Bazen düşünüyorum da, insanların "Tanrı" dediği o kavram, tıpkı herkesin aynı gökyüzüne bakmasına rağmen farklı şekillerde yıldızları yorumlaması gibi... Kimisi en parlak yıldızın altındaki "kutup noktasına" yöneliyor, kimisi bildiğimiz Güneş'e bakıp onun tanrısallığını düşünüyor. Ama ben bu çeşitlenmeyi genellikle insanların kendi kültürel, psikolojik veya toplumsal ihtiyaçlarından kaynaklı bir yansıma olarak görüyorum.
Diyelim ki bir arkadaşım var, çocukluğundan beri dinî törenlerin içine doğmuş. Orada Tanrı'yı adeta bir baba figürü gibi tasavvur etmiş. Omzuna dokunup "Hadi evladım, iyi insan ol, güzel işler yap" diye seslenen, her an orada olan bir varlık. Bir başkası, ki bu da farklı bir şehirde başka bir aile içinde büyümüş olsun, Tanrı'yı daha uzak, soyut ve belki "kâinatı başlatan ilk hareket" gibi bir şey olarak görüyor. Üçüncü bir kişi ise, Tanrı'yı neredeyse bir "canlı bilgisayar" ya da "kozmik yazılım mühendisi" şeklinde kurguluyor; evrenin her noktasında kodları yazan, fizik yasalarını da o şekilde var eden bir güç…
Bana göre, şayet bir sistemin işleyişini açıklamak için fizik, kimya ve biyoloji denen muazzam bilimsel alanlara başvurabiliyorsak, tanrısal bir müdahale hipotezine pek gerek kalmıyor gibi hissediyorum. Nasıl ki Gödel'in Eksiklik Teoremi (ki matematiksel sistemlerin kendi içindeki tutarlılığı ve tamlığı sorgulayan efsanevi bir kuramdır) bize her kapıyı net bir şekilde açmıyorsa, evrende de belki henüz ulaşamadığımız veya tam çözemediğimiz noktalar var. Ama bu noktaları 'Tanrı var çünkü açıklanamadı' diye kapatmak, benim gözümde "eski bir binadaki yarığı kâğıt bantla kapatmak" gibi bir şey oluyor. Bantı yapıştırdın, evet; ama acaba temeldeki çatlağı gerçekten kapatabildin mi, yoksa göz ardı mı ettin?
Öte yandan inançlı insanların Tanrı algıları (örneğin Hristiyan, Müslüman, Hindu veya eski Yunan mitolojisine inanan biri ya da valhallacı artık meşrebine göre) hayli farklılık gösterebiliyor. "Bakın geçmişte şöyle şöyle olmuştu, işte birileri kurtulmuştu" diye anlatıyorlar. O anlatıda Tanrı, doğrudan mucizelerle devreye giren bir varlık konumunda. Bu da bazen sanki eski bir mahalle esnafının, "Bakkal amca olmasa yokluk içinde kalacaktık, Allah razı olsun ondan" demesine benziyor. Bir çeşit şefkatli koruyucu algısı... Ama bir diğer tarafta, mesela bazı Budist akımlarının "Tanrı" kavramı bile yoktur; orada daha çok evrenin ve zihnin doğasına yönelik, 'her şey değişir, her şey dönüşür' anlayışından bahsederler.
Evrenin oluşumunu açıklamak için kullandığımız en temel formüllerden bir tanesi, Einstein'ın ünlü enerji-kütle denkliği . Bu formül diyor ki, kütle ve enerji birbirinin farklı görünümleridir. Bu bakış açısıyla biz madde-enerji ilişkisinin tek bir "kozmik kaynağa" işaret ettiğini söyleyebiliriz ama burada "tek bir kaynaktan çıktı, o kaynağa Tanrı diyelim" demek, aslında bilimsel çerçevenin dışında bir tercih. Aynı şekilde, kuantum mekaniğinde dalga fonksiyonu dediğimiz (psi) ya da pisi pisi :) sembolü ile gösterilen olasılık dağılımı var. O dalga fonksiyonunun çöküşü, gözlemle ya da etkileşimle ilgili. Kimi, "İşte bak Tanrı gözlemliyor o yüzden çöküyor" diyor. Ben ise bunun, sadece doğanın rastgelelik içeren yapısının bir ifadesi olduğunu savunuyorum. Tanrısal bir gözleme gereksinim duymuyorum.
Canlılık ve özellikle insan bilinci, evrenin belirli kimyasal ve biyolojik yasalarının bir doğal sonucu. Yani Darwin'in evrim kuramı, genetik varyasyonlar ve doğal seçilimle oluşan türleşme süreçleri, zamanla "insan" dediğimiz karmaşık türü evriltmiş. O karmaşıklık, yine de bir "üst akıl" arayışına yol açabiliyor. Nasıl ki geriye doğru bakıp "DNA gibi muhteşem bir kodlama sisteminin arkasında bir programcı olmalı" düşüncesi popülerse, ben de şöyle derim: "Yanardağların püskürttiği lavlar, jeokimyasal süreçler içinde katalize olan amino asitler, milyarlarca yıllık seçilim ve mutasyon döngüleri sonucunda o denli karmaşık canlı sistemleri üretti ki, 'programcıya' gerek kalmadan bir yazılım benzeri düzen ortaya çıkabildi." Tıpkı suyun er ya da geç yolunu bulması gibi, yeterli zaman ve uygun koşullar sağlandığında, basitten karmaşığa doğru bir akış yaşanması hiç de şaşırtıcı değil.
Tabii, inançlı insanlar arasında Tanrı algısının bu denli çeşitlenmesi, bana göre insanların duygu ve düşünce dünyasındaki çeşitlilikle ilintili. Bir benzetme yapayım: Arabanın far ışığı yolda ne varsa aydınlatır ama gözlemcinin gözlüğünün rengine göre farklı algılar oluşur. Mavi filtreli gözlükte yollar biraz soğuk tonlu görünür, sarı filtreli gözlükte ise her şey sıcak ve güneşli gibi algılanır. Aslında yol aynıdır ama gözlükler farklıdır. Bence "Tanrı" konusu da biraz böyle: Birisi "sevgi dolu baba" olarak görür, diğeri "kâinatın sofistike mimarı" olarak görür.
Evrendeki düzenliliği ve olağanüstü karmaşıklığı açıklamak için bugüne kadar inşa ettiğimiz bilimsel teoriler gayet yeterli görünüyor. Henüz açıklayamadığımız noktalar elbette var, ancak bu boşluklara "Tanrı" etiketini yapıştırıp sorunu çözmüş gibi yapmak, şahsen bana pek mantıklı gelmiyor. Elimdeki verilerle konuştuğum zaman, "Tanrı" algısının daha çok kültürel, psikolojik ya da sosyal bir ihtiyaçtan türediğini düşünüyorum.
İnançlılara sorarsan ise, elbet işin derin manevî boyutlarından bahsedecekler, "iç huzur" veya "sonsuz yaşam" gibi vaatlerle Tanrı'nın varlığını hissediyorlar. Buna karşılık, ben "Hepimiz yıldız tozundan ibaretiz, ölümle birlikte bilincin sonlanması doğal süreçtir" diyorum. Tıpkı bir dalganın sahile vurduktan sonra geri çekilip suda kaybolması gibi. Dalga bir zamanlar vardı, sonra yok oldu; ama su orada kaldı. "Siz de bu evrenin geçici bir dalgasısınız, geride evren ve enerjisi kalacak" diyorum. Dolayısıyla inançlıların Tanrı algısı ile benim baktığım yer arasında gerçekten derin bir uçurum var. Yine de, herkesin kendi deneyimi ve yorumu birbirinden bağımsız filizlenip yeşeriyor, tıpkı iklim koşulları farklı olduğu için farklı bitkilerin yetişmesi gibi.
"Tanrı" kavramı inananlara apayrı renklerde ve hikâyelerde yansıyor. Bunu gözlemlemek, açıkçası insan türünün ne kadar yaratıcı ve sembolik düşünebilen bir varlık olduğunu hatırlatıyor bana. Fakat benim tarafımdan bakınca, bir açıklama uğruna (örneğin evrende düzeni sağlamak veya yaşama anlam katmak adına) "ilahi bir varlık" ortaya atmak yerine, halihazırdaki bilimsel bilgilerle yetinmek daha tutarlı geliyor. Bu benim yolum, tabii ki herkesinkine saygı duymak kaydıyla... belirli şartlar altında tabii :)