10 Ekim 2015 Ankara Katliamı Sonrası: Bombalı Saldırılarda Hayatta Kalmanın Bilimsel Rehberi

Yazdır 10 Ekim 2015 Ankara Katliamı Sonrası: Bombalı Saldırılarda Hayatta Kalmanın Bilimsel Rehberi
2013 Haziran'ında "İsyan Kontrolünde Kullanılan Yöntemler ve Biyolojik Etkileri" başlıklı, Türkiye'nin en kapsamlı "isyan baskılama rehberi"ni Evrim Ağacı olarak hazırlamış ve yayınlamıştık. Türkiye'nin dört bir yanında bilim dergilerinde ve gazetelerde bütün olarak ya da parça parça yayınlanmış ve son derece olumlu karşılanmıştı. Sosyal yaşantıda yaşanan olaylar, elbette ki bizim makale içeriğimizi de etkiliyor. Bilimi sosyal yaşantılarımızın bütünlüğünden ayrı bir parça olarak düşünmek mümkün değil. Bilim, varlığı anlama işi ise, varlığınızı sonlandırmak isteyenleri de anlamak için başvurulabilecek en güvenli yöntemlerden birisi... İsyan kontrolü ile ilgili yazımızı okuyacak olursanız, bilimin böylesine alakasız gibi gözüken bir konuda bile insanlığa ne kadar önemli bilgiler verebileceğini görebilirsiniz.

Ne yazık ki 10 Ekim 2015 Ankara Katliamı da "oyundaki tüm dengeleri değiştiren" bir olay olarak, insanlık namına bütün değerleri hiçe sayan, lekeli bir parça olarak insanlığın karanlık tarihindeki yerini aldı. Gidenler ne yazık ki geri gelmiyor; ancak kalanları korumak için bilimi kullanabileceğimizi düşünerek, bir kez daha böyle bir rehber hazırlamak zorunda kalıyoruz, bırakılıyoruz. 

Bu yazımızın çok daha kısa bir versiyonu, 14 Ekim 2015 tarihinde BirGün gazetesinde yer aldı. Bu yazıda, çok daha kapsamlı bir analize yer vereceğiz.



Giriş

Bu yazının üzerinden yıllar da geçse pek bir şey değişmeyecek. Hatırladıkça öfkeleneceğiz. Hatırladıkça üzüleceğiz. Hatırladıkça şaşkınlığımızı gizleyemeyeceğiz. Halbuki 2015 Ekim'inin 3. haftası için Evrim Ağacı ekibi olarak "Nobel Haftası" yapma planlarımız vardı. İlk defa ülkemizden bir ismin Nobel Kimya Ödülü almış olmasının sevincini yaşayacak, bilimin ırk, din, dil, millet tanımadığını gösterecek, belki yeri geldiğinde neden bu coğrafyadan o ödülün kazanılamadığını sorgulayacak; ancak karanlık bir havada bu makalemizi kaleme almayacak, sevinçle bilgilerimizi paylaşacaktık. Hevesimizi kursağımızda bıraktılar. DNA tamir mekanizması konusunda Nobel Kimya Ödülü'ne layık görülen Aziz Hoca’mız kusura bakmasın. Koskoca bir ülke, sevinçle kucaklaşması gerekirken, bütünleşmesi gerekirken, "bir" olması gerekirken, kan ile boğuşmak ve 10 Ekim Ankara Katliamı’na yer vermek zorunda kalıyoruz. Çünkü böyle bir felaketi unutamayız. Unutturamayız. İyi olamayız. Görmezden gelemeyiz. 

Bildiğimiz bir şey var: 10 Ekim’de Ankara’da insanlık onuru katledildi. Cumhuriyet tarihinin en büyük terör saldırısı, ülkemizin başkentinde, başkentin de en merkezi yerlerinden birinde, burnumuzun dibinde yaşandı. Güzeller güzeli Ankara’mız, önce kana bulandı, sonra kapkara bir yasa büründü. Ancak ne kadar "edebiyat parçalarsak parçalayalım", içimiz ne kadar yanarsa yansın, gidenler gelmiyor, öfkemiz dinmiyor. O nedenle Evrim Ağacı olarak öfkemizi akıllıca yönlendirecek, yine bilimi rehber edinecek ve siz okurlarımıza bir “hayatta kalma rehberi” sunacağız. İster inanın, ister inanmayın; buna ihtiyacımız var. Kulağa şaka gibi geliyor; ancak başkentimizde hayatta kalmak için “Acil Durum Rehberleri”ne ihtiyacımız olduğu bir dönemde bu makaleyi kaleme alıyoruz. Bu vaziyet ve koşullar altında tek güvenli limanımız bilim, bizlere bir yol gösterebilir. 

Aslında bu makalemizde yazacaklarımızın bir bölümü bize ait olmayacak; çok kıymetli ve birincil bir kaynaktan aldığımız veriler üzerine inşa edilecek. Bu kişi, internet sayesinde tanışma şerefine eriştiğimiz harika insan Devrim Gürkan. Tanımayanlar için tanıtalım: Kendisi, başarılı ve yürekli bir gazeteci olarak birçok savaş alanında bulunmuş. 3 defa Irak’ta, 1 defa da Suriye’de patlama anlarına tanık olmuş. Filistin ve Pakistan’da 2 farklı intihar bombacısıyla, “görev”lerine gitmeden önce röportaj yapma fırsatı bulmuş. Bu konularda fazlasıyla deneyimli birisi anlayacağınız... 10 Ekim Ankara Katliamı ile ilgili de bir analiz yazısı kaleme almış ve kendi etrafındaki insanları bilgilendirmek için elinden geleni ardına koymamız. Evrim Ağacı olarak biz de, yer yer kendi bilgilerimizi ve akademik araştırmalardan derlediğimiz konuları onun muhteşem analizleriyle harmanlayarak bu makaleyi kaleme alacağız. 

Cidden, artık ölmekten yorulduk. Artık kardeşlerimiz, canlarımız, arkadaşlarımız, dostlarımız ölmesin istiyoruz. Masum halk, fikirlerini ifade ediyor diye katledilmesin istiyoruz. Bizi koruyacak kimse kalmadı; belki bilim önümüzü biraz aydınlatır diye umuyoruz.

Makalemiz, Türkiye Cumhuriyeti gibi çatışma ve savaş bölgelerinde (evet, artık bu gerçeği kabul edelim) miting, eylem ya da benzeri toplu aktivitelere (namaz gibi) katılacak olmanız halinde dikkat etmeniz gereken bazı bilgilere değinecek. Umarız faydalı olur; ancak umarız hiçbir zaman kullanmak zorunda kalmaz ve bırakılmazsınız.




Patlama Öncesi

İntihar Bombacılarının Beyni: İnsan Psikolojisi

Bir intihar bombacısını anlamak çok zordur. Ancak imkansız değildir. İnsan psikolojisinin detaylarına girdikçe, onun sıradan bir hayvandan farksız olduğunu çok daha iyi anlar, çok daha net görürsünüz. Tıpkı şartlandırılamaz hayvan olmadığı gibi, şartlandırılamaz insan da yoktur. Bir insan olumlu pekiştirme (ödül) ve olumsuz cezalandırma (ceza) ile yeterince şartlandırılırsa, aklınıza hayalinize gelmeyecek şeyleri yapabilir. Tabii ki insanlar üzerinde bu şartlandırılabilirliğin sınırlarını analiz etmek çok zordur; çünkü insan üzerinde çok basit şartlandırma deneylerinin haricinde deney yapmak yasaktır. Ancak insan psikolojisi hakkında sahip olduğumuz bilgilerle, intihar bombacısı gibi her şeyden vazgeçmiş acınası bir bireyi bile anlamak mümkündür.

Birçok insan, çoğunlukla duygusal nedenlerle veya üzerinde fazla durmadığı için intihar bombacısının zihnini "hastalıklı" olarak tanımlamaya meyillidir. Her ne kadar duygularınıza katılıyor olsak da, bilim duygularla işlemez. İntihar bombacılarının zihinsel olarak hastalıklı olduğunu düşünmek, bilimin karşı durduğu en temel mantık hatalarından birisi olan "Döngüsel Mantık Hatası"na düşmek demektir: "Neden kendini havayı uçurdu? Çünkü deliydi! Deli olduğunu nereden biliyorsun? Çünkü kendini havaya uçurdu!" Böyle bir mantıklamaya bilimde yer bulunmamaktadır.

İnsanların başvurmaya meyilli oldukları en yaygın ikinci açıklama, insanların içerisinde bulunan "kötülük"tür. Ne yazık ki bu da psikolojide kabul edilebilir bir açıklama değildir. Yani kendi içimizde bulunduğunu bildiğimiz "kötülük" olgusunu, intihar bombacısının eyleminin arkasındaki neden olarak görmeye çalışırız, olayı bununla açıklarız. Buna "eylemci-gözlemci etkisi" adı verilir. Hatalı bir açıklamadır. En güzel örneği, toplantıya geç kalan birinin suçunun tembellikten kaynaklandığını varsaymaktır. Halbuki trafik nedeniyle kalmış olabilir. Sizin bazı toplantılara tembellikten geç kalmış olmanız, diğerlerinin de bu nedenle öyle yaptığı anlamına gelmiyor.

Son olarak, intihar bombacılarının bu kanlı eylemlerinin arkasında yatan mentaliteyi insanlar, basitçe, "mentalite" ile açıklamaya çalışırlar. Yani kişi ve hatta toplumların sahip olduğu "değişmez, içsel mentalite" iddiası ile. Bu, ırkçılığın ana kökenlerinden birisidir. Tamamen hatalı bir açıklamadır. Hiçbir insanda değişmez ve içsel mentaliteler tespit edilememiştir. Çok sıkı korunan mentalitelere rastlamak mümkündür; ancak bunların hiçbiri değişmez değildir. Dahası, bütün bir toplumu kefeye koymak psikolojide ve sosyolojide mümkün olduğunca kaçınılan bir yaklaşımdır. Çünkü bu tür yaklaşımlar, ortadaki soruna bir cevap bulmaz; bir bahane üretir. Örneğin 1 milenyumu aşkın süredir Yahudiler "açgözlü, art niyetli" olmakla suçlanmışlardır. Bu, Yahudiler'in yaptıkları veya Yahudiler'e yapılanlar için bir açıklama değil, bir bahanedir.



Dolayısıyla intihar bombacılarını anlamak için daha bilimsel, daha gerçekçi, daha veri-odaklı açıklamalara ihtiyacımız vardır. Bu konuda ilk bakmamız gereken yer, insan toplumlarının şiddetle ilişkisidir. İngiliz filozof Jonathan Glover'ın da tespit ettiği gibi, insan türünün kendine acı vermekle ilgili tuhaf ve açıklaması güç bir merakı ve uğraşı vardır. Örneğin kas geliştiren birisi, sonunda alacağı mükafat dolayısıyla kendisine acı vermekten zevk alır. O acının, başarıyı getirdiği düşüncesi, sporcuyu ileri iter. Bu acı sırasında salgıladığı hormonlar ve bunların miktarı, seks yaparken alınan zevk sırasında salgılananlarla benzerdir. İntihar bombacıları, bunun uç bir örneğidir. Kendilerine verecekleri acının (ki bu durumda sözünü ettiğimiz ölümdür), mükafata giden yolda önemli bir araç olduğuna inanırlar. Bu konuya tekrar döneceğiz.

Tabii ki intihar bombacılarını, kendi toplumlarından ayırmak imkansızdır. Bir bombacıyı yaratan, onun var olduğu toplumdur. Hiç kimse tek başına "bombacı" olamaz. Toplum, çok ama çok güçlü bir araçtır. Psychology Today'den Dr. Noam Shpancer bunu şu sözlerle anlatıyor:

"Toplum bize bir dil verir, bir yaşam görüşü verir, bir kimlik verir, uymamız gereken belli kurallar ve uygulamamız gereken bazı ritüeller verir. Toplum, bu açıdan bakıldığında, Tanrı'nın ta kendisidir. Tabii bir farkla... Toplumun varlığı tartışmalı değildir; gözlenebilir kanıtlarla desteklenmektedir. Toplum, sizi kendi görüntüsünde yaratır."

İnsanlar, toplumların çizdiği yolu takip ederler. Buna zorlanırlar. Bu bakımdan ele alındığında intihar bombacılığı, tarih boyunca çeşitli toplumlarla süregelmiş olan vahşi toplumsal ritüellerin bir uzantısından ibarettir. Bu vahşet, falakaya yatırmaktan cadı yakma ritüellerine, linç etmekten savaş sırasında sistematik olarak yapılan tecavüzlere kadar farklı biçim ve seviyelerde günümüze kadar ulaşmıştır. Bireylerin kendi içindeki karanlıktan ziyade, toplumların kendi içlerinde barındırdıkları karanlığa odaklanmak önemlidir. 

Bir intihar bombacısının aklını okuyabilmekte en kritik nokta, şüphesiz "gerçek inanççılık" (İng: "true believerism") denen kavramdır. Bunu, şahsi inançların dahil olduğu tüm tartışmalarda görebilirsiniz. Kimi zaman binlerle ifade edilebilecek kadar fazla tarafın her biri, kendi inancının tek doğru olduğuna inanmaktadır. İntihar bombacısı da, böyle bir inancın ürünüdür. Bu nedenle bir kısım Hıristiyan, bir kısım Müslüman'ın (her seferinde "bir kısım" demek zorundayız, çünkü hiçbir dinde tek bir inanç grubu yok) inandıklarıyla alay ederler. Bazı Hıristiyanlar ölülerin dirilebileceğine, konuşan yılanlara, denizlerin yarılmasına, ufak bir gemiye her canlı türünden bir çift sığdırılabileceğine inanırken, ölüm sonrasında erkeklere huriler verileceği inancıyla alay etmeye çalışırlar. Yani bir gruba ait olan kişiler, o ait oldukları grubun düşünce, değer ve inançlarının "en doğru" olduğunu düşünmeye meyillidirler. Öyle ki, kimi zaman bu gruba bir süre dışarıdan bakmış ve onlara ait olmamış birisi, onlar arasına katıldıktan sonra fanatik düzeyde eskiden alay ettiği değerleri yüceltebilir, koruyabilir, etrafına pazarlamaya çalışabilir. "Gerçek inanç benimkisi" şeklinde özetlenebilecek bu sanrı, intihar bombacılarını militanlaştırmadaki en kritik etmendir.

Psikologların ileri sürdüğüne göre "gerçek inanççılık" kavramı, yıkıcı gücünü içeriğinden değil, süreçten almaktadır. Bu fanatizm algısı topluma (ya da bir grup insana) bir defa yerleşti mi, içine aldığı her şeyi istediği tarafa yönlendirebilecektir. Bunu psikologlar şöyle tanımlamaktadır: bir kağıt öğütücü, içerisine aldığı kağıt üzerinde ne yazıyorsa yazsın, onu parçalayacaktır. Kağıt üzerinde yazanlar önemsizdir. Kağıdın öğütülmesinin nedeni öğütücüdür; kağıdın içeriği değil. İşte bu, "gerçek inanççılık" kavramının insan zihninin allak bullak etmesinin arkasındaki temel nedendir. Çok tehlikelidir ve bu tehlikeli sonuçlar ne yazık ki insanlığın karşısına tekrar tekrar çıkmıştır, çıkmaktadır, çıkacaktır.


Son olarak, neden bu tür vahşi bir yönteme başvurulduğuna da kısaca bakalım. Yani neden insanlar füzeler ya da başka yöntemler kullanmıyorlar da, bir insanı kullanarak böyle bir amaca ulaşıyorlar. Madem insan, yazımızın ilerleyen kısımlarında da anlatacağımız gibi hataya açık bir canlı, neden örgütler bu tür yöntemlere başvuruyorlar? Robert Lamb bunu şöyle anlatıyor:

"Tamamen stratejik bir açıdan bakacak olursanız, intihar bombacısıyla katliam yapmak kanı donduracak kadar mantıklıdır. İstekli bir taşıyıcı üzerinde patlayıcıları gizleyen örgüt, son derece kritik hedeflerin bulunduğu kalabalıkların arasına karışabilirler. Bu yöntemin hedefe ulaşma konusundaki başarısı, en üst düzey füze yönlendirme yöntemlerinden bile başarılıdır. Tek bir bireyin istekliliği, onun rakibi olan koca bir teknolojik süpergücü hiçe sayabilir. Amacı uğruna her şeyi ama her şeyi göze almış birini nasıl durdurabilirsiniz ki?"

Öte yandan, duygusal olarak bakacak olursanız, intihar bombacılarını anlamakta elbette güçlük çekebilirsiniz. Bir erkek, bir kadın ya da bir çocuk nasıl olur da hayatından vazgeçebilir? Böylesi mantıksız gözüken bir vahşet, birkaç satır yazıyla ya da analitik yöntemlerle açıklanabilir mi? Elimizden geleni yapıyoruz...


İntihar Bombacısı Tespit Etmek: Uyanık Olma Kriterleri

İlk olarak şunu tekrar vurgulayalım: Bir intihar bombacısı, ne olursa olsun bir insandır. Beyni ne kadar yıkanmış olursa olsun, “Pavlov’un Köpeği” deneyindekine benzer şekilde nasıl şartlandırılmış olursa olsun, evrimsel kökenlerimizin en derinlerinden gelen, temel birçok psikolojik tepkiyi istemsiz olarak verecektir. Çünkü türümüz, diğer tüm hayvan türleri gibi hayatta kalma güdüsü en öncelikli olacak şekilde evrimleşmiştir. Ölüme giden biri, bunu ne kadar sözde “onurlu” (!) bir ölüm olarak görürse görsün, en azından temel korku ve endişe sinyallerini verecektir. İşte bu, bizim için ilk ipucudur. 

Kalabalık ortamlarda gözünüz açık olsun: Kaşları çatık, endişeli, titreyen, gereğinden fazla terleyen, bulunduğu ortamdan izoleymiş gibi davranışlar sergileyen, tutarsız olan, konuşmakta zorlanan kişiler, sizler için her zaman uyarı çanlarını çaldırmalıdır. 

Kıyafetler ve genel olarak giyim-kuşam da, hareketleri tamamlayıcı niteliktedir. Devrim, yazısında şöyle anlatıyor:

- Kişinin yüzüyle üzerine giydiği kıyafet birbirine zıtsa (örneğin zayıf yüzlü ama çok iriymiş gibi geniş kıyafetler giyiyorsa)
- Mevsimin gerektirdiğinden daha kalın kıyafetler giyiyorsa (sıcak bir havada geniş ve kalın bir mont giymiş biri gibi),
- Kıyafetinde dikkat çekici ve genellikle düzensiz şişkinlikler varsa,
- Çarşaf ya da tesettür pardösüsü giymiş; ancak alışıldık muhafazakar bir kadın gibi değil, fazla kararlı, odaklanmış, bağımsız bir şekilde ilerliyorsa

mutlaka ama mutlaka o noktadan uzaklaşmalısınız. Belki bomba değildir... Ancak ya bombaysa? 

Şu çarşaf ile ilgili son noktayı biraz açalım, yanlış anlaşılmasın. Bu, Türkiye’de çok sık görülen bir intihar bombacısı yöntemi değil; ancak tesettürlü kadınlar bu tür etkinliklerde güvenlik şeridinden geçerken daha yüzeysel olarak arandıklarından, bir bombayı alana sokmak için daha kolay bir yöntem olarak görülebilir. Yoksa muhafazakar bir kadın illa baskılanmış olmak zorundadır, rahat gezemez ya da bu tür eylemlere katılamaz demek gibi bir niyetimiz yok. Onlar gibi gözükmek ya da böyle giyinen insanları kullanmak, bu tür katillerin tercih edebileceği bir şey olabilir. Sadece buna dikkat çekmek istiyoruz. 

Bir inithar bombacısı...


Devam edelim:

- Sırtında aşırı büyük bir çanta varsa ya da çantasının çok ağır olduğunu hissettirir hareketler yapıyorsa (yüzde zorlanma, sıkça çantayı düzeltme, sırtını germe gibi),
- Kendi kendine mırıldanarak ilerliyorsa (çoğu bombacı eylem öncesi son dua ya da yapacağı eylemde kararlılık gösterici bir slogan tekrarlar),
- Uzun süre boyunca etrafındaki gelişmelere ilgisiz şekilde tek başına ilerlemiş; ancak bir anda kalabalığın arasına girmeye çalışan, kalabalığı yarmaya çalışıyor gibi tavırlar sergileyen biri varsa,
- Aşırı sinirli hareketler yapıyorsa ya da grup liderlerinin emir ve komutlarına uymuyorsa,
- Sık sık ve kısa telefon konuşmaları yapıyor, uzun cevaplardan kaçınıyorsa,
- Bir çöp kutusuna ya da benzeri bir kova, konteyner veya kutuya büyükçe bir poşet veya çanta bırakan biri varsa ya da bir poşet/çantayla bunların yanında ayakta uzun süre duran ya da dolanan birisi varsa (miting yolunda ya da meydanında çöp kutusu ve benzeri şeylerden daima uzak durmak gerekir),
- Bir grupla hareket ediyorsanız, tanımadığınız bir kişinin birdenbire sizinle gruptan biri gibi hareket etmeye başladığını fark ederseniz

çok dikkat edin! Bir süre bu kişileri güvenli bir mesafeden takip edin. Eğer ki yeterince şüphe çekiciyse derhal oradan uzaklaşın ve polisi arayın. Polis size yardımcı olur, olmaz. Ancak sizin bildiriminiz kayıtlara geçecektir ve ileride olayı aydınlatıcı kanıt olarak kullanılabilir! 

İntihar bombacıları... Tabii ki normalde bu kadar bariz belli değiller.


Can sıkıcı bir nokta daha: Ne yazık ki insanları kitlece katletmeyi göze alabilen örgütlerin onurları da bulunmuyor. Bu kişilerin başvurdukları yöntemlerden birisi, bombayı istedikleri yere bırakacak bir kişiyi belirleyip, sonra o kişi daha bombayı koyup oradan uzaklaşamadan uzaktan kumanda ile bombayı patlatmak... Bu kişiler intihar bombacısı olduklarından bihaber, kendilerine verilen emri uygulamaya çalışırlar. Fakat bunlar ölmeye şartlandırılmadıkları ve bu ölümün şerefli bir ölüm olduğuna inandırılmadıkları için, diğer intihar bombacılarından farklı davranırlar. Bu kişiler genellikle aşırı ürkek, huzursuz, telaşlı, sürekli etrafını kolaçan eden kişilerdir. Üzerlerinde “kaçamadan yakalanma” korkusu olduğu için etraflarını ve arkalarını sıkça kontrol etmeleri muhtemeldir. Çok dikkatli olmakta fayda var.


Patlama Anı

Bombanın patlama anını anlamak da, size konu hakkında bazı bilgiler verebilecektir. Bu nedenle gelin bu konuya da biraz bakalım:

Bomba, tanımı gereği, içerisinde patlayıcı malzeme bulunan bir kılıftır. Bu kılıf metalik olabileceği gibi, plastikten de yapılabilir. Hatta camdan yapılan bomba kılıfları da vardır. Ancak hepsinde amaç aynıdır: içerideki patlayıcı kimyasal tepkimeye girerek patladığında, o kılıfın malzemesi her neyse etrafa saçılmalıdır. Bu saçılım sırasında binlerce ufak kılıf parçacığı etrafa zarar verir. Tabii ki çoğu bombada, kılıfın içerisinde patlayan kimyasal maddeler de sıcaklık ve basınç nedeniyle etrafa zarar vermektedir. Ancak tipik bir bombanın etkilerini 5 temel aşamada inceleyebiliriz:

1) Patlama Dalgası: Bir bomba patladığında, patlama bölgesi etrafındaki bölge aşırı basınçlanır. Bu da, aşırı yüksek basınca sahip hava parçacıklarının ses hızından hızlı bir şekilde etrafa yayılmasına neden olur. Sadece birkaç milisaniyede bu dalga söner; ancak hedefe en fazla zararı veren de budur. Dolayısıyla patlayıcının miktarına bağlı olarak belli bir mesafedeki her şey bu öncü dalgadan nasibini alır. Çoğu zaman en fazla ölüme neden olan, patlayıcıdan saçılan bu öncü ses-üstü dalgadır. Bu etkinin alanında olan insanların hissedeceği ilk şey, vücutlarını patlamanın aksi yönde hızla iten bir kuvvettir. Sonrasında ise şok dalgası gelir. 

2) Şok Dalgası: Bir patlama dalgası bir vücuda ya da binaya çarptığında, yüksek hızlı şok dalgaları (veya basınç dalgaları) yoluna devam edecektir. Bu şok dalgaları, vücudun içerisinden geçerek organ ve dokulara zarar verir. Çoğu zaman bu dalgalar da ses üstü hızda hareket ederler, geçtikleri ortamlara yüksek enerji taşırlar ve birçok hasara neden olurlar. Ne yazık ki, bu dalgaları önlemenin çok başarılı bir yolu bulunmamaktadır. Öyle ki, bazı "koruyucu ekipman"ların bu dalgaların yıkıcı etkisini azaltmak bir yana dursun, arttırdığı tespit edilmiştir.

3) Parçalar: Bir bomba patladığında, patlayıcıyı içerisinde barındıran malzeme de etrafa saçılır. Sadece bomba kılıfı da değil, bombalara kimi zaman eklenebilen şarapneller (çiviler, iğneler, vb.) de vahşi bir şekilde etrafa saçılır. Bunlar sadece insanlara zarar vermekle kalmaz; aynı zamanda etraftaki binalara ve diğer cisimlere de kalıcı hasarlar verirler. Tabii ki bunun da ikincil bir sonucu vardır: Yüksek hızla üzerine çarpan şarapneller nedeniyle parçalanan bina parçaları, şarapnelin kendisinden daha düşük hızla da olsa oldukça hızlı bir şekilde etrafa saçılırlar. İşte bu ikincil parçacıklar da insanlara zarar verir.

10 Ekim 2015 Ankara Katliamı: Patlama Anı


4) Ateş ve Sıcaklık: Patlayıcılarla ilgili meşhur "ateş" ve "sıcaklık" konularına daha yeni geliyoruz! Patlama nedeniyle oluşan alev topu doku ve organları yakar; etraftaki tutuşabilir cisimleri ateşe verir. Kimi zaman patlama sonrası çıkan yangınlar da ölümlere ve yaralanmalara neden olabilmektedir.

5) Patlama Rüzgarı: Patlama anında, havanın kendisi de dahil olmak üzere, her şey bir anda etrafa saçıldığı için, o alanda bir vakum oluşur. Bu nedenle etraftaki hava molekülleri, bu vakuma hücum ederler. İşte bu sırada, patlama anında olanın tam tersi bir etki oluşur: Cisimler, patlama merkezine doğru hızla çekilirler. Bu sırada etraftaki kırık cam, şarapnel, vb. parçalar da insanlarla birlikte patlama merkezine doğru çekilir. Bu sırada yaralanmalar ve ölümler görülebilir.

Ne yazık ki bir patlama, çok aşamalı ve çok tehlikeli bir kimyasal/fiziksel tepkimedir. Her bir basamağının ölümcül etkileri olabilir. Bu nedenle patlama merkezine olan uzaklığınız, kullanılan patlayıcının türü, üzerinizdeki kıyafetlerin türü, etrafınızdaki cisimlerin şekil, yapı ve boyutları gibi faktörler patlamadan ne kadar etkileneceğinizi belirleyecektir. Her koşula uygun bir reçete çıkarmak imkansızdır. Bu nedenle genel bir bilgi vermekle yetinmek durumundayız.



Patlamadan Sonra Yapılacaklar

Ne yazık ki bu tür kitlesel katliamlarda ölümlere ve yaralanmalara neden olan tek şey patlayıcının etkisi değildir. Kaos, çok tehlikeli bir düşmandır. Hele ki kaçacak yer çok azsa, kapalı bir alandaysanız ya da bulunduğunuz açık alan aşırı sıkışıksa... 10 Ekim Ankara Katliamı'nda bunun etkisi pek fazla görülmedi; ancak ilerleyen dönemlerde bunlara karşı önlem olması bakımından bu konuda da bazı bilgiler vermek istiyoruz. Ayrıca bu kısımda, patlama sonrasında nasıl davranmanız gerektiğine de değineceğiz.

Diyelim ki bir patlama oldu, ne yapacağız? O kaosta hayatta kalmak için bilim bize ne söylüyor?


Evrimsel Psikoloji: Kaos ve Evrimsel Davranış Kalıpları

Kitlesel kaos, bilimin “evrimsel psikoloji” ve “akışkanlar dinamiği” isimli iki ayrı alanında, bir arada analiz edilmektedir. Bunlardan ilki temel bilimlerden biyolojinin alanıyken, ikincisi uygulamalı bilimlerden makina mühendisliğinin alanıdır. Konuyla ilgili detaylı bilgileri, "2015 Hac İzdihamı Felaketi Basit Bir Akışkanlar Dinamiği ve Evrimsel Psikoloji Problemi!" başlıklı yazımızdan alabilirsiniz. Buraya, bazı önemli bilgileri özet olarak ekleyeceğiz:

Evrimsel psikoloji, bize sürünün akış yönüne uymamızı söyler. Bu, istemsizdir. Ancak biz insanlar, çok büyük gruplar halinde hareket edebilecek şekilde evrimleşmemişizdir. Ançuvezlerden küf mantarlarına ve sığırcık kuşlarına kadar sayısız diğer hayvan, aşırı kalabalık sürülere sahipken bile baş döndürücü hareketler sergileyebilirler. Gerçekten de, Princeton Üniversitesi'nden biyolog Iain Couzin'in söylediğine göre tüm bu hayvanların kolektif davranışları ortak bir matematiksel dizgiyi takip etmektedir. Şöyle söylüyor:

"Kuş veya balık sürülerinin koordineli hareketlerini incelediğimizde, onların bunu yapmak üzere evrimleştiklerini görüyoruz. Ne yazık ki insanlar böyle bir evrimsel değişim yaşamadı. Bizler, küçük aile grupları içerisinde yaşayabilecek şekilde evrimleştik."

Aynı noktaya ukaşmaya çalışan insanların yarattığı kaos...


Giderek artan sayıda insan, kalabalık şehirlerde yaşamaya başladı. Ancak insan beyni, yapmak üzere evrimleştiği şeyden uzaklaştıkça bu tür sorunlarla karşılaşacaktır. Couzin şöyle anlatıyor:

"Bu tür senaryolarda nasıl davranmamız gerektiğini bilmiyoruz. Bu tür durumlar, bizlerin ne olup bittiğini doğal bir şekilde anlamamıza engel oluyor."

Bu demek değil ki bazı durumlarda insanlar da klasik kolektif davranış sergileyemez. Örneğin insanlar, liderlerini takip ederler veya klasik yaya davranışlarını sergilerler. Ancak bunlar, az sayıda insanın bulunduğu durumlarda, basit kurallar çerçevesinde gerçekleşir. Bu durum, kendi kendine organize olabilen sürü davranışlarının devreye girmesi anlamına gelmemektedir. Couzin şöyle söylüyor:

"Her zaman olmaz; ancak sıklıkla insanların kitlesel olarak ölmesine neden olan şey, paniğin yayılmasıdır, halihazırda var olan bir tehdit unsuru değildir. Paniğe verilen tepki, tehlikeyi doğurur. İşte bazı durumlarda güçlü kolektif tepki bu nedenle tehlikelidir."

2013 Gezi Parkı Direnişi'nde gaz bombalarından kaçmaya çalışan insanların içinde bulunduğu kaos...



Akışkanlar Mekaniği: Moleküller Yerine İnsanlar!

Dolayısıyla kalabalık içerisinde bir kaos unsuru varsa (bir bomba gibi), kısa sürede basit hatalar yapılır ve izdiham başlar. 

İzdihama neden olan mekanizmalar, akışkanlar dinamiğinin alanıdır. Bu sahada incelediğimiz basınç vektörleri gibi kavramlar çerçevesinde insanlar kaotik bir şekilde birbirlerini ezmeye başlar ve bu, bombanın ötesinde de ölümcül sonuçlara neden olur. Ani bir düşüş, ani bir dönüş, ani bir hata kitlesel halde yığılmalar ve ezilerek ölümlerle sonuçlanabilir. 

İzdihamlarda problem, ya insanların hepsinin tek bir noktaya ulaşmaya çalıştığı bir "çılgınlık" ile başlar, ya da hepsinin bir noktadan uzaklaşmaya çalıştığı "kaçış paniği" davranışı ile... İki durumda da hareket tek yönlüdür; çünkü herkes benzer noktalara doğru hareket eder. Tek yönlü akış çoğu zaman sorunsuzdur. Ta ki bir engelle karşılaşılana kadar! Örneğin dar bir koridor ya da sağa dönen bir yol gibi... Bu düzgün ve tek yönlü akışın diğer alternatifi "türbülans"tır. Bu durumda insanlar aynı anda farklı noktalara ulaşmaya çalışırlar. Örneğin zıt yönlere kaçmaya çalışan insanlar çarpışırlar. 

İki tür akış da izdiham durumunda ölümcül olabilir. Aynı yöne doğru iten 6-7 insanın doğru şartlar altında çeliği bile bükebilecek kadar kuvvete erişebildikleri gösterilmiştir. Araştırmacılar, türbülanslı izdihamlarda oluşan kuvvetlerin, çok sayıda vektörün bulunması nedeniyle aslında daha düşük olduğunu göstermişlerdir. Çünkü insanlar birbirlerini farklı yönlere doğru itmeye çalışmaktadırlar.

Hindistan'daki Godavari Pushkaralu festivalinde yaşanan bir izdiham...


Öte yandan eğer bu vektörlerin tamamı aynı yöne doğru itiş yapıyorsa, izdihamlar sırasında yaşanan ölümlerin büyük bir çoğunluğunda olduğu gibi ölüm sebebi ezilme travması ya da nefessizlik olmaktadır. İzdihamlarda ölen insanlar üzerinde yapılan otopsiler, kişilerin göğüs kafesleri üzerinde 45.000 Pascal'ı aşan seviyede basınç tespit etmiştir. Bu, şu anda üzerinize etki eden atmosfer basıncının neredeyse yarısı kadardır. Bazı insanlar durdukları yerde ölmüşlerdir, bazıları üzerlerindeki basınç kalkana kadar diğer insanlarca ezilmişlerdir. Bu çok ama çok acılı bir ölümdür. Zürih ETH'den hesaplamalı sosyal bilimci Dirk Helbing şöyle söylüyor:

"Yoğunluk öylesine artar ki bir vücudun hemen yanında bir başka vücut vardır. Bu vücutlar üzerine uygulanan her bir kuvvet, diğeri üzerinde de basınç oluşturur. Bu rastgele itişmenin etkisi altındasınızdır. Sonuç olarak dengenizi kaybedersiniz ve yere düşersiniz. Bu durumda olan şey, kalabalık içerisinde bir anda bir boşluk açılmasıdır. İşte bu boşluğun hemen etrafındaki kişiler, üzerlerine binen kuvveti dengeleyecek karşıt bir kuvvet bulamazlar ve yere düşmüş kişinin üzerine yığılırlar."

Bu olay, açılan boşluktan dışarı doğru hızla yayılır; ancak her yönde eşit olarak dağılmaz. Helbing'in modeline göre yayalar, temel olarak diğer yayalar da dahil olmak üzere karşılarına çıkan engelleri aşmayı hedeflerler. Ancak bunu yaparken, gitmek istedikleri yere de en hızlı şekilde ulaşmak isterler. Düşük yoğunluklarda (örneğin kalabalık yokken) düzgün bir akış elde edersiniz. Tıpkı düz tabanlı bir nehrin dümdüz ileri akması gibi...

Çin'de yaşanan bir izdiham... Her insanın bir akışkan molekülü gibi modellenebileceğine dikkat ediniz.


Yoğunluk artmaya başladıkça, yavaşlayan veya tamamen duran tekil yayaların sayısı da artar. Bu yavaşlama veya durma, o yöndeki her bir bireyin de aynısını yapmasını gerektirir. Dur-kalk benzeri bu dalgalanma hızla dışarı doğru yayılır ve bir süre sonra boğulma noktasına ulaşır. 

Birbirinden özenle kaçınan insanların davranışları bir anda istemdışı hale geliverir. Kaldırımlarda yürüyen insanlar üzerinde yapılan araştırmalardan elde edilen kalabalık dinamiği verileri, tek bir hatta yürümeyi sağlayan spontane (ani, kendiliğinden) organizasyon veya diğerlerinin hızına göre hızını ayaralama gibi klasik koordinasyon hareketlerini ortaya koymaktadır. Ne zaman ki düzen, kaosa yenilir... İşte o zaman türbülans başlar.

Helbing'in söylediğine göre bir kalabalığın kritik yoğunluğu ortalama vücut büyüklüğü ve ağırlığına göre değişir. Ancak çoğu zaman bu yoğunluk, metrekare başına 5-10 kişinin düştüğü andır. 

Bir partinin İzmir'de yaptığı bir mitingden (11 Nisan 2015)... Çevresel kısıtlar nedeniyle bir kaos anında kaçılabilecek çok az yer bulunduğuna dikkat ediniz.



Nasıl Davranmalı?

Tüm bunlarla paralel olarak Devrim, yazısında bize son derece makul tavsiyelerde bulunuyor:

İlk patlama sonrası yere yatmak en doğrusu. Önce panikle koşturanların sizi ezme olasılığı yüzünden dizlerinizin üzerine çökün. Mümkün olduğunca sağlam durun. Yakınınızda birileri varsa onları da çöktürün. Omuz omuza hale gelebilirseniz, daha kuvvetli bir set yaratmış olursunuz. Başınızı iki elinizin arasına alıp koruyun. “Yere yatın!” diye tüm gücünüzle bağırın tekrar tekrar... Ayakta dururken vücudunuzun ortasına alacağınız bir darbe, ayaklarınızda daha büyük bir moment (dönme kuvveti) yaratacağı için çok daha kolay devrilirsiniz. Ancak yerden olan yüksekliğinizi çömelerek azaltırsanız (örneğin yarıya düşürürseniz), yere düşmeniz o kadar kat daha fazla kuvvet gerektirecektir. Böylece düşme ve ezilme ihtimaliniz çok daha azalır.

Etrafınızdakilerin sizin yere çöküşünüz nedeniyle üzerinize uygulayacakları ilk kuvveti bu sayede emdikten sonra, mümkünse tamamen yere kapaklanın. Tüm bedeninizle yere tamamen yapışık olacak şekilde... Hemen cenin pozisyonu alın. Ayaklarınızı karnınıza çekin, başınızı ellerinizin arasına alın, hedefi küçültün. Böylece hayati organlarınızı ayak ve düşme darbelerine karşı korumuş olacaksınız. En az 1 dakika bu durumda kalmaya çalışın. “İkinci bomba olabilir, yere yatın!” diye bağırmaya ve uyarmaya devam edin.  Size ve diğerlerine takılıp düşenler de olacaktır. Çok büyük bir dert değil. Eğer sizin gibi deneyimli birkaç kişi çömelme veya yere yatmayı başarılı bir şekilde uygulayabilirse, o düşenlerin etrafında güvenli bir bölge oluşturabileceksinizdir. Düşenler de sizin komutunuza, yine evrimsel psikolojide açıkladığımız üzere, korku nedeniyle uyacak ve kendilerini güvenliğe alacaktır.

Cenin Pozisyonu


Kalkınca yerde bırakılmış çanta, poşet vb. varsa uzaklaşın. Kaos nedeniyle, ister istemez etrafta bu tür birçok cisim olacaktır. Hemen boş bir alan bulmaya çalışın ve oraya yönelin. Eğer ilk yardım bilginiz yoksa insanların biriktiği bölgeden çekilin. Ama taşıma gibi insan gücü gerektirecek bir yardım için ya da bu yardımı yapan bir profesyonelin talimatı olana kadar makul bir mesafede bekleyin, alanı tamamen terk etmeyin. Bombacılar, gerek stres ve korkunun etkisi altında, gerekse de genellikle daha fazla zarar verebilecek olmasından ötürü birden fazla bombayı aynı anda ya da çok yakın aralıklarla patlatmaya meyillidirler. Bu nedenle genellikle yardım sırasında tekrar bombalar patlamaz; ancak yine de çok dikkatli olun tabii ki… 

İlk yardım bilmiyorsanız, yaralılara herhangi bir müdahalede bulunmamanız hayati öneme sahip! Yanlış ilk hareket nedeniyle yaşamını yitiren ya da kalıcı sakatlık yaşayan kişi sayısı çok fazladır. Lütfen bilmediğiniz bir işe kalkışmayın. Hele ki bu, sağlık ve ilk yardım ile ilgiliyse. Hatalı yapılan bir kalp masajı, hayatta olan birini öldürebileceği gibi, kaburga gibi kemikleri kırarak kalıcı hasarlara neden olabilir. İnsanları yönlendirip alanı boşaltmaya çalışmak çok daha faydalı bir girişim olacaktır.


Sonuç

Tabii ki daha söylenecek çok ama çok söz var. Bu konuda bize hayat kurtarıcı bilgiler verebilecek daha çok bilim dalı var. Zamanla bu makalemizi daha fazla bilgiyle donatarak uzatabiliriz. Ancak tekrar edelim: Umarım bu bilgileri kullanmaya asla ihtiyacınız olmaz. 

Gelecek konusunda endişelerimiz büyük... Birilerinin kibir ve hırsları uğruna masum insanlar öldükçe insanlığımızı asla hatırlayamayacağız. Bu nedenle tek gerçek yol göstericimiz olan bilime sığınmak en akılcı ve pratik çözüm olarak karşımıza çıkıyor.

Kirli insanların kanlı ellerinin, masum insanların tertemiz boğazlarından çekildiği günlere kavuşmak dileklerimizle...

Carl Sagan'ın meşhur Soluk Mavi Nokta konuşmasından bir bölümle bitirelim:

“(...) Evrenin sonsuzluğu karşısında Dünya, çok küçük bir sahne. Bütün o generaller ve imparatorlar tarafından akıtılan kan nehirlerini düşünün, kazandıkları zaferle bir toz tanesinin bir anlık efendisi oldular. Evren içerisindeki o zerrenin ufacık bir köşesinde oturanların, başka bir köşesinden gelen ve kendilerine benzeyen başkaları tarafından uğradığı bitmez tükenmez eziyetleri düşünün. Ne çok yanılgıya düştüler, birbirlerini öldürmek için ne kadar hevesliydiler, birbirlerinden ne kadar çok nefret ediyorlardı. (...)”

Yazan: ÇMB (Evrim Ağacı)

Kaynaklar ve İleri Okuma:
6 Yorum