Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Paylaşım Yap
Tüm Reklamları Kapat
Eserler
İncelemeler
Kişiler
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Bugün bilimseverlerle ne paylaşmak istersin?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Rastgele Soru
İnceleme
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
221.7K UP
İnceleyen 16 saat önce
Merhaba
Bazı yazarlar vardır, yalnızca kitap yazmaz; insanın dünyaya bakışına sessizce dokunur. Benim için Amin Maalouf böyle yazarlardan biri. Onu okurken yalnızca bir metin okumuyorum; sanki kimlik, aidiyet, insanlık ve kırılgan dünya üzerine uzun bir sohbetin içine giriyorum. Bu yüzden Uygarlıkların Batışı benim için sıradan bir kitap olmadı. Bir Amin Maalouf okuru olarak, onun yine insanı düşündüren ama bu kez biraz daha kaygılı, biraz daha hüzünlü bir sesle dünyaya baktığını hissettim.”

Uygarlıkların Batışı, okurken insana sadece dünyayı değil, biraz da kendi zamanını sorgulatan kitaplardan biri. Bu bir tarih kitabı gibi görünse de aslında yalnızca geçmişi anlatmıyor; bugünün kırılmalarını, korkularını ve insanlığın neden bu kadar parçalandığını anlamaya çalışan bir düşünce kitabı. Açıkçası kitabı okurken insanın içinde biraz hüzün de bırakıyor. Çünkü Amin Maalouf bir felaket tellallığı yapmıyor ama sessizce şunu soruyor: “Biz gerçekten ilerliyor muyuz, yoksa büyük bir çöküşün içine mi giriyoruz?”

Kitabın temel meselesi şu. Dünya neden bu kadar kutuplaştı? Neden birlikte yaşama kültürü zayıfladı? Neden insanlar kimliklerine daha sert sarılırken birbirlerini anlamaktan uzaklaştı? Maalouf’a göre mesele sadece savaşlar ya da siyaset değil; uygarlığın ortak değerlerinde bir aşınma yaşanıyor. Demokrasi, özgürlük, ortak akıl, hoşgörü gibi kavramlar sanki herkesin dilinde ama ruhu giderek boşalıyor.

Kitabın en etkileyici yanı bence Maalouf’un bunu çok kişisel bir yerden anlatması. Çünkü kendisi Beyrut'ta doğmuş, savaşların ve kimlik çatışmalarının tam ortasında büyümüş biri. Sonrasında Paris’e göç etmiş. Yani Doğu ile Batı arasında yaşamış bir insan. Bu yüzden kitapta ne körü körüne Batı övgüsü var ne de romantik bir Doğu güzellemesi. İkisine de gerektiğinde eleştirel bakıyor. Bir yerde şunu hissediyorsunuz. Sanki size dünya tarihini anlatan biri değil de, çok şey kaybetmiş ama hala umudunu tamamen yitirmemiş bilge bir insan konuşuyor.

Kitabı okurken zaman zaman “Evet, gerçekten de böyle…” dediğim çok yer olurdu. Özellikle sosyal medyanın insanları birbirine yaklaştırmak yerine daha da ayırması, siyasetin korku üzerinden işlemesi ve insanların artık birbirini dinlememesi üzerine söyledikleri çok tanıdık geliyor. Ama dürüst olayım, kitap bazen yoğun gelebilir; roman gibi akıp gitmiyor. Yer yer düşünmek, durup sindirmek gerekiyor.

Yazar hakkında biraz konuşursak, Amin Maalouf 1949 doğumlu Lübnan asıllı Beyrut'ta doğmuş Fransız yazardır. Gazetecilik yapmış, ardından özellikle tarih, kimlik, göç ve kültür çatışmaları üzerine yazdığı eserlerle tanınmıştır. Belki de onu özel yapan şey şu, kimlik konusunu çok insani bir yerden anlatması. “İnsan tek bir kimlikten ibaret değildir” fikrini sık sık işler. Özellikle Ölümcül Kimlikler kitabında bunu çok güçlü biçimde anlatır. Ayrıca Académie Française üyeliğine seçilmiş önemli bir edebiyatçıdır; bu, Fransız edebiyat dünyasında oldukça saygın bir konumdur.

Benim gözümde Uygarlıkların Batışı, dünyanın neden bu kadar yorulduğunu anlamaya çalışan bir insanın iç dökmesi gibi. Kitap bittikten sonra insanın aklında şu soru kalıyor. “Gerçekten uygarlık mı çöküyor, yoksa biz birbirimizi anlamayı mı unutuyoruz?” galiba Maalouf’un vermek istediği en büyük mesaj da budur. Bir uygarlık önce köprülerini kaybettiğinde yıkılmaya başlar; insanlar arasındaki görünmez bağlar koptuğunda.
Puan Ver
Deneme
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
3
1 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
221.7K UP
İnceleyen 16 saat önce
Merhaba
The Outline of History, benim gözümde yalnızca bir tarih kitabı değil; insanlığın uzun ve karmaşık hikayesine tepeden bakmaya çalışan büyük bir anlatı gibi. Bir roman okur gibi başlayıp kendinizi bir anda milyonlarca yıllık bir yolculuğun içinde bulabiliyorsunuz. Çünkü H. G. Wells burada sadece savaşları, kralları ya da devletleri anlatmıyor; insanın nasıl ortaya çıktığını, nasıl düşündüğünü, nasıl toplumlar kurduğunu ve neden tekrar tekrar aynı hataları yaptığını anlamaya çalışıyor.

H. G. Wells yalnızca bir bilimkurgu yazarı değildir; aynı zamanda insanlığın geleceği ve geçmişi üzerine ciddi biçimde düşünen bir entelektüeldir. Çoğu kişi onu The Time Machine (Zaman Makinesi), The War of the Worlds (Dünyalar Savaşı) ya da The Invisible Man (Görünmez Adam) gibi bilimkurgu eserleriyle tanır. Ama Wells’in asıl derdi aslında teknoloji ya da uzay değil; “İnsanlık nereye gidiyor?” sorusuydu. Fakir bir ailede büyümüş, gençliğinde zor koşullar yaşamış, öğretmenlik yapmış ve bir süre biyoloji eğitimi almıştır. Özellikle evrim fikrinden çok etkilenmiştir; hatta bir dönem Thomas Henry Huxley’in öğrencisi olmuştur. Huxley, Charles Darwin’in en güçlü savunucularından biri olduğu için Wells’in tarih ve insanlık anlayışında evrimsel düşüncenin izi çok belirgindir.

The Outline of History’i yazma koşulları da oldukça ilginçtir. Kitap, World War I sonrasında, dünyanın büyük bir yıkım ve hayal kırıklığı yaşadığı dönemde yazılmıştır. İnsanlık milyonlarca insanın öldüğü bir savaştan çıkmıştı ve Wells şu soruyu soruyordu. “Bu kadar gelişmiş olduğunu düşünen insan neden tekrar tekrar aynı felaketleri yaratıyor?” İşte bu kitap biraz da bu sorunun cevabı olarak doğdu.

Wells, tarihin yalnızca kralların, savaşların ve fetihlerin hikayesi olarak anlatılmasına karşıydı. Ona göre insanlık tarihi daha geniş bir çerçevede ele alınmalıydı .Yaşamın başlangıcından, evrimden, ilk insanlardan başlayarak bugüne gelen büyük bir süreç olarak. Bu yüzden kitabın tam adı “Yaşamın ve
İnsanlığın Açık Tarihi” gibi düşünülebilir.

İlginç olan şu ki kitap ilk yayımlandığında yalnızca akademisyenlere değil, sıradan insanlara da hitap etmesi amaçlandı. Zaten “plain history” yalın ve açık tarih ifadesi de buradan gelir ve herkesin anlayabileceği bir dünya tarihi yazmak istemiştir.

Kitabı okurken bazen bir tarih kitabından çok, dünyayı dolaşan yaşlı ve bilgili bir anlatıcının sesini duyuyormuş gibi hissediyorum. Wells size yalnızca bilgi vermeye çalışmıyor; aynı zamanda insanlığa biraz sitem ediyor gibi. Sanki “Bunca şeyi öğrendik ama neden hala birbirimizi yok etmeye çalışıyoruz?” diye soruyor. Özellikle savaşlar, dinler, imparatorluklar ve medeniyetlerin yükseliş ve çöküş hikayelerinde bunu hissediyorsunuz.

Ama kitabı değerlendirirken küçük bir şeyi unutmamak lazım Wells bunu 1920’lerde yazdı. Yani bugün elimizde olan birçok arkeolojik, paleoantropolojik ve genetik bilgi o dönemde yoktu. Örneğin insan evrimi, erken homininler ya da bazı uygarlıkların kronolojisi konusunda bugün daha farklı bilgilerimiz var. Bu yüzden kitabı “kesin tarih kitabı” gibi değil; çok zeki, dünyayı anlamaya çalışan bir yazarın insanlık üzerine büyük yorumu gibi okumak daha keyifli olabilir.

Bu kitap biraz insanlığa tutulmuş büyük bir ayna gibi. Okudukça yalnızca geçmişi değil, bugünkü insanı da düşünmeye başlıyorsunuz ve belki de Wells’in asıl amacı buydu. Geçmişi öğretmekten çok, insanı kendisiyle yüzleştirmek.
10.0/10
(2 Kişi)
Puan Ver
Being a Plain History of Life and Mankind
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
5
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Eyüp Gassaloğlu
İnceleyen9 18 saat önce
Martin Eden, aslında o klasik "çok çalıştı, inandı ve sonunda başardı" anlatan kişisel gelişim zırvalarından biri değildir. Aksine, "Cehalet mutluluktur, fazla okursan kafayı yersin" diyen, zirveye tırmanıp manzaranın aslında koca bir çöplük olduğunu fark eden bir adamın trajikomik uyanış hikayesidir.

Aşk Uğruna Başlayan "İnekleme" Evresi ve Burjuva Balonu
Olaylar tamamen Martin'in Ruth adında, porselen gibi kırılgan, zengin ve kültürlü "sandığı" bir kıza tutulmasıyla başlar. Martin tam bir denizci, kaba saba bir adam. Sırf kıza yaranmak, onun o "yüce ve elit" dünyasına girebilmek için yemiyor, içmiyor, uyumuyor; sabahlara kadar felsefe, sosyoloji, edebiyat ne varsa yutuyor.
Ruth'u ve onun sınıfını Olimpos Dağındaki tanrılar sanıyor. Fakat Martin'in beyni açıldıkça, okuduklarını sindirdikçe bir gün o acı gerçekle yüzleşiyor: "Lan ben bu insanları gözümde ne büyütmüşüm!" Taptığı o burjuva takımı aslında kendi fikirleri olmayan, papağan gibi ezberledikleri ahlak kurallarını tekrarlayan, sıkıcı ve sığ tipler çıkıyor.

Nietzsche'le Kafayı Sıyırmak
Martin okudukça evrim teorisine ve Nietzsche'ye fena takar. İçindeki "Üstinsan" uyanır. "Ben güçlüyüm, en dipten geldim ve kendi irademle hepinizi ezip geçeceğim!" triplerine girer. Kendi zekasına ve potansiyeline o kadar inanır ki, herkesi (cahil bulduğu işçi sınıfını da, ikiyüzlü bulduğu zenginleri de) hakir görmeye başlar. Kimseye ihtiyacı olmadığını sanır. Ama Jack London burada arka planda bıyık altından güler ve bize şunu fısıldar: "Aşırı bireycilik ve kibir adamı işte böyle zehirler." Martin o kadar tek başına bir kavgaya girer ki, sonunda onu hayata bağlayacak tek bir dostu, inancı ya da dayanağı kalmaz.

Şöhret Gelince Ortaya Çıkan Sahte Akrabalar
Kitabın en büyük şakası ve Martin'in nihilizme çakıldığı yer son bölümdür. Martin açlıktan nefesi kokarken, en şaheser yazılarını yazarken kimse yüzüne bakmaz. Ruth bile "Sen adam olmazsın, sigortalı bir işe gir" diyerek onu terk eder. Ne zaman ki Martin'in yazıları tesadüfen patlar, parayı ve şöhreti bulur... Ooo! Dün selam vermeyen elitler "Martinciğim akşam yemeğe bize gelsene" demeye başlar. Ruth bile "Ben ettim sen etme" diyerek kapısına dayanır. Martin haklı olarak tiksinir hepsinden. "Lan ben aynı adamım! Yazılar da çekmecede duran aynı yazılar. Siz benim aklıma ya da ruhuma değil, kazandığım paraya ve ismime geliyorsunuz!" diyerek o buz gibi gerçekle yüzleşir.
Bütün bu sahtelikten ve ikiyüzlülükten midesi bulanan Martin, kendini okyanusun karanlık sularına bırakır. Ama Jack London'ın içindeki o edebi "ruh hastası" bu intiharı öyle bir yazar ki, oturduğunuz yerde nefessiz kalırsınız.Bedenin yaşama içgüdüsüyle beynin o mutlak ölüm arzusu arasındaki korkunç kavgayı okurken sayfalardan genzinize tuzlu su kaçar. "Ulan Martin mi boğuluyor, ben mi?" diye panik atak geçirir, boğulma hissini iliklerinize kadar yaşarsınız. Aydınlanmanın ve kibrin bedelini, okuru da o suyun dibine çekip ciğerlerini yakarak ödeten, tokat gibi sarsıcı bir kapanıştır.
Kitap
9.7/10
(109 Kişi)
Puan Ver
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
1
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
221.7K UP
İnceleyen 18 saat önce
Merhaba
Paleontoloji (Fosil Bilimi), özellikle paleontolojiye yeni başlayanlar ya da konuyu temel düzeyde sistemli biçimde öğrenmek isteyenler için yazılmış, anlaşılır bir giriş kitabı gibi duruyor. Kitap; fosillerin nasıl oluştuğu, fosilleşme süreçleri, mikrofosiller, omurgasız ve omurgalı fosilleri gibi temel konuları kapsayan, ağır teknik ayrıntılara çok boğmadan ilerleyen bir yapı sunuyor. Yazarın amacı daha çok okuyucuya “paleontolojik düşünme biçimi” kazandırmak gibi görünüyor. Jeoloji, biyoloji, coğrafya ve antropoloji öğrencilerine yardımcı ders kitabı olarak da öneriliyor.
Bana göre bu kitap, paleontolojiye “ilk kapıyı açan” kitaplardan biri gibi. Akademik dili çok ağır olmayan, temel kavramları toparlayan bir kaynak. Ama paleontolojiye gerçekten ilgin arttıkça tek başına yetmez; onu daha ayrıntılı evrim, tafonomi ve paleoantropoloji kitaplarıyla desteklemek gerekir. Biraz, lisans öğrencisinin masasındaki “başlangıç rehberi” hissi veriyor. Özellikle antropoloji alanında çalışan biri için, teknik İngilizce kaynaklara geçmeden önce sağlam bir temel oluşturabilir; fakat uzmanlaşmak isteyen biri için ikinci adımda daha derin kaynaklara ihtiyaç doğurur.
Kitap
9.0/10
(1 Kişi)
Puan Ver
Fosil Bilimi
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
3
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Batuhan Öztürk
Batuhan Öztürk
51.6K UP
İnceleyen10 19 saat önce
Kitapta altını çizdiğim pek çok yer var ve pek çok hayvan grubunun (balinalar, insanlar, kılıç dişli kediler, vb.) evrimsel tarihi ile geçmiş formları hakkında bilgi veriyor. Üstelik kitap son bölümlerinde paleoantropolojiye değiniyor. Akademik bir ders kitabı değil, popüler bilim kitabıdır. Bu kitabı okumadan önce aynı yazarın eseri olan ''Dinozorların Yükselişi ve Çöküşü'' kitabını okumanızı öneririm.
10.0/10
(2 Kişi)
Puan Ver
Orjinal Adı : The Rise and Reign of the Mammals: A New History, from the Shadow of the Dinosaurs to Us
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
1
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Daha Fazla İçerik Göster
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
Evrim Ağacı'na Destek Ol

Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.

Evrim Ağacı'nı Takip Et!
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
"Bir elmayı Dünya boyutuna getirecek olursanız, elmanın içindeki atomlar, elmanın orijinal büyüklüğü kadar olacaktır."
Richard Feynman
Kapak Görseli Seç
Videodan otomatik olarak çıkartılan karelerden birini seçin.
Kareler yükleniyor…
Videoyu kaydırarak istediğiniz kareyi seçin.
0:00 / 0:00
Kendi kapak görselinizi yükleyin. Görsel otomatik olarak kırpılacaktır.
Görseli sürükleyin veya tıklayın PNG, JPG veya WEBP (Maks. 10MB)