Bu yeni IT bölümü, belirgin şekilde farklı bir yaklaşım sergiliyor ve çoğunlukla "Hoş Geldiniz" diyebileceğimiz bir yaklaşım. CGI kullanımı muhtemelen tartışma konusu olacak, ancak burada önceki filmlere göre çok daha kontrollü ve amaçlı bir şekilde kullanılmış. Sadece şok etkisi yaratmak için görsel efektlere güvenmek yerine, CGI, korkunun atmosferini ve ölçeğini desteklemek için çalışıyor. Bu anlamda, IT Bölüm 1 ve 2'ye göre açık bir teknik gelişmeyi temsil ediyor.
Önceki IT filmlerine kıyasla, bu film hikaye anlatımında daha kontrollü görünüyor. Tempo sorunları tamamen ortadan kalkmamış olsa da, daha tutarlı bir şekilde ele alınıyor ve gerilimin sürekli olarak kendini sıfırlamak yerine gelişmesine izin veriyor. Film, fikirlerin ve atmosferin yerleşmesine daha fazla sabır gösteriyor ve Pennywise'ın nereden geldiğini ve neden var olduğunu daha net bir şekilde araştırıyor. Bu ek bağlam, gizemini kaybetmeden korkuya daha fazla ağırlık kazandırıyor.
En dikkat çekici gelişme, ele alınan korku türünde yatıyor. Film, öncelikle ani korkutmalara dayanmak yerine, beden korkusuna ve psikolojik rahatsızlığa yöneliyor. Ani korkutma sahneleri hala mevcut ve zaman zaman tahmin edilebilir olsa da, artık korkunun ana itici gücü değiller. Rahatsızlık ve kalıcı dehşete yapılan vurgu, daha etkili ve olgun bir korku deneyimi yaratıyor. Hikayeyi Pennywise'a odaklamak güçlü bir yaratıcı seçim olduğunu kanıtlıyor. Anlatının daha sıkı ve tutarlı olmasını sağlıyor ve küçük olay örgüsü unsurları zorlama hissi vermeden doğal bir şekilde entegre oluyor. Film, bir sonraki korkuya doğru acele etmek yerine atmosfer oluşturarak yönetmenliğinde kendine güven duyuyor. Sinematografi ve ışıklandırma, gerilimi ve ruh halini güçlendirmek için açılar ve gölgeler kullanılarak özenle ele alınıyor.
Genel olarak, bu film serinin daha emin bir adım ilerisi gibi görünüyor. Özellikle temposu açısından kusursuz değil, ancak kimliğini ve tonunu daha net bir şekilde anladığını gösteriyor.
"I am the eater of the worlds!"