Braudel’i okumak biraz sabır ister, dürüst olayım. Maddi Uygarlık – Dünyanın Zamanı öyle bir roman gibi akıp gitmez. Ama bir noktadan sonra insanı içine çeken tuhaf bir büyüsü vardır. Çünkü Braudel sana tek tek olayları değil, zamanın kendisini anlatır.
Onun en çarpıcı fikri şudur. Tarih sadece kralların, savaşların, devrimlerin tarihi değildir. Asıl tarih, insanların gündelik hayatında, mutfakta kaynayan çorbada, kullanılan kumaşta, fiyatı yavaş yavaş artan buğdayda gizlidir. Braudel bunu “uzun süre” (longue durée) kavramıyla açıklar. Yani yüzeyde fırtınalar koparken, dipte ağır ağır akan bir akıntı vardır.
Şöyle demiştir. “Uygarlıklar, yüzeydeki olayların altında, ağır ve yavaş akan bir zamana dayanır.”
Bu cümle kitabın kalbi gibi. Çünkü Braudel’in derdi şu: Biz hep dramatik anlara bakıyoruz ama asıl belirleyici olan, yüzyıllarca değişmeden süren ekonomik ve toplumsal yapılardır.
Kitap üç katmanlı bir dünya çizer ve en altta gündelik hayat (ekmek, ev, alışkanlıklar), ortada piyasa ekonomisi, en üstte ise kapitalizm. Braudel çok net bir ayrım yapar. Kapitalizm serbest piyasa romantizmi değildir. Tam tersine, güçlülerin ayrıcalıklı alanıdır. Büyük tüccarlar, finans çevreleri, devletle iç içe geçmiş çıkar ağları. Kapitalizm çoğu zaman “serbestlik” değil, imtiyaz üretir.
“Kapitalizm, pazar ekonomisinin en üst katında, ayrıcalıklı bir alanda yaşar.” Bu cümle insanı sarsıyor. Çünkü modern dünyada kapitalizmi çoğu zaman doğal ve kaçınılmaz bir süreç gibi düşünmeye alışmışız. Braudel ise bunun tarihsel, katmanlı ve güç ilişkileriyle örülü bir yapı olduğunu gösteriyor.
Ben bu kitabı okurken şunu hissettim. Zaman sandığımızdan çok daha ağır ilerliyor. Devrimler bir gecede olmuyor; yüzyılların birikimiyle oluyor. Bugünkü dünya da bir anda ortaya çıkmadı. 15. ile 18. yüzyıl arasındaki ticaret ağları, liman kentleri, para akışları bugünün küreselleşmesinin temellerini attı.
Braudel’i özel yapan şey ise O dramatik anlatmaz. Heyecanlı bir tarihçi değildir. Ama derin anlatır. Sayfalarca tahıl fiyatı, deniz ticareti, nüfus hareketi okursun. Sonra bir anda fark edersin ki aslında insanlığın kaderini okuyorsun. Belki de en etkileyici tarafı şu düşüncedir. Biz olayların içinde yaşıyoruz ama olaylar her zaman tarihi belirlemiyor. Asıl belirleyen, yavaş, inatçı, görünmez yapılar.
Maddi Uygarlık – Dünyanın Zamanı bana hep şunu düşündürdü. Biz bugün kendimizi çağımızın merkezinde sanıyoruz. Oysa Braudel’in gözünden bakınca, hepimiz uzun bir zaman nehrinin küçük dalgalarıyız sadece. Ve o nehir, biz fark etsek de etmesek de ağır ağır akmaya devam ediyor.