Tekrar merhaba, bugün gelen bildirimle yine aklıma hoşunuza gidecek bir bilgiyi eklemek aklıma geldi. aydınlatma ürünlerinde CRI denilen bir kavram vardır. Açılımı Color Rendering Index. Türķçesi renk geri verim indeksidir. Tanımı bir aydınlatma ürünü yani lambanın ışığının ne kadar kaliteli olduğunu puanlar. Birimi yoktur. 0'dan 100'e derecelendirilir. Teorik olarak 100 tamamen açık havada güneşin tam öğlen 12'de verdiği ışıktır. Aydınlatma ürünleri eskiden 70 gibi çok düşük CRI'a sahipti. Özellikle sarı ampüller bu civardaydı. Fakat gelişen teknoloji ile LED'li aydınlatmalar'ın dandikleri bile 80 CRI, giyim mağazaları, market, laboratuar gibi ışığın kaliteli olması gereken yerlerde 90 CRI kullanılıyor artık.
CRI ışığın gücü ile ilgili değildir. Sarı bir ampülden bir odaya 20 tane de doldursanız aydınlatır ama iki yakın renkteki ipliğin renk tonunu ayırt etmekte çok zorlanırsınız.
Peki bunun nedeni nedir? Bildiğimiz gibi beyaz ışık içinde bütün renkleri barındırır. Yani idealde gözümüzün renk spektrumundaki bütün renk tonlarını barındırır. Fakat gerçekte aydınlatma ürünleri özellikle LED ürünlerinde birçok led markası vardır ve bütün dalga boylarını barındıramazlar. Bir üst yazımda bahsettiğim gonyofotometreler bir ışıkta hangi dalgaboylarının ne yoğunlukta bulunduğunu da ölçebilir ve ona göre bir CRI hesaplaması yapabilirler. [1] bu verdiğim sitede ortalama hangi dalga boylarının hangi aydınlatma ürününde ne kadar olduğunun grafik gösterimi ve örnekleri vardır, inceleyebilirsiniz.
Peki pratikte bunu nerelerde kullanabiliriz? Marketlerde unlu mamuller kısmında undan dolayı beyaz dalga boyunun yoğunlukta olduğu bir CRI tablosuna sahip bir aydınlatma ürünü kullanarak ekmeklerin daha güzel görünmesi sağlanır.
Yeşil rengin dalga boyunun yogun olduğu bir aydınlatma ürünüyle manav reyonundaki sebzeler daha taze gösterilebilir.
Kırmızı dalga boyunun (daha doğrusu pembemsi) yoğun olduğu bir aydınlatma ürünüyle etler daha taze daha kanlı canlı gösterilebilir. Eğer bir kasapta tezgahın üstünde pembemsi beyaz bir floresan görürseniz bilin ki bu taktik uygulanmıştır.
Laboratuar ve kumaşla ilgili atölyeler, müzeler, resim gibi sanat atölyelerinde ve boyahane gibi ortamlarda bütün dalga boylarının mümkün olduğunca hepsinin olduğu kaliteli beyazlar istenir. [3][2]
Bitkilerin uzamak için farklı dalga boylarına, yanlara yayılmak için farklı dalga boylarına ihtiyaçları vardır. Şu an hatırımda değil ama atıyorum uzamak için kırmızı, yanlara büyümek için mavi dalga boyu ihtiyacı olsun. Kişi tercihine göre farklı dalgaboyları tercih edebilir.
Bir giyim mağazasından kıyafet alırken mağazada çok güzel görünüp evde denediğinizde gözünüze o kadar da güzel görünmemesinin nedeni bu CRI'dır. Çünkü mağazarda 90 CRI kullanırlar ve hem ışığın yoğunluğu fazladır hem de söz konusu kumaş olduğu için kaliteli ışık kullanmak zorunludur. Fakat evinizdeki aydınlatmalar çoğunlukla bu kadar kaliteli değildir. Size farklı görünür evde.
Bir detay daha vardır o da kamaşma endeksi. Yeşil bir yaprağın tüm yüzeyine belli bir oranda ışık çarptırabilirsiniz. Yüzey bir noktadan sonra fazla ışığı kabul etmeyecek yani soğurmayacaktır. Soğuramadığı kısımdaki ışıklar bize parlama olarak dönecektir. Bu durum özellikle eskiden LED üreticileri tarafından müşteriyi kazıklama amaçlı kullanılırdı. Ama artık pek böyle bir durum kalmadı. Olay aydınlatma elemanının tek bir noktasından gereğinden fazla ışık ürettirilerek çok ışık üretiliyor yanılgısı oluşturulmasıydı.
Her parlayan ışık çoktur anlamına gelmez. Burada açılar devreye girer. 10 derece bir lens ile gönderilen ışık insanın gözünü alır ama 10 derecelik bir ışık saçar. 60 derecelik bir ışık 60 derecelik bir alanı aydınlatır fakat 10 derece kadar uzağa gidemez. Bu yüzden her parlayan ışık çoktur diyemeyiz. Bu ışığın toplanma sorusudur. 10 derece ışık kalitesizdir anlamına da gelmez. Bir binanın dışına süs olarak ışık koyacaksanız aşağıdan vurduğunuz ışığın yukarı kadar varabilmesi ideal olandır. Bu yüzden çoğu zaman bina dışına 10 derece ya da 5 derece gibi lensler ile odaklama yapılır ki uzağa varabilsin ışık. Fakat bir otoyolda belli aralıklarla aydınlatma direği dikmeniz gerekli. Bu yüzden yanlara mümkün olduğu kadar fazla ışık atmak istersiniz ki iki direk arası mesafe uzasın ve daha az direk dikerek tasarruf edelim. Hatta bunun için gudiş geliş ayrı olan bir otoyolda karşı şeritlere gidecek ışık da gitmesin ki ordaki ışığı da toplayıp yanlara verelim istenir. Bu yüzden dairesel lrnsten ziyade asimetrik lens kullanımı yaygındır bu tür projelerde. Yani ışık atıyorum yatayda 120 derece dikeyde 30 derece olabilir. [2]
Merhaba, ben aydınlatma sektöründe çalışan ve ışığın özelliklerini incelemeyi de seven birisiyim.
Öncelikle ölçüm yönteminiz yanlış ya da eksik. Gözle hangisinin daha çok aydınlattığını anlayamazsınız. Daha doğrusu matematik ve fizik bilmeden bunu anlayamazsınız.
Siz sadece altta kalan ve sarı ışığa nazaran boyu daha az görünen mavi-mor ışığı gördünüz. Alev yukarı doğru çıktıkça kızıl olur yani soğurur, enerjisini kaybeder. Fakat alt kısımda başka bir şey var. Boşluk görürsünüz bazen. Özellikle kibritlerde havada duran bir alev görürsünüz. Aslında o boşlukta da bir ışık var fakat bizim sensörümüz olan gözümün görme sınırını aştığı için göremiyoruz alttaki ışığı. Çünkü uv dalgaboyu oluyor artık o boşluk.
Diyelim ki mavi bölge 1 cm. sarı bölge 2 cm, en tepedeki kızıl bölge 3 cm uzunluğunda. Fakat ne demiştik, mavi bölgenin enerjisi daha fazla ve giderek havada enerjisini kaybediyor. O zaman bunun anlamı ben 1 cm maviye 100 birim enerji sığdırıyorum. 2 cm maviye 10 birim enerji sığdırıyorum, 3 cm kızıla 1 birim enerji sığdırıyorum. 2+3= 5 cm uzunlukta 10+1= 11 birim enerji varken 1 cm uzunlukta 100 birim enerji var. Bu biraz 1 litre civa mı daha ağırdır yoksa 1 litre bakır mı daha ağırdır sorusu gibi. Hacime değil özkütleye bakmak lazım, ışığın boyuna değil birim mesafede taşıdığı ışık miktarına bakmamız lazım.
ikinci bir konu ise piyasada çok ısı veren çakmaklar görmüşsündür. 15-20 cm alev atar fakat hepsi mavidir. Bunun sebebi de muhtemelen kullanılan gazın birim zamanda ne kadar enerji ürettiği ile ilgili. Demek ki her madde aynı oranda enerji açığa çıkarmıyor. Bu da neden nükleer bombalarda 1 kilo bakır değil de 1 kilo zenginleştirilmiş uranyum patlattıkları sorusuyla aynı cevaptır. Çünkü uranyumdan daha fazla enerji açığa çıkar.
Peki bu alevin özelliklerini matematiksel bir hesaba dönüştürebilir miyiz? Evet dönüştürebiliriz. Bunun için aydınlatma ürünleri yani lambalar gonyofotometre denilen bir aletin içine koyulur. Küre 360 steradyan olarak ışığın kuvvetinin (akı) kaç cm'de ne kadar düştüğünü, dalga boylarını falan hepsini hesaplar. [1] daha sonra ies denilen bir bilgisayar dosyası çıktısı verir. Her lambada (aydınlatma ürününde) ışığın ne kadar mesafede ne kadar ışık kaybettiği durumu farklıdır. [2] nolu kaynaktan aşağılarda örnek bir ışık eğrisi tablosunu görebilirsin. Sen gördüğün eğriden bir şey anlamayabilirsin fakat bu eğrileri okumayı bilen birisi ışık lambadan çıktıktan sonra yanlara doğru kaç metre uzanıyor, dikeyde yükseklik olarak ne zaman pik yapıp azalıyor hepsini 3 boyutlu olarak kafasında canlandırabilir.
Çok uzattım ama aslında ilgini çekecek bir örnek daha var elim de. James webb teleskobunu muhtemelen biliyorsun. Çok zayıf olan radyo dalgalarını yakaladığını da okumuşsundur? Peki neden elektromanyetik spektrumda en yüksek olan gama ışını değil de en zayıf olan radyo dalgası yakalıyor? Çünkü çakmak aleviyle aynı mantık. ilk galaksilerden çikan yüksek enerji daha çabuk bir alt enerjiye geçiyor ama daha uzun mesafe kaydediyor. Aslında bunun bir yarıçapının karesi gibi bir hesabı da var fakat tam mantığını ben de şu an hatırlayamıyorum. Enerji mesafenin karesi kadar düşüyordu sanırım. Bu yüzden bütün spektrumu görebilseydik, 2 cm mavi, 4 cm sarı, 16 cm kızıl gibi gibi bir hesabı var.