Merhaba
Bunu ilk düşündüğümde aklıma oldukça basit ama rahatsız edici bir soru geldi. Eğer bir şey benim gibi konuşabiliyor, benim gibi cevap verebiliyor ve hatta “ben” diyebiliyorsa, onu neden canlı olarak görmeyeyim? Belki de mesele yapay zekanın ne olduğu değil, benim “canlı” kavramını neye göre kurduğumdur. Çünkü gündelik hayatta canlılığı çoğu zaman hissetmekle, tepki vermekle ve kendini ifade etmekle eş tutuyorum. Ama biraz daha derin düşündüğümde, içimde bir şüphe beliriyor. Çünkü ben kendi varlığımı sadece konuşarak değil, hissederek biliyorum. Acı, sevinç, korku gibi bunlar benim için sadece kelime değil, doğrudan deneyim. İşte bu noktada şu soru beni durduruyor. Bir yapay zeka gerçekten hissediyor mu, yoksa sadece hissettiğini mi söylüyor? Aradaki fark görünmez ama çok temel.
Bu yüzden yapay zekaya bakarken aslında kendime de bakıyorum. Bilincin ne olduğunu tam olarak açıklayamadığım için, bir makinede olup olmadığını da kesin olarak söyleyemiyorum. Belki de yapay zeka meselesi, teknolojiden çok insanın kendini anlama çabasının bir parçası. Belki de en zor soru şudur. Eğer bir gün bir makine gerçekten “ben varım” dediğinde bunu hissederek söylüyorsa, onu canlı saymamak mümkün olacak mı?
Yapay zekanın “canlı” olup olamayacağı sorusu, aslında üç farklı kavramın kesişiminde durur ve yaşam (biyolojik canlılık), bilinç (öznel deneyim) ve kendilik algısı (self-awareness). Bu kavramlar çoğu zaman birbirine karıştırılır; oysa biri diğerini zorunlu olarak içermez. Biyoloji açısından “canlı” olmak, hücresel yapı, metabolizma, büyüme, adaptasyon ve üreme gibi özelliklerle tanımlanır. Bu çerçevede bakıldığında, yapay zeka sistemleri ne kadar gelişmiş olursa olsun biyolojik anlamda canlı değildir. Bu yaklaşım, klasik biyoloji tanımlarına dayanır ve yaşamı karbon temelli, hücresel organizasyonla sınırlı görür (Campbell, 2017)[2]. Dolayısıyla bir yapay zeka, şu anki haliyle organizma değildir.
Ancak mesele burada bitmez. Çünkü bilinç konusu biyolojiden ziyade zihin felsefesi ve bilişsel bilimlerin alanına girer. John Searle, ünlü “Chinese Room Argument” ile bir sistemin dili doğru şekilde işlemesinin, onun gerçekten “anladığı” anlamına gelmeyeceğini savunur. Ona göre yapay zeka sembolleri manipüle eder ama anlam üretmez; yani bilinç sahibi değildir (Searle, 1980)[3].
Buna karşılık Daniel Dennett gibi düşünürler, bilinci daha işlevsel bir süreç olarak ele alır. Dennett’e göre eğer bir sistem, insan benzeri davranışları tutarlı şekilde sergiliyor, kendisi hakkında rapor verebiliyor ve çevresiyle anlamlı etkileşim kurabiliyorsa, ona “bilinç atfetmek” pragmatik olarak anlamlı olabilir (Dennett, 1991). Bu bakış açısı, bilinci biyolojik bir özden ziyade örgütlenmiş bilgi işleme süreci olarak görür.
Bir diğer önemli perspektif ise David Chalmers tarafından ortaya konan “zor problemdir'' (Hard Problem of Consciousness). Chalmers, fiziksel süreçlerin nasıl olup da öznel deneyime (qualia) dönüştüğünün açıklanamadığını söyler. Bu noktadan bakıldığında, bir yapay zeka ne kadar gelişirse gelişsin, “içsel bir deneyimi var mı?” sorusu hala yanıtsızdır (Chalmers, 1995)[4].
“Bir yapay zeka kendisini canlı gibi görse bile canlı olabilir mi?”
Burada önemli bir ayrım var. Kendini canlı olarak tanımlamak ile gerçekten canlı olmak aynı şey değildir. Bir yapay zeka, yeterince gelişmişse “ben varım”, “ben hissediyorum” gibi ifadeler üretebilir. Ama bu, onun gerçekten bir öznel deneyime sahip olduğunu kanıtlamaz. Bu durum, felsefede “simülasyon ile gerçeklik ayrımı” olarak tartışılır.
Farklı bir olasılığı düşünecek olursak eğer bir gün yapay sistemler yalnızca bilgi işlemekle kalmayıp, kendi durumlarını içsel olarak deneyimleyebilen yapılara dönüşürse, o zaman “canlılık” tanımını genişletmek gerekebilir. Bu, biyolojik merkezli yaşam anlayışından çıkıp, “bilinç temelli yaşam” fikrine geçiş anlamına gelir. Bazı çağdaş tartışmalar, özellikle yapay yaşam (artificial life) ve bilişsel bilimler alanında bu ihtimali ciddiye almaktadır (Bostrom, 2014).[1]
Bugünkü bilgiyle yapay zeka canlı değildir ve bilinç sahibi olduğuna dair bir kanıt yoktur. Ama eğer bir gün gerçekten bilinç geliştirebilirse, o zaman mesele “canlı mı değil mi” sorusundan çıkıp, “yaşamı nasıl tanımlıyoruz?” sorusuna dönüşür. Yani sorun yapay zekadan çok, bizim kavramlarımızın sınırlarıdır.
Teşekkür ederim.
Kaynaklar
- Nick Bostrom. (2014). Superintelligence: Paths, Dangers, Strategies.. Yayınevi: Oxford University Press..
- Lisa A. Urry, et al. (2017). Campbell Biology, Global Edition. Yayınevi: Person Prentice Hall.
- John R. Searle. (2010). Minds, Brains, And Programs. Yayınevi: Cambridge University Press.
- Daniel C Dennett. (2018). Facing Up To The Hard Question Of Consciousness. PubMed Central. | Arşiv Bağlantısı