Merhaba
Bu soru, matematiğin ontolojik statüsüne ilişkin felsefi tartışmaların merkezinde yer alır ve tek bir kesin yanıtı bulunmaz. Bir görüşe göre matematik, doğanın yapısında zaten var olan düzenliliklerin ve nicel ilişkilerin insan zihni tarafından keşfedilmesi olmakla birlikte bu yaklaşım, matematiksel yapıların insan varlığından bağımsız bir gerçekliğe sahip olduğunu savunan platoncu çizgiyle uyumludur. Doğadaki simetri, oran, süreklilik ve sayısal düzenlerin, insan ortaya çıkmadan önce de geçerli olması bu bakış açısını destekler. Buna karşılık başka bir görüş ise matematiğin, insanın doğayı anlamlandırma çabasının bir ürünü olarak icat edildiğini ileri sürer ve burada matematik, fiziksel gerçekliğin birebir kendisi değil, onu betimlemek için geliştirilmiş soyut ve sembolik bir dil olarak görülür. Bilimsel pratikte ise bu iki uç yaklaşım genellikle iç içe geçer. Matematiksel kavramlar insan zihni tarafından inşa edilirken, bu kavramların doğayı olağanüstü bir doğrulukla betimleyebilmesi, sanki keşfedilmiş nesnel bir yapıya temas ediliyormuş izlenimi yaratır. Dolayısıyla matematiği ne bütünüyle saf bir keşif ne de yalnızca keyfi bir icat olarak görmek yeterlidir. Daha tutarlı olan, matematiği insan aklının inşa ettiği, fakat doğanın derin yapılarıyla güçlü bir örtüşme gösteren bir bilgi sistemi olarak değerlendirmek gerekir.[1]