Yaşam Olsun!

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Birçok kültürün, bizim ve dünyamızın nereden geldiğini bilme hasretimizi dindiren, yaşamdan önceki bir zamana uzanan yaratılış mitleri vardır.

Peki, bilim insanları hiç inkâr edilemez gerçeklere dayanan, tam bir yaşamın kökeni hikâyesi yazabilecekler mi? Hikâyenin açılış kısmı 4,5 milyar yıl kadar önce Dünya’nın oluştuğu zamanlara; oksijensiz, püsküren volkanlarla dolu, asteroidler tarafından bombardıman altındaki bir Dünya’nın olduğu zamanlara yolculuğu gerektirecektir. Yine de, bir şekilde hayat bu gezegende ortaya çıktı. Kimya, biyolojinin yolunu açtı. Basit moleküllerin oluşturduğu bir çorbadan, hücreler oluştu. 3,5 milyar yıl önce belki günümüzdeki organizmalara benzeyen mikroplar Dünya üzerinde vardı. Bu nasıl oldu? Ne hızda? Ve nerede?

Pek çok bilim dalından kalabalık bir araştırmacı grubu -jeologlar, mikrobiyologlar, genetikçiler, sayısal biyologlar, astrobiyologlar ve sentetik biyologlar- bu hikâyeye büyüleyici detaylar ekliyorlar.

Stanley Miller, laboratuvarında hazırladığı prebiyotik çorbasından birkaç aminoasidi izole ettiğinde, Chicago Üniversitesi’ndeki danışmanı Nobel ödüllü Harold Urey’in şöyle bir yorum yaptığı söylenir: “Eğer Tanrı bunu böyle yapmadıysa büyük bir şansı kaçırmıştır.” Altmış yıl sonra, biyokimyagerler evrimleşebilecek ve ilkin hücreleri meydana getirebilecek bilgi taşıyan moleküllerden nükleotid monomerlerini elde etmek amacıyla, prebiyotik Dünya üzerinde bulunduğu tahmin edilen molekülleri karıştırıyorlar. RNA World 2.0 makalesinde kıdemli editör Jef Akst, RNA’nın yağ asitleri ve aminoasitler de içeren ‘kirli’ bir karışımdan nasıl oluşmuş olabileceğini ve bu ilkel moleküllerin birlikte çalışarak nasıl bugün gördüğümüz hücre bazlı yaşama öncülük edebildiğini göz önüne seriyor.

Discovering Archaea, 1977adlı makale, Carl Woese’nin ribozomal RNA sekanslarını iki yerine üç domaine (bakteriler, ökaryotlar ve arkeler) sahip yeni bir filogenetik ağaç yapmakta kullanarak evrimsel biyolojinin temellerini nasıl sarstığını anlatıyor. İlginç olarak, bir zamanlar öğrencisi olan ve bu biyolojide yeni ufuklar açan makalenin eş yazarı George Fox, Woese’nin jel elektroforez yerine modern sekanslama teknikleri kullansaydı, arkeleri yeni bir domain olarak ayırt edebilip edemeyeceğini merak ediyor.

Kocaman genomlu dev virüslerin yakın zamanlı keşfi de evrimsel biyolojiyi bir kez daha sarsma potansiyeline sahip. Çoğu bakteriden ve arkeden daha büyük genomlu bu gerçekten dev virüsler on yıllardır tespit edilemedi çünkü mikrobiyologlar virüsleri -kısmen- 0.2 μm çaplı filtrelerden geçebilme kabiliyetlerine göre tanımlamışlardı. Didier Raoult diğer sürprizleri yanısıra çoğalmaları için gereken replikasyon mekanizmasını kodlayan genleri de taşıyan megavirüslerin (0.4 μm) keşfini anlatıyor. Woese arkeleri yaşam ağacına ribozomal RNA sekanslamasına göre yerleştirmişti. Virüslerin RNA’sı yoktur ve çoğu biyolog onları canlı organizmalar olarak addetmez. Fakat Raoult, tRNA ve RNA polimeraz genleri baz alınarak yapılan yaşam ağaçlarının “virüslerin en az Woese tarafından öne sürülen üç geleneksel temel kadar yaşlı” olduğunu gösterdiğini ve yaşam ağacının dördüncü dalı olarak sınıflandırılmayı hak ettiklerini savunuyor.

Üç alana sahip yaşam ağacımızın en dibinde son evrensel ortak atamız (SEOA) bulunuyor. Araştırmacıların SEOA için bugün diyebilecekleri şeyler çok sayıda türün gen sekanslarının bulunabilirliğinin direkt bir sonucu. Aaron Goldman, SEOA’nın Darwin’in ‘ilkel form’u olmadığını, onun yerine eğer bugün yaşasaydı, yüksek ihtimalle diğer yaşayan bakteri ve arkelerden ayırt edilmesi zor olacak karmaşık bir organizma olabileceğini yazıyor.

Yaşamın kökeninin bilimsel hikayesi hâlâ yazılan, baskıya hazır olmayan bir biyografi. Fakat araştırmacıların sayfalarını nasıl doldurduğunu görmek büyüleyiciliğinden hiçbir şey kaybettirmiyor.


Yazan: Mary Beth Aberlin

Kaynak: Bu yazı The Scientist sitesinden çevrilmiştir.

Tavukların Gözlerinde Yeni Bir Madde Hali Keşfedildi!

3 - 9 Mart 2014

Yazar

Katkı Sağlayanlar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Editör

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim