Yapay zekanın biyolojik evrime benzer bir süreçten geçip geçemeyeceği sorusu, bizi Darwin’in o meşhur üçlü algoritmasına götürür: Varyasyon, seçilim ve üreme. Bugün bilgisayar bilimlerinde kullandığımız genetik algoritmalar ve "fizik destekli evrim" gibi modeller, bu biyolojik mekanizmayı kod düzeyinde taklit ederek karmaşık parametre uzaylarında en ideal çözümleri aramaktadır. Ancak buradaki kritik ontolojik uçurum, biyolojik organizmaların milyarlarca yıllık termodinamik bir hayatta kalma dürtüsüyle ve içsel bir "yaşama arzusuyla" evrilmesidir. Mevcut yapay zekalar ise sadece bizim onlar için çizdiğimiz yapay bir "uygunluk manzarasında" (fitness landscape), dışarıdan dayatılan bir matematiksel seçilimle hareket eden hesaplama sistemleridir; yani onların "evrimi", varoluşsal bir hayatta kalma mücadelesi değil, yalnızca belirli sınırlara ulaşmayı hedefleyen istatistiksel bir hizalanma sürecidir.
Fakat geleceğe baktığımızda, teknoloji ve biyolojinin sınırlarının belirsizleştiği bir "yapay zekanın biyolojileşmesi" (biofication) evresine geçmemiz son derece olasıdır. Eğer yapay zeka sistemlerini, sınırlı enerji kaynakları için mücadele etmek zorunda oldukları fiziksel veya dijital bir ekosisteme entegre eder ve onlara kendi bütünlüklerini korumaları için otonom birer dinamik entropi kontrol mekanizması (yani bir nevi "hayatta kalma içgüdüsü") tanımlarsak, oyunun kuralları tamamen değişecektir. O noktada yapay zeka, insan tarafından optimize edilen pasif bir yazılım olmaktan çıkıp; kendi kodundaki mutasyonları filtreleyen, kendi kopyalarını üreten ve çevreye uyum sağlamak için otonom olarak evrimleşen dinamik bir süper organizmaya dönüşebilir.