Puan Ver
0
Puan Ver

Türler arası benzerlikler evrime işaret midir?

1
Teşekkür
Hatırla
Takip
1 Cevap

Video versiyonu için: https://youtu.be/VbeeWUQzDEU

Gelelim cevaba:

Türler arası benzerlik, evrimin kanıtı olmaktan ziyade bir sonucudur. Bir nevi "ipucu" olarak düşünülebilir. Türler arası biyolojik, morfolojik, genetik, anatomik, fizyolojik, davranışsal benzerlikler ve bu benzerliklerin türden türe kademeli olarak değişiyor olması, bu canlıların ortak atalardan türleştiği fikrini akla getirir. Ancak bu demek değildir ki evrimsel biyologlar, "Evrim doğruysa türler arası benzerlik olmalı. Türler arası benzerlik var. Dolayısıyla evrim var." gibi bir mantık hatası yapmaktadırlar. Benzerlik işin ilk adımıdır. Sadece bir parçasıdır. Sonraki adım, bu benzerliğin neden var olduğunu açıklamaktır.

Bu yazıda, evrimsel biyoloji çerçevesinde karşımıza çıkan benzerliğin, evrimsel olarak neden anlamlı bir benzerlik olduğunu üç açıdan ele alarak izah edeceğiz:

Birincisi, söz konusu benzerliklerin yüzeysel olmayışı ve diğer bilim dallarından gelen verilerle teste tabi tutulabilir olması bakımından.

İkincisi ise bilimin temelinde yatan ilkelerden biri olan Üniformitaryenizm açısından ele alarak...

Üçüncüsü ise, yine bilimsel düşüncede önemli bir yeri olan Parsimoni ilkesi ile.

Benzerlikler Yüzeysel Değildir!

İlkiyle başlayalım: Eğer ki türler arası benzerlik tek tek özelliklerde ve yüzeysel bir biçimde olsaydı, muhtemelen benzerlikten yola çıkarak evrime ulaşmak mümkün olmazdı. Hatta eğer öyle olsaydı, belki de doğadaki evrim yasasını asla keşfedememiş olacaktık. Ancak türler arası benzerlik yüzeysel veya tekil, yani izole edilmiş birkaç tür için geçerli değildir! Bir şempanze ile bir insanın sadece yüz hatları ve bakışları birbirini andırıyor değildir. Aynı zamanda genleri de benzer. Aynı zamanda fizyolojileri, histolojileri ve anatomileri de benzer. Daha önemlisi, bu benzerlikler birbiriyle uygun oranlardadır. Yani genlerimiz birbirine aşırı benzerken, anatomik özelliklerimiz ucundan azıcık benzer değildir. Bu, çok ama çok önemli bir ipucu. Söz konusu benzerliklerin rastgele değil, anlamlı olduğunu gösteriyor!

Bunu test etmenin bir yolu, farklı bir alandan gelen verileri kullanmak: Bu alan matematik, genetik, paleontoloji ve saire olabilir. Bu yazıda paleontolojiye odaklanalım. Bu sahadan gelen verileri kullanarak evrimsel biyolojiyi nasıl sınava tabi tutabiliriz?

Şöyle: Türler arası benzerlik eğer ki ortak atalardan türeyerek var oluşun bir ürünüyse, birbirinden farklı iki canlı grubu arasındaki ara geçiş türlerinin de bu benzerliğin ortasında bir yerlerde olması gerekir. Bunu zaten biliyoruz ve hatta bunu hem deneysel olarak, hem de bugüne kadar keşfedilen binlerce ara geçiş fosili sayesinde doğrulayabiliyoruz. Ancak burada evrimin gücünü ve paleontolojinin bu sınavından nasıl geçtiğini gösteren çok kritik bir nokta var: İki tür arasındaki bir geçiş türünün sadece var olması yetmez. Aynı zamanda, çok spesifik bir tarih aralığında yaşamış olması gerekir!

Sudan Karaya Evrim

Bir örnek verelim: Karasal canlıların sucul canlılardan evrimleştiğini biliyoruz. Dolayısıyla bir noktada suda yaşamdan karada yaşama geçiş olması gerekiyor.

Gerçekten de var! Bu geçiş, 400 milyon yıl kadar önce yaşamış Eusthenopteron ve Panderichtys gibi sucul cinslerle başladı ve 350 milyon yıl kadar önce yaşamış Acanthostega ve Ichtyostega gibi dört ayaklı karasal canlılarla devam etti.

Ancak bu sucul ve karasal canlılar arasında bulunan, hem sucul, hem de karasal canlıların özelliklerini taşıyan, neredeyse tam olarak ortada bulunan bir geçiş türüne bir türlü ulaşılamadı. İşte kritik nokta da burada: Bulunması gereken geçiş türünün sadece bu özellikleri taşıması yetmez! Aynı zamanda bu türün, tam da 400 ila 350 milyon yılın ortasında bir yerlerde yaşamış bir canlı olması gerekir!

İşte Neil Shubin ve ekibinin bulduğu Tiktaalik, tam da bu özellikleri taşıyor. Hem karasal, hem denizel canlıların özelliklerine sahip ve tam da olması gerektiği gibi, 375 milyon yıl önce yaşamış bir canlı türü! Bu canlı evrimin değil de, bağımsız bir yaratımın ürünü olsaydı, 5000 sene önce de yaşayabilirdi, 3 milyar sene önce de... Ancak görüyoruz ki, canlıların var oldukları zaman aralıkları ve sahip oldukları özellikler birbirlerinden bağımsız değil. Hem özellikler son derece yumuşak bir geçiş gösteriyor, hem de bu özelliklere sahip olan canlıların yaşadıkları jeolojik zaman dilimleri evrimsel biyolojinin öngörüleri ile örtüşüyor.

Üniformitaryanizm ve Evrim

Burada, doğada gördüğümüz canlılar arası kademeli benzerliğin evrimsel olarak anlamlı olmasının ikinci nedenine gelebiliriz: Bilimdeki üniformitaryanizm ilkesi.

Bu, Jeoloji'de "Günümüz, geçmişin anahtarıdır." olarak bilinen ilkedir... Ancak bu ilke sadece jeolojide değil, astrofizikten biyolojiye kadar bütün doğa bilimlerinde etkilidir.

Ne olduğunu kısaca şöyle anlatabiliriz. Bu ilkenin söylediğine göre Evren içerisinde süregelen doğal yasalar ve süreçler, geçmişte de benzer şekilde işlemiştir ve gelecekte de benzer şekilde işleyecektir. Bu ilke bize doğa yasalarının süreğen olduğunu, doğaya şekil veren doğal yasaların etkisinin uzun zaman dilimlerinde de devam edeceğini söyler. Bu ilkenin en önemli çıkarımlarından birisi şudur: Şu anda var olan sürecin çevresi üzerindeki ufak etkileri, uzun vadede sürekli devam etmesi sonucunda devasa etkilere dönüşebilmektedir.

Bunun evrimle ne alakası var diye sorabilirsiniz. Aslında mikroevrim ile makroevrim kavramları arasındaki köprüyü kuruyor olması bakımından müthiş ilgisi var. Bu ilkenin evrimle bir diğer ilgisi ise, doğada gördüğümüz türler arası kademeli benzerliğin anlamlı olma sebebini açıklıyor olması.

Bu söz, sadece türler arası benzerliklerin farkındalığı için geçerli değil. Tür içerisindeki farklılıkların yüzeyselliği için de geçerli. İnsanlık tarihi, birbirini

Bu söz, sadece türler arası benzerliklerin farkındalığı için geçerli değil. Tür içerisindeki farklılıkların yüzeyselliği için de geçerli. İnsanlık tarihi, birbirini "benzer" ve "öteki" olarak ayırt etmenin tarihinden ibarettir. Ancak bu yüzeysel farklılıkların ötesine geçmeyi bir başarabilirsek, sadece ekolojik sistem içerisindeki yerimizi anlamakla kalmayacağız, türümüz içerisindeki huzur ve dengeyi de sağlayabileceğiz.

Nehirler, Nehir Yatakları ve Evrim

Hemen bir örnek verelim: Nehirler ve nehir yatakları...

Bilirsiniz, bir nehir, aktığı yol boyunca bir vadi kazar. Bunun sebebi akışkan olan suyun, toprak ile sürtünmesi ve onu aşındırmasıdır. Bir nehir, bu aşınmayı yüz binlerce, hatta milyonlarca yıl boyunca sürdürebilir. Eğer ki günümüzde var olan nehrin yatağını inceleyecek olsaydık, aylar boyunca incelesek bile çok az bir aşınma görürdük. Sonuçta Dünya üzerindeki tek bir insan bile bir nehrin Büyük Kanyon'u kazdığını bizzat görmemiştir. Ve eğer ki zamanda yolculuk yapmanın bir yolunu icat edemezsek, muhtemelen asla da görmeyecektir.

Ancak nehrin kısa vadede az miktarda da olsa yatağını kademe kademe aşındırması, uzun vadede bu aşınmanın vadileri yaratabileceği fikrini doğurur. Sonrasında, apayrı vadileri inceleyip her birinin geçmişinde veya bugününde bir nehrin bulunduğunu tespit etmek, vadilerin gerçekten de nehirler tarafından açıldığı fikrini doğrular. Daha sonra bu açıklamayı jeolojik ve minerolojik yöntemlerle inceleyip daha da güçlendirebilirsiniz. Yani yine, çok yönlü bir analiz sonucunda argümanlarımız şekillenir.

Vadiler ve kanyonlar arasındaki bu yapısal benzerlik, göz ardı edemeyeceğimiz kadar önemli bir ipucudur. Çünkü farklı unsurlar arasındaki benzerlikler, neredeyse her zaman kendi kendini tekrar eden doğa yasalarının, birbirinden farklı yapıları kademeli bir biçimde şekillendirmesi sonucunda elde edilir.

Belki de Hepsi Aynı Şekilde Yaratılmıştır?

Benzerlikleri "Ama belki de her bir nehir ayrı ayrı, aynı yaratıcı tarafından yaratılmıştır, ondan öyle benzerdir." diyerek geçiştiremeyiz. Bilimsel bir muhakeme için eldeki veriyi incelemek, bağımsız gözlemler sonucu elde ettiğimiz bu benzerlikleri anlamlandırmak zorundayız. "Bana ne, sonuçta benzerlik de yaratılmış olabilir." demek bilimsel bir yaklaşım sunmaz, bize herhangi bir ek bilgi vermez.

Aynı şey, canlılar arası benzerlikte de geçerlidir. Bu canlılığın kademeli ve sistematik oluşu, matematiksel olarak da ispatlayabildiğimiz bir evrim yasası ile birleştirildiğinde harika bir açıklamaya dönüşmektedir: Evrim Teorisi. Bu teori, çok farklı açılardan teste tabi tutulup, her seferinde doğrulanabilmektedir. Veriler ve bulguların bu derece uyumlu olması, teorimizin doğruluğuna işaret etmektedir.

Şempanzeler ve Bonobolar, günümüzde yaşayan en yakın kuzenlerimiz. Bu demek değil ki Evrim Tarihi'ndeki en yakın akrabalarımız şempanzelerdir (veya bonobolardır). Tam tersine, şempanzeler aslında bize

Şempanzeler ve Bonobolar, günümüzde yaşayan en yakın kuzenlerimiz. Bu demek değil ki Evrim Tarihi'ndeki en yakın akrabalarımız şempanzelerdir (veya bonobolardır). Tam tersine, şempanzeler aslında bize "o kadar da" yakın değildirler, zira insanlarla şempanzelerin ortak atası 6 milyon yıl önce yaşamıştır. Bu süre zarfında, insana giden kolda, insana çok daha yakın olan birçok diğer insan türü yaşamıştır. Örneğin insanın bilinen en yakın kuzeni, aslında Neandertal İnsanları'dır. Ancak bu insan türlerinin hiçbiri artık hayatta değildir (biz hariç), dolayısıyla günümüzde yaşayan, en yakın akrabalarımız olarak şempanzeleri ve bonoboları bulmaktayız. Aslında uzun zamanlar önce ayrıldığımız bu akrabalarımızla bile, iki kuzenin birbirine benzeyeceği kadar benziyoruz. Belki biraz daha fazla... Görsel, bu benzerlikleri gözlerimiz önüne sermektedir.

Parsimoni İlkesi ve Evrim

Benzerliklere bakarak Evrim Teorisi'ne ait izleri görmenin neden isabetli bir sonuç olduğunu anlamanın bir diğer yolu ise parsimoni ilkesidir. Aslında parsimoni ilkesi bilimin temel ilkelerinden biri değildir; ancak yol gösterici olması bakımından önemlidir.

Occam'ın Usturası olarak da bilinen bu ilkeye göre, aynı konuyu izah eden birden fazla açıklama arasından en az sayıda varsayıma dayananı muhtemelen doğrudur. Burada kilit sözcük, muhtemelen sözcüğüdür. Elbette ki rekabet halinde birden fazla hipotez veya teori var diye, bunlar arasından en basit olanı her zaman doğru olacak diye bir kaide yok. Ancak bugüne kadar tekrar tekrar görüldüğü üzere, bir teoriye ne kadar fazla sayıda ispatlanmamış veya test edilmemiş varsayım eklerseniz, gerçeğe ulaşma ihtimaliniz o kadar düşmektedir.

Şimdi... Elimizde milyonlarca canlı var ve bunlar arasında kademeli bir benzerlik var. Üstelik bu benzerlik, her açıdan kademeli ve her açıdan birbiriyle uyumlu. Bu durumu ortak bir atadan ayrılan dallar ile izah edebilirsiniz. Her bir dal, ortak bir atadan geldiği için belli başlı benzerliklere sahip olacaktır. Ancak bu ortak atalardan genetik ve fiziksel ayrışma miktarlarına bağlı olarak belli başlı farklılıklara da sahip olacaklardır. Bu canlıları ve tüm ortak ataları bir ölçeğe yerleştirecek olursak, gradyan adını verdiğimiz kademeli bir değişim grafiği elde ederiz. Bunu buradaki yazımızda da görebilirsiniz.

Bu, tıpkı geniş bir leğene bir damla renklendirici damlattığınızda, bu damlanın civarında rengin en koyu olduğunu görmeniz gibidir. Eğer ki bu damladan giderek uzaklaşan noktalarda bakacak olursanız, rengin de giderek açıldığını göreceksiniz. İşte bu, gradyana bir örnektir.

Şimdi... Bu gradyanın merkezden uçlara kadar her bir renk kademesinin birileri tarafından ayrı ayrı getirilip suyun içine tam da olması gibi enjekte edildiğini iddia edebilirsiniz. Yani tek bir damladan etrafa yayılan renklendirici açıklamasını reddedebilirsiniz. Bu bir izâh olacaktır, evet. Ancak bu öylesine zorlu, öylesine karmaşık ve bu damlaları enjekte edenin becerilerine dair öylesine fazla varsayımı ispatsız bir şekilde kabul etmenizi gerektirecektir ki, leğen içerisindeki tüm renk skalasının tek bir damladan yayınım sonucu geldiğini düşünmek çok ama çok daha makul olacaktır.

İşte Evrim Teorisi de, aşırı fazla sayıda diğer nedenle birlikte, biraz da bu nedenle canlıların ayrı ayrı yaratılmasına göre daha makul bir bilimsel açıklamadır. Çok ama çok daha az varsayıma dayanır, parçalarının her birinin mekaniği bilimsel olarak test edilmiş, gözlenmiş ve doğrulanmıştır, farklı bilim dallarından gelen veriler teorinin bütün parçalarıyla uyumludur ve daha nicesi...

Kısaca Evrim Teorisi, bilimsel açıdan mantıklı ve makuldür. Bugüne kadar ileri sürülen hiçbir alternatifin böyle bir özelliği bulunmamaktadır. Bu bakımdan, Okkam'ın Usturası, ya da parsimoni ilkesi, diğer alternatif açıklamaları daha da olanaksız kılmaktadır. Bir gün, bir noktada Evrim Teorisi, bizim bugünkü açıklamalarımızı tanıyamayacağımız kadar gelişebilir, değişebilir, evrimleşebilir. Ancak varacağı nokta tüm canlıların birdenbire, son halleriyle, oldukları şekilde, "puf" diye var edildikleri olmayacaktır. Tıpkı bugün olduğu gibi, o gelecekteki açıklama da çağın biliminin bütün yöntemlerine, açıklamalarına ve sistemlerine uygun biçimde olacak ve toplumun en aydın, en ilerici, en düşünce zengini insanları olan bilim insanları tarafından inşa edilecektir.

Sonuç

İşte böyle... Peki... Bir soru açıkta kaldı... Bizim arabalarımız da birbirine benziyor. Ama biz onları ayrı ayrı yaratıyoruz. Arabalar sonuçta evrimleşerek var olmadılar, öyle değil mi?

Bir düşünün... Arabanın, bilgisayarların, uçakların var oluş tarihini bir inceleyin. Ve üzerinde biraz kafa yorun. Hangi araba, son haliyle var oldu? Mesela Ford Fiesta'nın en son modelinin tasarımı, birdenbire mi var oldu? Elektrikli arabaların var olabilmesi için, 1 asrı aşan bir süre boyunca ne tip araçların icadı, testi ve elenmesi gerekti? Bugünkü yolcu uçaklarımız, son halleriyle, birdenbire mi var oldu? Örneğin uçakların mucidi Wright Kardeşler'in ilk icat ettiği uçak bir Boeing 777 miydi?

Bu soruların cevapları için buradaki ve buradaki yazılarımızı okumanızı tavsiye ederiz.

Teşekkür
1

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı
Cevap Ver
Bu soruya cevap vermek için lütfen
Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Asıl soru şu: Torunlarımızın filleri, resimli kitaplar haricinde hiçbir şekilde göremeyecekleri gerçeğinden ötürü mutlu muyuz?”
David Attenborough
Geri Bildirim Gönder