Ara Geçiş Türleri - 3: Sürüngenlerden Kuşlara Geçiş

Yazdır Ara Geçiş Türleri - 3: Sürüngenlerden Kuşlara Geçiş

Bu yazımızı okumadan önce, aklınızdaki yanlış anlaşılmaları temizlemek için öncelikle "Evrimsel Süreç - 3: 'Ara Tür' Nedir? Evrimleşen Bireyler Midir, Popülasyonlar Mı? Bir Türün 'İlk Bireyi' Var Mıdır?" başlıklı yazımızı okumanızı tavsiye ederiz. O yazımızda da değindiğimiz gibi, "ara tür" kavramı bilim-dışı kaynakların zorla bilime soktukları ve bilim insanlarının, halkın ve bu bilim düşmanı insanların anlayacağı dilden konuşabilmek adına kullandıkları bir kavramdır. Biz de bu kalıbı kullanacağız ve bizim yazılarımızda "ara tür", çok belirgin farklılıktaki canlı grupları arasındaki türler anlamına gelecektir. Yoksa unutmayınız ki, her canlı, kendisinden önceki ve sonraki canlılar arasındaki bir türdür. Evrimsel süreç kesilebilir, sıçrayabilir; ancak genel olarak bakıldığında, süreklidir. Şimdi konumuza girelim:

 

Belki bir kısmınızın bildiği üzere kuşlar, sürüngenlerden evrimleşerek var olmuş bir canlı grubudur. Hatta daha spesifik olarak, 65 milyon önce soyu tükenen dinozorlardan geriye kalan son canlı grubu kuşlardır. Çünkü Kretase Kitlesel Yok Oluşu'ndan kurtulabilen nadir canlılardan bir kısmı, "uçan dinozorlar" ve teruzorlardı (teruzorlar [pterosaur] dinozor değildir!). Dinozorlardan evrimleşen ve bugün "kuşlar" olarak bildiğimiz Aves sınıfı, kısa süre içerisinde hayatta kalan az sayıda teruzor üzerinde de baskı kurarak onların yok olmasına sebep olmuştur.

 

Peki, elimizde dinozorlar ile kuşlar arasındaki evrimsel geçişi gösteren türlere ait fosiller bulunmakta mıdır? Elbette, pek çok sınıflar arası geçişte olduğu gibi, dinozorlar ve kuşlar arasındaki geçiş de muhteşem bir şekilde fosiller üzerinden takip edilebilmektedir. Şimdi bunlara daha ayrıntısıyla göz atalım.

 

Her türlü geçişi anlamak için, önce “paramorfoloji (homoloji)” terimiyle tanışmalıyız. Paramorfoloji (homoloji), görevleri farklı ancak biyolojik yapıları aynı olan (embriyolojik ve gelişimsel yapıları) ve farklı türlerin ortak bir atadan aldıkları organları inceleyen bilimdir. Homolog yapılar da, görevleri farklı ama embriyolojik ve gelişimsel açıdan biyolojik yapıları aynı olan organlara verilen isimdir. Örnek olarak fokların ön yüzgeci ile insanların kolları homologdur. Şimdi söz konusu olan geçişimize dönelim:

 

Bahsettiğimiz gibi, günümüzde sürüngenlerden kuşlara geçişi gösteren sayısız tür bulunmaktadır. Bunlar, genel olarak Theropod olarak adlandırılan dinozorlar (ki dinozorlar sürüngendir) ile kuşlar arasındaki geçiş olarak görülmektedir ve uçamayan Theropod’ların uçabilen kuşlara doğru evrim geçirdiği görülmektedir (Carroll 1988; Carroll 1997; Sereno 1999).

 

Bu geçişleri eksiksiz basamaklar olarak şu şekilde sıralayabiliriz: Eoraptor, Herrerasaurus, Ceratosaurus, Allosaurus, Compsognathus, Sinosauropteryx, Protarchaeopteryx, Caudipteryx, Velociraptor, Sinovenator, Beipiaosaurus, Sinornithosaurus, Microraptor, Archaeopteryx, Rahonavis, Confuciusornis, Sinornis, Patagopteryx, Hesperornis, Apsaravis, Ichthyornis ve bildiğimiz güvercinlere benzeyen ve onlarla aynı türden olan Columba türleri (türler ya da türe ait kısaltılmış takma isimler biyoloji biliminde daima eğik yazılır) olarak görülmektedir (Carroll 1997, sf: 306-323; Norell and Clarke 2001; Sereno 1999; Xu et al. 1999, Xu et al. 2000; Xu et al. 2002).

 

Bu türlere yakından bakalım:

 

 

Allosaurus

 

Herrerasaurus

 

Ceratosaurus

 

Eoraptor

 

Compsognathus

 

Sinosauropteryx

 

Beipiaosaurus

 

Velociraptor

 

Sinovenator

 

Caudipteryx

 

Protarchaeopteryx

 

Sinornithosaurus

 

Microraptor

 

Archaeopteryx

 

Rahonavis

 

Confuciusornis

 

Sinornis

 

Patagopteryx

 

Ichthyornis

 

Yukarıdaki canlıların her birinin fosillerine ve fosil fotoğraflarına internetten bakabilirsiniz; kalabalık etmesin diye buraya koymuyoruz. Ayrıca fosillerin sizler için bir anlam ifade etmeyeceğini düşündüğümüz için rekonstrüksiyonlarını koymayı tercih ettik. Dilerseniz, internetten isimlerini yazarak kolayca fosillerine ulaşabilirsiniz.

 

Gördüğünüz gibi, liste bu şekilde uzayıp gidiyor; sürüngenlerden kuşlara geçişte 22 civarı "ara tür" elimizde bulunuyor, bu sayıdan çok daha fazla ise akraba tür bulunuyor, burada sıralamaya gerek görmediğimiz. Burada unutulmaması gereken önemli bir nokta şudur: Evrim, bir zincir şeklinde oluşmaz. Evrim, bir ağaç şeklinde oluşur. Burada her ne kadar fotoğrafları arka arkaya verdiğimizde bir zincir varmış gibi gözükse de, aslında aralarda dallanıp budaklanmalar, türleşmeler, farklılaşmalar, dolayısıyla evrim meydana gelmektedir. Yine de yukarıdaki sıralama bile bize geçişi gösterecektir. Ancak yine de, bu canlılar arasındaki akrabalık ilişkisinin dikey bir zincir şeklinde değil de, bir ağaç şeklinde tasvir edildiğini unutmayınız. Dolayısıyla yukarıdaki sıralama, Evrim Ağacı'nın sadece bir dalını simgeliyor olabilir (aralarda atlamalar ve eklemeler var yukarıdakinde; ancak zincir tasvirinin zararlarını göstermek için güzel bir örnek). Devam edelim:

 

Homoloji

 

Dediğimiz gibi, homoloji, bazen türleri sınıflandırmak için başvurulan etkili ve güzel bir yöntemdir. Yukarıdaki 4 çizim, sırasıyla şu türlerin ön-uzuv (forelimb) görselleridir:

 

A) Ornitholestes (Terapod bir dinozor)

 

B) Archaeopteryx

 

C) Sinornis (Arkeik/İlkin bir kuş cinsi) 

 

D) Gallus gallus domesticus (Modern tavuk)

 

Bu 4 canlının fosilleri ve kemikleri aşağıdaki gibidir:

 

Ornitholestes (Fosil)

 

Archaeopteryx (Fosil)

 

Sinornis (Fosil)

 

Gallus gallus domesticus (Kemik)

 

Yukarıdaki görsellerde de görüldüğü üzere, iki ayaklı ve genellikle etçil olan (bir kısmının sonradan otçul canlılara evrildiğine dair fosiller de bulunmuştur) bir Theropod’dan, bir modern tavuğa geçiş 4 temel aşamada gözlenmektedir. Evrim karşıtları ve bilim düşmanları, bu 4 temel geçişi hedef almaktadırlar (Carroll 1988, sf:340, Carroll 1997, sf: 309). Bu yüzden, sürüngenlerle kuşlar arasında en az 22 farklı tür bulunmasına rağmen, Archaeopteryx bunlardan en meşhur olanlarından birisidir. Bu talihsiz ününde, ülkemizden çıkan bazı bilim düşmanlarının da rolü ne yazık ki göz ardı edilemezdir. Neyse ki bilim, bu tip ayak bağlarıyla uğraşmayacak kadar önemli bir bilgi türüdür ve o cahil şahıslara cevaplar üretmek yerine, "gerçek" olana ulaşmayı hedefler ve bu amaçla, kendi bilgisi için cevaplar üretir. Bunlara biraz daha bakalım:

 

Kuşların evrimiyle ilgili bulgular, yukarıda sıralananlarla sınırlı değildir. Çin’de bulunan Cryptovolans pauli türü ve 2009 yılında yine Çin’de bulunan tüylü dinozor fosilleri de bu geçiş türlerine mükemmel örneklerdir (bu 22 türün dışındadır bunlar; yani bilinen geçiş türü sayısı her geçen yıl artmaktadır).

 

Bu noktada şunu soruyor olabilirsiniz: “Tüyler nasıl fosilleşir?” ya da “Fosillerde tüy nasıl gözükür?” diye. Burada, çoğul kişiyle olan anlatımımdan, tekil kişiye dönmek istiyorum, çünkü şahsi bir bilgiyi anlatacağım. Bu notun taslağını hazırladığım 2010 senesinde, dinozor fosillerinin ilk defa bulunduğu ve gerçekten fosiller konusunda inanılmaz zengin olan Amerika’nın Pennsylvania eyaletinde, dinozor fosillerinin özellikle en sık bulunduğu Pittsburgh şehrindeydim. Burada, Dünya’nın en değerli ve meşhur doğal tarih müzesi olan Carnegie Doğa Tarihi Müzesi (Carnegie Natural Museum of History) bulunmaktadır. Evrimin kanıtlarını kendi gözlerinizle, gerçek fosillerden görebileceğiniz bu müzede, bütün geçiş formlarının gerçek fosilleri de yer almaktadır! Ben de taslağı hazırladığım gün müzeye giderek, makalelerimde kullanmak üzere bazı fotoğraflar çektim. Bunlardan en ilginç olanı, benim de ilk defa gözlerimle şahit olduğum, tüylü fosillerdi. Buraya, yeri geldiği için tüylerin nasıl fosilleştiğini gösteren ve kendi çekimim olan bu ilginç fotoğrafları koyuyorum, eminim Google’da da vardır ama makalelerime kendi düşünce, teori, gezi, araştırma ve soruşturmalarımdan bir şeyler katmayı seven biri olarak, kendi çektiğim fotoğrafı koymak istiyorum:

 

 

Sinonithosaurus (Fosil)

 

Daha da yakınlaşacak olursak:

 

Sinonithosaurus (Fosil)

 

Bu fotoğraflarda, canlının etrafındaki kırçıllı yapılar, tüy fosilleridir. Gördüğünüz gibi, tüyler de gayet net bir şekilde fosilleşebiliyor.

 

Peki tüyler, bu geçişte ne önem arz ediyor? Önemli olan bir sorudur bu, cevabını hemen verelim:

 

Tüy, yalnızca kuşlarda bulunan ve bir “örtü görevi” gören bir epidermal büyümedir. Yani, memelilerde (ve dolayısıyla bir diğer hayvan türü olan insanda, Homo sapiens) görülen benzer yapıların adı tüy değildir! Bizdekilere (ve diğer memelilerdekine) “kıl” denilmektedir. Bu ayrım, yapısal farklılıklarından ve işlevlerinden kaynaklanmaktadır. Bu bilimsel olguyu ayırt etmekte fayda var. Peki, burada şu can alıcı soruyu soralım: Bir dinozorda tüy oluşumu gözlenmesi, ne anlama gelir?

 

Tam da tahmin edebileceğiniz gibi, cevap evrimdir. Dinozorlarda tüy oluşumu gözükürse, dinozorlardan kuşlara bir geçiş olduğu gösterilmiş olur. Ve bu tüylü dinozorlardan yavaş yavaş bulunmaya başlanmıştır ve sonuncusu da Çin’de bulunan ve bir dinozor olduğu kesinleşen fosildir. 

 

Sürüngenlerden kuşlara geçiş ile ilgili bulgular burada da kesilmiyor. Devam edelim: Tüyleri olan dinozorlar, kuşlara olan geçişi ispatlamakta çok güçlü bir araçtır; ancak daha güçlü araçlar da bulunabilir. Bildiğiniz gibi kullanılmayan bazı organlar evrim ekonomisi dahilinde yok edilmekte, körelmektedir. Tam tersi şekilde, yeni evrimleşen organ ve yapılar da her zaman tam bir başarı ile kullanılamamaktadır (elbette canlıya öncekinden daha fazla avantaj sağlar; ancak Evrimsel Tarih'e dönüp bakan insanlar olarak, bazı canlıların, organlarını torunları kadar iyi kullanamadıklarını görürüz). İşte bu geçiş ile ilgili bir diğer bulgu şuradan gelir: Uçamayan ama kanatları (en azından kanatsı yapıları) olan dinozorlar!

 

Bu geçiş de, diğer evrimsel süreçler gibi son derece yavaş olmuştur ve ilk kanatlar sadece genel bir aerodinamizm katmış, kısa mesafe süzülmelere ve uzun sıçramalara yardımcı olmuş ve adım adım gelişmiştir. Biraz daha gelişen kanatlar, dinozorlara (artık dinozor demek çok da doğru olmaz, biyolojik tür adlarını kullanmakta fayda var) hafifçe havalanma şansını vermiştir ancak uçmalarını sağlayamamıştır. Özellikle kara avcıları açısından üzerinde çok yoğun baskı bulunan türler, Doğal Seçilim sonucu hep daha iyi uçucuların hayatta kalması sonucu (bu, pek çok yönden hayatta kalma şansını arttıran bir adaptasyondur) daha başarılı olmaya başlamışlardır. Nesiller ve binlerce yıl sonucunda sonucu, kanatlar uçmaya daha da elverişli olmuştur. Ve sonunda, belki de binlerce jenerasyon sonucu, uçabilmeyi başaran türlere evrimleşmiştir. Bunların da gittikçe fizyolojik olarak değişmesi ve farklı türlere evrilmeleri sonucu günümüzdeki kuşlara kadar evrim süreci takip edilmiştir. Peki, sorumuza dönelim: Uçamayan ama kanatları olan dinozorlar var mıdır?

 

Evet, vardır. Bunlar, uçamayan, kanatları olan ancak iki ayak üzerinde yürüyen (bipedal) sürüngenlerdir. Örnek olarak zaten yukarıdaki 22 adımlık geçişte de verilen ProtarchaeopteryxCaudipteryx, ve meşhur “BPM 1 3-13” olarak kodlanan ve Çin’de bulunan dinozoru verebiliriz.

 

Yazıyı daha fazla uzatmadan burada sonlandırmak istiyoruz, zaten yeterince örnek ve açıklama verdiğimizi düşünüyoruz; ki bu örnek ve açıklamalar sayı ve çeşitçe arttırılabilecektir. Son olarak, bir okurumuzun ricası üzerine şu listeyi de eklemek istiyoruz:

 

  1. Allosaurus
  2. Herreresaurus
  3. Ceratosaurus
  4. Eoraptor
  5. Compsognathus
  6. Sinosauropteryx
  7. Beipiaosaurus
  8. Velociraptor
  9. Sinovenator
  10. Caudipteryx
  11. Protarchaeopteryx
  12. Sinornithosaurus
  13. Microraptor
  14. Archaeopteryx
  15. Rahonavis
  16. Confuciusornis
  17. Sinornis
  18. Ichthyornis

 

 

Umarız faydalı olmuştur.

 

En içten saygılarımızla.


Yazan: ÇMB (Evrim Ağacı)

6 Yorum