Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Paylaşım Yap
500 ATP Ödüllü Soru: İstanbul'dan Ardahan'a pedal çevirerek bisiklet yolculuğu için en iyi deneyim ve tavsiyeler nelerdir, ekipmanlar ve hangi model bisiklet daha uygun olur ve çevre-doğa-insan bağlantıları hakkında ne düşünüyorsunuz? Hemen cevapla!
Tüm Reklamları Kapat
Eserler
İncelemeler
Kişiler
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Kafana takılan neler var?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Rastgele Soru
İnceleme
Hüseyin Güngör
İnceleyen10 1 saat önce
Üstüne fazla düşünmeden, Iliad ve Odyssey'i okumamış ama ana hatlarına çok hakim bir Nolan hayranı olarak diyebileceğim bazı şeyler var. Bana "Uf aman aman ne izlettin." etkisi vermeyen nadir Nolan yapımlarından. Standart Messi hareketlerinin en üst düzey futbolculardan daha üstte kalmasına rağmen kendi çıkardığı çıtanın altında ezilmesi gibi geliyor. Yani evet, bir Nolan filmi olarak hala çok üst düzeyde ama bana ikinci bir Oppenheimer filmi gibi geldi. Zaten adam zamanla, insan kibriyle, gri karakterlerle, yıkım mirası ile oynamayı seven ağır dramacı bir adam. Biraz tekrara düşmüş diye düşünüyorum.

Bir de şöyle günümüz popüler kültür araçlarıyla 4000 yıllık maziyi, anlatıları deneyimleyince kaynak materyalin ne kadar güçlü bir potansiyel sahibi olduğuna odaklandım. Bunlar, mitler, gerçekten de erken bilim olarak, antik insanların evreni, yaşamı, insanı, korkuları, hırsları anlayan ve anlatan yapıları. Ve, en acısı, onlar bizden çok daha ilerideymiş bu konularda. Modern bilimcilik falan diyerek insan zihnini öyle kısırlaştırıyoruz ki, steril dünyada gerçek hayattan uzakta bazı medeni şovlar peşindeyiz. Bu mitler insanı çıplak şekilde gerçeklikle yüzleştiriyor. Bundan dolayı Nolan'ı ve ne yapmaya çalışıyorsa Hollywood sinemasını bir noktada tebrik etmeliyim. Bizlere bu deneyimi sunuyorlar.

Korku sineması devinim içindeyken Nolan gibi birinin kıyısından köşesinden, tıpkı son Mission Impossible'lardaki denizaltı sahnesinde hissettiğim gibi, doğanın büyüklüğüne karşı duyulan korku elementleriyle bu alana yaklaşması çok heyecan verici. Bu yönden düşününce zihnimin komplo teorisyeni tarafı bu MI, Dune, Avatar, Odyssey gibi filmlerle neye hazırlık yapıyorlar diye bir kuşku üretti. Dune'u izlerken savaşın görkemine dair uyandırdığı hislerimle bu Hollywood bizi savaşlara hazırlıyor demiştim. Odyssey ve Agamemnon sahnesinden sonra emin oldum. Ben bir nörofarklı olarak, susmak bilmeyen iç sesini tanrıların vahyi sanan Odysseus'un mirasçılarından sayılırım ve diyorum ki bu adamlar kesinlikle insanlara savaş tohumları ekiyor. Tabii, metin olarak bakarsan savaş karşıtı bir hikaye ile yapılıyor bu. :) Hatta irademizi eritmeye çalıştıkları bariz olan şu çağlarda gücün karşısında daha itaatkar ve hayran olmamız istendiği belliyken, Fremen ilahisi dinlerken ya da Agamemnon'ı surun önünde tüm görkemiyle gördüğünde içindeki yıkıcı güçler ya da büyük bir şeyin parçası olma hissi tetiklenmiyorsa insan kendisini gözden geçirmeli derim. Aynı şekilde Shai-Hulud, Flux Devil, Cyclops, Interstellar'daki devasa dalgaları, Gargantua'yı gördüğünde dehşete kapılmıyorsan insan bence o sinema deneyimini tadamamış demektir.

Savaş karşıtı anlatım demişken, öz savunma için hazır olma ve avcılık gibi eril özellikler ile katliam ve yayılmacılık arasındaki Atatürkçü sınırı en azından çiziyor gibi göründüğü için de ayrıca tebrik ederim. Truva'nın Türk olduğuna iman eden birisi olarak, evet Hector'a hepimizin sempati beslemesi de boşuna değildir, Truva'ya yapılan şeyin katliam olduğunu ve belki de insanların arasındaki kırılgan bağları yıktığını mesajlamak bence güzeldi. İlericilik diye insanları dizginleyen bazı değerleri sabote etmemizle çözülen insani ve sosyal bağları da çok güzel ele almış. Hatta, Polyphemus karşısında ismiyle kibre düşme anlatısını herhalde makul gerekçelerle kullanmaması karşısında eksik hissettiğim gibi Truva surlarından atılan bir Astyanax da görmek isterdim. Tabii burada Zendaya'nın tüm savunmasız görünen vücuduyla akıllara kazınacak kadar güzel şekilde merhamet dilenmesi, bunlar her ne kadar küresel güçler tarafından muazzam şekilde desteklense de boş insanlar değiller dedirtti. Bu arada Nolan abim woke ajandaya bence minimal yer vermiş. Bu yüzden de ayrıca tebrik ederim. :D

Yine, "Kafamdaki her detayı hakkıyla yazmaya odaklanacak enerji veremem." noktası ile "Abi, şöyle bir hafta falan şu filmi yatıp kalkıp konuşmalıyız ya." arasında bir yerde bırakan bir film izledim demeliyim. Gün içinde sık sık "Ulan bak şöyle de bir şey vardı." uyanışları gelir. Nolan'ın hikaye okuma ve anlatma kısmında kattığı modern perspektifleri tabii ki sevdim. Böyle klasik metinler ancak böyle perspektifler ile yorumlanarak çekilir olur bence. Hikaye bu kadar kompakt hale getirilmese her bir bölüm için ayrı ayrı daha çok şeyler yazılıp çizilebilirdi. Belki de olumsuz bakışıma sebep olan kısımların sebebi de budur. Muazzam uzun anlatılar, Nolan perspektifinden, bence kısacık bir filmde bu kadar olur. Hatta, şu an, Odysseus'u bu kadar gri bir alandan değil de gerçekten karanlık bir perspektiften izlemek istedim. Üstüne düşününce kafamda Oliver Queen'in "I liked it." itirafları yankılanıyor. Odysseus filmde gri karakter değil hala fazlaca kahraman pozisyonunda kalmış bir karakter diyebilirim şu an. Yine bu da sezgisel şekilde hoşlanmadığım kısımları açıklayabilecek bir şey. Dostum, bu anlatı yeterli gelmedi bana. Sırf bu yüzden 1 puan düşürüyorum. Ama başka bir noktadan düşününce de, Troy filminde tamamen dışlanması tercih edilen fantastik elementler, Nolan filminde dışlanmamış gibi görünürken aslında, gerçek mi hayal mi sorularına net cevap vermeyen gerçek bir sanat eseri tonundaki filmlerde olduğu gibi, dışlanıp dışlanmadığı belli değil. Odysseus güvenilir bir anlatıcı mı sorunsalını cevapsız bıraktığı için şu an tekrar tam puana artıracak kadar hoşuma gitti. İşte Odyssey böyle bir eser. Homer da çok büyük adam gerçekten. Edebiyatçılara neden erken dönem psikologları dendiğini de yine iyi anlayacağımız bir eser.

Truva Atı'nı tarihin ilk kitle imha silahlarından olarak görürsek Nolan'ın Yapay Zeka konusunda falan ne demek istediğini ve neden ikinci bir Oppenheimer filmi gibi hissettirdiğini de daha iyi anlamış oluruz. Tüm bunlardan bağımsız olarak, Homer döneminin psikolojiye bakış açısını, nöroçeşitlilik gibi kuramlarla bağlantıları araştıra araştıra, "Organların Psikolojisi", "phren-fren", "Thymos-Timus bezi ve oradan da otoimmüniteyi engelleyen doku ve oradan da mRNA teknolojisinin neden otoimmünite ve turbo kanserleri tetiklediği" gibi müthiş ince bilgilere ve kuramlara çıkabiliyorsun. Nimet.
Film
9.7/10
(3 Kişi)
Puan Ver
Orijinal Adı : The Odyssey
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
0
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Sonya Demirboğa
Sonya Demirboğa
80.9K UP
İnceleyen10 21 saat önce
Kardeşimin Hikayesi, Zülfü Livaneli’nin 2013 yılında yayımlanan romanıdır. Kitap aynı zamanda 2013 yılının en çok okunan kitabı olarak büyük bir başarıya da imza atmıştır.
Roman Karadeniz kıyısındaki sakin bir balıkçı köyünde işlenen gizemli bir cinayetle başlayan ancak kısa sürede bir cinayet romanı olmaktan çıkıp insanın karanlık dehlizlerine inen çarpıcı bir psikolojik yapıttır. Eser, Podima köyünde yaşayan emekli inşaat mühendisi Ahmet’in, komşusu Arzu’nun vahşice öldürülmesi üzerine köye gelen genç ve hırslı bir gazeteci kızla tanışmasıyla başlar. Kendini dünyadan soyutlamış, insan dokunuşundan bile kaçan bu gizemli adam, genç gazeteciye hem kendi geçmişini hem de ikiz kardeşi Mehmet’in sıra dışı ve trajik aşk hikayesini anlatmaya başlar. Livaneli, bu anlatı içinde anlatı tekniğiyle okuyucuyu sürekli uyanık tutan edebi bir labirent inşa eder.
Kardeşimin Hikayesi, akıp giden sürükleyici bir kitap olmasının yanında aynı zamanda aşk, duygular, ölüm, unutmak, hatırlamak ve insan ruhuna dair psikolojik derinlikleri barındıran bir hikâyeyi anlatıyor.
Livaneli’nin akıcı, sade ama bir o kadar da felsefi derinliği olan dili, ağır psikolojik tahlillerin bile bir solukta okunmasını sağlar. Yazar; Binbir Gece Masalları'na, dünya edebiyatına ve mitolojiye yaptığı göndermelerle önümüze edebi anlamda zengin bir eser koyar.
Kitabın finali ise edebiyatımızdaki en sarsıcı ve ters köşe sonlardan biridir; o ana kadar kurulan tüm gerçeklik algısını yerle bir ederek okuyucuyu büyük bir aydınlanma ve şaşkınlıkla baş başa bırakır. Okuyucu cinayeti unutup kitapda sadece Mehmet'in dramatik hayatına odaklanmış bir şekilde sona ulaşıyor. Sonuç olarak Kardeşimin Hikayesi, sadece bir solukta okunacak bir polisiye gizem değil, insan ruhunun yalnızlığını ve karmaşasını ustalıkla harmanlayan kalıcı bir modern klasiktir.
9.2/10
(21 Kişi)
Puan Ver
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
2
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Mehmet Tahsin Akdeniz
İnceleyen10 2 gün önce
Derin anlamlı ve bir çok siyasi mesajları olan George Orwell'ın Hayvan Çiftliği kitabı uzun zamandır okuduğum en iyi kitaplardan bir tanesi.

Kitap da hayvanlar, çiftlik sahiplerinin onlara kötü muamele yaptığı için isyan çıkartırlar ve başarılı olurlar, ama zamanla Napoleon adlı domuz yönetimi ele geçirir. Yavaş yavaş diğer hayvanların beynini yıkar ve baş kaldıranların hepsini idam ettirir. Kitabın sonunda ise derin bir mesaj saklıdır.
9.6/10
(409 Kişi)
Puan Ver
Orijinal Adı : Animal Farm
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
2
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Gizem Çetin
Gizem Çetin
136.2K UP
İnceleyen10 2 gün önce
Yıl 1882. Tıbbın bedene yönelik olduğu, ruha ya da "psike"ye karşı bir tedavi şekli olmadığı, yani psikoterapinin doğmadığı yıllar. Psikiyatrist Irvin D. Yalom, bu kitapta, aynı dönemde yaşadığı halde aslında hiç karşılaşmamış iki büyük ismi bir araya getiriyor: Doktor Josef Breuer ve filozof Friedrich Nietzsche.

Kitabı anlatmaya Lou Salomé'den başlamak lazım. Lou Salomé, 21 yaşında, toplumsal tabulardan uzak, özgürlükçü bir genç kadın yazar ve geleceğin psikanalistidir. Kadınlara karşı olumsuz tutumuyla bilinen Nietzsche'yi âşık etmeyi başarmış tek kadındır. Salomé ise özgürlüğe tutkundur ve bağlanmaya o kadar uzaktır ki Nietzsche'nin tek aşkı olmayı kabul etmez. Nietzsche, bir yandan Salomé'ye delicesine âşık, diğer yandan da ona çok kızgındır. "Ev kedisi kılığında yırtıcı bir hayvan" gibi aşağılayıcı sözler yazmaktadır mektuplarında. Aynı zamanda şiddetli sağlık sorunlarıyla mücadele etmektedir.

Josef Breuer ise yaşlı, zengin ve saygın bir doktordur. Karısı Mathilde ile mutlu bir evliliği vardır. Dışarıdan bakıldığında bir insanın sahip olmak isteyeceği her şeye sahiptir. Fakat içten içe mutsuz ve tatminsizdir. Bertha adında genç bir hastasına tutulmuş, onu düşünmeden duramıyordur. Eşinden uzaklaşmış, soğumuştur.

Sigmund Freud ile de dost olan, Freud'u evinde sıkça misafir eden Breuer'in muayenehanesine bir gün Salomé gelir ve ümitsizliğe kapılan, ölmekten bahseden Nietzsche adına yardım ister. Breuer, Salomé'yi reddetmek istese de ona karşı koyamaz. Fakat bir problem vardır. Nietzsche son derece gururludur, felsefesi gereğince zayıflığı kabullenmez ve yardım teklifini sert bir dille reddeder.

Eğer Breuer, Nietzsche'ye yardım etmek istiyorsa, kendisini de onun yardımına açması gerektiğini anlar. Roller yavaşça değişmeye başlamıştır. Nietzsche, Breuer için mutsuzluğundan kurtulma yolunda bir rehber haline gelmiştir.

Daha önce Nietzsche'nin herhangi bir kitabını okumamıştım ve fikirlerini yüzeysel olarak biliyordum. Bu roman benim açımdan "Nietzsche'ye Giriş 101" niteliğinde oldu. Katılmadığım çok yönü olmakla birlikte -mesela tanrıyı ve dini inancı reddedişi, bengi dönüş- felsefesinin insanın ufkunu açan, hatta hayatını değiştirme potansiyeli barındıran yönleri de var benim için; "amor fati" (aynı zamanda hayranı olduğum bir müzisyen olan Yağmur Sarıgül'ün kolundaki dövmedir), yani yazgıyı sevmek; insanın çevresel etkilerden sıyrılarak kendi yolunu çizmesi, hakikat güneşine korkmadan bakabilmek.

Filozofun bütün bu fikirlerini diyaloglarda, satır aralarında aktaran Yalom, bunlara psikolojik yönden yaklaşıyor. Ne demek istiyorum? Bengi dönüşün ontolojik varlığını sorgulamaktan ziyade okura şu soruyu sorduruyor: "Eğer bu hayatı sonsuza dek tekrar tekrar yaşayacak olsaydın, hayatında neleri değiştirirdin?"

Roman ilerlerken yalnızca Breuer kendisini sorgulamıyor. Okur da kendisini sorguluyor, kendi hayatını sigaya çekiyor. Gerçekten yaşamı yaşayan ben miyim? Yoksa yaşam mı beni yaşıyor? Her insanın hayatın bir noktasında kendine sorduğu sorular bunlar. Kitapların neden var olduğunu hatırlatıyor. İçimize tutulan bir aynadır bazı kitaplar, kendimizle daha iyi yüzleşebilmemiz için. Bu kitap da öyle.
9.9/10
(15 Kişi)
Puan Ver
Orijinal Adı : When Nietzsche Wept
İnceleme Yaz
Sonra Okuyacaklarıma Ekle
3
1 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Elif Nur Ergüç
Elif Nur Ergüç
51.4K UP
İnceleyen10 3 gün önce
Geri sara sara izlediğim mükemmel bir yapım.

Hannibal Lecter rolüyle Anthony Hopkins tek kelimeyle muhteşem. Gerilimin vücut bulmuş hali.

Buffalo Bill karakteri favori karakterlerimden biri ve bunda Hannibal'ın katkısı çok büyük. Hatta karakterin bu kadar derin gözükmesinin sebebi bizzat kendisi. Bill hakkında söylediği şeyler karakterin kendisine bir derinlik oluşturuyor. Bizlere Bill dümdüz bir seri katil olarak yansıtılır. Karakterin altında yatan hikayeyi bilmeyiz. Hannibal'ın anlattıklarıyla Bill'e bir hikâye biçilir.

Buffalo Bill'in favorim olması sebebi hikâyesi değil karakter üstünden işlenen günümüz insanının bir yansıması. Filmin en vurucu noktalarıydı kesinlikle.

İmrenmenin temelinde dönen insanın kendisine olan buhranı yansıtılıyor. Birçok kurbandan edindiği derilerle kendine yeni bir kişilik kazandırımı. Buradaki farklı kurbanlardan farklı derilerin birleşimi insanlara duyduğumuz imrenmenin bir sembolizmi. Kendimizi kabul edemeyişimiz farklı insanlarda bir benlik arayışına girmemizin bir alegorisi.

"Güvenin önemi değişimdir. Tırtıl, koza haline geliyor ve sonra güzelliğe dönüşüyor. Bizim Billy de değişmek istiyor. "

"Billy gerçek bir travesti değil. Ama olduğunu düşünüyor. Olmaya çalışıyor. Sanırım birçok şey olmaya çalışıyor."

"Çocuklukta şiddete bağlı ciddi davranış bozukluklarına bak. Billy suçlu olarak doğmadı, Clarice. Yıllarca süren sistematik kötü davranış sonucu bu hale geldi. Billy kendi kimliğinden nefret ediyor ve bunun kendisini travesti yaptığını sanıyor. Ama ondaki bozukluk bin kez daha acımasız ve daha korkutucu."

Bu analizlerden sonra Bill'in kurbanıyla olan sahnesi verilir. Bu sahne filmdeki en vurucu sahnedir. Kurbanın verdiği tepkiler Bill'in duygularının bir yansımasıdır. Bill'in bunlara göstermiş olduğu tepkiler de imrenme ve taklitten uzak gerçek duygularıdır. Ağlamamak için kendini tuttuğu ağız hareketlerinden anlaşılır. Kurbanıyla beraber attığı çığlık ise kimsenin görmediği ve gösteremediği çaresizliğidir.

Sahnenin vuruculuğunu sadece o an sağlamaz. Günümüz insanının dönüşmeye zorlandığı birçok şeye karşı sessiz bir çığlıktır ayrıca. Sistematik kötülüğe yenilmemizin bizleri aslında neye dönüştürdüğünün bir yansımasıdır. Sistematik kötülük sadece fiziksel ya da psikolojik şiddet olarak algılanmamalı. Sistemin bizlere dayattığı her türlü "ideal insan" tasvirini böyle tanımlayabiliriz. Zamanla sistemin kendisine dönüşmemiz Bill'in bir seri katile dönüşmesiyle aktarılır.

"Bay acherontia styx ile tanışın. Arkadaşları arasında ölü kafası güvesi olarak tanınır. Sadece Asya'da yaşarlar. Bunu biri büyütmüş. Onu balla beslemiş ve sıcak tutmuş. Biri sevmiş onu."

Burada "biri sevmiş onu" cümlesi vurgulanarak söylenir. Bill en başından beri bir güve olarak tasvir edilir. Burada güveye gösterdiği sevgi kendisine hissetmek istediği duygularıdır.

Bill bir güvedir. Hatta Acherontia styx yani ölüm başlı şahin güvesidir. Karakterin ilk görünümü gece vakti kamufle olmuş bir şekilde gece görüş dürbünüyle sunulur. Güveler aldığı desenler ve renklerden dolayı kamufle olma özelliğine sahiptir. Gece vakti aktif olan canlılardır. Güvelerin bu türü balla beslenir. Bala ulaşmak için arıların kokusunu taklit ederler. Güve arıyı taklit etse de günün sonunda yine güvedir tıpkı Bill'in değişmek için derilerden bir beden oluşturması gibi. Görünümü ne kadar değişirse değişsin yine aynı Bill'dir.

Acherontia styx güvesinin mitolojik kökeni filmde yansıtılır. Yunan mitolojisinde Styx Nehri ölüler nehridir. Ayrıca Acherontia, Styx Nehri'nin bir kolu olduğu söylenen Acheron nehrinden türemiştir. Bill kurbanlarının ağzına acherontia styx pupası yerleştirerek farklı nehirlere atar.

Bill'in güve olma arzusu ölümüne yansır. Clarice silahı ateşlediğinde Bill'in acıdan kasılan bedeni gösterilir. Ellerinin hareketi bir güveden daha çok ters dönmüş bir böceğin tepkilerine benzer. Bu da bir güveye dönüşmek isteyen bilin aslında ne olduğunu vurgular. Vahşice katlettiği insanların bir cezasıdır da.

"-Kuzuna ne oldu Clarice?
- Onu öldürüler.
-Halen bazen uyanıyorsun, değil mi?Karanlıkta uyanıyorsun ve kuzuların çığlıklarını duyuyorsun?
-Evet.
-Catherine'i kurtarırsan, bunların biteceğini düşünüyorsun, değil mi? Catherine yaşarsa, kuzuların o korkunç çığlıklarının seni karanlıkta uyandırmayacağını düşünüyorsun."

Kabul etmeliyim ki filmin odak noktası hiçbir zaman katiller ve kurbanları olmadı. Filmi izlediğim süreçte Clarice'in geçmişine ışık tutuldu. Duygusal zayıflığı ve tedavi süreci yansıtıldı. Tüm film Clarice'in psikolojik tedavi alma süreciydi ve psikiyatristi de Hannibal Lecter'dı. İpuçlarının hepsi ihtiyaç duyduğu haplardı ve sonunda tedavisini tamamladı.

"Nasılsın, Clarice? Kuzuların çığlığı bitti mi?"
9.7/10
(51 Kişi)
Puan Ver
Orijinal Adı : The Silence of the Lambs
Yönetmen: Jonathan Demme
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
1
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Daha Fazla İçerik Göster
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
Evrim Ağacı'na Destek Ol

Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.

Evrim Ağacı'nı Takip Et!
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
"Hiç kimse vermekle fakirleşmedi."
Anne Frank
Kapak Görseli Seç
Videodan otomatik olarak çıkartılan karelerden birini seçin.
Kareler yükleniyor…
Videoyu kaydırarak istediğiniz kareyi seçin.
0:00 / 0:00
Kendi kapak görselinizi yükleyin. Görsel otomatik olarak kırpılacaktır.
Görseli sürükleyin veya tıklayın PNG, JPG veya WEBP (Maks. 10MB)