Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Paylaşım Yap
Tüm Reklamları Kapat
Eserler
İncelemeler
Kişiler
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Bugün Türkiye'de bilime ve bilim okuryazarlığına neler katacaksın?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Rastgele Soru
İnceleme
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
201.3K UP
İnceleyen 17 saat önce
Merhaba
Kitabı elime aldığımda bir deniz hikâyesi okuyacağımı düşünüyordum. Fırtınalar, yolculuklar, belki biraz macera . Sayfalar ilerledikçe aslında bunun bir yolculuktan çok bir sıkışmışlık hikayesi olduğunu fark ettim. Sanki gemi sadece denizde ilerlemiyor, aynı zamanda insanın iç dünyasının en karanlık yerlerine doğru da gidiyordu. Okurken kendimi çoğu zaman rahatsız hissettim ama bu kötü bir rahatsızlık değildi. Daha çok insanı düşündüren, huzursuz eden bir his.

Belki de bu yüzden kitapla aramda garip bir bağ oluştu. Çünkü Amat, sadece anlatılanları değil, insanın kendi içinde sakladığı şeyleri de yüzeye çıkarıyor gibi bu da onu benim için sıradan bir roman olmaktan çıkarıp, daha kişisel bir okuma deneyimine dönüştürdü. Amat, İhsan Oktay Anar’ın en çarpıcı ve atmosferi en yoğun eserlerinden biri. Açıkçası bu kitabı okurken insan kendini sadece bir hikâyenin içinde değil, kapalı ve karanlık bir dünyanın içinde hissediyor. Gemi (Amat) sanki sadece bir ulaşım aracı değil; karakterlerin günahlarının, korkularının ve geçmişlerinin sıkıştığı bir alan gibi.

Roman yüzeyde bir deniz yolculuğu anlatıyor gibi görünse de aslında çok daha derin bir meseleyle uğraşıyor kötülük nereden gelir? İnsan doğuştan mı kötüdür, yoksa şartlar mı onu o noktaya getirir? Bu sorunun net bir cevabı yok ama kitap boyunca hissedilen şey herkesin içinde karanlık bir taraf var ve bazı koşullar altında bu taraf ortaya çıkabiliyor. Karakterler bu anlamda çok “insani” ne tamamen iyi ne de tamamen kötü. Özellikle kaptan ve gemideki diğer figürler, kendi iç çatışmalarıyla var oluyor. Bu da hikayeyi daha rahatsız edici ama aynı zamanda daha gerçek kılıyor. Çünkü okurken “ben olsam ne yapardım?” sorusu kaçınılmaz hale geliyor. Kitabın en güçlü taraflarından biri dil ve atmosfer. İhsan Oktay Anar’ın dili biraz eski, yer yer ağır ama çok bilinçli kurulmuş. O dil sayesinde o karanlık, gotik hava daha da yoğun hissediliyor. Deniz, fırtına, gemi hepsi neredeyse canlı bir karakter gibi.

Doğaüstü unsurlar da var ama bunlar korku filmi gibi ani bir etki yaratmıyor. Daha çok içten içe rahatsız eden, huzursuzluk veren bir şey. Okurken sürekli bir tedirginlik hissi var, ama bunun tam olarak nereden geldiğini her zaman açıklayamıyorsun. Bence kitabın gücü de burada. Kişisel olarak Amat bana şunu hissettirdi. İnsan bazen en çok kendi içindeki şeylerden korkmalı. Dış dünyadaki tehlikelerden kaçabilirsin ama kendi zihninden kaçamazsın. Kitap da tam olarak bu yüzleşmeyi anlatıyor. Şunu da söylemek gerekir herkes için kolay bir kitap değil. Dili ve atmosferi sabır istiyor. Hızlı okunacak bir hikaye değil; sindirerek ilerlemek gerekiyor. Eğer buna hazır değilsen ağır gelebilir.
Amat, klasik bir hikaye anlatmıyor. Daha çok bir his, bir karanlık deneyim sunuyor. Bitirdikten sonra olaylardan çok, bıraktığı o yoğun atmosfer akılda kalıyor.
Kitap
Puan Ver
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
5
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
201.3K UP
İnceleyen 1 gün önce
Merhaba
Bir kaç kere izlediğim bir film .Verdiği hissi çok mu sevdim diye soracak olsanız tuhaf ,belirsiz bir duygu ama bir o kadarda tanıdık bir duyguydu .Bu şey gibi çok yaygın bir ifade '' ruh ikizi '' eskiler buna bir elmanın iki yarısı derdi :)) böyle biri ile karşılaşıp sonra onu tanımadığınızı anladığınız o an o duygu .Your Name izlerken bende en çok kalan his, birini tanıyormuş gibi hissetmek ama aslında hiç tanımamak duygusu oldu. Makoto Shinkai bu filmde çok büyük bir hikaye anlatmıyor gibi görünse de, aslında insanın içindeki o garip boşluğu çok iyi yakalıyor. Hani bazen bir şey eksikmiş gibi hissedersin ama ne olduğunu tam bilemezsin ya, film tam olarak o hissin üzerine kurulmuş.

Mitsuha ve Taki’nin beden değiştirme meselesi başta eğlenceli ve hafif geliyor ama ilerledikçe olay çok daha duygusal bir yere evriliyor. Özellikle birbirlerini gerçekten tanımaya başladıkları anlarda, izlerken ister istemez şunu düşünüyorsun.“Gerçek hayatta da bazen insanlar birbirinin hayatına böyle dokunuyor mu?” Yani biri gelip hayatını değiştiriyor ama belki sen onun kim olduğunu bile tam bilmiyorsun.

Filmin ortasından sonra gelen o kırılma noktası ve zaman meselesinin ortaya çıkması beni gerçekten etkiledi. Çünkü orada hikaye sadece bir aşk hikayesi olmaktan çıkıyor, kaybetme ve geç kalma korkusuna dönüşüyor. Birine ulaşmaya çalışmak ama zamanın buna izin vermemesi bu duygu film boyunca çok yoğun hissettiriliyor.

Görsellik zaten başlı başına bir olay. Gökyüzü, ışıklar, şehir bazı sahnelerde durup sadece izlemek istiyorsun. Ama bence asıl güçlü tarafı, bu görselliğin duyguyla birleşmesi. Yani sadece güzel değil, aynı zamanda bir şey hissettiriyor. Bazı sahnelerde müzik girince duygunun bir anda yükseldiğini hissediyorsun. Zorla değil, doğal bir şekilde etkiliyor. Samimi olmak gerekirse film yer yer fazla dramatik, hatta biraz “tesadüflerle ilerliyor” denebilir. Ama garip bir şekilde bu rahatsız etmiyor. Çünkü film zaten gerçekçi olmaya çalışmıyor, daha çok bir his anlatıyor.

Benim için Your Name, “birini bulmak ”tan çok “birine ulaşmaya çalışmak” hakkında bir film. O arayış hali, bence filmi bu kadar akılda kalıcı yapan şey. İzledikten sonra bir süre o his geçmiyor sanki bir şeyi hatırlamaya çalışıyorsun ama tam çıkaramıyorsun gibi. Birini bulursun ama gerçek anlamda ona ulaşmak zor gerçek hayatta :((
Film
8.0/10
(1 Kişi)
Puan Ver
Orjinal Adı : 君の名は。
Yönetmen: Makoto Shinkai
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
4
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Meryema Şermet
Meryema Şermet
128.7K UP
İnceleyen9 1 gün önce
Ben büyük bir Atay hayranıyım. Türk edebiyatında onun kadar sıra dışı yazar bulmak zor. Başarılı yazarımız çok fazla ama Oğuz Atay benim için bambaşka bir yere sahip. İlk okuduğum eseri olan tutunamayanlar da yazarın dünyasıyla ilk defa karşılaşmıştım ve o zamanda kendimde esere inceleme yazacak cesareti bulamıyordum (ya kötü bir inceleme yazarsam, eseri hak ettiği gibi övemezsem) diye. Hâlâ da yazmadım. İkinci okuduğum eseri ise; Oyunlarla Yaşayanlar olmuştu, onu da çok beğenmekle birlikte inceleme yazmamıştım. Ama bu defa korkuyu beklerken öykü kitabıyla şeytanın bacağını kırmaya niyetliyim:)
Atay'ın eserlerindeki başkaralterler genellikle ondan birşeyler taşıyorlar, onun düşünce dünyasının yansıtıyorlar. Tutunamayanlar romanındaki Turgut'un mühendis olması (Atay'da mühendisti) oyunlarla yaşayanların baş karakteri çoşku'nun yaşadığı aydın bunalımı, korkuyu beklerkendeki her öykü'nün baş karakterlerinin de ortak sorunu olan; yalnızlık, toplum tarafından anlaşılmama ve topluma olan kızgınlık. Bunlar Atay ile karakterlerinin ortak bazı özellikleri. Ama onun düşünce dünyasını yansıtıyorlar derken tam olarak anlatmak istediğim şey bu değildi. Örneğin; "beni anlamıyorlardı. Zarar yok, zaten beni daha kimler anlamadı! " Ya da, " düşünmek mi? Durmadan düşünmekten başka ne yapıyordum ki? O kadar çok düşündüm ki, o kadar çok şeyi bir arada düşündüm ki... "Bunlar korkuyu beklerken öyküsünden, bana göre Oğuz Atay'ın kendi düşünceleri, serzenişi. Oradaki isimsiz baş karakterin değil. Ayrıca kitaptaki birçok öyküsünde baş karakterlerin ismi yok, bunun sebebi onların aslında kendisi olması bence. Tamamen olmasa bile büyük ölçüde Oğuz Atay'ın ta kendisi o tutunamayan, yalnız, insanlara küskün ve öfkeli karakterler. Eğer hala aksini iddia ediyorsanız kendimce fark ettiğim bir iki detayı daha dikkatinize sunmak isterim; bir mektup öyküsünde baş karakter, " Tabii tanımadığınız için nereden bileceksiniz, münasebetsiz babam -sanki ikimiz de aynı yaştaymışız gibi beni zorla kendi terzisine götürdü, Sadece dikiş parasını verdi diye bana bol gelen bu aşağılık elbiseyi giymek zorunda kaldım." Diye yakınıyor. Kitabın ileriki bölümlerinde yer alan babama mektup öyküsünde de, (bu öykü'nün üzerinde birazdan daha detaylı duracağım) "üstüme uymayan kötü dikilmiş elbiseler giydirdin" diyor babasına. Yani bir mektup öyküsündeki babasına bu konuda sitem eden isimsiz baş karakter ile babama mektup öyküsündeki, bizzat Atay'ın etmiş olduğu sitem aynı. Bunun gibi daha birçok örnek sayılabilir, mesela korkuyu beklerken'deki karakterin yaşadığı şehirden uzak bir kasabadaki izole ev, Oğuz Atay'ın da babama mektup öyküsünde yapmak istediği şey olarak geçiyor. "işte ben de yalnızsam, Yalnızlığımı bilmek için çoğu zaman- sabit bakışlarla boşluğa baktığım zaman- bu herkesten uzak, kerpiç evi gittikçe daha ciddi bir biçimde düşünüyorum."
Atay'ın eserlerindeki baş karakterlerin aslında, kendisinin birer parçaları olduğu konusunda anlaştık sanıyorum? Şimdi geçelim beni en çok etkileyen iki öyküsüne; İlki, korkuyu beklerken öyküsü oldu. En uzun öykü buydu ama yine de bana çok kısaymış gibi geldi, aşırı etkileyiciydi. Bence o hikayeden, en az bir tutunamayanlar veya tehlikeli oyunlar kadar harika roman çıkardı. Karakterin piskolojik sorunları- ki bütün Atay karakterleri yarı delidir bana göre- ve muazzam pasajlarıyla okurken çok zevk aldığım bir hikaye oldu. İkincisi ise; babama mektup hikayesi. Benim için anlamı bambaşka çünkü Atay'ın baba problemini ben de yaşıyorum. Babamla hiç anlaşamadık şu ana kadar, hep ondan kurtulursam( üniversiteye gidip ya da meslek sahibi olduğum zaman) herşeyin yoluna gireceğini, çok daha iyi olacağını düşündüm. Benim potansiyelimi engelleyen o diyordum kendime. Size sadece Atay'ın babasına söylediği şu sözleri aktaracağım;" belki hatırlamazsın ama bugün sen öyle de tam 2 yıl oluyor. Ne yazık ki bu süre içinde ben daha iyi ve akıllı olamadım. Oysa yıllar önce, bazı zamanlar sen olmasaydın birçok şey yapabileceğimi düşünürdüm. Şimdi artık suçun kendimde olduğunu görmek zorundayım!" Bu satırlar beni fazlasıyla etkiledi. Yanlış düşündüğümü fark ettim, o an hissettiğim tüm duyguları anlatmaya kalksam inceleme fazlasıyla uzar. Zaten yeterince uzun oldu bu yüzden hem kendim hem de sizin iyiliğiniz için bunu yapmayacağım.( boğazım çok kurudu, hafiften başım da dönüyor.) İşte şuan Atay'ı taklit ediyorum, farkında olmadan! Ama söylediklerim gerçek😮‍💨
Vakit ayırıp incelemeyi sonuna kadar okuduğunuz için teşekkür ederim. Bence Oğuz Atay'ı henüz okumadıysanız başlamak için iyi bir zaman😊
Lütfen okuyun.
6.7/10
(3 Kişi)
Puan Ver
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
5
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Engincan Algül
Engincan Algül
55.1K UP
İnceleyen 2 gün önce
Linuxçu Adam
Youtube Kanalı
8.2/10
(5 Kişi)
Puan Ver
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
2
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
201.3K UP
İnceleyen 2 gün önce
Merhaba
Aristotles’in Retorik adlı eseri, ikna sanatını sistematik biçimde inceleyen ilk kapsamlı çalışmalardan biridir ve yalnızca hitabet tekniklerini değil, insanın düşünme, karar verme ve toplumsal ilişkiler kurma biçimlerini de analiz eder. Aristoteles bu eserinde retoriği, “her durumda mevcut olan ikna araçlarını görme yetisi” olarak tanımlar. Bu tanım, retoriği sadece güzel konuşma sanatı olmaktan çıkarır ve onu akıl yürütme ile doğrudan ilişkilendirir.

Eserde retoriğin üç temel ikna unsuru üzerinden işlediği belirtilir. Ethos (konuşmacının karakteri), Pathos (dinleyicinin duyguları) ve Logos (mantıksal argümanlar). Aristoteles’e göre etkili bir söylem, bu üç unsurun dengeli kullanımını gerektirir. Bu yaklaşım, iknanın yalnızca mantıksal doğrulara dayanmadığını, aynı zamanda güven ve duyguların da belirleyici olduğunu gösterir. Dolayısıyla retorik, insanın hem rasyonel hem de duygusal yönlerini hesaba katan bütüncül bir iletişim teorisi sunar.

Aristoteles ayrıca retoriği üç türe ayırır. Politik (deliberatif), adli (yargısal) ve törensel (epideiktik) retorik. Bu ayrım, söylemin bağlama göre nasıl şekillendiğini anlamak açısından önemlidir. Politik retorik geleceğe yönelik kararları etkilerken, adli retorik geçmişteki eylemleri yargılar; törensel retorik ise değerleri ve erdemleri öne çıkarır. Bu sınıflandırma, retoriğin yalnızca dilsel bir beceri değil, aynı zamanda toplumsal bir pratik olduğunu ortaya koyar.

Eserin en dikkat çekici yönlerinden biri, retoriği sofistlerin yaptığı gibi yalnızca bir manipülasyon aracı olarak görmemesidir. Sofistler, MÖ 5. yüzyılda Antik Yunan'da (özellikle Atina'da) para karşılığında hitabet, siyaset ve erdem dersleri veren gezgin felsefecilerdir. Bilginin göreceli (rölativist) ve şüpheci olduğunu savunan bu düşünürler, doğru bilginin mümkün olmadığını, felsefenin odağını doğadan insan ve topluma çevirerek savunmuşlardır. Aristoteles, retoriği etik bir çerçeveye yerleştirir ve onun doğruyu savunma potansiyeline sahip olduğunu vurgular. Ancak bu noktada bir gerilim de ortaya çıkar. Retorik hem hakikati savunabilir hem de yanıltıcı olabilir. Bu ikili yapı, retoriğin doğası gereği tarafsız bir araç olduğunu, değerinin kullanım biçimine bağlı olduğunu gösterir.

Eleştirel açıdan bakıldığında, Aristoteles’in retoriği sistemleştirmesi büyük bir teorik katkı olmakla birlikte, ikna sürecinde duygulara verilen önem bazı düşünürler tarafından problemli bulunmuştur. Çünkü duyguların manipülasyona açık olması, retoriğin etik sınırlarını tartışmalı hale getirir. Bununla birlikte eser, günümüzde siyaset, hukuk, medya ve iletişim alanlarında hâlâ geçerliliğini koruyan temel kavramlar sunar.

Retorik, yalnızca antik döneme ait bir hitabet kılavuzu değil, insanın nasıl ikna olduğu ve nasıl ikna ettiği üzerine derin bir analizdir. Aristoteles bu eserinde dili, düşünceyi ve toplumu birbirine bağlayan güçlü bir kuramsal çerçeve kurmuş ve retoriği felsefi bir disiplin haline getirmiştir. Aristoteles, retoriği etik bir çerçeveye yerleştirir ve onun doğruyu savunma potansiyeline sahip olduğunu vurgular. Ancak bu noktada bir gerilim de ortaya çıkabilir .Retorik hem hakikati savunabilir hem de yanıltıcı olabilir. Bu ikili yapı, retoriğin doğası gereği tarafsız bir araç olduğunu, değerinin kullanım biçimine bağlı olduğunu gösterir.

Teşekkür ederim.
Kitap
10.0/10
(1 Kişi)
Puan Ver
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
6
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Daha Fazla İçerik Göster
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
Evrim Ağacı'na Destek Ol

Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.

Evrim Ağacı'nı Takip Et!
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
"Her ne kadar bir paradoks gibi gelse de, kesin bilimler de yaklaşık sonuçlarla doludur."
Bertrand Russell
Kapak Görseli Seç
Videodan otomatik olarak çıkartılan karelerden birini seçin.
Kareler yükleniyor…
Videoyu kaydırarak istediğiniz kareyi seçin.
0:00 / 0:00
Kendi kapak görselinizi yükleyin. Görsel otomatik olarak kırpılacaktır.
Görseli sürükleyin veya tıklayın PNG, JPG veya WEBP (Maks. 10MB)