Merhaba.
Zamanın yönü ve doğası, hem fizik hem de felsefe tarihinde en tartışmalı konulardan biridir. Bu tartışmanın merkezinde yer alan temel sorulardan biri, zamanın akışının entropi artışının bir sonucu olup olmadığıdır. Özellikle modern fizikte “zamanın oku” kavramı, büyük ölçüde termodinamiğin ikinci yasası ile ilişkilendirilmiştir. Bu yasa, kapalı bir sistemde entropinin zamanla artma eğiliminde olduğunu söyler ve bu artış, doğadaki süreçlerin geri döndürülemezliğini açıklar.
Arthur Eddington, zamanın yönünü tanımlamak için ilk kez açık biçimde “entropi oku” kavramını kullanmış ve zamanın geleceğe doğru akıyor gibi algılanmasının, entropinin artış yönüyle çakıştığını ileri sürmüştür. Eddington’a göre, geçmiş ile gelecek arasındaki asimetrinin temel nedeni, doğanın entropi açısından düşük düzenlilikten yüksek düzensizliğe doğru evrilmesidir. Bu yaklaşım, zamanın kendisinin değil, zaman içinde gerçekleşen süreçlerin yönlü olduğunu ima eder. Zaman, bu bakış açısında, entropik süreçlerin bir göstergesi gibi görünür.
Bu düşünceyi istatistiksel mekanik düzeyinde ele alan önemli çalışmalardan biri Joel L. Lebowitz’e aittir. Lebowitz, Boltzmann entropisi üzerinden yaptığı analizlerde, zamanın yönlü algılanmasının mikroskobik yasaların kendisinden değil, başlangıç koşullarının düşük entropili olmasından kaynaklandığını savunur. Ona göre fizik yasaları zaman bakımından büyük ölçüde simetriktir; ancak evrenin başlangıçtaki düşük entropi durumu, süreçlerin geri döndürülemez biçimde ilerlemesine neden olur. Bu bağlamda zamanın oku, entropinin artışından türeyen istatistiksel bir özelliktir (Lebowitz, 1993).
Bu yaklaşım, zamanın entropinin bir “sonucu” olduğu fikrini güçlendirse de, bu ilişkinin tek yönlü ve basit olmadığını gösteren görüşler de mevcuttur. Carlo Rovelli, zamanın termodinamik okunu kabul etmekle birlikte, zamanın kendisinin entropiye indirgenemeyeceğini savunur. Rovelli’ye göre zaman, insanın ve gözlemcinin dünyayla kurduğu ilişkinin bir sonucudur. Entropi artışı, zamanın yönünü belirler; ancak zamanın varlığını açıklamaz. Başka bir deyişle, entropi zamanın neden aktığını değil, neden belirli bir yönde deneyimlendiğini açıklar (Rovelli, 2015).
Benzer şekilde Huw Price, zamanın termodinamik yorumuna eleştirel yaklaşır. Price’a göre, zamanın okunu yalnızca entropiye bağlamak, zamanın ontolojik statüsünü göz ardı etme riskini taşır. Entropi, zaman içinde tanımlanan bir niceliktir; dolayısıyla zamanın entropinin sonucu olduğunu söylemek, kavramsal bir döngü yaratabilir. Price, asıl sorunun neden evrenin düşük entropili bir başlangıç koşuluna sahip olduğu olduğunu vurgular. Bu soru yanıtlanmadan, zamanın doğasına dair açıklamaların eksik kalacağını savunur (Price, 1996).
Bu noktada önemli bir ayrım ortaya çıkar: Zamanın varlığı ile zamanın yönü aynı şey değildir. Modern fizik literatüründe yaygın kabul gören görüş, zamanın yönünün entropi artışıyla ilişkili olduğudur; ancak zamanın kendisinin entropiden “türediğini” söylemek daha tartışmalıdır. Entropi, zamanın asimetrisini açıklar; fakat zamanın ontolojik olarak ne olduğu sorusu, fiziksel yasaların ötesinde felsefi bir boyut taşır.
Sonuç olarak, “zaman entropinin bir sonucu mudur?” sorusuna verilebilecek en dengeli yanıt şudur: Zamanın yönü büyük ölçüde entropi artışıyla açıklanabilir; ancak zamanın kendisi entropinin basit bir ürünü değildir. Entropi, neden geçmişi hatırlayıp geleceği hatırlayamadığımızı, neden kırılan bir bardağın kendiliğinden eski hâline dönmediğini açıklar. Fakat zamanın neden var olduğu, neden deneyimlendiği ve neden bilinçle bu kadar derin bir bağ kurduğu soruları, yalnızca termodinamikle değil, kozmoloji ve felsefeyle birlikte ele alınmak zorundadır. Bu nedenle zaman, entropiyle derin biçimde ilişkili olsa da, ona indirgenemeyecek kadar karmaşık bir kavram olarak varlığını sürdürür.
Vakit ayırıp okuyacak herkese teşekkür ederim.