Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Paylaşım Yap
Tüm Reklamları Kapat
Eserler
İncelemeler
Kişiler
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Kafana takılan neler var?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Rastgele Soru
İnceleme
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
210.7K UP
İnceleyen 43 dakika önce
Merhaba
Öncelikle bu kitabı okuyup emek verip paylaşan arkadaşımıza teşekkür ederim.

Lao Tzu eski bir Çinli filozof ve yazar en çok Tao Te Ching'i yazmasıyla tanınır. Lao Tzu, tevazu ve dini dindarlığı savunan bir yaşam felsefesi olan Taoizm'i kurmuştur. Çin inançlarındaki rolüne rağmen, Lao Tzu belirsiz bir tarihsel varlık olarak kalmaktadır. Varlığı hakkında çok sınırlı bilgi vardır. Lao Tzu'ya bilge kişi veya 'yaşlı, saygıdeğer usta' anlamına gelen Laozi adı verilmiştir. Bilgeliği, Tao Te Ching adlı eserinde çok iyi temsil edilmektedir. İki bin yıldan uzun bir süre önce yazılmış olan bu eser, kendini keşfetme yolculuklarımızda hepimiz için geçerliliğini koruyan bir rehberdir.

Tao Te Ching’i okurken insan bir kitap okumuyor da sanki kendi içine doğru yürüyormuş gibi hissediyor. Gürültülü bir dünyanın ortasında, birinin gelip sana usulca “biraz yavaşla” demesi gibi Lao Tzu bağırmıyor, öğretmeye çalışmıyor, sadece gösteriyor. Ama o kadar sade söylüyor ki, bazen anlamak için durup tekrar bakman gerekiyor.
Bu kitap aslında hayatla nasıl kavga etmeden yaşayabileceğini anlatıyor. Biz hep bir şeyleri zorlayarak, kontrol ederek, oldurmaya çalışarak yaşıyoruz ya Lao Tzu tam burada “wu wei” dediği bir kavramdan söz eder.
Wu wei, en basit haliyle “zorlamadan eylem” demektir. Yani hiçbir şey yapmamak değil; tam tersine, doğru zamanda, doğanın akışına karşı gelmeden hareket etmek. Bir şeyi oldurmaya çalışırken kendini paralamamak, hayatın ritmini hissederek hareket etmek gibi işte bu yüzden kitap boyunca insanın içine şu düşünce yerleşir.
Bazen en doğru şey, zorlamamaktır. Bunu en güzel anlatan örneklerden biri nehir gibidir. Nehir akmak için çabalamaz, kendini zorlamaz ama yine de yolunu bulur. Wu wei de tam olarak böyle bir şeydir. Akışla uyum içinde olmak ama direnmeden ilerlemek.
En çok etkileyen şeylerden biri de güç anlayışı. Biz güçlü olmayı sert olmak sanıyoruz. O ise suyu örnek veriyor. Su yumuşaktır ama en sert taşı bile aşındırır. Yani bazen direnmek değil, uyum sağlamak daha güçlüdür. Bu düşünce insanın içini biraz sarsıyor, çünkü alıştığımızın tam tersi.

Bu kitap sana “şunu yap, bunu yapma” demez. Daha çok aynaya bakmanı sağlar. Çok şey istemenin, çok bilmeye çalışmanın, her şeyi kontrol etmenin aslında insanı yorduğunu fark ediyorsun.

Sadeleşmenin, yavaşlamanın, azla yetinmenin içten içe bir huzur getirdiğini sezdiriyor. Ben okurken şunu düşünmüştüm belki de hayatı bu kadar zor yapan şey, onu sürekli zorlamamız. Kendi adıma her zaman her şey düzgün olmalı kontrolüm altında olmalı bu herkesi yorduğu gibi beni de yoruyor yordu yıllarca . Belki de wu wei dediği gibi, bazı şeyleri oluruna bırakmak, her şeyi çözmeye çalışmaktan daha doğru. Bir öğretmenim vardı İngilizce çevirmenlik bölümü okurken bana bu kitabı önermişti onun tavsiyesi üzerine okumuştum. Bazen her şeyi bir anda yapamazsın bazı şeyleri olduğu yerde bırakıp akışa bırakıp sonra dönüp tekrar devam edebilirsin demişti bu kitabı önermeden önce :)) Ayşe hocam fen ve tıp bilimleri çeviri dersimize giriyordu. Kitabı okudum ama uygulaya bildim mi diye sorarsanız hayır :)).
Tao Te Ching öyle bir kitap ki, bir kere okuyup kenara koyamazsın. Kitap Her okuduğunda başka bir yerinden yakalar seni. Kimi zaman bir cümlesi gün boyu aklında kalır, kimi zaman anlamadığını sanırsın ama günler sonra bir yerde kendiliğinden açılır. bu kitap sana bir yol çizmez. Ama yürürken daha hafif olmayı, daha az yük taşımayı ve bazen durup dinlenmeyi öğretir ve belki de en çok seni, kendinle biraz daha sakin bir yerde buluşturur.
Kitap
Puan Ver
Orjinal Adı : 道德經
Yazar: Lao Tzu
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
0
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Ekin Tola Öztürk
İnceleyen7 3 saat önce
Evrimsel psikoloji hakkında okunabilecek akıcı ve sade anlatımıyla basit bir başlangıç kitabı. Zaten konuya ilgili olanlara çok bir şey katmayacaktır. Okuması kolay akıp gidiyor. Biraz da kişisel gelişim kitabı olmaya kaymış ki kitapta tek sevmediğim şey bu oldu. Öğüt veren ve doğruyu dikte etmeye çalışan her yaklaşımdan şiddetle kaçma eğiliminde olduğumdan biraz aşırı bir tepki olabilir benimki. Bilgiyi salt verip yorumu okuyucuya bırakacak bir dili tercih ederim her zaman için.
Sonuç olarak okuması keyifli ve kolay bir kitap.
7.0/10
(1 Kişi)
Puan Ver
İnsanın Evrimi ve Yedi Temel Güdü
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
1
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Eyüp Gassaloğlu
İnceleyen9 5 saat önce
Şahsen Chuck Palahniuk’un okuduğum her bir eserinden sonra içimde açıklaması zor bir taşma hali oluyor; sanki modern dünyanın bütün düzeni, kuralları ve ‘makul yaşam’ maskesi bir anda fazla dar geliyor. Binaları havaya uçurasım, sokaklara absürt bir anarşi salasıma, herkesin ezberlediği o steril hayat düzenini kökünden bozup bir süreliğine tamamen dağılmış bir dünyada dolaşıyormuşum gibi hissettiriyor. Hatta bir noktadan sonra daha da ileri gidip çadırlarda yaşayasım, avcı-toplayıcı gibi ormanda sürünürken “medeni insan” denen şeyle dalga geçesim geliyor.

Garip olan şu ki; bu bir öfke patlaması değil sadece, aynı zamanda ironik bir özgürlük hissi. Sanki yazar, insanın içine usulca bir kibrit bırakıyor ve sonra gidip tüm düzeni yakma fikrini fısıldıyor. Tabii bunu gerçekten yapmak istemiyorsun; ama okurken zihninde bir yerlerde ‘ya aslında neden olmasın?’ diyen karanlık, gülümseyen bir ses beliriyor. Bir yandan gülüyorsun, bir yandan da toplumun tüm bu “normal” dediği şeylerin ne kadar kırılgan olduğunu fark ediyorsun.

Chuck Palahniuk'un Gösteri Peygamberi (Orijinal adıyla Survivor), modern toplumun, medya kültürünün ve inanç sistemlerinin son derece karanlık ve yıkıcı bir eleştirisidir. Kitap, yapısal olarak kendi sonuna doğru hızla ilerleyen bir kurguya sahiptir; bölümler ve sayfa numaraları geriye doğru sayarak okuyucuyu kaçınılmaz bir sona, bir uçağın düşüş anına hazırlar.

Yazarın Dövüş Kulübü (Fight Club) gibi eserlerinde de derinden hissedilen o sistem karşıtı, nihilist ve isyankar ton bu kitapta din ve popüler kültür ekseninde işlenir. Modern insanın konfor alanlarına, beyaz yakalı hayat tarzına veya televizyon ekranlarına hapsolarak gerçek benliğini kaybetmesi teması her iki eserde de ortaktır. Bireyin uyanış süreci, toplumun ikiyüzlülüğüne karşı duyulan öfke ve radikal bir yıkım arzusu (uçağı düşürmek veya binaları havaya uçurmak) Palahniuk'un toplumsal eleştiri tarzını taşır.

PEKİ NE ANLADIM BU KİTAPTAN:
*Modern dünyada insanlar ne olduklarından çok “nasıl göründükleri” üzerinden değer kazanır. Bu da gerçeklik algısını bozar.
*İnsan, tükettiği şeye dönüşür
*Hayatın kendisi bir sahneye dönüşür.(Sosyal medya ve toplumsal normlar, insanı sürekli “izlenen ve performans sergileyen” bir varlığa çevirir.)
*Beğenilme, kabul görme ve dikkat çekme arzusu, kişinin kendi düşüncesini bastırmasına yol açar.
*Sürekli izlemek (tüketmek) insanı düşünmekten uzaklaştırır; birey “seyirci” haline gelir.
*Sistem arzuları üretir, senin sandığın “seni” bile. Arzuların bir kısmı aslında sana ait değil !
*İnsan hem kendisine hem topluma hem de gerçek deneyimlere yabancılaşıyor.
*Gerçek özgürlük görünür olmamaktır !!! Sürekli görünürlük yarışından çıkabilen insan, kendi iç dünyasını daha bağımsız kuracaktır.

Romanın Temel Temaları

İnancın ve Maneviyatın Metalaşması
Kitap, kapitalist tüketim kültürünün en kutsal kavramları bile nasıl alınıp satılan birer ürüne dönüştürdüğünü gözler önüne serer. Tender Branson'ın bir dini lidere dönüşmesi manevi bir uyanış değil, tamamen bir halkla ilişkiler ve pazarlama projesidir. Tıpkı modern dünyada insanların anlam arayışının endüstrileşmesi gibi, Branson'ın vaazları, duaları ve hatta mucizeleri bile önceden yazılmış, reyting uğruna tasarlanmış şovlardır.

Medya İllüzyonu ve Kitle Manipülasyonu
Eser, gerçeğin yerini gösterinin (şovun) aldığı bir distopyayı tasvir eder. Kitlelerin gerçeği değil, kendilerine sunulan süslü ve rahatlatıcı yalanları ne kadar kolay benimsediği eleştirilir. Medya, insanları kendi düşünceleri olduğuna inandırdığı fikirlerle yönlendirir. Branson'ın yükselişi, toplumun kendi boşluklarını doldurmak için yaratayacağı sahte ikonlara ne kadar muhtaç olduğunu gösterir.

Varoluşsal Çaresizlik ve Sistem İçinde Sıkışmışlık
Tender Branson karakteri derin bir varoluşsal krizin sembolüdür. Hayatının ilk bölümünde katı kuralları olan Creedish tarikatının emir kulu ve itaatkar bir kölesidir. Kurtulduğunu ve özgürleştiğini sandığında ise bu kez medya endüstrisinin, menajerlerin ve toplumun beklentilerinin kölesi haline gelir. Her iki durumda da kendi kaderini tayin edemez; daima başkaları tarafından yazılan bir senaryoyu oynar. İnsanın sistem (ister dini bir dogma ister kapitalist çarklar olsun) içindeki bu çaresizliği ve kimliksizleşmesi, kitabın psikolojik belkemiğini oluşturur.

Gösteri Peygamberi, bireyin kendi iradesi sandığı şeyin aslında toplum, medya ve tüketim alışkanlıkları tarafından nasıl dikte edildiğini anlatan sarsıcı bir psikolojik gerilim ve felsefi bir sorgulamadır. Modern insanın anlamsızlık korkusunu ve bu korkuyu bastırmak için sığındığı "gösterilerin" ne kadar sahte olduğunu yüzümüze vurur.
9.5/10
(2 Kişi)
Puan Ver
Orjinal Adı : Survivor
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
1
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Beray Cinkara
Beray Cinkara
20.2K UP
İnceleyen9 7 saat önce
“Ben doğduğumda, olduğum şeyin bir ismi yoktu.” Kirke okuyucusunu ilk böyle karşılar. Ailesi ve kainat tarafından yıllarca dışlanmış, ne olduğu veya ne olmak istediği önemsenmemiştir. Babası her ne kadar yakıcı güneşin tanrısı olan Helios olsa da, kendisi babasının ihtişamı kadar arka planda kalmıştır. Okuyucunun bu durumu anladığı ilk sahne Kirke’nin doğumu oluyor. “İyi bir eşleşme yapacak.” diyor babası Helios. “Bir prensle sanırım.” İşte tam o anda Kirke”nin annesi karşı çıkıyor:”Bir ölümlüyle mi?”
İster bir tanrı olun ister bir dahi; hayatınızın başkaları tarafından tartılmasına engel olamazsınız. Elinizde olmayanlar sevdikleriniz için birer ayıp, kendi kararlarınız ise mantıksız birer inat gibi algılanır. Çünkü dünya sizi olduğunuz gibi değil, kendi görmek istediği gibi yargılar. Ama sizin engelleyemediğiniz sözler, eylemlerinizi engelleyebilir mi? Bir düşünün romanımızın başını. “Bir prensle sanırım.” Kitap bize en büyük sürprizbozanı vermemiş midir? Kirke’nin kendi prangalarından kurtulup, çevresi tarafından en önemli özelliği olarak görülen kalıplardan dışarı çıktığını okumuyor muyuz? Kirke, tanrıların dünyasında bir yer edinme sancısını geride bıraktığında, “görünür olma” ihtiyacı yerini “gerçek olma” duygusuna bırakmıyor mu?. Kendi sesini bulmak için önce kainatın gürültüsünden, sonra da kendi hırslarından vazgeçmesi gerekmiyor mu?

Ben, Kirke, binlerce yıldır erkek egemen anlatıların gölgesinde bir “canavar” veya “kötücül, aciz bir cadı” olarak resmedilen karakterin, kendiliğini bulma yolculuğudur. Miller bu eserinde, mitolojiyi feminist bir perspektifle yeniden yorumlayarak tarihin susturduğu kadınlara bir mikrofon uzatmayı amaçlamıştır. Kitabın temel tezi, otorite tarafından çizilen kötücül imajın arkasında hayatta kalmaya çalışan bir bireyin olduğu gerçeğidir. Eserin ana fikri ise; gerçek özgürlüğün ancak başkalarının tanımlarından sıyrılıp, bedeli ne olursa olsun kendi kaderini seçmekle mümkün olduğudur.
Değerlendirme
Yazar Madeline Miller Yunan tarihi ve mitolojisi hakkındaki birikimini 3 kitabıyla okuyucuya ulaştırmıştır. İlki Akhilleus'un Şarkısı, Akhilleus ve Patroklos'un çocukluk dostluklarından başlayan, Truva Savaşı'na uzanan, kader, şan arayışı ve trajik bir sonla biten derin bağlılıklarını konu alır. Son çıkan kitabı Galatea yine mitolojik bir karakter olan heykeltıraş Pygmalion’un yonttuğu bir kadın heykeliyle hikayesini anlatır. Bu kitap Pygmalion efsanesini modern ve feminist bir bakış açısıyla yeniden yorumlar. Diğer kitaplarında olduğu gibi karakterlerinin iç dünyalarına inen ve kalplerinin hikayesini anlatan yazar “Ben, Kirke” kitabında Kirke’nin içsel arayışını okucuya anlatmaktadır. Kirke’nin doğduğundan beri ailesinin ona verdiği “çirkin, aciz, cadı, kabiliyetsiz” damgalarını bedeli olsa da nasıl yıktığını görmekteyiz.

Kirke, altın parıltılı, tanrıların yaşadığı bir sarayda doğar. Ne babası Helios ne de ninf olan annesi Perseis’e benzer. Sesi bir insan gibi çirkin ve çatallıdır gücü ise bir tanrıya göre yetersizdir. Kendi ailesi tarafından doğduğu andan itibaren hor görülür, dışlanır ve aşağılanır. Bu dönem, Kirke’nin dünyadaki yerini aradığı, sevgiye aç olduğu ve ilk büyük hayal kırıklıklarını yaşadığı dönem olmuştur. Yıllar tanrılar için su gibi geçse de, Kirke için öyle değildir. İçindeki duyguları gizleyerek yaşadığı uzunca bir dönemden sonra Kirke, ölümlü bir balıkçı olan Glaukos’a aşık olur. Ona o kadar aşık olur ki, onu bir tanrıya dönüştürmek ister. Lakin dönüştürürken içinde saklı olan bir büyüyü keşfeder. Otlar ve iksirle yapılan bir büyü olan"farmakeia", kıskançlıkla birleşince bir felakete yol açacaktır. Glaukos tanrıya dönüştükten sonra Kirke’yi unutur ve ona ihanet eder. Kirke yine acımasızca yalnız bırakılmıştır. Kirke istemeden Glaukos’un aşık olduğu ninf Scylla’yı dehşet verici bir deniz canavarına dönüştürür. Bu canavarlıktan korkan ve suçunu itiraf eden Kirke, babası Helios tarafından cezalandırılarak ıssız Aiaie Adası’na sürgün edilir. Lakin sürgün, Kirke için bir ceza değil, kendini bulma alanına dönüşmüştür. Yüzyıllar boyu o adada tek yaşar. Bazen adasına tanrılar arasında iletişim sağlayan Hermes ve adaya dinlenmek isteyen gemiciler gelse de tamamen yalnızdır. Adadaki vahşi hayvanları evcilleştirir, doğayı öğrenir ve büyücülük sanatında ustalaşır. Adaya uğrayan gemiciler, onun misafirperverliğini suistimal etmeye kalktığında Kirke, hayatta kalmak için onları domuza çevirmeye başlar. Bu, onun dış dünyaya karşı kurduğu savunma kalkanıdır. Bir gün adaya gelen Odyssey destanın baş kahramanı Odysseus gelir ve aralarında bir bağ kurulur. Kirke, Odysseus adadan ayrılmak zorunda kalsa da artık yalnız kalmayacaktır. Çünkü artık oğlu Telegonus vardır.
Kirke’nin hayatındaki en büyük değişim, oğlu Telegonus’u koruma içgüdüsüyle başlar. Oğlu için akıl ve bilgelik tanrıçası Athena’ya bile kafa tutar. Ancak hikâyenin vermek istediği mesaj, Kirke’nin "ölümsüzlük" ile "insanlık" arasında yaptığı seçimde saklanır. Yaşanan uzun yıllar ve devam eden olaylar silsilesinde tanrıların kibri, soğukluğu ve boş ölümsüzlüğünden bıkan Kirke; acı çekmeyi, yaşlanmayı ve sevmeyi, yani insan olmayı seçer.

Binlerce yıldır mitoloji, efsaneler ve fantastik olaylar Zeus, Hermes, Kayra Han gibi “kahraman erkeklerin” hikayelerini anlattı. Kadınlar ise kimi zaman kurtarılması gereken, muhtaç varlıklar; kimi zaman birer ödül olarak görüldü. Bazen de yapmak zorunda bırakıldığı seçimlerin sonucu olarak canavar damgası vuruldu kadın figürlere. Lakin bu kitap, Kirke’nin dieğr yazılı kaynaklarda üzerine giydiği canavar damgasını yıkıp, başka bir bakış açısından bakmayı seçiyor. Tarihin tek taraflı olduğunu, her zaman güçlü ve kazananın tarihe yön verdiğini bir kez daha anlıyoruz. Kirke’nin asıl hikayesini, cadıya dönüşme yolunda verdiği kararları ve karşı çıktığı haklı nedenleri onun ağzından, onun bakış açısından dinliyoruz. Babasının, annesinin ve ablasının ona baskısı, yalnızlığı, sevdiği adam tarafından ihanete uğraması sadece onu güçlendirecek adımlardır. Güçlenir de, okuyucu tam da bunu bekler. Lakin yazar okuyucuya istediği şeyi vermez: intikam. İşte kitap tam burada, “yeniden doğma”yı sembol eden diğer kitaplardan ayrılır. Kirke her ne kadar içinde intikam ve kendini gösterme duygularıyla yanıp kavrulsa da, olgunlaşması yılları alır. Kitabın sonunda Kirke ne intikam alır ne de tanrıların dünyasına daha güçlenmiş bir şekilde gelir. O sadece olmak istediği figüre, yaşamak istediği duyguya bürünmüştür. Tanrıların bitmek bilmeyen bin yıllık ömürlerinden, duygusuzluklarından, ölümlüleri aşağılamalarından, “güzellik algısına” uymayanları hor görmelerinden, entrikalarından ve oyunlarından bıkmıştır. Onun için Olimpos Dağı’nın zirvesindeki tanrıların hiç birinin duygusu gerçek gelmez. Öyle de değildir zaten. Diğerleri gibi olmaz Kirke. Saçı ağarır, yüzündeki çizgiler artar, elleri nasırlaşır, vücudu çöker. Ama yine de o insan olmayı seçer. Gerçek duyguları yaşamayı. Çünkü onun için hayat, güçten ve sonsuzluktan ibaret değildir; onun için hayat kısa bile olsa ona değer verenlerle gerçek duyguları yaşamaktır. Bu duygular olumsuz olsa bile.

Kitapta öne çıkan tek şey Kirke’nin yolculuğu değil, yazarın dil ve anlatımıdır. Miller, romanında epik destanların görkemi ile modern edebiyatın psikolojik derinliğini harmanlayan, şiirsel bir dil kullanmıştır. Birinci tekil şahıs anlatımı, okuru doğrudan Kirke’nin iç dünyasına, sancılarına ve ruhsal dönüşümüne ortak etmektedir. Yazar; doğayı, bitkileri ve büyünün işleyişini betimlerken oldukça zengin bir kelime kadrosu seçmiştir. Diğer mitolojik kitaplardaki mitolojik kavramlar ve soyut anlatım günümüz okuyucusunu zorlarken, Miller o ağır atmosferi okuyucunun anlayacağı şekilde aktarmıştır. Duru, akıcı ve sürükleyici bir üslup oluşturmayı başarmıştır. Tabii dil ve üslup konusunda takdir sadece yazara düşmez. Kitabın çevirmeni olan Seda Çıngay Mellör, 408 safyada geçen mitolojik kavramları Türk okuyucuya o kadar güzel anlatmıştır ki, okuyucun aklında kitabın derin anlatımına dair soru işaretleri kalmaz. Bunun yanı sıra bazı olumsuz eleştiriler de vardır. Kitapta pek çok mitolojik figür ve kavram geçmektedir, ama ilk kez bu tarzda roman okuyan bir okuyucu “Bu kim?” gibi bir olguya düşebilir. Sayfaları çevirmeye devam ettikçe aklımızdaki soru işaretleri geçse de bu okuyucunun devamlılığını bozan bir durumdur. Lakin yazının başında bahsettiğim gibi kitabın sonunda “Ölümlüler, tanrılar” şeklinde sınıflandırılmış, 8 sayfalık bir karakter dizini bulunur. Ben bu kısmı kitabın sonuna doğru farketsem de okuyucu karakter dizininden faydalanabilir. Bu kitabın güzel bir ayrıntısı olsa da sayfaları sürekli bir sona bir başa çevirmek keyfi açıdan can sıkıcıdır. Bu nedenledir ki, kitapta yeni bir karakterden bahsedildiğinde küçük bir tanımlama yapılabilir, veya karakterlere daha çok sıfat eklenebilirdi.

Tüm bu unsurlar değerlendirildiğinde Madeline Miller'ın Ben, Kirke adlı eseri, yalnızca antik bir efsanenin modern bir uyarlaması değil; ötekileştirilmiş ve aciz bir varlık damgası etiketlenmiş bir kadının kendi iradesini inşa etme destanıdır. Yazı boyunca ele alındığı üzere yazar, akıcı üslubuyla okuru tanrıların kibirli dünyasından alıp, Kirke'nin Aiaie adasında kurduğu insani gerçekliğe taşır. Kitabın temel tezi olan “erkek egemen mitolojinin kadını susturması” fikri, Kirke’nin kendi sesini ve gücünü bulmasıyla başarılı bir şekilde çürütülmüştür. Miller, klasik mitolojideki tek boyutlu cadı kalıbını yıkarak yerine; hata yapan, acı çeken, seven ve gelişen bir birey koymuştur. Nihayetinde bu roman; ölümsüzlüğün boş görkemi karşısında insan olmanın ve kendi hikâyesinin öznesi olabilmenin değerini kanıtlayan, çağdaş edebiyatın en güçlü mitolojik yeniden yorumlamalarından biri olarak edebiyat tarihindeki yerini almıştır.
Kitap
9.7/10
(3 Kişi)
Puan Ver
Orjinal Adı : Circe
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
1
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
210.7K UP
İnceleyen 1 gün önce
Merhaba
Dün gece izledim filmi. Mother Mary filmi aslında dışarıdan bakınca bir pop yıldızının geri dönüş hikayesi gibi görünüyor ama aslında daha çok iç dünyayla ilgili bir film .Filmde Mother Mary, eskiden çok ünlü bir şarkıcı ama bir olaydan sonra sahneden uzak kalmış. Şimdi geri dönmek istiyor ama hem psikolojik olarak zor durumda hem de kendini “tam olarak yansıtan” bir şey bulamıyor.
Bu yüzden moda tasarımcısı Sam’in yanına gidiyor. Ama burada işler basit değil çünkü Sam onu seviyor gibi ama aynı zamanda ondan nefret de ediyor. Yani aralarında hem çekim hem gerilim var.

Filmi izledikten sonra Amerika'da film hakkında yapılmış farklı bir kaç yorumu da okudum .Aslında izlerken anlamlandıramadığım öğelerin tam tanımını da bu sayede öğrenme şansım oldu. Filmin en belirgin özelliklerinden biri, anlatım biçiminde kullanılan Dalívari sürrealizm estetiğidir. Bu ifadeyi bende yeni öğrendim anlamlandıramadığım öğelerden birini kafamda oturtmamada yardımcı oldu . İspanyol sanatçı Salvador Dalí’nin eserlerinde görülen gerçeküstü, rüya benzeri ve çoğu zaman mantık dışı imgelerin sinemaya uyarlanmış bir biçimini ifade eder. Filmde Mother Mary’nin bir “iblis tarafından rahatsız edilme” hissi, kostüm seçiminde renklerden kaçınması, ahır gibi tekinsiz mekanlarda geçen sahneler ve gerçek ile hayal arasındaki sınırın belirsizleşmesi, bu sürrealist yaklaşımın somut örnekleriymiş. Bu estetik tercih, karakterin içsel parçalanmasını görselleştirmekte ; yani dış dünyada görülen tuhaflıklar aslında karakterin zihinsel durumunun yansımasıdır.

Film aynı zamanda “psikoseksüel pop gerilim filmi” olarak tanımlanabilecek bir tür melezliği taşır. Ben bunu ilk defa duydum açıkçası. Sonra araştırdığımda buradaki “psikoseksüel” kavramı, bireyin kimliği, arzuları ve ilişkileri ile psikolojik yapısı arasındaki bağı ifade ediyormuş. Filmde Mother Mary ile moda tasarımcısı Sam arasındaki ilişki, yalnızca profesyonel ya da duygusal bir bağ değil; aynı zamanda bastırılmış arzular, güç ilişkileri ve kimlik çatışmaları üzerinden ilerleyen bir gerilim alanıdır. “Pop gerilim” ifadesi ise bu psikolojik çatışmanın, parlak sahne performansları ve müzik endüstrisinin gösterişli yüzüyle birlikte sunulmasını açıklamaktaymış. Böylece film, sahne ışıkları ile karanlık iç dünya arasında sürekli bir karşıtlık kurar.

İlk defa şunu fark ettim insan bir film izlerken sadece güzel vakit geçirmiyor biraz araştırınca film sektöründe kullanılan ifadeleri bir film nasıl eleştirilmeli yada yorumlanmalı bunları da öğreniyor. İşin aslı şu vakit geçirirken eğleniyorsunuz eğlenirken öğreniyorsunuz .Aslında herkes sinema ve edebiyatı boş vakit değerlendirme aksiyonu olarak görüyor çünkü yıllarca bizlere empoze edilen buydu zamanla ve yaş aldıkça bunun böyle olmadığını fark edebilmek benim için güzel bir şey kendi adıma mutluyum. Filmi paylaşan, izlememe neden olan ve inceleme yazmamı sağlayan arkadaşımıza teşekkür ederim.
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
6
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Daha Fazla İçerik Göster
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
Evrim Ağacı'na Destek Ol

Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.

Evrim Ağacı'nı Takip Et!
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
"Eleştirel düşünce bir angaryadır. Doğuştan veya kolay kolay gelmez. Bu emeğin meyveleri genç zihinlere tattırılmazsa, onlar da hiçbir zaman bu meyveleri hasat etmeyeceklerdir. Her çocuk atomun şaşırtıcılığı ile donatılmalıdır, sihrin esareti ile değil."
Perry DeAngelis
Kapak Görseli Seç
Videodan otomatik olarak çıkartılan karelerden birini seçin.
Kareler yükleniyor…
Videoyu kaydırarak istediğiniz kareyi seçin.
0:00 / 0:00
Kendi kapak görselinizi yükleyin. Görsel otomatik olarak kırpılacaktır.
Görseli sürükleyin veya tıklayın PNG, JPG veya WEBP (Maks. 10MB)