Merhaba
The Prince (Prens), ilk bakışta yalnızca siyaset üzerine yazılmış bir kitap gibi görünür. Ama biraz dikkatle okunduğunda aslında insan doğası, güç, korku, sadakat ve iktidarın kırılganlığı üzerine oldukça sert bir metin olduğu anlaşılır. Niccolò Machiavelli bu kitabı, insanın olmak istediği dünyayı değil, olduğu dünyayı anlatarak yazar. Belki de bu yüzden aradan yüzlerce yıl geçmesine rağmen hala rahatsız edici biçimde güncel kalır.
Kitabı okurken insan şunu hissediyor. Machiavelli ideal bir dünya tasarlamıyor. Tam tersine, insanların çıkarcı, değişken ve çoğu zaman korku ile hareket ettiğini varsayıyor. Ona göre bir hükümdar yalnızca “iyi” olmaya çalışırsa iktidarını koruyamaz; çünkü dünya her zaman iyilerin kurallarına göre işlemez. Bu yüzden Machiavelli’nin en tartışmalı tarafı burada başlıyor. O, yöneticinin gerektiğinde sert, kurnaz ve hatta acımasız olabileceğini söyler.Kitaptaki en meşhur sorulardan biri “Bir hükümdarın sevilmesi mi daha iyidir, korkulması mı?”
Machiavelli ye göre İkisi bir arada olursa en iyisidir; ama biri seçilecekse korkulmak, sevilmekten daha güvenlidir. Çünkü insanlar sevgilerini kolay değiştirebilir ama korku daha kalıcıdır. Bugün kulağa sert hatta ürkütücü gelebilir; ama Machiavelli bunu ahlaki bir öğüt gibi değil, siyasal gerçeklik gözlemi gibi sunar.
Kitabın en çok yanlış anlaşılan taraflarından biri de İnsanlar bazen Machiavelli’yi “kötülüğü savunan adam” gibi görür. Oysa bence Machiavelli insanı romantikleştirmeyen bir gerçekçidir. O, dünyayı olduğu gibi anlamaya çalışır. Bir anlamda siyasetin idealizmle değil, güç dengeleriyle yürüdüğünü söyler.
Ama burada kitabın biraz karanlık tarafı da var. Çünkü bazen okurken insan huzursuz olur. “Ama etik ne olacak?” diye düşünür. İşte Prens tam burada insanı zorlayan bir metindir. Çünkü bize rahatsız eden şey İyi bir insan olmak ile başarılı bir yönetici olmak her zaman aynı şey midir?Bence kitabın gücü de burada yatıyor. Sana hazır cevap vermiyor; seni düşündürüyor.
Machiavelli bu kitabı aslında İtalya’nın parçalanmış olduğu, siyasi entrikaların, savaşların ve ihanetlerin yoğun yaşandığı bir dönemde yazıyor. Floransa’da görev yapmış ama sonra gözden düşmüş, sürgün ve yalnızlık yaşamış biri. Prens biraz da yeniden siyasete dönebilme umuduyla yazılmış bir eser gibi görülür. Yani yalnızca teori değil; yaşanmış bir hayal kırıklığının ve gözlemin ürünü.
Bence Prens insanı biraz ürküten ama dürüst bir kitap. Çünkü bize yalnızca hükümdarları değil, insan doğasını da anlatıyor. Çevremize dikkatle baktığımızda Machiavelli’nin anlattığı bazı davranışların bugün bile değişmediğini fark ediyor insan. Belki teknoloji değişti, kıyafetler değişti ama güç, çıkar, sadakat ve korku hala insan ilişkilerinin bir parçası. Yine de kitabı yalnızca “acımasız olun” mesajı veren bir eser gibi okumak haksızlık olur. Bence Prens, biraz da insanın şu gerçekle yüzleşmesi için yazılmış gibi. İşin gerçeği şu ''Dünya çoğu zaman olması gerektiği gibi değil, olduğu gibi işler.''