Müzik kulaklarımıza çarptığı an beynimiz harekete geçer. Beynimizdeki işitsel ve motor sistemleri yakından bağlantılıdır, bu nedenle bir ritim duyduğumuzda, vücudumuz içgüdüsel olarak onunla senkronize hareket etmek ister. Bu fenomenin nöral entröment olarak adlandırılmasıdır. Beynin sinirsel aktivitesini dış ritimlerle senkronize etme doğal yeteneğidir. Yani bir ritim duyduğumuzda, beynimiz onunla eş zamanlı hareket etmemizi bekliyor.
Bu yüzden en sevdiğiniz şarkıya eşlik etmekten kendinizi alamıyorsunuz ya da iyimser bir şey duyduğunuzda kafa sallama dürtüsünü hissedersiniz. Ritim kelimenin tam anlamıyla fiziksel bir tepkiyi tetikler ve hareket etmemeyi neredeyse imkansız kılar. Sanki ritim vücudumuza sesleniyor, bizi harekete geçmeye çağırıyor.
Müzik hızlı bir tempoya sahip olduğunda, kalp atış hızını ve enerji seviyelerini artırabilir, bu da ritim tutmak istemenizi sağlar. Daha yavaş, daha yatıştırıcı melodiler bizi sakin hissettirebilir ve daha nazik bir ritim tutmaya teşvik edebilir. Özünde, müzik sadece duygusal bir şey hissetmemizi sağlamaz. Bizi fiziksel olarak da etkiler.
Müzik, hepimizi birbirine bağlayan evrensel bir dildir ve bizi, bedenimizi ve ruhumuzu, dinlediğimiz sürece hareket ettirmeye devam edecektir. [1]