olacaktır. Az önceki örnekte de gördüğümüz üzere, bu kısımda argümanlar inşa ederken kullanabileceğiniz temel bağlaçlar "... şu anlama gelir ki ...", "... yani, ..." gibi kalıplardır.

 

 

 

Dördüncü Adım: Sonuca Ulaşmak

Nihayet, eğer ki öncüllerimizin ve ara basamaklarımızın sağlamlığından eminsek, bir sonuç üretmeye hazırız demektir. Bu basamakta stratejik olarak önemli olan, bu noktaya gelene kadar kendinizi ve/veya tartıştığınız kişiyi her bir adımda ikna edebilmiş olmaktır. Eğer ki öncüllerinizde eksikler veya tartışmaya açık noktalar varsa, karşı taraf bunları size karşı kullanacak ve vardığınız sonuç her ne olursa olsun, bu sonucun geçerliliğinin altını oymaya çalışacaktır. Çünkü unutmayın: Karşı taraf da, en az sizin olduğunuz kadar haklı olduğunu düşünmektedir. Dolayısıyla argümanlarınızdaki eksikler, onlar için tartışma ve argüman inşa etme noktaları olacaktır. Bunları ne kadar azaltabilirseniz, karşı tarafa o kadar az malzeme vermiş olursunuz.

Ancak eğer ki böyle bir sıkıntı yoksa, artık son noktayı koyabilir ve sonucunuzu karşı tarafa ilan edebilirsiniz. Aslında sonuç kısmı, çıkarımlar silsilesinin son basamağı ya da “son bir önerme” olarak görülebilir. Dolayısıyla bu son adımın doğru atılması çok önemlidir, çünkü bu noktadan sonra söz karşı tarafta olacaktır ve muhtemelen karşı taraf da düşüncelerinize ve bu noktaya kadar inşa ettiğiniz argümana var gücüyle saldıracaktır. Bu sebeple sonucunuz, karşı tarafın kendine güvenini sarsacak, bilgilerini ve iddialarını sorgulamasına yarayacak, size karşı söylemeye hazırlandıklarını zorlaştıracak kadar iyi tasarlanmış ve sunulmuş olmalıdır. Unutmayın: Bunun amacı, bir “savaşı kazanmak” değil, gerçeğe ulaşmaktır. Eğer ki argümanlarınız sağlam ve öncülleriniz doğruysa, gerçeğe yakınsınız demektir. Dolayısıyla karşı taraf da bunu görebilmelidir. Bunu gören biri, karşı argüman üretmekte zorlanacaktır. Yani bu, sizin için bir zafer ve karşı taraf için bir yenilgi olarak görülmemelidir. Bu, tartışmanın her iki tarafı için de bir başarı olarak görülmelidir.

Ancak tüm bunları yaparken yine dikkat edilmesi gereken bazı noktalar vardır. İyi bir önkabulle sınırlarınızı çizip, iyi bir sonuca ulaşabileceğiniz gibi, kötü bir önkabulle yola çıkıp tamamen hatalı bir sonuca varabilirsiniz. Bir örnek verelim:

  1. Öncül-1: Kuşlar, uçabilen hayvanlardır.
  2. Öncül-2: Yarasalar, uçabilen bir hayvandır.
  3. Sonuç: Dolayısıyla yarasalar kuştur.

Örneğin bu son derece hatalı bir sonuçtur. Çünkü yarasalar kuş değil, memelidir. Burada sizi hataya götüren, öncüllerin her birinin doğru olmasına rağmen aralarındaki ilişkinin hatalı kurulmuş olmasıdır. Kuşların uçabiliyor olması, her uçan canlının kuş olması gerektiğini (ya da kuşların uçabilen tek hayvan grubu olmasını) gerektirmez. Bu tip bir durumu doğuran, genellikle tartışılan konu hakkındaki bilgisizliktir. Kuşların ayırt edici özellikleri arasında “uçabilmek” yer almaz. Öyle ki, birçok kuş türü uçamaz bile! Halbuki biyolojik olarak kuşları diğer canlılardan ayıran bir özellik öncüller arasında seçilseydi; örneğin kuşların tüylerinin olduğu gerçeği öncül olarak kullanılsaydı, böyle bir hataya düşülmemiş olurdu. Gerçekten de yarasaların tüyleri yoktur ve bu, onların kuş olmadığını ispatlamaktadır. İşte bu sebeple bir argüman inşa edilirken, özellikle de öncüllerden yola çıkarak sonuca varılacakken, adımların son derece dikkatli atılması gerekir.

Okul için spor salonu örneğimizden devam edecek olursak; elimizdeki öncüllerin inşaatın tamamlanmayacağına işaret ettiğini görebiliriz. Bu durumda, inşaat kararının alınmaması makul bir sonuç olarak görülecektir.

Ama itiraz ettiğinizi duyar gibiyiz: “Ya başka bir para kaynağı bulunursa? O zaman inşaat yapılabilir!” Elbette! Bir argümanın bütün öncüllerinin doğru olması ve hatta sonucun mantıklı/makul olması, o sonucun gerçek olduğu anlamına gelmez. Unutmayın: Gerçekler, bizlerin onlara dair algısından tamamen bağımsızdır. Bizim mantık silsilemiz; en nihayetinde elimizdeki verilerin kalitesine bağlıdır. Eğer ki okul projesi için bizim bilmediğimiz bir para kaynağı bulunuyorsa, elbette sonuç hatalı olabilecektir. Zaten gerçek hayatta politikacıların ve güç sahiplerinin söyledikleri yalanlar, bu nedenle çoğu zaman etkilidir. Gerçeği söylememek yoluyla değil, bilinen bazı gerçeklerin üzerini örtmek suretiyle yalan söylerler. Böylece halk, kendisine söylenenin doğru olduğuna inanır; halbuki bilmedikleri diğer bilgiler, sonucu tamamen değiştirebilecek güce sahiptir. İşte mantıkta bu tip gizli öncüllere “örtük tasım” veya “örtük öncül”  (entimem) denir. Örneğin bu durumda, başka bir para kaynağının bulunmadığı varsayımı örtük öncüldür.

 

 

 

Tartışmaların Tonu ve Dikkat Edilmesi Gerekenler

Bir tartışmayı kaybetmenin en kolay yolu duygularınız, özellikle de öfke gibi olumsuz duygulara yenik düşmektir. Çünkü tüm serinkanlılığınızı koruyarak, bilgilerinizden emin bir şekilde karşıdakinin açıklarını yakalamayı sürdürmeniz, karşınızdakinin bilgilerinden şüphe etmesine ve tedirginlik duymasına sebep olacaktır. Bu noktadan sonra kolaylıkla argümanlarını çürütebilir ve tartışmayı istediğiniz gibi yönlendirebilirsiniz. Bu konuya dikkat ettiğiniz ve asla sinirlenmediğiniz sürece olumlu sonuçlar alabileceksiniz.

Ancak bu demek değil ki bir tartışmanın amacı, karşı tarafı sinirlendirmek olmalıdır. Hayır! Tam tersine, aklı başında insanlar bir eleştiri veya karşı-argüman üretirken, bütün duygulardan yalıtık cümleler inşa ederler. Çünkü duygu yüklü, alay eden, karşıdakini küçük gören bir argümanın amacı, gerçeği ortaya çıkarmak değil, kavga çıkarmaktır. Dolayısıyla tartışma stilimiz, hem karşı tarafa verdiğimiz değeri, hem de bir münazarayı izleyen kişilerin üzerine bıraktığımız intibayı doğrudan yansıtmaktadır.

Bir diğer nokta, ilk bölümde verdiğimiz, argümanların ve argüman sahiplerinin bilimsel değerini analiz etmeye yönelik testi durmaksızın uygulamaktır. Unutmayın: Karşınızdakinin bol terimli ve karmaşık cümleler kullanıyor olması, o kişinin konu hakkında bilgili ya da sağlam kaynaklara dayanıyor olduğu anlamına gelmez. Nükleer enerji ile ilgili bir tartışma üzerinden örnekleyelim:

  • Argüman: Türkiye'de nükleer enerji santrallerine gerek yoktur, çünkü Optimus_Prime isimli blog yazarının sitesinde de belirtildiği gibi, Türkiye'de yıllık enerji üretimi 1.5 milyon kilowatt-saat iken, Türkiye'nin ortalama yıllık enerji harcaması 900.000 kilowatt-saattir.

 

Bu argüman, her ne kadar doğru gibi gözükse de, kaynak son derece şüphelidir. Belki sözü geçen kişi gerçekten bu konuda uzman olabilir; ancak kaynak belirtmenin de bilimsel yöntemleri vardır ve bunlara uyulması şarttır. Bir blogdan alıntı yapmak yerine, blogdaki yazarın kullandığı orjinal makaleleri referans göstermek çok daha sağlıklı olacaktır. Bir diğer örnek verelim:

  • Argüman: Nükleer santrallerde kullanılan Silisyum atomlarının kontrol altında tutulması mümkün değildir; ancak temel olarak bu atomların biyokimyasal tepkimeler zinciri sonrasında, kontrollü bir şekilde Uranyum izotoplarından biri olan Uranyum-257 ile etkileşmesi sonucu fisyon tepkimesi gerçekleşir ve otonom bir tepkime elde edilir.

 

Bu argüman, her ne kadar kompleks ve bilimsel gibi gözükse de, tek kelimeyle saçmalıktır. Ne nükleer enerji santrallerinde Silisyum kullanılmaktadır, ne santrallerde "biyokimyasal" tepkime gözlenir, ne atom çekirdeğinin geçirdiği tepkime "fisyon" tepkimesidir, ne de "otonom" kelimesi bu bağlamda anlamı olan bir kelimedir. Bunlar tamamen cümlelerin altını doldurmak için uydurulmuş, bilimsel kılıftaki sözcüklerdir ve hiçbir geçerlilikleri yoktur. Dolayısıyla tartışılan konuya hakim olmak, karşıdaki tarafından kandırılmamak açısından çok önemlidir.

 

Neden Tartışmalıyız? Tartışmaların Amacı Nedir?

Tartışmalara korkusuzca girmeliyiz çünkü fikirlerin çarpışmadığı ortamlarda çözümler de üretilemez. Kimi insan, tartışmaların “sonu olmadığı” için tartışmanın gereksiz olduğunu düşünür. Bu duruma da en çok din ve siyaset tartışmalarında rastlarız. Halbuki her tartışma öyle ya da böyle mutlaka yararlıdır. Çok kapalı tartışmalarda bile, bir kişi fikirlerini bilimsel ve doğru tabanlarda savunabiliyorsa, insanların fikirlerinin az ya da çok değişebildiğini görürüz. Çakmağı kullanmazsanız, benzin kendiliğinden asla tutuşmayacaktır.

Üstelik tartışmaların bir diğer çok önemli yararı, tartışmalarda iki tarafın da yeni ve farklı görüşlerle karşılaşabilecek olmasıdır. Bu, hem karşıt fikirleri tanımanızı sağlar, hem size kimi zaman açıklarınızı gösterir. Şu sözü her zaman akılda tutmak gerekir: “Dostunu yakınında tut, düşmanını daha da yakınında”. Karşı tarafın fikirlerini o kadar “çok açılı” ve fazla bilmelisiniz ki, tartışmalarda karşı tarafın tezlerini, daha üretilmeden bilebilecek ve çürütebilecek konumda olmalısınız.

Tartışmaların en nihayetinde ana amacı, karşı tarafın haksızlığını ya da yanlışlığını ispat edebilmektir. Tabii karşı tarafın amacı da sizin yanlışınızı göstermektir. Böylece gerçek olana, mantık yoluyla ulaşılabilir. Ne var ki çoğu zaman bir tartışmanın sonucunda nihai ve tekil bir gerçeğe ulaşılmaz. Bunun yerine taraflar, eksik oldukları yerleri görürler ve karşı tarafın doğru argümanlarını öğrenmiş olurlar. Unutmayın: Sizin iddialarınızın bir kısmı doğru olabileceği gibi, karşı tarafın da iddialarının bir kısmı doğru olabilecektir. Dolayısıyla gözü kapalı bir savunma haline geçmektense, karşı tarafa da hak verebilecek bir konumda kalarak tartışmak, en azından birçok durumda doğru tutum olacaktır. Hangi konuyu tartışıyor olursanız olun, şunu bizden bir tavsiye olarak aklınızda bulundurun: Karşı tarafın da haklı olabileceği gerçeğini aklınızda her zaman bulundurun. Dolayısıyla argümanlarınızı inşa ederken kendinizi, karşı tarafı ya da izleyicileri aldatacak yollara başvurmayın. Sadece ve sadece gerçek olanı arayın.

 

Nasıl Tartışmalıyız? Münazara Kuralları

Bunu yapmanın en kolay yolu, yaygın münazara kurallarına uygun tartışmaya çalışmaktır. Bu kurallar ülkeden ülkeye ve durumdan duruma değişse de, 1957 yılında George McCoy tarafından yazılan Competitive Debating: Rules and Techniques (Rekabetçi Münazara: Kurallar ve Teknikler) başlıklı kitapta tanımlanan ve Kolorado Üniversitesi gibi üniversitelerin felsefî münazara kurallarından derlediğimiz şu temel kuralları takip etmeniz, sonuca varmak konusunda büyük kolaylıklar sağlayacaktır:

  1. Münazara konusu, net olarak belirlenmelidir. Örneğin konu, “Dinler, insan-benzeri olmayan bir Tanrı’nın gönderdiği kurallar mıdır?” sorusu üzerine olabilir.

  2. Bir münazarada taraflar net olarak belirlenmelidir. İki taraf olması, en yaygın durum olacaktır. Taraflar, “destekleyen” (1. Taraf) ve “karşıt” ( Taraf) olacak şekilde ikiye ayrılmalıdır. Taraflar bireysel veya ekip olarak tartışabilirler. Ekipler, en fazla 3 kişiden oluşmalıdır. Örneğin, “destekleyen” taraf  “Evet, dinler, insan-benzeri olmayan bir Tanrı’nın gönderdiği kurallardır.” argümanını savunabilir. “Karşıt” taraf ise, “Hayır, dinler, insan-benzeri olmayan bir Tanrı’nın gönderdiği kurallar değildir.” argümanını savunabilir. Ama bu örnekte, karşıt tarafın argümanı konusunda bir belirsizlik bulunuyor: Karşıt taraf, dinlerin “insan-benzeri bir Tanrı’nın kuralları olduğunu” mu savunmaktadır; yoksa dinlerin “insan-benzeri olup olmamasından bağımsız olarak, hiçbir Tanrı’nın kuralı olmadığını” mı savunmaktadır? Bu ve bunun gibi detaylar, net olarak belirlenmelidir.

  3. Bir münazara süresince her iki tarafın da, münazara konusunun en fazla 3 farklı alt başlığını tartışma imkanı olmalıdır. Örneğimiz çerçevesinde bu alt başlıklar, “Kutsal sayılan kitaplar açısından dinler”, “Dinler ile ilgili felsefî argümanlar” ve “Bilimsel olarak dinî inançlar” gibi 3 başlık olarak belirlenebilir.

  4. Her bir alt başlık için, her iki tarafa da en fazla 3 defa konuşma imkanı verilmelidir.

  5. Her bir alt başlık hakkında konuşma, genel olarak şu dizgeyi takip etmelidir:

    • 1. tarafın açılış argümanı,

    • 2. tarafın açılış ve çürütme argümanları,

    • 1. tarafın savunma ve çürütme argümanları,

    • 2. tarafın savunma ve çürütme argümanları,

    • Opsiyonel: 1. tarafın çürütme ve savunma argümanları,

    • Opsiyonel: 2. tarafın çürütme ve savunma argümanları.

  6. Her bir konuşma sırası için süre sınırı belirlenmelidir. Bu süre, genellikle 3-7 dakika arasında olmalıdır. Bu süre sınırına, kesinlikle ve istisnasız olarak uyulmalıdır.

  7. Tartışmanın yeri ve zamanı net olarak belirlenmelidir. Eğer halka açık olacaksa veya belirli davetlileri içerecekse, bu yer ve zaman vakitlice duyurulmalıdır.

  8. Tartışma için bağımsız bir moderatör belirlenmelidir. Bu kişi, süre sınırlarını ve konuşma sıralarını dikte edecektir. Kimi durumda bu kişi, sonucun belirlenmesine de katkı sağlayabilir.

  9. Münazaranın ödül ve cezaları net bir şekilde belirlenmelidir. Ödüller arasında savunma başarısı, çürütme başarısı, argüman kalitesi gibi nitel kıstaslar bulunabileceği gibi, cezalar arasında mantık safsatasına düşme, süre sınırına uymama, söz kesme gibi mantıksal ve davranışsal hatalar bulunabilir. Bunlar, dilenirse nicel skalaya dökülerek bir puan cetveli hazırlanabilir. Bu cetvel münazara öncesinde halka ilan edilmelidir. Puanlayarak sürece katılacak olan izleyicilere, jüri üyelerine, moderatöre önceden verilmelidir. Notlandırma da halka açık olarak yapılmalı veya münazara sonrasında halka ilan edilmelidir.

  10. Münazaranın tarafları, resmî münazaradan en az 1 hafta öncesinden daha erken olacak şekilde, en fazla 3 defa bir araya gelip konuya ne açıdan yaklaşacaklarını karşı tarafa ilan edebilmelidirler. Böylece taraflar, birbirlerinin argümanlarından haberdar olabilmelidir. Unutmayın: Amaç, karşı tarafı hazırlıksız yakalayıp alt etmek veya izleyicileri/jüriyi kandırmaktan/etkilemekten ziyade, gerçeğe ulaşmaktır! Gerçeğin gizlisi saklısı yoktur. Münazaraların da olmamalıdır.

  11. Eğer münazara, “hakkında politika geliştirilebilecek bir sorun” hakkındaysa (örneğin münazara konusunun “Ötenazi bir hak mıdır?” ya da “Akıllı arabaların hükmettiği bir çağda insanların arabaları sürmelerine izin vermeli miyiz?” olduğunu düşünün), taraflar mutlaka aksiyon ve politika önerileri de sunmalıdır. Sadece yüzeysel bir tartışmayla yetinmemelidirler.

  12. Bu kitapta da yer verdiğimiz kurallara kayıtsız şartsız uyulmalıdır:

    • İspat yükü, iddia sahibinin omuzlarındadır. İddiası olan, ispatlamak zorundadır.

    • Olağanüstü iddialar, olağanüstü kanıtlarla desteklenmelidir. Kanıtlar açık ve net bir şekilde sunulmalı ve izah edilmelidir. Kanıtların iddia ile ilişkili olduğu ve argümanı desteklediği net ve güçlü bir şekilde gösterilmelidir.

    • Kanıtın yokluğu, yokluğun kanıtı değildir. Ancak varlığın kanıtı hiç değildir! Negatif kanıtlama yapılacaksa (kanıt yokluğundan, yokluk çıkarılacaksa), bu somut bir şekilde desteklenmelidir.

    • Mantık safsatalarından uzak durulmalıdır.

  13. Moderatör ve jüri, yalnızca sunulan kanıt ve argümanlar üzerinden yargıya varmalıdır. Asla şahsi görüşlerini veya münazara sırasında tartışılmayan konulardaki fikirlerini kararlarına dahil etmemelidirler. 

  14. Her iki taraf da, kuralları açık ve net bir şekilde kabul ettiğini ve bu kurallara uyacağını ilan etmelidir.

 

Sonsöz

Son olarak, en önemli 5 harften bahsetmek istiyoruz: Saygı! Lütfen, fikirlere olmasa da, kişilere saygı duyun. Ne kadar saçma inançlara ve fikirlere sahip olurlarsa olsunlar... Emin olun, en saçma fikirlere inanan insanlardan bile öğrenebileceğiniz çok şey vardır. En kötü ihtimalle, insanların ne kadar saçma fikirlere bel bağlayabileceklerini ve ömürlerini bu anlamsız ve gerçekdışı fikirlere bağlı olarak şekillendirebileceklerini öğrenmiş olursunuz. Veya en azından, uzun süredir atladığınız bir noktayı görmenizi sağlayabilir bu tartışmalar ve gelecek sefere basit hatalara düşmemenizi sağlayabilir. Bunlar, tartışma sanatının önemli noktalarıdır.

"Bilimin iyi tarafı ona inansanız da inanmasanız da doğrudur” (Neil deGrasse Tyson). Bu sözden şöyle bir çıkarım da yapabiliriz: İyi argümanlar kurmak, etkileyici bir şekilde tartışabilmek önemlidir; ancak tartışmalarınızda yeterli olmayıp karşınızdaki kişi bilim-dışı konuları ifade etmekle ve dinleyicileri ikna etmekle daha başarılı olsa bile bu “gerçekleri” hiçbir zaman değiştirmeyecektir.

Umarız bu bilgiler size yeni bir bakış açısı katabilecektir. 

Gelecek yazılarımızda çok daha temel noktalara değinmeye başlayacağız.

 


Kaynaklar ve İleri Okuma:

  1. Jim Pryor
  2. Psychology Today
  3. Purdue University
  4. Dummies
  5. Daniel Miessler
  6. Fine Art of Baloney Detection
  7. List of Fallacies (Wikipedia)
  8. Argumentation Theory (Wikipedia)
0 Yorum