Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Paylaşım Yap
Eserler
İncelemeler
Kişiler
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Bugün Türkiye'de bilime ve bilim okuryazarlığına neler katacaksın?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Rastgele Soru
İnceleme
Manic Tyson
İnceleyen 11 saat önce
Keşke sen olsam
Youtube Kanalı
9.3/10
(25 Kişi)
Puan Ver
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
0
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
154.1K UP
İnceleyen 11 saat önce
Bazı romanlar vardır, sayfalarını çevirirken sadece bir hikâyenin peşinden gitmezsin; ayağına toprak bulaşır, yüzüne rüzgâr çarpar, uzaktan bir köpek havlar sanki. Kaplumbağalar benim için tam da böyle bir kitap. Okurken kelimeleri değil, köyün kendisini duyuyorsun. Toprağın kokusu geliyor burnuna, güneşin altında çatlamış elleri görüyorsun.

Fakir Baykurt’un dili gösteriş yapmaz. Cümleleri süslenip püslenmez. Ama o yalınlıkta öyle bir hakikat var ki insanın içine işliyor. Sanki bir köy odasında soba yanıyor da, karşında yılların içinden geçmiş biri oturmuş, ağır ağır anlatıyor. Arada susuyor, çayından bir yudum alıyor, sonra kaldığı yerden devam ediyor. O anlatırken sen sadece dinlemiyorsun; o hayatın içine giriyorsun.

Bu yüzden Kaplumbağalar bir roman olmaktan çıkıyor benim için. Bir hatıra gibi, bir yaşanmışlık gibi duruyor. Okudukça hikâyeyi değil, insanı hissediyorsun. o his kolay kolay geçmiyor.

Romanın merkezinde köylülerin imeceyle kurmaya çalıştığı bağ var. Ama bu bağ sadece üzüm yetiştirme meselesi değil; emek, dayanışma ve direnme meselesi. Köylüler yavaş ama kararlı. İşte tam burada “kaplumbağa” metaforu devreye giriyor. Yavaş ilerleyen ama vazgeçmeyen bir irade.

Baykurt bir yerde şu duyguyu vermekte . “Toprak sabır ister.” Bu basit cümle aslında romanın özeti gibi. Toprak sabır ister, emek ister. Ama asıl mesele insan da sabır ister. Hele ki yoksullukla, bürokrasiyle ve çıkar hesaplarıyla boğuşuyorsa.

Romanda köylülerin karşısında sadece doğa yok; devlet görevlileri, çıkar çevreleri ve köy içindeki bölünmeler de var. Fakir Baykurt burada açıkça toplumsal bir eleştiri yapıyor ama bunu slogan atarak değil, karakterlerin hayatı üzerinden yapıyor. İnsanların küçük hesapları, korkuları, umutları çok gerçek.

Şu cümle romanın ruhunu yansıtır. “Yavaş yürür kaplumbağa ama yolundan dönmez.” Bu sadece bir hayvan betimlemesi değildir bence .Anadolu insanının direncinin simgesi. Fakir Baykurt köylüyü romantize etmez. Onları kusursuz göstermez. Ama onların emeğine, alın terine saygı duyar.

Romanı okurken en çok şunu düşündüm. Değişim hep hızlı olmak zorunda değil. Bazen yavaş ilerlemek daha kalıcıdır. Kaplumbağalar acele etmez ama vardıkları yer kendi emekleriyle ulaştıkları yerdir. Baykurt’un dili yer yer serttir. Haksızlığa karşı öfke hissedilir. Ama o öfkenin altında derin bir sevgi vardır. Anadolu’ya, köylüye, toprağa duyulan bir sevgi.

Kaplumbağalar bittiğinde insanın içinde tuhaf bir duygu kalıyor. Hem hüzün hem umut. Çünkü mücadele kolay değil, hatta çoğu zaman sonuçsuz kalıyor gibi görünüyor. Ama yine de o kaplumbağalar yürümeye devam ediyor.

Bence romanın asıl söylediği şey şudur. Acele edenler tarihi yazabilir belki ama sabredenler toprağı yeşertir.
Puan Ver
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
0
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
154.1K UP
İnceleyen 11 saat önce
Cusup (Cusub) Abdrakhmanov’un “Kırgızistan” metinleri aslında bir gezi kitabından çok daha fazlası. Onu okurken bir ülkenin dağlarını, göllerini değil; bir halkın uyanış sancısını görüyorsun. Çünkü Abdrakhmanov sadece yazan biri değil, kurucu bir figür. Sovyet döneminin başında Kırgız kimliğinin inşasında aktif rol almış, sonra da o sistemin içinde ezilmiş bir aydın.

Metinlerinde çok net bir duygu var, modernleşme arzusu ile kültürel kökleri koruma isteği arasındaki gerilim. Bir yanda göçebe geleneğin hafızası, diğer yanda yeni kurulan bir siyasal düzen. Bu çatışmayı didaktik bir dille değil, sorumluluk duygusuyla anlatıyor.

Şu düşünce onun metinlerinin ruhunu yansıtıyor.“Bir halkın kaderi, kendi bilincine varmasıyla değişir.”
Bu cümle tam da onun dünyasını özetliyor. Kırgızistan’ı anlatırken sadece coğrafyayı değil, halkın eğitimini, ekonomik dönüşümünü, siyasal örgütlenmesini konuşuyor. Çünkü ona göre bir ülke dağlarıyla değil, bilinçli insanıyla var olur. Issık Göl’den, Tanrı Dağları’ndan söz ederken romantik bir ton var; ama o romantizm nostaljik değil. Daha çok “Bu topraklar potansiyel taşıyor” diyen bir ses. Sanki sürekli geleceğe bakıyor.

Bir yerde şöyle hissettiriyor . “Gelenek geçmişte kalmaz; doğru anlaşılırsa geleceğin temelidir.” Bu yaklaşım çok kıymetli. Çünkü o dönemde modernleşme çoğu zaman geçmişi silmek olarak algılanıyordu. Abdrakhmanov ise geçmişle kopmadan ilerlemenin yollarını arıyor.

Samimi konuşayım mı? Metinleri bugünün okuruna biraz ideolojik gelebilir. Sonuçta Sovyet bağlamında yazılmış metinler. Ama satır aralarında bir halkı ayağa kaldırma çabası var. Eğitim vurgusu, üretim vurgusu, örgütlenme vurgusu ,b unlar kuru slogan gibi değil; tarihsel bir zorunluluk hissiyle yazılmış.

Onu okurken şunu düşündüm. Küçük görülen coğrafyalar aslında büyük kırılmaların sahnesi oluyor. Kırgızistan o dönemde dünya siyasetinin merkezinde değil belki ama kendi içinde büyük bir dönüşüm yaşıyor. Abdrakhmanov o dönüşümün hem tanığı hem aktörü. Trajik olan tarafı ise kendi inşa etmeye çalıştığı sistem tarafından tasfiye edilmesi. Bu da metinlerine geriye dönük bakınca ayrı bir hüzün katıyor. Sanki satır aralarında hem umut hem kırılganlık var.

Sonuçta bu kitap sadece Kırgızistan’ı anlatmıyor. Bir kimlik arayışını, modernleşmenin sancılarını ve bir aydının sorumluluk duygusunu anlatıyor. Okurken dağları görüyorsun evet, ama daha çok bir halkın “biz kimiz ve nereye gidiyoruz?” sorusunu duyuyorsun. Bence asıl güçlü tarafı bu.
Puan Ver
Turancılıktan Hükümlü Bir Liderin Ülkesine ve Geleceğine Bakışı
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
0
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
154.1K UP
İnceleyen 11 saat önce
Braudel’i okumak biraz sabır ister, dürüst olayım. Maddi Uygarlık – Dünyanın Zamanı öyle bir roman gibi akıp gitmez. Ama bir noktadan sonra insanı içine çeken tuhaf bir büyüsü vardır. Çünkü Braudel sana tek tek olayları değil, zamanın kendisini anlatır.

Onun en çarpıcı fikri şudur. Tarih sadece kralların, savaşların, devrimlerin tarihi değildir. Asıl tarih, insanların gündelik hayatında, mutfakta kaynayan çorbada, kullanılan kumaşta, fiyatı yavaş yavaş artan buğdayda gizlidir. Braudel bunu “uzun süre” (longue durée) kavramıyla açıklar. Yani yüzeyde fırtınalar koparken, dipte ağır ağır akan bir akıntı vardır.

Şöyle demiştir. “Uygarlıklar, yüzeydeki olayların altında, ağır ve yavaş akan bir zamana dayanır.”
Bu cümle kitabın kalbi gibi. Çünkü Braudel’in derdi şu: Biz hep dramatik anlara bakıyoruz ama asıl belirleyici olan, yüzyıllarca değişmeden süren ekonomik ve toplumsal yapılardır.

Kitap üç katmanlı bir dünya çizer ve en altta gündelik hayat (ekmek, ev, alışkanlıklar), ortada piyasa ekonomisi, en üstte ise kapitalizm. Braudel çok net bir ayrım yapar. Kapitalizm serbest piyasa romantizmi değildir. Tam tersine, güçlülerin ayrıcalıklı alanıdır. Büyük tüccarlar, finans çevreleri, devletle iç içe geçmiş çıkar ağları. Kapitalizm çoğu zaman “serbestlik” değil, imtiyaz üretir.


“Kapitalizm, pazar ekonomisinin en üst katında, ayrıcalıklı bir alanda yaşar.” Bu cümle insanı sarsıyor. Çünkü modern dünyada kapitalizmi çoğu zaman doğal ve kaçınılmaz bir süreç gibi düşünmeye alışmışız. Braudel ise bunun tarihsel, katmanlı ve güç ilişkileriyle örülü bir yapı olduğunu gösteriyor.

Ben bu kitabı okurken şunu hissettim. Zaman sandığımızdan çok daha ağır ilerliyor. Devrimler bir gecede olmuyor; yüzyılların birikimiyle oluyor. Bugünkü dünya da bir anda ortaya çıkmadı. 15. ile 18. yüzyıl arasındaki ticaret ağları, liman kentleri, para akışları bugünün küreselleşmesinin temellerini attı.

Braudel’i özel yapan şey ise O dramatik anlatmaz. Heyecanlı bir tarihçi değildir. Ama derin anlatır. Sayfalarca tahıl fiyatı, deniz ticareti, nüfus hareketi okursun. Sonra bir anda fark edersin ki aslında insanlığın kaderini okuyorsun. Belki de en etkileyici tarafı şu düşüncedir. Biz olayların içinde yaşıyoruz ama olaylar her zaman tarihi belirlemiyor. Asıl belirleyen, yavaş, inatçı, görünmez yapılar.

Maddi Uygarlık – Dünyanın Zamanı bana hep şunu düşündürdü. Biz bugün kendimizi çağımızın merkezinde sanıyoruz. Oysa Braudel’in gözünden bakınca, hepimiz uzun bir zaman nehrinin küçük dalgalarıyız sadece. Ve o nehir, biz fark etsek de etmesek de ağır ağır akmaya devam ediyor.
Puan Ver
Orjinal Adı : Civilisation matérielle, économie et capitalisme, XVe–XVIIIe siècle
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
1
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
154.1K UP
İnceleyen 11 saat önce
Karartma Geceleri’ni okurken insanın içi sadece savaş karanlığıyla değil, insanın kendi içindeki korkuyla da kararır. Rıfat Ilgaz burada güldüren, hafif bir kalem değil; daha suskun, daha ağır bir sesle konuşur. Çünkü mesele artık sınıfın yaramaz çocukları değil, bir ülkenin karanlık günleridir.

Roman, II. Dünya Savaşı yıllarında İstanbul’da geçer. Şehirde ışıklar söndürülür; ama asıl karartılan şey düşüncedir. Başkahraman Mustafa Ural bir öğretmendir, bir aydındır. Yazdığı bir yazı yüzünden “sakıncalı” sayılır ve bir anda hayatı dar bir çembere sıkışır. Evinden çıkamaz, saklanmak zorunda kalır, dostlarına bile temkinle yaklaşır. Ilgaz o baskıyı öyle sade bir dille anlatır ki insanın boğazı düğümlenir.

Şu cümle romanın ruhunu taşır, “İnsan korkuya alışıyor ama aşağılanmaya alışamıyor.” Bu cümleyi okuduğumda uzun süre sustuğumu hatırlıyorum. Çünkü korku bir refleks belki, ama onurun ezilmesi daha derin bir yara. Mustafa’nın yaşadığı şey sadece kaçak hayatı değil; bir insanın yavaş yavaş toplumdan soyutlanması.

Ilgaz’ın dili gösterişsizdir. Ama tam da bu yüzden güçlüdür. Sokaklar karanlık, evler puslu, insanlar fısıltıyla konuşuyor. Herkes birbirinden şüphe eder halde. Karartma geceleri sadece uçaklara karşı alınan bir önlem değildir; insanların birbirine duyduğu güvenin de söndüğü gecelerdir.

Romanın bir yerinde şöyle der. “Gece uzadıkça insanın içi daralıyor.” Bu fiziksel bir gece değildir sadece. Uzayan baskı, bitmeyen tedirginlik, yarına dair belirsizliktir. insanın en çok yorulduğu şey belirsizliktir.

Rıfat Ilgaz burada açıkça bir dönemi eleştirir ama bunu bağırarak yapmaz. İnce bir sitemle, insan hikâyesi anlatarak yapar. Mustafa ne kahramandır ne devrimci bir ikon. O, sıradan bir insandır. Ve belki de romanın gücü buradadır. Çünkü baskı çoğu zaman sıradan insanın hayatını ezer.

Ben Karartma Gecelerini okurken hep şunu düşündüm . Baskı dönemlerinde en büyük direniş bazen sadece insan kalabilmektir. Mustafa’nın saklanırken bile düşünmeye, yazmaya, onurunu korumaya çalışması sessiz ama güçlü bir direniştir.

Ilgaz bize şunu hissettirir. Karanlık ne kadar koyu olursa olsun, insanın içinde küçük bir ışık kalır. Belki zayıf, belki titrek ama tamamen sönmez.

Roman bittiğinde insan rahatlamıyor. Ama garip bir dayanıklılık hissi kalıyor içinde. Çünkü anlıyorsun ki tarih boyunca karartma geceleri oldu, yine olacak. Mesele, o gecelerde kim olduğun. Ilgaz’ın romanı tam da bunu soruyor.
Puan Ver
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
0
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Daha Fazla İçerik Göster
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
Evrim Ağacı'na Destek Ol

Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.

Evrim Ağacı'nı Takip Et!
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close