Isaac Asimov, iyi bir yazarın okuyucunun aklıyla nasıl oynayabileceğini gösteriyor. Özellikle son bölümlerde her sayfada 'tamam, şimdi anladım' derken bir sonraki sayfa tüm düşüncelerini yıkıp yeniden yapılandırıyor. İlk bölümler sabır istiyor, çünkü Asimov sizi hiçbir açıklama yapmadan doğrudan hikayenin ortasına atıyor. Henüz bu dünyanın kurallarını, kavramlarını bilmiyorsunuz ama olaylar zaten başlamış. Bu biraz yabancı ve bunaltıcı hissettiriyor. Ama bu da bir tercih, devam ettikçe o belirsizliğin aslında kasıtlı olduğunu anlıyorsunuz. Bırakmadığım için şanslıyım çünkü bir noktadan sonra kitabı elinizden bırakmak mümkün olmuyor.
Asimov bu hikayesinde 'Sonsuzlar' adını verdiği bir topluluğun üyesi Andrew Harlan'ın hikayesini anlatıyor. Sonsuzlar yüzyıllar arasında seyahat edebiliyor ve küçük müdahalelerle kelebek etkisi yaratarak insanlığı şekillendiriyor. Bir mühendisin toplantıya beş dakika geç kalması, yüzyıllar sonra olacak bir savaşı engelleyebiliyor.
Kitabın temelinde insanlığın gerçek ilerleyişinin sadece barış, refah ve yaşamla değil, aynı zamanda mücadelelerle, aşılması gereken eşiklerle, bazen kayıplarla sağlanabileceği fikri yatıyor.
Bir grup insanın çoğunluğun iyiliğini sağladığını düşünmesi, bu yönde geleceği şekillendirmesi ve aslında bunlara o hakkı kimin verdiğini, bazen binlerce insan için birkaç insanı yok etmenin etikliğini, nihayetinde kurtarıcılarımızın gerçekten kurtarıcı olup olmadıklarını sorgulatıyor.
Asimov bu eseri 71 yıl önce kaleme almış ancak günümüz dünyasını da oldukça iyi tanımlıyor.Sonsuzları bugünün teknoloji yöneticilerinde görmek için fazla hayal gücü gerekmiyor. Bu insanların birçoğu Mesih Sendromu’na kapılmış haldeler. İnsanlık için neyin iyi olduğunu kendileri karar verip günün sonunda kurtarıcı olma fikriyle besleniyorlar.
Bilim kurguyu bir düşünce aracı olarak kullanan, sadece macera değil soru soran kitaplar arayanlar için bu kitap tam yerinde.