Bir çok kişinin yaşadığı ancak üstünü kapatmakla meşgul olduğu bir konu.
Bir yandan bu korkuyu bilimsel arka planıyla susturduğunu zannetse de bir çok kişi tam da derinden hissediyor bu korkuyu.
Öncelikle yaşamın kendisini doğru ve derin bir anlayışla değerlendirmek yerine, öylesine bir fenomen olarak algılayan bir bakış açısı, bundan feragat etme zorunluluğunu egosal olarak kabullenemeyecektir. Haz Ödül - Acı Ceza ikilemlerinde kalarak ölümü ikinci uç deneyim olarak ele alarak yaşamdan aldığı tadı sabote edecektir.
Bizim yaşamımızı, bakış açımız oluşturuyor.
Bu nedenle bir şeylerin detaylı bilgisine sahip olmak, o kavramların üzerimizdeki etkisini yönetmemizi sağlamıyor. Keşke bir vurgu özelliği olsaydı da bu cümleyi vurgulayabilseydim.
Ölüm korkusuyla yüzleşmeye çalışmak, unutmaya çalışma çabası (kendini sabote etme), temelde yaşamı doğru yorumlayamamakla ilgilidir. Neden buradayım? Yaşam misyonum nedir? Gibi temel soruları cevaplamaya odaklanmak yerine kendini bir makine gibi düşündüğünde kişi değer yitimi yaşar ve elinde olup kaybetmek zorunda olma ikileminden çıkamaz.
O zaman cevap nereye geldi? BEN konusuna. Ben kimim? Ben neyim?
Ana sorularımız bunlar. Bunlar cevaplanmadan (yapay kurgusal öğretilmiş hap bilgilerle değil) yaşam ve ölüm ile ilgili bakış açılarımız derinleşmeyecek. Burada ÖZNE, BENim. Özne, BENim. Bu nedenle yaşamımı da inşa edecek olan, ölümümü de inşa edecek olan benim. Tatmin olmuş, yaşamla kurduğu etkileşimi derinleştirmiş biri olarak kolaylıkla da veda edebilirim, korkuyla, telaşla, egosal tutulmalarla, isyanla da veda edebilirim bu yaşama. Mimar benim çünkü. Özgür irade seçimi nihayetinde bireysel. Sığındığım bilgi değil, elde ettiğim farkındalık beni derin bağ kurmaya taşıyacak.
Kaynaklar
- Engin Geçtan. Yaşam Ve Ölüm / Life And Death. Alındığı Tarih: 31 Ekim 2024. Alındığı Yer: Dergipark | Arşiv Bağlantısı