Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Paylaşım Yap
Okan Alver'in cevabı ödüllü bir soruda en iyi cevap seçildi! Ödüllü cevabı okumak için tıklayın!
Tüm Reklamları Kapat
Eserler
İncelemeler
Kişiler
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Bugün bilimseverlerle ne paylaşmak istersin?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Rastgele Soru
İnceleme
İrem Kaplan
İrem Kaplan
193.4K UP
İnceleyen 4 saat önce
2023 yılında kendi kendime yazdığım bu kitaba dair eleştiri metnini sizinle paylaşmak istiyorum.

BİR KADININ YAŞAMINDAN YİRMİ DÖRT SAAT
Yazarın kitaplarının bir çoğunu okudum. Özellikle kısa olması kitap okumayı sevmeyenler için, yeni yeni alışkanlık kazanmak isteyenler için çok ideal. Ayrıca yazarın akıcı dili ile diğer yazarlara nazaran kısa yazması okurların genelde hemen hemen her esere “Stefan Zweig yine şaşırtmadı. Bir nefeste bitiyor.” ile yorumlarını yapıyor ya da yorumlarına böyle başlıyor. Fakat bu kitapta bir kadının hayatından yirmi dört saate bir saat içinde tanıklık etmek değişik bir zevkti. Diğer eserlerin hissettirmediklerini hissettirdi. Belki de benim de kadın olmam bunu hissi arttırdı, bilemiyorum.
Daha önce Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nu okudum. Aslında yarıda bıraktım çünkü o dönem, okumaya çalıştığım dönemler, psikolojim pek de platonik bir aşkı kaldırabilecek nitelikte değildi. Hatta aşkı bir rafa kaldırmış ve tozlu raflardan gururu indirmiş bir ergen olarak gururunu bence ayakları altına bir kadını okumak pek de hoş değildi. Bir solukta biten kitap her elime alışımda benim için eziyetti. Ve o kitabı okuyamamışken yazara küsmek olmazdı. kitabı Olağanüstü Bir Gece’yi okudum, Stefan Zweig okumak hakkında biraz umutsuzluğa kapılmıştım. Çünkü bahsedilen gece bana hiç de olağanüstü gelmemişti. Olaylar sıradan ve akış basitti sanki. Sonrasında Satranç’ı okudum. Bu kitaba belki de önyargı ile başladığım için pek de bir şey anladım diyemem ama bu sefer cidden kitabın arkasındaki özeti bile okumadım. Sadece isminin getirdiği bir fikir ile başladım okumaya. Çevre tarafından ayıplanan, konuşulan, dedikodu malzemesi olan kadın vesilesiyle bir kadının yirmi dört saatine perde aralayan, bunu 71 sayfanın içinde başarabilen ve kısa hikayeleri sevenler için okunası bir kitap. Bu arada diğer eserler de okunası ve tekrar okuyacağım, onların da yorumları gelecek.
Kitap Monte Carlo yakınlarındaki Riviera’nın küçük bir pansiyonunda başlıyor. Yarı yetişkin iki çocuğunu ve eşini bırakarak genç bir adamla kaçan kadın büyük sükse yaratıyor bu küçük pansiyonda. Her kafadan bir ses, tartışmalar, atışmalar, gerginlik… Herkes ayıplıyor bu durumu. Erkek yapsa bunu gene kadın ayıplanır, kim bilir karısı naptı denir. Kadın kısmı kocasını elinde tutacak yoksa erkek adam zaten aldatır denilir. Yalnızca hikaye anlatıcısı olaylara herkes gibi bakmıyor. Bu durum ise Bayan C.’nin dikkatini çekiyor. Ve sonra asla unutamadığı o yirmi dört saati anlatıveriyor bizim hikaye anlatıcısına. Yine çok hareketli ve aksiyon dolu bir kitap değil belki ama okurken ve o yirmi dört saate tanık olduktan sonra bazı detaylara takılıp ben de yapar mıydım dedirtiyor insana ya da ben olsam bu durumda ne yapardım diyorsunuz. Yirmi dört saatin sonu beni sinirlendiren detaylardan biriydi. Genelde her kitabın sonunda sinirlenen biriyim, beklediğim gibi bitmediği içindir belki de.

Kitabın kapağını açıp ilk sayfadan itibaren o anlatıcı olup kimi zaman yemekte konuklarla tartışacak kimi zaman Bayan C.’nin odasına konuk olacak ve Bayan C.’nin hayatından ufak bir kesiti dinleyeceksiniz. Spoiler vermeden ancak bu kadar anlatabildim ama tek söyleyeceğim eğer alışkanlık kazanmak için yazarı okuyorsanız bu kitap ile başlayın. Yazarın kadınlarla derdi ne çözemedim ama bazen hemcinsimden nefret ettiriyor yani. O yüzden bu kitapla başlayın. Şimdi de Bir Çöküşün Öyküsü’nü okuyorum ve yine ana karakterimiz bir kadın ve yine kadının bence saçma davranışlarına sinirleniyorum, neden diyorum yani neden böyle yapıyor. Hiç de sevmedim kitabı ama belki bu sefer sonu sinirlendirmez diye düşünürek inat ettim okumaya.
Bir çöküşün öyküsü kitabının satırlarında da buluşabilmek ümidiyle, tabi ben bi ikizler burcu olarak fikrimi değiştirmezsem :)
9.5/10
(10 Kişi)
Puan Ver
Orjinal Adı : Vierundzwanzig Stunden Aus Dem Leben Einer Frau
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
2
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
182.3K UP
İnceleyen 1 gün önce
Merhaba
Tüm eserlerini severek okuduğum bir yazar. Amin Maalouf’un kitaplarıyla kurduğum bağ, çoğu yazardan farklı oldu. Onu okurken sadece bir metnin içinde ilerlemiyorum; sanki kendi içimde, kendi geçmişimle ve dünyaya bakışımla da yüzleşiyorum. Tüm eserlerini severek okuduğum bir yazar olarak Maalouf, benim için yalnızca tarih anlatan ya da fikir üreten biri değil; insanın içindeki kırılganlığı, aidiyet arayışını ve yönünü kaybetmişliğini en sade ama en derin haliyle dile getiren bir ses. Onun satırlarında kendimi çoğu zaman “arada kalmış” hissederken buluyorum. Ne tamamen ait olduğum bir yer var ne de tamamen uzaklaştığım bir dünya. Belki de bu yüzden Maalouf’un metinleri bana bu kadar tanıdık geliyor. Çünkü o, büyük tarihsel olayları anlatırken bile aslında insanın içindeki küçük ama derin çatışmaları anlatıyor.
Labirent, Amin Maalouf’un son dönem düşünsel metinlerinden biri ve açıkçası okurken insanı hem sarsan hem de biraz huzursuz eden bir kitap. Bu kitapta Maalouf, Batı’yı ne körü körüne savunuyor ne de kolayca mahkûm ediyor. Daha çok şunu yapıyor. Hepimiz bu labirentin içindeyiz” diyor. Yani sadece Batı değil, onun “hasımları” da aslında aynı çıkmazın farklı yollarında ilerliyor.

Kitabın ruhunu yansıtan bir alıntı şöyle. “Dünya bir labirente dönüştü; herkes yolunu kaybetmiş durumda ve kimse çıkışı gerçekten bilmiyor.”

Bu cümle kitabın özeti gibi. Çünkü Maalouf’a göre bugün yaşadığımız krizler ,savaşlar, kimlik çatışmaları, kültürel kopuşlar tek bir tarafın suçu değil. Batı’nın tarihsel hataları var ama ona karşı çıkanların da kendi içlerinde ciddi çelişkileri var. Bir başka çarpıcı düşüncesi ise şu çizgide ilerliyor. “Bir zamanlar hayranlık uyandıran değerler, bugün güven vermekten uzak.” Burada aslında Batı’nın “özgürlük, demokrasi, insan hakları” gibi kavramlarının zamanla nasıl aşındığını söylüyor. Ama bunu söylerken öfkeyle değil, daha çok hayal kırıklığıyla konuşuyor. Bu yüzden kitap çok insani geliyor.
Samimi söylemek gerekirse, bu kitabı okurken insan kendini biraz “arada kalmış” hissediyor. Ne tamamen Batı’ya ait hissediyorsun ne de ona karşı duran dünyaya. Maalouf’un asıl başarısı da burada ,seni bir taraf seçmeye zorlamıyor, aksine sana şu soruyu sorduruyor

“Gerçekten doğru yolu bilen var mı?”
Bence her eseri okumaya değer bir yazar ve her eseri ayrı bir dünya.
Kitap
Puan Ver
Batı ve Hasımları
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
5
5 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Eren Gürleyük
İnceleyen8 2 gün önce
Karartma Geceleri, toplatılan bir kitap yüzünden gelişen olayları anlatır; ironik olan şu ki, yayımlandığı dönemde kendisi de toplatılmıştır. Rıfat Ilgaz, baskının, korkunun ve sansürün gündelik hayatta nasıl bir boğulma hissi yarattığını sade ama sert bir dille gösterir.

Romanın sinema uyarlaması Karartma Geceleri, “daha güzel bir dünya kurma yolunda paylarına acı düşenlere” ithafıyla başlar; haliyle o da sansür kuruluna takılır. Kitapla film arasındaki bu kader ortaklığı, anlatılanların kurgu değil, yaşanmış bir hakikat olduğunun en güçlü kanıtıdır.

Karartma Geceleri, sadece bir dönemi değil; düşüncenin suç sayıldığı her zamanı anlatır.
8.0/10
(1 Kişi)
Puan Ver
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
1
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Eren Gürleyük
İnceleyen8 2 gün önce
Kendine Ait Bir Oda, düşüncenin özgürleşmesi için maddi bağımsızlıkla zihinsel cesaretin birlikte var olması gerektiğini bu kadar sade ve sarsıcı anlatabilen ender metinlerden biridir.
8.0/10
(1 Kişi)
Puan Ver
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
1
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Eren Gürleyük
İnceleyen10 2 gün önce
Romandaki köy düzeni, Şeyh Bedreddin’in özlemini duyduğu eşitlikçi dünyayı çağrıştırır. Fakir Baykurt, köylülerle kaplumbağalar arasında bilinçli bir benzerlik kurar. Kendi yolunda ağır ağır ilerleyen bir kaplumbağanın dışarıdan gelen tek bir müdahaleyle ölmesiyle, yeşermeye başlamış bozkırın devlet bürokrasisinin eliyle mahvolması arasında doğrudan bir ilişki vardır.

Baykurt’un anlattığı şey nettir: Doğal olan, paylaşarak ve birlikte ilerleyendir; yıkım ise çoğu zaman yukarıdan, müdahale adı altında gelir. Bu yüzden roman, “yarin yanağından gayrı her yerde, her şeyde hep beraber” diyenlerin edebiyattaki en sahici karşılıklarından biridir.
10.0/10
(1 Kişi)
Puan Ver
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
2
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Daha Fazla İçerik Göster
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
Evrim Ağacı'na Destek Ol

Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.

Evrim Ağacı'nı Takip Et!
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
"Ben sanayici olmak istemiyordum. İstediğim edebiyatla ilgilenip kalan zamanımı doğayla iç içe geçirmekti. Fakat o günlerde babamıza karşı çıkmak söz konusu değildi."
Hayrettin Karaca
Kapak Görseli Seç
Videodan otomatik olarak çıkartılan karelerden birini seçin.
Kareler yükleniyor…
Videoyu kaydırarak istediğiniz kareyi seçin.
0:00 / 0:00
Kendi kapak görselinizi yükleyin. Görsel otomatik olarak kırpılacaktır.
Görseli sürükleyin veya tıklayın PNG, JPG veya WEBP (Maks. 10MB)