Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Paylaşım Yap
2,500 ATP Ödüllü Soru: 3 boyutlu bir nesne 2 boyutlu bir şeye müdahale edebilir mi edebilirse bu neden ve nasıl gerçekleşir? Hemen cevapla!
Tüm Reklamları Kapat
Eserler
İncelemeler
Kişiler
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Bugün Türkiye'de bilime ve bilim okuryazarlığına neler katacaksın?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Rastgele Soru
İnceleme
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
188.7K UP
İnceleyen 49 dakika önce
Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat, Şemsettin Sami’nin yazdığı ve Türk edebiyatında ilk yerli romanlardan biri kabul edilen bir eserdir. Ama bu kitabı okurken insan sadece “ilk roman” olduğunu düşünmüyor; daha çok, bir toplumun içinde sıkışmış iki insanın çaresizliğini hissediyor. Hikaye aslında çok sade. Talat ve Fitnat birbirine aşık olur ama bu aşk, dönemin gelenekleri ve aile baskısı yüzünden engellenir.

Özellikle görücü usulü evlilik ve kadının toplum içindeki konumu, bu ilişkinin önünde en büyük engel olarak çıkar. Fitnat’ın hayatı, kendi kararlarını veremeyen bir genç kadının trajedisine dönüşür.
Okurken en çok içime dokunan şey şu oldu. Hikaye bir aşk hikayesi gibi başlıyor ama aslında bir zorunluluk hikayesine dönüşüyor. Kimse gerçekten istediği gibi yaşamıyor. Herkes bir şeylere mecbur bu mecburiyet en çok Fitnat’ın hayatında ağırlaşıyor.

Şemsettin Sami burada sadece bir aşk anlatmıyor; açıkça bir eleştiri yapıyor. Kadının toplumdaki yerini, bireyin iradesinin nasıl bastırıldığını ve geleneklerin insan hayatını nasıl şekillendirdiğini gösteriyor. Belki dili bugüne göre biraz eski ve sade kalıyor ama vermek istediği duygu çok net.

Kendi kendime şunu sordum okurken herkes gerçekten kendi hayatını mı yaşıyor, yoksa ona çizilen bir hayatı mı kabul ediyor? Hayatı sen ne kadar kendine göre yaşadın ?Kendi hayatın üzerinde ne kadar söz sahibiydin ? Cevabı ise bir çoğumuzun bildiği gibi yada hiç bilmediği gibi …

Kitabın en çarpıcı yanı da bu zaten. Talat ve Fitnat’ın yaşadığı şeyler sadece onlara ait değil gibi. Sanki bir dönemin ortak kaderi bu yüzden hikaye biraz ağır, biraz da kaçınılmaz geliyor. Sonunda insan şunu hissediyor. Bu sadece bir aşkın bitişi değil, aynı zamanda bir özgürlüğün hiç başlayamaması yada insanların zamanında sorumluluğunu alamadığı bir çocuğun gün gelip farklı bir biçimde karşısına çıkması .

Kısacası Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat, edebi olarak çok derin ya da karmaşık olmayabilir ama hissettirdiği şey güçlü. Basit bir hikaye üzerinden büyük bir gerçeği gösteriyor. Bazen insanın en büyük dramı, kendi hayatı üzerinde söz sahibi olamamasıdır.
Puan Ver
Talat ve Fitnat'ın Aşkı
Derleyen: Ömer Aslan
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
0
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
188.7K UP
İnceleyen 1 saat önce
Budalalıktan Deliliğe klasik bir roman gibi ilerleyen bir eser değildir. Umberto Eco bu kitapta farklı dönemlerde kaleme aldığı deneme, makale ve konuşmaları bir araya getirir. Bu nedenle kitap tek bir olay örgüsüne sahip değildir; ancak tüm metinleri birleştiren ortak tema insanın düşünme biçimi, yanılgıları ve “budalalık” kavramıdır.

Eserde Eco, budalalığı yalnızca bilgisizlik olarak ele almaz. Ona göre asıl tehlikeli olan, insanın yanlış düşünmesine rağmen kendinden emin olmasıdır. Yani problem bilmemek değil, yanlış bilgiyi doğru sanmaktır. Bu yaklaşım, kitabın genelinde sürekli tekrar edilen temel bir düşüncedir.

Kitapta ayrıca bireysel hatalardan çok toplumsal düşünme biçimleri incelenir. Eco, insanların kalabalıklar içinde nasıl düşündüğünü, nasıl kolayca yönlendirilebildiğini ve yanlış fikirlerin nasıl hızla yayılabildiğini sorgular. Bu bağlamda medya, ideoloji ve propaganda gibi unsurların insan düşüncesi üzerindeki etkilerine de değinir.

Eserin önemli bölümlerinden biri de komplo teorileri ve yanlış bilginin yayılmasıdır. Eco’ya göre insanlar çoğu zaman karmaşık gerçeklikler yerine daha basit ama hatalı açıklamaları tercih eder. Bu durum, komplo teorilerinin neden bu kadar etkili olduğunu açıklar. İnsan zihni, belirsizlikten kaçınmak için çoğu zaman kolay olanı seçer.

Dil ve iletişim de kitapta önemli bir yer tutar. Eco, dilin sadece bir iletişim aracı olmadığını, aynı zamanda düşünceyi şekillendiren bir yapı olduğunu vurgular. Sözcüklerin yanlış kullanımı veya bilinçli olarak manipüle edilmesi, insanların gerçekliği algılama biçimini doğrudan etkileyebilir.

Kitapta tarihsel örneklere de yer verilir. Geçmişte insanların nasıl hatalar yaptığı, hangi yanlış inançlara kapıldığı ve bu hataların nasıl toplumsal sonuçlar doğurduğu anlatılır. Ancak Eco’nun asıl vurgusu, bu hataların geçmişte kalmadığıdır. Ona göre insan doğası değişmediği için aynı yanılgılar günümüzde de devam etmektedir.

Budalalıktan Deliliğe okurken kendimi tuhaf bir aynanın karşısında buldum. Hani bazen bir metin seni anlatmaz da, seni sana gösterir ya işte tam öyle. Kitapta ilerledikçe fark ettim ki, “budalalık” Eco’ya göre sadece bilgisizlik değil. Daha tehlikeli bir şeyde kendinden emin bir yanlışlık hali. Yani insanın bilmeden değil, yanlış bildiğini doğru sanarak hareket etmesi bu bana fazlasıyla tanıdık geldi. Çünkü dürüst olayım bazen ben de böyleyim.

Bir yerde durup düşündüm .Ben ne kadar gerçekten düşünüyorum, ne kadar sadece inandığım şeyleri tekrar ediyorum?

Eco’nun en rahatsız edici tarafı da bu zaten. Sana doğrudan “sen şöylesin” demiyor ama seni öyle bir noktaya getiriyor ki, kendi kendine itiraf etmek zorunda kalıyorsun. Gülüyorsun bazı yerlerde, ama o gülüşün içinde hafif bir huzursuzluk var. Delilik, sandığımız kadar uzak bir şey değil. Bazen sadece bir adım ötede. Hatta bazen o adımı attığımızın farkında bile değiliz. Galiba en zor olan şu insan kendi budalalığını fark ettiğinde ne yapar? Tam bir felaket anı gibi oluyor insanın dünyası :((
Puan Ver
Orjinal Adı : Pape Satàn Aleppe: Cronache di una società liquida
Derleyen: Umberto Eco
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
0
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
188.7K UP
İnceleyen 1 gün önce
Merhaba
Akdeniz, Mekan, Tarih, İnsanlar ve Miras klasik bir tarih kitabı gibi başlamıyor ve öyle de ilerlemiyor. Fernand Braudel burada bize şunu anlatmaya çalışıyor. Tarih sadece savaşlardan ve krallardan ibaret değildir. Asıl önemli olan, o olayların gerçekleşmesini sağlayan uzun vadeli koşullardır yani coğrafya, iklim ve insanların gündelik hayatı.

Kitabın en bilinen düşüncelerinden biri şu cümlede özetlenebilir. “Akdeniz binlerce şeydir aynı anda; bir deniz değil, denizler bütünüdür.” Bu alıntı aslında Braudel’in bakış açısını çok iyi anlatır. Çünkü ona göre Akdeniz tek bir yer değil; farklı kültürlerin, ticaret yollarının ve yaşam biçimlerinin iç içe geçtiği büyük bir dünyadır. Bir başka önemli vurgusu da zaman anlayışıyla ilgilidir ve şöyle der “Olaylar, tarihin yüzeyinde kısa süreli dalgalanmalardır.” Yani savaşlar ve büyük olaylar aslında en üstte kalan, hızlı değişen şeylerdir. Asıl belirleyici olan, daha yavaş değişen yapılar coğrafya ve ekonomi olur.
Kitap üzerine yorum yapan birçok tarihçi de Braudel’in bu yaklaşımını çok önemli bulur. Örneğin Peter Burke, Braudel’in tarih yazımını kökten değiştirdiğini söyler ve onun için şu yorumu yapmıştır.
“Braudel, tarihi yalnızca olayların kronolojisi olmaktan çıkarıp, yapıların ve süreçlerin incelendiği bir alana dönüştürdü.” (Burke)
Immanuel Wallerstein de Braudel’den etkilenmiş ve dünya sistemleri yaklaşımını geliştirirken onun bu geniş perspektifinden yararlanmıştır. Wallerstein’a göre Braudel, ekonomiyi ve coğrafyayı tarihin merkezine koyarak yeni bir bakış açısı kazandırmıştır.

Tarih sadece “ne oldu?” sorusunun cevabı değil; aynı zamanda “neden böyle oldu?” sorusunun da cevabıdır.

Kitabı bitirdiğinde şunu fark edebilir insan ''İnsanlar tarihi yapar ama o insanların nasıl yaşayacağını büyük ölçüde içinde bulundukları dünya belirler.''
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
3
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
188.7K UP
İnceleyen 1 gün önce
Merhaba
Kendime Düşünceler’ni elime aldığımda ağır bir felsefe kitabı okuyacağımı sanmıştım. Ama birkaç sayfa sonra şunu fark ettim bu kitap bana yazılmamış. Ben, bir insanın kendisiyle konuşmalarını okuyorum. Sanki Marcus Aurelius’un zihnine sessizce misafir olmuşum gibi.
Marcus Aurelius’un kim olduğu burada çok önemli. Bir düşünür olmasının ötesinde, Roma İmparatoru. Yani gücün zirvesinde bir insan. Ama bu kitapta güç yok, gösteriş yok. Aksine sürekli kendini dizginlemeye çalışan, öfkesini kontrol etmeye uğraşan biri var. Bu beni durdurdu. Çünkü insan ister istemez şunu düşünüyor: “Her şeye sahip biri bile iç dünyasını kontrol etmekte zorlanıyorsa, demek ki mesele dış dünya değil.”
Kitabı anlamak için biraz da Stoacılık’tan bahsetmek gerekiyor. Stoacılık, M.Ö. 3. yüzyılda Kitionlu Zenon tarafından kurulmuş bir felsefe. Temel fikri çok net ama uygulaması zor. Kontrol edebildiğin şeylere odaklan, edemediklerini kabullen.

Stoacılara göre dış dünya ,insanlar, olaylar, kayıplar bizim kontrolümüzde değildir. Ama düşüncelerimiz, tepkilerimiz ve seçimlerimiz bizim sorumluluğumuzdadır. Bu yüzden mutluluk dışarıda değil, insanın kendi içinde kurduğu dengededir. Marcus Aurelius’un kitabı da tam olarak bu düşüncenin bir pratiği gibi. Kitabın içeriği bir hikâye değil. Bölümler halinde yazılmış kısa notlardan oluşuyor. Ama bu notlar aslında bir insanın kendine verdiği öğütler. Öfkeyle baş etme, ölümle yüzleşme, sabırlı olma, insanları anlama hepsi var ama öğretici bir dille değil; daha çok içten bir hatırlatma gibi. Bir yerde şu cümleyle karşılaştım ve gerçekten durup düşündüm.

“İnsanı rahatsız eden şey olaylar değil, onlar hakkındaki düşünceleridir.” Bu cümle Stoacılığın özeti gibi. Çünkü bir anda şunu fark ediyorsun: Seni kıran şey belki de olayın kendisi değil, ona yüklediğin anlam. Bir başka yerde ise şöyle diyor. “Çok geçmeden her şeyi unutacaksın; çok geçmeden herkes seni unutacak.” İlk başta biraz sert geliyor ama sonra insanın içinde tuhaf bir hafiflik yaratıyor. Çünkü bu cümle aslında özgürlük veriyor. Her şey geçiciyse, o zaman bu kadar yük taşımaya gerek var mı?
içime en çok dokunanlardan biri “Sabah uyandığında, insanların bencil, nankör ve kaba olacağını düşün ama yine de onlarla uyum içinde yaşa.” Burada Stoacılığın o sakin ama güçlü tarafı var. Dünya değişmeyebilir, insanlar zor olabilir. Ama sen nasıl biri olacağını seçebilirsin.

Okurken sık sık kendime döndüm. Gün içinde ne kadar küçük şeylere takıldığımı fark ettim. İnsanların sözleri, kırgınlıklar, geçmiş Marcus Aurelius sanki yüzyıllar öncesinden bana şunu söylüyor. “Zihnini koru, çünkü asıl olan o.” Kitap bittiğinde büyük bir aydınlanma yaşamadım. Kendime Düşünceler’ni kapattıktan sonra zihnimde dolaşan düşünceler bir noktada çok tanıdık bir duaya bağlandı.

Hani şu herkesin bir şekilde duyduğu, belki de içinden geçirdiği cümle “Allah’ım, değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için güç, değiştiremeyeceklerimi kabullenmek için sabır ve ikisi arasındaki farkı anlayabilmek için akıl ver.” Aslında bu cümle ile Marcus Aurelius’un düşünceleri arasında şaşırtıcı bir yakınlık var. Stoacılığın özü de tam olarak bu değil mi zaten? Neyin senin elinde olduğunu bilmek ve olmayanla savaşmayı bırakmak. Kendi hayatıma dönüp baktığımda şunu fark ediyorum .En çok yorulduğum yerler, kontrol edemediğim şeyleri zorladığım yerler. İnsanlar değişsin istiyorum, geçmiş farklı olsun istiyorum, bazı şeyler hiç yaşanmamış olsun istiyorum ama olmuyor. Ben en çok da bu “olmayan” şeylerin içinde tükeniyorum.

Belki de mesele gerçekten çok daha sade. Değiştirebildiğim şeyler var mesela tepkilerim düşüncelerim, seçimlerim. Bir de değiştiremeyeceklerim, mesela başkaları, zaman, olmuş olanlar galiba bütün hayat, bu ikisini karıştırdığım yerde zorlaşıyor. Şimdi kendime daha sakin bir yerden bakmaya çalışıyorum. Her şeye yetişmek zorunda değilim. Her şeyi düzeltmek zorunda da değilim. Kendi içimde neyi büyüttüğüme, neyi beslediğime karar verebilirim.

Ben hâlâ öğreniyorum… neyi bırakmam gerektiğini, neyi tutmam gerektiğini.

Galiba en büyük güç, her şeyi değiştirmek değil; doğru yerde direnmek, doğru yerde bırakabilmek. İçimde bir sadeleşme oldu. Bazı şeyler yerli yerine oturdu gibi kendime şu soruyu sordum. Ben gerçekten hayatı mı yaşıyorum, yoksa zihnimin kurduğu anlamların içinde mi kayboluyorum?

Belki de Kendime Düşünceler’nin asıl gücü burada. Sana bağırmıyor, öğretmeye çalışmıyor. Sadece seni kendinle baş başa bırakıyor , galiba en zor şey de bu ''Dünyayı değil, kendini yönetmek''
9.8/10
(107 Kişi)
Puan Ver
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
4
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Pınar Güzel
Pınar Güzel
100.4K UP
İnceleyen 1 gün önce
Eco’nun “budalalık” dediği şey, insanın düşünmeyi bırakmasıdır. Sorgulamaz, refleksif tepki verir. Kendi fikri varmış gibi konuşur ama gündemdeki düşünceleri tekrar eder. Sorun burada yanlış bilmek değil, umursamamaktır. Daha çok bireyseldir.
“Delilik” ise bu halin yayılmasıyla ortaya çıkar. İnsanlar neye nasıl tepki vermeleri gerektiğinin bilincini kaybeder. Herkes aklı başındaymış gibi görünür.
Bu ikisi arasında bir döngü var. Önce birey düşünmeyi bırakır, sonra bu durum yayılır ve kimse garipsemez.

İnsanlar artık “var olmak” yerine varmış gibi görünmeye çalışır ve görünürlük neredeyse tek değer haline gelir. Hal böyle olunca anlam üretmek de anlamsızlaşır, tüketim öne çıkar. İnsan artık yaptığı işle değil, tükettiğiyle tanımlanır. Dolayısıyla artık mesele iyi ya da anlamlı olmak değil, görünür olmaktır. Var olmak, görünür olmakla eşitlenir.

Bir diğer kırılma da utanç duygusunun kaybolmasıdır. İnsanlar artık saklamak için değil, sergilemek için yaşar. “Mahremiyetin kamusallaşması” normal görülür.
Delilik de burada başlıyor. İnsanlar yanlış olanı savundukları için değil, yanlış ile doğru arasındaki farkı artık hissetmemeye başladıkları için.
Puan Ver
Orjinal Adı : Pape Satàn Aleppe: Cronache di una società liquida
Derleyen: Umberto Eco
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
1
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Daha Fazla İçerik Göster
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
Evrim Ağacı'na Destek Ol

Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.

Evrim Ağacı'nı Takip Et!
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
"Yaban hayattaki türler, henüz okunmamış bir kütüphane gibidir. Onları yok etmek, bir kütüphaneyi yakmaya benzer."
John Dingell
Kapak Görseli Seç
Videodan otomatik olarak çıkartılan karelerden birini seçin.
Kareler yükleniyor…
Videoyu kaydırarak istediğiniz kareyi seçin.
0:00 / 0:00
Kendi kapak görselinizi yükleyin. Görsel otomatik olarak kırpılacaktır.
Görseli sürükleyin veya tıklayın PNG, JPG veya WEBP (Maks. 10MB)