Evet, mümkün. Yapmamız gereken şeyleri bilsek de nasıl yapılacağını bilmiyoruz sadece. Gerekli kök hücre sentezi sağlanabilir ve bunu insan vucüdunda bir şekilde oluştarabilirsen, telomer kısalmasının önüne geçebilirsen (aslında doğada bu konular zaten bulunduğu için sadece bunları insan vücudunda birleştirme ve tasarlama problemi kalıyor) biyolojik olarak ölümsüz aşamasına gelebilirsin. Tabi bu yeterli değil, evet vücudun kendini sürekli yeniliyor ve yaşlanmıyor olabilirsin ama bu, yanında bir bomba patlayıp 3215 parçaya bölündüğünde de geçerli değil. Diyelim böyle bir son olmadı ve başka bir şekilde öldün, bu sefer de hayata geri gönderelibelirsin. Tabi bunun içinde köpekleri hayata döndürebilen deneyin insan üzerinde sorunsuz bir şekilde çalışması lazım (bknz. robert cornish).
Tüm bunlara rağmen bence, ölümsüzlük zihnimizi aktarmakta geçiyor. West World dünyası gibi zihnimizi, robotlara aktarabilme hayali gerçekleşebilir mi bilmiyorum ama gerçekleşirse işte o zaman tamamen ölümsüzlüğü bulduk demektir, en azından teorik olarak. Tabi bunun nasıl yapılacağı da hala merak konusu.
Asıl konuya gelirsek, gerçekleştirilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Zira kusursuz olma arzusuyla yanıp tutuşan, kimyasal fenomenlerle çevrili, maymundan birazcık gelişmiş biz insanlar, hükmetme arzusuyla doluyuz. Ölümsüz bir bedene sahip olunca bu hırsın tükeneceğinden söz edilse de basic narrow intelligence seviyedeki bir canlı da bunun her zaman olacağını düşünüyorum. Yani, yine her şeyi elde etme hırsında olacağız ve yine Dünyayı ve (belkide ölümsüzlüğü bulacak seviyeye gelinceye kadar gelişen teknolojiyle) Evreni yoketmeye çalışacağız.
Öncelikle bu soru bizi zorunlu olarak mitokondrilerin yapısına anlamaya itiyor.Çünkü mitokondrilerin yapısını tam anlamıyla kavrarsak eğer o zaman hücrelerin yaşlanmalarına ilişkin bir fikrimiz olur.Bugün geldiğimiz noktada sınırlı bilgilerimizle bir şeyler yapmaya çalışıyoruz.Bundan 300-400 yıl önce yaşam ömrü ortalaması 50-60 arası iken bugün bu ortalama, ülkelerin gelişmişlik düzeylerine göre 70-80 arasına çıkmıştır.Belki bir gün ölümsüzlüğe ulaşamayacağız ancak ona epsilon kalan yaklaşacağız.Tabii burada ölümsüz olmak ve sonuçlarını düşündüğümüzde; ölümlü olmak çok daha iyidir.Ölüm dünyanın en güzel keşfi.Yenilerin eskilerin yerini almasından daha interaktıf ne olabilir?
Ölümsüzlük, ölümden muaf olan sonsuz yaşamdır; bitmeyen varoluş. [2] Bazı modern türler biyolojik ölümsüzlüğe sahip olabilir.
Bazı bilim adamları, fütüristler ve filozoflar, insan vücudunun ölümsüzlüğü hakkında teorileştirdi, bazıları insan ölümsüzlüğünün 21. yüzyılın ilk birkaç on yılında ulaşılabileceğini düşündürüyor. Diğer savunucular, yaşamın genişlemesinin kısa vadede daha ulaşılabilir bir hedef olduğuna inanıyor ve ölümsüzlük daha fazla araştırma atılımını bekliyor. Yaşlanmanın olmaması, insanlara biyolojik ölümsüzlük sağlar, ancak hastalık veya fiziksel travma nedeniyle ölüme karşı savunmasızlık sağlamaz; her ne kadar zihin yüklemesi mümkün olduğunu kanıtlarsa çözebilir. İç endoimmortalite sürecinin önümüzdeki yıllarda teslim edilip edilmeyeceği, daha önce araştırmaya (ve ölümsüzleştirilmiş bir hücre hattı yoluyla endoimmortalite durumunda nöron araştırmasında) bağlıdır ve belki de ikinci durumda beklenen bir hedeftir. [3]
Dini bağlamda, ölümsüzlüğün Tanrı'nın (veya diğer tanrıların) iyilik gösteren ya da ilahi yasayı takip eden insanlara vaatlerinden biri olduğu söylenir. Bitmeyen bir insan yaşamının nasıl bir biçim alacağı ya da maddi olmayan bir ruhun var olup olmadığı ve ölümsüzlüğe sahip olup olmadığı, dinin yanı sıra spekülasyon ve tartışma konusu da ana odak noktası olmuştur.
Yaşam uzatma teknolojileri, gençleşmenin tamamlanması için bir yol vaat ediyor. Cryonics, yeterli tıbbi gelişmeleri takiben ölülerin gelecekte yeniden canlandırılabileceği umudunu ortaya koymaktadır. Hidra ve düzlemsel solucanlar gibi yaratıklarla gösterildiği gibi, bir canlının biyolojik olarak ölümsüz olması gerçekten mümkün olsa da, yakın gelecekte insanlar için mümkün olup olmayacağı bilinmemektedir.
Zihin yükleme, beyin durumlarının bir insan beyninden benzer işlevsellik sağlayan alternatif bir ortama aktarılmasıdır. Sürecin mümkün ve tekrarlanabilir olduğu varsayılarak, bu, Ray Kurzweil gibi fütüristler tarafından öngörülen orijinal beynin hesaplanmasına ölümsüzlük sağlayacaktır. [4]
Hastalık teorik olarak teknoloji ile aşılabilir. Kısacası, bir organizmanın vücudunu etkileyen anormal bir durumdur, vücudun tipik olarak doğal makyajıyla uğraşmak zorunda kalmaması gereken bir şeydir. [8] İnsanın genetik anlayışı, daha önce tedavi edilemeyen hastalıkların sayısız tedavisi için tedavilere ve tedavilere yol açmaktadır. Diğer hastalıkların zarar verdiği mekanizmalar daha iyi anlaşılmaktadır. Hastalıkları erken teşhis etmek için sofistike yöntemler geliştirilmektedir. Önleyici tıp daha iyi anlaşılmaktadır. Parkinson ve Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıklar yakında kök hücre kullanımı ile tedavi edilebilir. Hücre biyolojisi ve telomer araştırmalarındaki atılımlar kanser tedavisine yol açmaktadır. AIDS ve tüberküloz için aşılar araştırılmaktadır. Tip 1 diyabet ve belirli kanser türleriyle ilişkili genler keşfedildi ve yeni tedavilerin geliştirilmesine izin verildi. Doğrudan sinir sistemine bağlanan yapay cihazlar körlere geri dönebilir. Birçok başka hastalık ve rahatsızlığı tedavi etmek için ilaçlar geliştirilmektedir.
Biyolojik ölümsüzlük yaşlanmanın olmamasıdır. Özellikle, kronolojik yaşın bir fonksiyonu olarak ölüm hızında sürekli bir artışın olmamasıdır. Yaşlanmayan veya bir noktada yaşlanmayı bırakmayan bir hücre veya organizma biyolojik olarak ölümsüzdür.
Biyologlar, Hayflick sınırı ile sınırlı olmayan hücreleri tanımlamak için "ölümsüz" kelimesini seçtiler, burada hücreler DNA hasarı veya kısalmış telomerler nedeniyle artık bölünmez. İlk ve hala en yaygın olarak kullanılan ölümsüz hücre çizgisi, 1951'de rızası olmadan Henrietta Lacks'in malign servikal tümöründen alınan hücrelerden geliştirilen HeLa'dır. 1961 Leonard Hayflick çalışmasından önce, Alexis Carrel tarafından geliştirilen yanlış inanç vardı. tüm normal somatik hücreler ölümsüzdür. Hücrelerin yaşlanmaya ulaşmasını engelleyerek biyolojik ölümsüzlük elde edilebilir; DNA'nın sonunda bir "kapak" olan telomerlerin hücre yaşlanmasının nedeni olduğu düşünülmektedir. Bir hücre telomeri her böldüğünde biraz kısalır; sonunda aşındığında hücre bölünemez ve ölür. Telomeraz, kök hücrelerde ve kanser hücrelerinde telomerleri yeniden yapılandırarak sonsuz sayıda kopya yapmalarına izin veren bir enzimdir. [10] Henüz kesin bir çalışma telomerazın sağlıklı dokuların yaşlanmasını önlemek için insan somatik hücrelerinde kullanılabileceğini göstermemiştir. Öte yandan, bilim adamları, insan yaşam beklentisini uzatmanın bir başka adımı olan, reddedilme riski olmayan organ nakillerine izin vererek kök hücrelerin yardımıyla organları büyütmeyi umuyorlar. Bu teknolojiler devam eden araştırmaların konusudur ve henüz gerçekleştirilmemiştir. [11]
kalp atışı hızlanırsa yenilenme hızlanır ama ölümsüzlük mümkünatı azdır ancak yaşlanma yavaşlayabilir yani silah vb. ölümlerde ölüm garantidir (vurulan bölgeye bağlı) ancak kalp atışıda belirli bir süre hızlanır veya belirli bir yere kadar hızlandırılabilir
Ölümsüzlük, sonsuz yaşam, ölümden muaf olma, bitmeyen varoluştur.[1] Bazı modern türler "biyolojik ölümsüzlüğe" (Turritopsis dohrnii, ayrıca bilinen adıyla ölümsüz denizanası, biyolojik olarak ölümsüz bir denizanası türüdür.[1][2] Küçük bir denizanası türü olan dohrnii, Akdeniz ve Japonya sularında yaşar. Bu tür, denizanalarının son yaşam evresi olan medusa evresine ulaştıktan sonra denizanalarının yaşam döngüsündeki ilk aşama olan polip formuna geri dönebilir ve bu süreç, sonsuza kadar devam edebilir[3] ve tür, bu sayede biyolojik olarak ölümsüz olur.[4]) sahip olabilir. Ölümsüz denizanası benzeri canlılar ise biyolojik ölümsüzlüğe sahiptir, yani gerekli koşullar oluşturulduğu takdirde teorik olarak sonsuza dek yaşamlarını sürdürebilirler.[2][3]
Ölümsüzlük tam anlamda mümkün olamaz çünkü evren bile sonsuz değildir. Evren bile bir şekilde bozulacak nedeni entropi yasasıdır. Fakat bazı fütüristler 2029 yılında insanların ömrünün uzatılabileceğini çoğu hastalığın durdulabileceğini hatta ömrümüzün çok yaşlıyken bile uzatılabileceğini ön görüyor.