''Bilimkurgu, Bilim ve Yaşam'' Konulu Röportaj (19 Eylül 2014)

Yazdır
Konular: Bilimkurgu Kulübü’nün ortaya çıkış hikâyesi, amacı ve projeleri. Türkiye’de bilimkurgunun yeri ve önemi. Türk bilimkurgu edebiyatına ve sinemasına bir bakış. Türk toplumunun bilimkurgu algısı. Bilimkurgunun bilime ve uygarlığa etkisi.

Soruları Hazırlayan: Evrim Ağacı

Cevaplayan: İsmail Yamanol (Bilimkurgu Kulübü)

Düzenleme Tarihi: 13 Aralık 2014



Evrim Ağacı: Öncelikle bizi kırmadığınız ve sorularıma yanıt verme inceliği gösterdiğiniz için teşekkür ederiz. Evrim Ağacı olarak, Bilimkurgu Kulübü’nü uzun zamandır takip ediyoruz. Sadık bir kitlenizin olduğunu ve başarılı işlere imza attığınızı da biliyoruz. Dilerseniz bu hareketin ne olduğuna ve nasıl ortaya çıktığına dair bir soruyla başlayalım: Bilimkurgu Kulübü nedir ve nasıl doğmuştur?

Bilimkurgu Kulübü: Röportaj için asıl biz teşekkür ederiz. Evrim Ağacı gibi alanında öncü bir platformun sorularına muhatap olmak bizim için övünç vesilesi. Sorunuza gelecek olursak; Bilimkurgu Kulübü, köken itibariyle 90’lı yılların sonlarına kadar uzanan bir öğrenci topluluğudur. Her şey bir avuç insanla başladı diyebilirim. Bu insanlarla düzenli olarak Moda’da buluşmalar tertipliyor, tartışmalar ve fikir alışverişleri gerçekleştiriyorduk. Kimi zaman hep birlikte toplaşıp Beyoğlu ve Kadıköy’deki sahafları dolaşıyor, bulabildiğimiz tüm bilimkurgu romanlarını toplayıp deliler gibi okuyor ve bu romanlarla ilgili inceleme yazıları kaleme alıp, bunları birbirimizle paylaşıyorduk. Yine bu süreçte birkaç tane bilimkurgu içerikli fotokopi fanzin hazırlayıp, dağıtımını da gerçekleştirdik. Güzel günlerdi. O zamanlar internet bu kadar yaygın değildi ve gerçek anlamda “bir araya” gelmenin önemi çok büyüktü. Şimdi bu işleri çeşitli internet siteleri üzerinden de rahatça yapabiliyorsunuz. Ama tabi o eski samimi ortamın bizde bıraktığı etki hâlâ devam ediyor. O insanlar şimdi yaşını başını aldı, evlenip çoluk çocuğa karıştı; ama bilimkurguya olan ilgi ve sevgileri hiç değişmedi. Yine zaman zaman o kadroyla bir araya gelmeyi sürdürüyoruz. Çünkü bilimkurgu, hala hayatlarımızın başköşesinde yer alan bir değer ve tüm yaşayışımızı biçimlendirmeye de devam ediyor. İşte Bilimkurgu Kulübü, o samimi günlerdeki bir avuç insanın yarattığı bir oluşumdur.




Evrim Ağacı: Şöyle bir geriye dönüp baktığımızda o günden bugüne çok yol kat ettiğinizi görüyoruz. Peki, bu süre zarfı boyunca hangi zorluklarla karşılaştınız ve bu oluşumu şu anki haline getirmek için ne tür mücadeleler verdiniz?

Bilimkurgu Kulübü: İlk başta ülkemizin sunduğu kaynak yetersizlikleriyle uğraşmak zorunda kaldık. O zamanlar Türk yayın camiasında bilimkurgunun ciddi bir varlığı söz konusu değildi. Hatta çoğu yayınevi, bilimkurguyu kayda değer bir edebiyat türü olarak bile görmüyordu. Dolayısıyla dilimize çevrilen bilimkurgu romanlarının sayısı komik düzeydeydi ve eğer iyi derecede yabancı diliniz yoksa okuyacak kitap bulmakta sıkıntı yaşıyordunuz. Günümüzde bu durum o günlere oranla daha iyi; fakat hala yetersiz boyutta. Bunun yanı sıra toplumun bilimkurguya ve bu türün hayranlarına yönelik sığ bakış açısıyla da uğraşmak durumundaydık. Bilimkurguyu “çocukça bir hayalperestlik” ve “boşa zaman kaybı” olarak değerlendiren azımsanmayacak bir kitle vardı. Onlara bilimkurgunun önemini ve engin olanaklarını anlatabilmek için çırpınıp durduğumuzu çok iyi anımsıyorum. Hala bu bakış açısında olan çok sayıda insan olduğunu da biliyorum. Bu da mücadelemizi besleyen etkenlerden biri. Elbette, gelişmiş bilimkurgu edebiyatı ve sineması olmayan bir ülkede, bilimkurguyla uğraşmanın ciddi külfetleri olacağının zaten farkındaydık. Sonuçta bilimkurgucu olsak da hayal âleminde yaşayan insanlar değiliz ve mevcut toplumsal şartların bilincindeyiz. O zamanlar bilimkurgu, belli başlı dergilerin ve okul kulüplerinin etrafında öbeklenmiş az sayıdaki insanın uğraş alanından ibaretti ve neresinden bakarsanız bakın “Underground” olarak değerlendiriliyordu. Ama artık manzaranın yavaş yavaş değiştiğini görüyoruz. Artık ülkemizde bilimkurgu, yeni yeni keşfedilen ve gitgide saygınlık kazanan bir sanat türü olarak dikkat çekiyor. Bu bizim açımızdan sevindirici bir gelişme.




Evrim Ağacı: Bir zamanlar Türkiye’de bilimkurguyla ilgilenmenin zorluklarından bahsettiniz. Buna ek olarak gelişmiş bir bilimkurgu edebiyatı ve sinemasına sahip olmadığımızı vurguladınız. Peki, bu durumu siz neye bağlıyorsunuz? Neden Türkiye bu alanda geri kaldı?

Bilimkurgu Kulübü: Türkiye’de gelişmiş bir bilim üretimi mi var ki gelişmiş bir bilimkurgu üretimi olsun? Ben en büyük sorunu bilimsel temel eksikliğimize bağlıyorum. Bir bilimkurgu yapıtı ortaya koyabilmek ya da bir bilimkurgu yapıtına hak ettiği değeri verebilmek için az buçuk bilimsel birikiminizin olması gerekiyor. Ülke olarak hem bilimde ve hem de teknolojide geri kaldığımız bir gerçek ve bu geri kalmışlığın yansımalarını bilimkurgu alanında da görebiliyoruz. Hatta bir toplumun bilimde ve teknolojide ne kadar ileri olduğunu anlayabilmek için, o ülkenin bilimkurgu alanındaki düzeyine bakmanız yeterlidir. Çünkü bu iki değer arasında ciddi bir ilgileşim olduğunu düşünüyorum.  Örneğin 1942 yılında basılan Dr. Vedii Bilgin Hataylı’nın “Rüya mı Hakikat mi?” adlı eseri, cumhuriyetin inanından sonra yayımlanmış ilk yerli bilimkurgu romanı olarak kabul edilmektedir ve o günden bugüne dek Türk yazarlar tarafından kaleme alınan bilimkurgu romanlarının sayısı 2 bin civarındadır. Bunu, üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir durum olarak görüyorum. Aynı manzara sinema sektörümüz için de geçerli. Zaten gelişmiş bir bilimkurgu edebiyatınız yoksa gelişmiş bir bilimkurgu sinemanız da ne yazık ki olmayacaktır. Günümüzde Amerika, Avrupa ve Japon sineması, dünyadaki bilimkurgu talebine en çok yanıt verebilen sinema sektörleri olarak karşımıza çıkıyor. Buna rağmen kısmi anlamda da olsa pek çok ülkenin bilimkurgu alanında zaman zaman başarılı yapıtlar verdiğini görüyoruz. Mesela Arjantin sineması La antena'yı, Brezilya sineması Blindness'i (Brezilya Ortaklığında), Kuzey Kore sineması  MOB 2025'i üretmeyi başarmış. IMDB'de ülkelere göre bilimkurgu filmlerini sorgulatarak bu örnekleri rahatlıkla çoğaltabilirsiniz. Ben özellikle gelişigüzel ve uç örnekler vermeye çalıştım.




Evrim Ağacı: Peki Türk sineması bu manzaranın tam olarak neresinde kalıyor?

Bilimkurgu Kulübü: Üzülerek belirtmeliyim ki Türk sineması bugüne kadar elle tutulur ve uzun metrajlı tek bir salt bilimkurgu filmi bile üretememiştir.  “G.O.R.A” gibi bilimkurgusal öğeleri kullanan komedi filmlerinin ötesine hala geçemedik. Bu kısırlığı maddi yetersizliklere bağlamayı da çok doğru bulmadığımı söylemem gerek. Mesela Kanada sineması, çok düşük maliyetlerle "Cube (Küp)" gibi tüm dünyadaki bilimkurgu hayranlarının bildiği filmler üretirken, bunu neden bizim de yapamıyor oluşumuzu sorgulamak durumundayız. Bu biraz da özgüven ve cesaretle ilgili sanırım. İlk etapta bize gereken tek şeyin, tüm bu olumsuzluklara rağmen cesur adımlar atmaktan çekinmeyen sinema girişimcileri olduğu kanısındayım.



Evrim Ağacı: Bilimkurgu Kulübü olarak bu olumsuz tabloyu değiştirebilmek ve bu makûs kaderi ortadan kaldırabilmek adına girişimlerde bulunuyor musunuz?

Bilimkurgu Kulübü: Bizim çapımızda bir topluluğun elinden ne geliyorsa onu yapıyoruz. Amatör anlamda kısa bilimkurgu öyküleri yazan insanlara kucak açıyor ve öykülerini daha geniş kitlelere ulaştırabilmelerine önayak oluyoruz. Öte yandan insanlara, bilimkurgunun ne olduğunu ve uygarlığımız açısından neden önem arz ettiğini göstermeye çalışıyoruz. Her şeyden önce Bilimkurgu Kulübü, bilimkurgu alanında çok geniş yelpazeli bir fikir ve paylaşım platformu olarak hayat bulmuştur. Edebiyattan sinemaya, televizyon dizilerinden animelere kadar; bilimkurgunun her dalına ait en güncel gelişmeleri takipçilerimizle paylaşmaya ve düzeyli bir tartışma ortamı yaratarak kolektif bir bilinç oluşturmaya çabalıyoruz. Bunun yanı sıra, bilim ve teknoloji alanındaki yenilikleri bilimkurgu süzgecinden geçirerek insanlara ulaştırmaya ve son gelişmeler ışığında bir perspektif oluşturmaya da gayret ediyoruz. Bunu yapmaktaki amacımız: Türü seven herkesi tek bir çatı altında toplayarak, kısmi bile olsa bilimkurguya destek olabilmek ve içimizdeki bilimkurgu aşkını geniş kitlelere duyurabilmektir. Doğal olarak bu süreçte hatalarımız ya da gözden kaçırdıklarımız olabilir. Ama karşılıklı iletişimle her sorunu çözebileceğimizi düşünüyoruz. Sonuçta eleştiriye açık bir platformuz ve hatalarımızla büyüyoruz. 



Evrim Ağacı: Eleştiri demişken, kimi zaman muhalif çıkışlarınızla da bilinen bir topluluksunuz. Bazen ciddi anlamda mevcut siyasi erki ve egemen dinsel anlayışı eleştiren paylaşımlar yaparak dikkatleri üzerinize çekiyorsunuz. Bunu neden yapıyorsunuz, amacınız ne?

Bilimkurgu Kulübü: Dünya’yı ele geçirmek! (Gülüşmeler) Şaka bir yana; evet, bazen bu tarz çıkışlar yaptığımız oluyor. Ancak birkaç istisna dışında, bu tutumumuzdan şikâyet eden kimseyle de karşılaşmadık. Bilimkurguyu, siyasetten ayrıştırmanın doğru olmadığı fikrindeyim. Bilimkurgu temelde bir hayal kurma işidir ve hayal kurmak aynı zamanda gerçekliği de kurmak demektir. Hayal kurmanın gerçeklerden kaçmak olduğunu söyleyen, dahası hayal kurmayı gülünç ve çocukça bir çaba olarak niteleyenler, sadece kendilerini ve bizleri yanıltmakla kalmıyor; aynı zamanda hâlihazırda 'gerçek' olarak kabul edilen bir düzeni; yani bugünkü eşitsizlikleri, adaletsizlikleri, baskıcı yapıları, militarist kurumları ve ırkçı yaklaşımları değişmez tek seçenek olarak dayatan ve aksini düşünmenin önünü tıkayan tahakkümcü bir söylemin savunuculuğunu da yapıyorlar. Ben hayal kurmanın önemli olduğunu ve hatta bunun politik bir yönü bulunduğunu da düşünüyorum. Hayal kurmak, mevcut koşullardan memnun olunmadığının, başka türlü bir hayat ve dünya arzulandığının göstergesidir. Bence bu Dünya, mevcut gerçeklikten memnun olup her türlü farklılığı bastırmaya kalkışanlar ile mevcut gerçekliği kabul etmeyip başka dünyaların hayalini kuranlar arasındaki bir savaşımla biçimlenmektedir. Lois McMaster Bujold’un bir konuşmasında söylediği gibi “… Dünya yaratmak da politik bir duruştur.” Öte yandan bu muhalif tavrımızı, bazı dini konularda da açık etmekten geri durmuyoruz. Çok fazla cehalet ve çok fazla yanlış var. Birileri bunları dile getirmeli diye düşünüyorum. Bilimkurgu da bize gerekli alt zemini ve imkânları sağlıyor. Bunlar elimizde mevcutken neden bir kenara sinip susalım ki? Ayrıca bilimkurgunun uyarıcı bir tavrı da var. Unutmayalım ki her distopya aynı zamanda bir bilimkurgudur.



Evrim Ağacı: Kökleri oldukça eskiye uzanan bu oluşumu yasal bir zemine oturtma çabalarınız olduğunu biliyoruz. Son durum nedir?

Bilimkurgu Kulübü: Hareket içerisinde yer alan genç arkadaşlarımızın, İstanbul Üniversitesi bünyesinde resmi bir Bilimkurgu Kulübü kurma çabaları kayda değer bir noktaya gelmiş durumda. Aslına bakarsanız bu aşamaya gelmiş olmak bile büyük başarı diye düşünüyorum. Özellikle son dönemde, İstanbul Üniversitesi’nde bir öğrenci kulübü kurmak oldukça zorlaştı. Rektörlük ile ÖKM arasında mekik dokuduklarını söyleyebilirim. Özellikle bu noktada Hande Taşkın Hanımefendi’nin uğraşları takdire şayan. Her şeye rağmen pes etmemeye kararlıyız. Çünkü bu sayede çok daha geniş bir hareket alanına sahip olacağımızı ve çok daha tatminkâr işlere imza atacağımızı düşünüyorum. Daha da önemlisi yasal bir kimliğe sahip olacağız. Bu kimliği kullanarak daha önce açmayı başaramadığımız bazı kapıları da açabileceğiz. Örneğin, tüm dünyada okunan birkaç yabancı bilimkurgu yazarını ülkemize getirmek ve geniş katılımlı bir etkinlik düzenlemek gibi projelerimiz var. 




Evrim Ağacı: Bilimkurgu Kulübü olarak ne tür etkinlikler yapıyorsunuz ve ileride neler yapmayı planlıyorsunuz?

İsmail Yamanol: Son olarak öncülüğünü Sezer Erkin Ergin’in yaptığı ODTÜ Bilimkurgu Topluluğu ile Ankara’da bir tanışma toplantısı düzenledik. Bu toplantının her iki taraf için de doyurucu geçtiği kanaatindeyim. Zaten Sezer Erkin Ergin gibi bir isimle yan yana gelmek ve kendisiyle sohbet edebilme şansı yakalamak bile bizim açımızdan önemliydi. Çünkü kendisi Türkiye’nin ilk bilimkurgu dergisi olan Anteres’in üreticisidir. Günümüz nesli, 70’lerin başında çıkan bu dergiyi pek bilmez; ancak Antares Dergisi, ülkemizdeki bilimkurgu yolculuğunda bir kilometre taşıdır. Bunun dışında tüm büyük kentlerimizde tanışma toplantıları düzenlemek ve buralardaki bilimkurgu severlerle güç birliği yapmak istiyoruz. Türkiye’de bilimkurguya yönelik artan bir merak ve hayranlık olduğunu gözlemlemek mümkün. İnsanlar, kendileriyle aynı kitapları okuyan, aynı filmleri izleyen; kısacası aynı şeye gönül veren başka insanlarla tanışmak için can atıyorlar. Bilimkurgu Kulübü olarak, onların bir araya gelmesini sağlayabilirsek ne mutlu bize. Ayrıca kısa bilimkurgu öykülerini bizimle paylaşan çok sayıda insan oldu. Bu öykülerden oluşan birkaç kitap yayımlamayı ve yine aylık bir bilimkurgu dergisi çıkarmayı planlıyoruz. Yaklaşık bir yıl önce bir mektup arkadaşlığı kampanyası da başlatmıştık. Oldukça ses getiren ve ilgi gören bir kampanya oldu. Bilimkurgu severleri birbirleriyle mektup arkadaşı yaptık. Hala düzenli olarak mektuplaşan çok sayıda insan var. Hatta bu sayede bir çiftin evlenmesine de vesile olduk ve bu bizi hem şaşırttı hem de çok sevindirdi. Kısacası kafamızda olan ve hayata geçirilmeyi bekleyen pek çok proje var. 




Evrim Ağacı: Dilerseniz biraz da kitaplardan ve filmlerden söz edelim. Acaba en son hangi filmi izlediniz ve hangi kitabı okudunuz? Şu an bu röportajı okuyanlara hangi eserleri önerirsiniz? 

Bilimkurgu Kulübü: 2014 yılı bilimkurgu sineması açısından epeyce hareketli geçti diyebilirim. Interstellar, Automata, X-Men: Days of Future Past, Guardians of the Galaxy, Captain America: The Winter Soldier, Godzilla, Edge of Tomorrow, Dawn of the Planet of the Apes, Divergent, Lucy, Transformers: Age of Extinction, RoboCop, Transcendence, The Maze Runner, The Giver, Predestination, The Signal gibi filmler, bilimkurgu türünde bu yılın öne çıkan yapımları. Özellikle Interstellar’ın yarattığı etki hala devam ediyor. Ancak Automata’nın da başarılı bir film olduğunu düşünüyorum. Özellikle yapay zekâ konusunda verdiği mesajları ve alt metinleri son derece ilgi uyandırıcı. En son izlediğim filmse: Predestination. Türü seven herkesin bir fırsatını bulduğunda mutlaka izlemesini öneririm. Edebiyata gelecek olursak,  en son Orson Scott Card’ın “Ender’s Game” serisini bitirdim. Hatırlayacağınız gibi serinin ilk kitabı, 2013 yılında yönetmen Gavin Hood tarafından beyazperdeye de aktarılmıştı. Şu an herhangi bir kitap okumuyorum. Gözlerimi kısa bir süreliğine dinlendirmek istedim. Ancak Andy Weir’in “Marslı” isimli kitabını okuma listemin başına aldığımı söylemeliyim. İlk fırsatta okumayı planlıyorum. Tüm bunların ötesinde özellikle Isaac Asimov, Jules Verne, H.G. Wels, Stanislaw Lem, Arthur C. Clarke, Ursula K. Le Guin, Robert A. Heinlein, Philip K. Dick, Strugatsky Kardeşler, Frank Herbert, Ray Bradbury, Douglas Adams,William Gibson, Alfred Bester, Larry Niven  gibi ustaların hemen hemen yazdıkları her şeyden büyük keyif alan biriyim. Hatta Asimov’un Vakıf Serisi, hayatıma ve kişiliğime yön vermiş bir eserdir. Düşünme yeteneğine sahip her canlıya şiddetle tavsiye ederim. 




Evrim Ağacı: Her ne kadar Dünya’nın gelişmiş coğrafyalarında böyle bir şeyle karşılaşmasak da, Türkiye’de bilimkurguya yönelik katı bir önyargı var. Bu önyargının ne zaman ve ne şekilde son bulacağını düşünüyorsunuz?

Bilimkurgu Kulübü: Ülkemizde çok büyük bir genç nüfus var. Bu genç nüfusun, eski nesillere oranla daha eğitimli ve bilime karşı çok daha ilgili olduğunu düşünüyorum. Evet, belki evlerimizde tüm aile bireylerinin televizyon karşısına geçip bilimkurgu filmi izlediği söylenemez. Hatta çoğumuz, bir televizyon kanalında bilimkurgu filmi başlayınca hemen kanal değiştiren ebeveynlere sahibiz; ama bunun zamanla değişeceği fikrindeyim. Tabi önce televizyon kanallarımızı örümcek ağı gibi sarmış, içi boş dizilerden kurtulmamız gerekiyor. Sanırım bu durum, siyasi erkin ve onun kontrolündeki görsel medyanın da işine geliyor. Çünkü bu diziler, aynı zamanda iyi birer uyuşturucu görevi üstleniyorlar. Düşünen, soran, sorgulayan bir tür olarak bilimkurgunun gelişmesi ve yaygınlaşması pek de isteyecekleri bir durum olmasa gerek. Her fırsatta belirttiğim gibi, bilimkurgu bilimin itici gücüdür. Aynı zamanda sınırlarımızı zorlayan, düşündüren ve bize “acaba” dedirten hep bilimkurgu olmuştur. Ciddiyetle üretilmiş her bilimkurgu eseri, adeta bilimin geleceğini bugüne taşır. Örneğin: Yerçekiminden kurtulmanın mümkün olamayacağı söylenen bir çağda Jules Verne, Ay'a yolculuğu; yapay zekanın ciddiye bile alınmadığı bir dönemde Isaac Asimov, kendi değer yargılarına sahip karmaşık robotları; güvenlik kamerasının dahi olmadığı bir zamanda George Orwell, insanların her an gözetim altında yaşadığı bir geleceği; sanal gerçeklik terimini bilen insan bulmanın bile zor olduğu bir zamanda William Gibson, hacker'ları; radyo yayınlarının ancak 10-20 millik mesafelerle sınırlı olduğu bir dönemde Arthur C. Clarke, yörüngeye yerleştirilecek uydular ile tüm dünyaya yayın yapılabileceğini hayal ediyordu... Ve bu saydıklarım basit birkaç örnekten ibaret. Çünkü bilimkurgunun sonsuz evreninde neyle karşılaşacağınızı asla bilemezsiniz. Çoğu insan bilimkurguyu çılgınca buluyor. İşin ilginç tarafı bilimkurgu gerçekten de çılgıncadır. Önemli olan, içinde bulunduğumuz koşulların katı duvarlarını aşıp ardına bakabilmek. Bugün hepimiz, çılgınca şeyler hayal eden bu koca çılgınlara çok şey borçluyuz...




Evrim Ağacı: Zaman ayırıp sorularımızı içtenlikle yanıtladığınız için teşekkür ederiz. Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Bilimkurgu Kulübü: Asıl ben size teşekkür ederim. O halde bu güzel röportajı, Büyük Usta Isaac Asimov’un çok sevdiğim bir sözüyle bitirelim: “Bilimkurgu, at gözlüğü takmış eleştirmenlere ve günümüz düşünürlerine önemsiz geliyor olabilir. Fakat bilimkurgu, kurtuluşumuzda hayati önem taşır. Tabi eğer bir gün kurtulacaksak!” 

6 Yorum